• Reklam
1 sonuçtan 1 --- 1 arası gösteriliyor

Konu: Imf

  1. #1

    Kayıt Tarihi
    15-02-2007
    Mesajlar
    11
    Karizma Gücü
    0

    Imf

    • IMF INTERNATIONAL MONETARY FUND
    • Uluslararası Para Fonu, ya da daha çok bilinen kısaltmasıyla IMF (International Monetary Fund), global finansal düzeni takip etmek, borsa, döviz kurları, ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak, aynı zamanda teknik ve finansal destek sağlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyondur. 1944 yılında Amerika'nın New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods'da kurulan ve 1947'de fiilen çalışmaya başlayan milletlerarası ekonomik meselelerle uğraşan bir teşkilatdır.
    • IMF'nin fonksiyonları
    • Dünya para meselelerinin çözülmesi için milletlerarası işbirliği sağlamak;
    • Milletlerarası ticaretin dengeli şekilde gelişmesini üye devletlerin tam istihdama ve yüksek büyüme hızına ulaşmasına imkan hazırlamak;
    • Ödemeler bilançosu güçlüklerinin çözümünde yardımcı olmak;
    • Kambiyo istikrarını kurmak ve tek taraflı develüasyonlara mani olmak;
    • Çok taraflı dış ödemeler sisteminin kurulmasını sağlamak.
    • Bu gayeleri sağlamak için fona üye ülkelerin girmiş olduğu bazı taahhütler de şunlardır:
    • Dış turizm de dahil olmak üzere dış ticaret muamelelerinde döviz kontrol ve tahditlerini önlemek;
    • Milli para biriminin altın veya dolar olarak paritesini tespit ve fona tescil ettirmek;
    • Fona tescil edilen pariteyi değiştirmemek ve ancak tediye bilançolarındaki bünyevi değişikliklerde, çok zaruri hallerde develüasyona gitmek (% 10'a kadarki develüasyonlar da muhtar kılınmış, aşan miktarlardaki develüasyonlar için izin alma keyfiyeti getirilmiştir.);
    • Üye ülkelerin altın mukabilinde döviz alıp satabilmeleri, müstahsil ülkelerin altın satmaları serbest bırakılmıştır.
    Dünya Bankası (The World Bank)
    Dünya Bankası dünyadaki kalkınma yardımı kaynaklarının en büyüklerinden birisidir. Temel odak noktası, en yoksul insanlara ve en yoksul ülkelere yardım etmektir. Banka mali kaynaklarını, çok iyi eğitilmiş uzmanlarını ve geniş kapsamlı bilgi tabanını gelişmekte olan ülkelerin istikrarlı, sürdürülebilir ve herkesi yararlandıran bir büyüme yolunda yardım etmek için kullanmaktadır. Dünya Bankası’nın Türkiye’deki misyonu ekonomik kalkınmayı sürekli ve dengeli bir yola oturtarak insanların yaşam koşullarını iyileştirmektir
    DÜNYA BANKASI PARAYI NEREDEN ALIYOR?
    IBRD, Dünya Bankası'nın esas borç verme organı, parasının çoğunu genellikle mali kurumlar, emeklilik fonları ve diğer kurumsal para yöneticileri ve bunun yanı sıra merkez bankalarına AAA-dereceli Dünya Bankası tahvilleri satmak suretiyle dünya mali piyasalarından elde eder. Ancak, diğer kurumların aksine, Dünya Bankası kar amacı gütmez – yüksek kredi reytingini, kredi alan gelişmekte olan ülkelere düşük faizle finansman aktarmada kullanır.
    Tüm Dünya Bankası kredilerinin yaklaşık dörtte birini oluşturan IDA fonları, en yoksul ülkelere faizsiz kredi ve hibe sağlar. Yaklaşık 40 bağışçı IDA kolaylığını – yoksul ülkelere faizsiz yardımda dünyanın en büyük kaynağı – her üç yılda bir tazeler, böylelikle onların programlarını sürdürmelerini sağlar.IDA aynı zamanda bağışçı ülkelerden ve diğer uluslararası kuruluşlardan yardımı harekete geçirir ve koordine eder.

