• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    yerçekimi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-06-2005
    Mesajlar
    2,691
    Karizma Gücü
    7

    Tolstoy'a Mektup ve cevabı

    2 Mart 1909

    "Bizim çok sevdiğimiz hocamız Lev Nikolayeviç!

    Mektubumla sizi rahatsız ettiğim için, size karşı özür dileyecek söz bulamıyorum. Biliyorum ki, benim gibi sizden akıl almak isteyenler çoktur. Bütün bunlara bakmayarak ben de size müracaat ediyorum. Çünkü hayat benim karşıma gücümün yetmediği bir konu çıkarmıştır. Ben kısaca isteğimi size anlatmaya çalışacağım. Ben elli yaşındayım. Üç çocuk annesiyim. Kocam da Müslüman'dır. Ancak nikâhımız kanunidir (yani dinî nikâh yapmadık). Çocuklarımız Hıristiyan dinine inanıyorlar. Kızım on üç yaşında, oğlumun biri yirmi üç yaşında ve Petersburg Teknoloji Enstitüsü'nde okumaktadır. Diğeri yirmi iki yaşında, o da Moskova'daki Alekseyev Askeri Okulu'nda subaydır. Oğullarım, babalarının dinine geçmek için benden izin istiyorlar. Ben ne yapmalıyım? Ben biliyorum ki şimdi bu mümkündür. ve aynı zamanda bizde yaşayan yabancı vatandaşlarla kötü ilişkileri de biliyorum. Onlarda bu fikrin uyanmasına sebep küçük ailevi meseleler değil. Ne maddi çıkar beklentisi, ne de makam mevki tutkusu da onları bu konuya sevk etmiyor. Ancak karanlıkta kalan Tatar (Azeri-Türk) halkına yardım etmek maksadını taşıyorlar. Onların halkla birleşip kaynaşmasına ve yardımlaşmasına dinleri engel oluyor. Ama ben korkarım ki, kendi düşüncemle onları kötü bir yola sevk edeyim. Ben kendi derdimle baş başayım... Ah... Eğer ben kendi dertlerimi ve çektiklerimi, savaşlarımı size yazabilseydim... Ben kendi evlâtlarını delicesine seven bir annenin gözyaşları ile yazıyorum.
    Artık azaptan aklımı yitirmiş halde sizden akıl isteme durumuna geldim. Siz, yalnız siz, kendi aklınızla hayatımızın bugünkü şartlarından bunun nasıl neticeleneceğini duyabilirsiniz. Benim derdim size küçük ve basit görünebilir. Ancak bana dehşetli azaplar vermektedir.
    Lev Nikolayeviç, siz bize, bizim gibi küçük insanlara hiçbir zaman yürekten gelen değerli tavsiyelerinizi esirgemediniz. Bunu bildiğim için cesaret edip sizi kendi isteğimle rahatsız ettim. Beni teselli ateşine atın. Çok çok özür dilerim ki sizin kıymetli vaktinizi aldım. Bu adımı atmaya beni mecbur eden şey delicesine analık sevgisidir."
    Bütün kalbiyle size bağlı olan

    Yelena YEFİMOVNA VEKİLOVA
    Tiflis, Uçebnıy Pereulok I, Ev 8.


    Lev Tolstoy'un Cevabı

    Tolstoy, 15 Mart 1909 yılında "Yasnaya Polyan"dan gönderdiği cevap niteliğindeki mektubunda şöyle diyordu:

    "Yelena Yefimovna (Vekilova)'ya
    Sizin oğullarınızın Tatar halkının bilgilenmesine yardım etme arzusunu takdir etmemek olmaz. Böyle olduğu halde Muhammed'in dinini kabul etmenin de ne derece lâzım olduğunu da anlatamam. Genellikle size demeliyim ki, hükümete itiraf etmeden, insanın hangi dine mensup olması hakkında kime olursa olsun artık kendinin bilgi vermesini gerekli sayıyorum.
    Buna göre de sizin oğullarınızın Muhammed'in dinini Hıristiyanlıktan üstün tutarak kabul etmeleri yani bir dinden başka bir dine geçmeleri hakkında kimseye bilgi vermeleri gerekmez.
    Belki bu zaruridir. Fakat ben bu konuda bir şey diyemem. Ona göre de sizin evlâtlarınız bu konuda hükümet organlarına haber verip vermemeleri hakkında kendileri karar vermelidirler.
    Müslümanlığın Hıristiyanlık karşısındaki üstünlüğüne ve özellikle sizin evlatlarınızın hizmet ettikleri maksadın âlicenaplığına gelince, bu konuya bütün kalbimle katılıyorum. Hıristiyan ideali ve öğretisini, onun hakiki manasında, her şeyden üstün tutan bir insan için bunu söylemek ne kadar garip olsa da demeliyim ki, Müslümanlığın kendine has dış görünüşüne göre Kilise Hıristiyanlığından kıyas kabul etmez derecede üstün durması, bende hiçbir şüphe doğurmuyor. Eğer ki, bir kimsenin karşısına kilise Hıristiyanlığı veya İslâm dinine girme hakkında bir tercih koyulsa, o zaman her bir akıllı adam, mürekkep ve anlaşılmaz ilâhiyatın üç sıfatlı Allah'ın, günah çıkarma merasiminin, dinî ayinlerin, İsa'nın anasına yalvarışın, mukaddeslerin ve onların resimlerine sayısız hesapsız ibadetlerin yerine, hükümleri bir Allah'ı ve peygamberi olan İslâm dinini, şüphesiz ki üstün tutar. Bu başka türlü de olamaz. Ayrı ayrı fertlerin, bütün insanlığın ve bütün insanların hayatının esasını teşkil eden dinî şuurun mükemmelleştiği (olgunlaştığı) gibi, hayatta her şey gelişir ve mükemmelleşin Dinin gelişip mükemmelleşmesi ise, onun adeleşmesinden, anlaşılmasından ve onu anlaşılmaz yapan her şeyden kurtulmasından ibarettir. Dini hakikatlerin, onu anlaşılmaz yapan her şeyden kurtarılması en eski zamanlardan beri dinlerin esasını koyan düşünürler tarafından hayata geçirilmiştir. Böylelikle bize malum olan bütün dinlerin hepsinden önce böyle yüce ve yüksek din anlayışı, Veda'nın (Veda-Hinduizm) kitaplarında, daha sonra Musa'nın, Buda'nın, Konfüçyüs'ün, Lao Tzu'nun, Hıristiyanlık ve Muhammed'in Öğretilerinde verilmiştir.
    Dini, onun eski kaba manasından kurtarıp, daha derin, sade ve akla uygun hakikatlerle değiştiren bütün yeni din hadimleri (hizmetçileri/tebliğcileri) büyük adamlar olmuşlardır. Fakat sırf büyük adam olduklarındandır ki, hakikati olduğu gibi, bütün aydınlığı, derinliği ve sadeliği, saflığı ile eski yanlış fikirlerinden kurtarılmış şekilde ifade edememişler. Bu kimselerin hata yapmayacakları, onların bütün söylediklerinin tekzip edilmez asıl gerçekler olduğu farz edilse bile, onların kendisinden çok çok aşağıda bulunan şakirtleri/'öğrencileri, hakikati bütün derinliği ile anlamadan, onu daha gösterişli ve herkes için uygun hale getirme arzusu ile ona pek çok gereksiz eklemeler, özellikle acayip şeyler karıştırdıklarından, herkesin gerçeği görmesi oldukça zor olur. Gerçeğin din tarafından böyle tahrifi ne kadar çok itiraf edilmişse, bu tahrifler o kadar çok artmış, neticede dine hizmet edenler tarafından keşfedilmiş asıl hakikat karanlıkta kalmıştır. Buna göre de en eski dinlerde gerçeği gizleyen mucize ve uydurmalar her şeyden çoktur. Bu, en çok en eski dinde, Brahman dininde, ondan az Yahudi dininde, ondan az Buda, Konfüçyüs, Taoizm dinlerinde, onlardan daha az Hıristiyan dininde ve nihayet en az, en son din olan İslâm dininde vardır. Bu bakımdan Müslümanlık en elverişli durumdadır. İslâm dini, onda harici, tabii olmayan ne varsa, hepsini atsa ve öz temeline Muhammed'in dinî -manevi öğretilerinin esaslarını koysa- tabiidir ki, bütün büyük dinlerin esasları ve özellikle, gerçeği itiraf eden Hıristiyan öğretilerinin esasları ile birleşir.(*)
    Siz böyle uzun uzadıya yazıyorum ki, siz benim fikirlerimi oğullarınıza ulaştıracaksınız ve bu fikirler de onların güzel düşüncelerini hayata geçirmeye yarayabilirler. Dinin mahiyetini teşkil eden büyük hakikatlerin, onu karanlıklaştıran her şeyden temizlenmesine yardım etmek, insanın yapabileceği en güzel işlerden biridir. Eğer sizin evlâtlarınız bu işleri ailevi bir görev hesap etseler, o zaman hayatları dolu ve tam olacak.
    Bilmiyorum, Müslümanlıkta benim bildiğim, yüksek esaslı hakikatleri gizleyen yanlış fikirlerden ve mevhumlardan kurtarılmasına hizmet ettiklerini iddia eden iki öğreti sizce ve sizin evlatlarınızca biliniyor mu bilinmiyor mu?