    Conceived during World War II at Bretton Woods, New Hampshire, the World Bank initially helped rebuild Europe after the war. Its first loan of $250 million was to France in 1947 for post-war reconstruction. Reconstruction has remained an important focus of the Bank's work, given the natural disasters, humanitarian emergencies, and post¬conflict rehabilitation needs that affect developing and transition economies.
    Today's Bank, however, has sharpened its focus on poverty reduction as the overarching goal of all its work. It once had a homogeneous staff of engineers and financial analysts, based solely in Washington, D.C. Today, it has a multidisciplinary and diverse staff including economists, public policy experts, sectoral experts, and social scientists. 40 percent of staff are now based in country offices.



    ÇİFTE VERGİLENDİRME NEDİR

    Bu şekilde iki defa vergi almak vergi adaletini ve eşitliğini bozmakta ve modern vergileme ilkelerine de ters düşmektedir. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları ile gelirin, ikamet veya kaynak ülkelerden yalnızca birinde vergilendirilmesi veya vergilendirme hakkının her iki ülke arasında bölüşülmesi konularında düzenlemeler yapılmakta ve bu yolla gelirin her iki ülkede birden vergilendirmesi engellenmektedir.

    Çifte vergilendirmeyi önleme yöntemleri nelerdir?

    Devletlerin vergilendirme yetkilerini yasalarla, tek yanlı olarak sınırlandırmaları, hukukî anlamda çifte vergilendirmeyi önlemek için başvurulacak ilk yöntemdir.
    Vergilendirmede ikamet ilkesini kabul eden devletler, gelir veya servetin kaynağı olan devletlerin vergilendirme yetkisini tanıxxxxx, çifte vergilendirmeyi önleyecek tedbirleri alabilirler. Bu konuda iki anayöntem vardır; mahsup yöntemi ve istisna yöntemi.
    Mahsup yönteminde, vergilendirmede ikamet ilkesini kabul eden devlet, vergiyi, yükümlülerin gerek ülke içinde gerek ülke dışında sahip olduğu kaynaklar üzerinden hesaplar; fakat, yabancı ülkede ödenmiş olan vergi, hesaplanan toplam vergiden mahsup edilir. İstisna yönteminde ise, vergi, yalnız ülke içinde sahip olunan kaynaklar üzerinden hesaplanır.
    Türk vergi yasalarında, çifte vergilendirmenin önlenmesi için, vergilendirme yetkisini sınırlandırıcı hükümlere yer verilmiştir. Buna göre, Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinde, Türkiye'de yerleşmiş olanlar ile resmî daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye'de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup, adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları tam mükellef sayılmışlar ve bunların Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların toplamı üzerinden vergilendirilecekleri belirtilmiştir. Yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşlarından, bulundukları memleketlerde elde ettikleri kazanç ve iratları dolayısıyla, Gelir Vergisine veya benzeri vergiye tabi tutulmuş bulunanlar, anılan kazanç ve iratları üzerinden ayrıca vergilendirilemezler. Bulunduğu ülke dışında üçüncü bir ülkede elde edilen gelirler ise, elde ettiği ülkede vergilendirilmiş olsa bile, Türkiye'de de vergiye tabi tutulur, yabancı ülkede ödenen vergi, Türkiye'de hesaplanan vergiden Gelir Vergisi Kanununun 123 üncü maddesi hükmüne göre mahsup edilir. Devletlerin vergilendirme yetkilerini tek yanlı olarak yasalarla sınırlandırmaları çifte vergilendirmeyi tamamen önlemek bakımından yeterli olmamaktadır. Devletler, uluslararası anlaşmalarla vergilendirme yetkilerini karşılıklı olarak sınırlandırırlar. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları genellikle Gelir, Servet, Veraset ve İntikal Vergileri alanlarında yapılır. Bu anlaşmalar iki taraflı ya da çok taraflı olarak imzalanabilir; ancak, iki taraflı anlaşmalar çok daha yaygın olarak kullanılmaktadır.
    Uluslararası vergi anlaşmalarının amacı, sadece çifte vergilendirmenin önlenmesi değildir. Bu anlaşmalarda devletlerin malî idareleri arasında işbirliği ve bilgi alışverişine ilişkin hükümler de yer alır. Uluslararası vergi kaçakçılığı bu yoldan önlenmeye çalışılır. Ülkemizde, Maliye Bakanlığı, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarına temel olmak üzere bir anlaşma modeli hazırlamıştır. Türkiye, Avusturya ve Norveç'le Gelir ve Servet Vergilerinde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması imzalamış ve bu anlaşmaların yasayla onaylanmaları uygun bulunmuştur. Bu anlaşmalarla, Türkiye Cumhuriyeti anlaşmaların düzenleme alanına giren konular bakımından vergilendirme yetkisini sınırlandırmıştır. Örneğin, her iki antlaşmayla da, gayrimenkul sermaye iratlarının, malların bulunduğu âkit devlette vergilendirilmesi kabul edilerek, Gelir Vergisi Kanununun bu konuya ilişkin hükümlerine, antlaşmaların kapsamı açısından değişiklik getirilmiş olmaktadır.
    Bu antlaşmalarda, bilgi alışverişlerine ilişkin hükümler de yer almıştır. Bu antlaşmalarda, ne OECD modeline ne de Türk modeline tam olarak uyulmuştur. Ülkemiz, 1987 yılından sonra, bir kısım Asya ve Afrika devletleri ile Hollanda, İngiltere, Fransa, Almanya gibi Avrupa devletleriyle çifte vergilendirmeyi önleme antlaşmaları imzalamış ve bu antlaşmalar yürürlüğe girmiştir.
    Ülkemiz ile Yunanistan arasında sermaye, teknoloji ve hizmet hareketlerinin geliştirilmesi, her iki devletin de refahına katkıda bulunacaktır. Bu hususlara ilişkin hareketlerin geliştirilmesinde, çifte vergilendirme nedeniyle ortaya çıkan sorunların çözümü önem arz etmektedir. Bu amaçla, iki ülke arasında, 2 Aralık 2003 tarihinde Ankara'da, Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmayla, kişilerin, aynı gelir üzerinden iki devlette birden vergilendirilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amacı sağlamak üzere vergileme hakkı, gelir unsurları itibariyle ikamet edilen veya kaynak devletlerden birine bırakılmakta veya bu mümkün olmazsa, iki devlet arasında paylaştırılmaktadır. Böylece, âkit devletlerden birinde yatırım yapan, teknoloji veya hizmet sunan, diğer devlette ikamet edenlerin, o devletin mükelleflerine göre daha ağır vergilendirilmesine engel olunmakta ve teşebbüslerin, risk almadan önce ileride karşılarına çıkacak her türlü vergiyle ilgili mükellefiyeti hesaplayabilmeleri sağlanmaktadır. Çifte vergilendirmenin âkit devletlerde önlenmesiyle, Yunan yatırımcılar için Türkiye'nin, Türk yatırımcılar için ise Yunanistan'ın daha cazip hale geleceği tabiîdir. Ayrıca, antlaşmayla, iki ülkenin vergi mevzuatları arasındaki farklılıkların yaratmış olduğu sorunlar asgarîye indirilmekte, gelecekte olabilecek vergi kanunları değişikliklerine karşı yatırımcıların hakları güvence altına alınmaktadır. Türkiye'nin, bugüne kadar, akdettiği çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının 50'si yürürlükte bulunmaktadır.
    Yukarıda temel özelliklerini açıkladığımız anlaşmanın imzalanarak yürürlüğe girmesi halinde, ülkemizde bulunan 67 Yunan şirketinin, Yunanistan'da da 8 Türk şirketinin sayılarının artmasının beklendiği; ayrıca, ülkeler arasındaki ekonomik, ticarî, sosyal ve kültürel ilişkilerin gelişmesinin yanında, her iki ülkenin de yakınlaşmalarında tarihî bir adım atılacağı
    VERGİ CENNETLERİ
    VERGİ CENNETLERİ : [23]
    Vergi cenneti (tax haven) şu şekillerde tanımlanabilmektedir;
    • Vergi cennetleri, ya çok düşük vergi oranları uygulayan ya da hiç uygulamayan devletler için kullanılan bir terimdir[24];
    • Vergi cennetleri, vergi mükelleflerinin vergiden kaçınmasını sağlayan ve işlemlerin gizli şartlar altında yapılabilmesine olanak veren bir yargısal düzenlemedir[25];
    • Vergi cennetleri, genellikle düşük vergi oranlarının uygulandığı, ticari gizlilik taşıyan ve çoğunlukla off-shore finans merkezleri olarak bilinen yerlerdir[26];
    Günümüzdeki vergi cenneti uygulamalarının şekillenmesine II. Dünya Savaşı’ndan önce İsviçre’de başlatılan uygulamalar öncülük etmiştir. Savaşın patlak verdiği dönemde, Rusya, Almanya, İspanya, Güney Amerika ve Balkan ülkeleri sermayelerini, savaşın neden olduğu politik ve sosyal karmaşanın etkilerinden korumak amacıyla İsviçre’deki banka hesaplarına yatırmışlardır. Savaş, gerçekten de ülkelerin ellerinde kalan sermayenin tümünü alıp götürmüştür. Savaş sona erip barış sağlandığında Kuzey Amerika ve bütün Avrupa’da savaşın neden olduğu yıkımları telafi ve tamir etmek ve kamusal harcamaları karşılamak için vergiler kaçınılmaz olarak artırılmıştır. Diğer ülkelerin, sermayelerini İsviçre’deki bankalara aktarmaları İsviçre’nin önemli bir finans merkezi olmasını sağlamış ve İsviçre bu fırsatı iyi değerlendirerek ülkeye gelir sağlamış bu nedenle de herhangi bir vergi artışı yapılmamıştır. Bu dönemden sonra, o gün için adlandırılamamış olsa da bugün anladığımız anlamdaki vergi cenneti kavramı ve uygulamaları önemli bir yer edinmeye başlamıştır. Aslında 1930’larda Kanada ve Amerikan vatandaşları, Bahamalar’ı servetlerini değerlendirmek için bir sığınak olarak kullanmaya başlamışlardır. Ancak onların kullandığı yöntem, İsviçre’deki gibi modern ve yasal bir yol değil, Amerikan mafyasının yasal olmayan yöntemiydi.
    İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında bir çok Amerikan bankası, Caribbean vergi cennetini oluşturmuş ve bu tarihten sonra da diğer vergi cenneti ülkeler mantar gibi türemeye başlamıştır[28],[29].
    Bu gelişmeler üzerine, teorik açıdan kesin bir tanımı yapılamasa bile vergi cennetleri ile ilgili olarak 1960’lardan itibaren bir çok ülke, vatandaşlarını vergi cenneti işlemlerinden men amacıyla kendilerine özgü bir takım ulusal tanımlamalar geliştirmiştir. Federal Almanya 1960’lı yıllarda konuya dikkat çekmiş ve yürütülen çalışmalar sonucunda 1972 yılında kabul edilen bir yasa ile vergi cenneti sayılan ülkeler liste halinde ilan edilmiştir[30].
    Vergi cenneti olarak nitelenen ülkeler, yine bu tarihlerde Avustralya ve Japonya tarafından da liste halinde ilan edilmiştir. Japonya’da ayrıca 1978’de kabul edilen bir yasayla vergi cennetlerinin tanımı da yapılmıştır[31].
    Japonya’nın tanımında “her tür veya sadece belli türdeki kurum kazançlarının tabi olduğu vergi yükünün Japonya’daki kurumlarınkine kıyasla önemli ölçüde düşük bulunması” ölçü olarak alınmıştır[32]. 1970’li