    (Buna göre söz konusu her iki grup, araştırılmış ve hâlâ
    da araştırılmaktadır. Bunlardan biri İran'da çıkmış sonra Türkiye'ye geçmiş olan ve orada yerleşmeye çalışan Bahaîlik'tir. Bahâilik, Akka'da yaşayan Bahaullah'ın oğlunun adından yola çıkılarak kurulmuştur. Ancak bütün insanlık için bir olan sevgi dinini kabul eden bu dinî mezhep, ibadetin hiçbir şeklini kabul etmiyor!*)
    İkincisi, Kazan'da ortaya çıkmış, taraftarları, kendilerini
    kurucularının adıyla adlandırıp kendilerine "Allah'ın ordusu"
    veya "Vaisovçular" diyorlar. Bunlar da inancın aslını
    sevgide görürler ve sevgiye zıt olan her şeyden uzak dururlar. Bu mezhep veya tarikat da takip edilmekte, rehberleri yakalanıp hapse atılmaktadır.)

    Eğer benim düşüncelerim hiç olmasa bir şeye yarasalar,
    siz veya oğullarınız kendi faaliyetleri hakkındaki kararlarını
    bana bildirseler çok memnun olurum."
    Lev TOLSTOY

    -----
    'Kalbimizde Allah'ın nuru vardır,
    onun adı da vicdandır.'
    Tolstoy
    ------

    'Müslümanlık Hıristiyanlık
    karşısında üstündür.'
    Tolstoy
    --------
    'Muhammed her zaman Evangelizm'in (Hıristiyanların) üstüne
    çıkıyor. O, insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir
    tutmuyor. Müslümanların Allah'tan başka ilâhı yoktur ve
    Muhammed onun peygamberidir. Burada hiçbir
    muamma ve sır yoktur.'
    Lev Nikolayeviç TOLSTOY


    [Görülüyor ki, Tolstoy'u annenin yazdığı mektup çok heyecanlandırmıştır.
    Bunu dört sayfalık ve acele yazılan mektubundan
    anlamak mümkündür. Lev Tolstoy'un, "Müslümanlığın
    kendine has dış görünüşüne göre kilise Hıristiyanlığından
    kıyas kabul etmez derecede üstün durması bende
    hiçbir şüphe doğurmuyor" cümlesi, onların aile ıstırabına
    son veren bir cevap olur. Mektup, ailede hüküm (emir) gibi
    okunup kanun gibi kabul edilir.]

    kaynak:

    Yazar: Tolstoy
    Kitap Adi: Hz. Muhammed
    Yayınevi: karakutuyayınları

  2. #2
    SempatiQQ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-07-2006
    Mesajlar
    519
    Karizma Gücü
    0
    tamam tolstoy böyle birşey söylemişse onun adına sevindim lakin bunun bu kadar büyütülecek konu olacak birşey olduğunu sanmıyorum çünkü oda bizim gibi bir insan. Ha sokaktaki bir adam islamla şereflenmiş ha o.
    herkes bu hayata tutunmak için kendine afyon buluyor...

    futbol... sans oyunları... seks... müzik....aşk... siyaset... kurtarıcı olma...

    mal mülk sahibi olma... güç gösterisi...

    asıl önemlisi... biz inananların afyonunu hor görüyorsun ama
    acep kendi afyonunun farkındamısın

    kendi afyonunu söylede bakalım hangimiz.... daha gülünecek durumdayız....

  3. #3
    yerçekimi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-06-2005
    Mesajlar
    2,691
    Karizma Gücü
    7
    evet haklısın bak konuda bende sana katılıyorum biz başka dinden biri kendi dinimizi seçtiği zaman aman allahım onu göklere çıkarmakta üstümüze yoktur. hatta olmayanları bile
    Prens Charles yada Will Smith gibi adamları da nerdeyse müslüman yaptık. ama benim burada değinmek istediğim konu şuydu ki kitabın tamamını okuduğunuzda Tolstoy gibi bir Dünya edebiyatçısının böyle bir kitap yazma isteği duymasıdırki o zamanın yeni kurulmuş SSCB'si ateizmle inançsızlıklarla ya da koyu hristiyanlıklarla dolu olduğu bir dönemde ele almasıdır. ve ben burada Tolstoy'un müslüman olduğuna dair hiçbir kelime göremiyorum. sen hangi cümle içerisinde gördün yazarsan sevinirim. islamı ovmek demek müslüman olmak değildir. ben sadece burada önyargılı bakma olayına değinmek istedim. yani tamam Tolstoy'mu sovyetmi kesin ateist ya da inançsızdır gibilerinde yaklaşımları bugun birçok kişi üzerinde de konuşuyoruz maalesef. ama sonuçlar ortada biraz daha dikkatli olmalıyız.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. YÖK'ün Cevabı
    2005 Konuları bölümünde atasagun tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 21.11.05, 01:29

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •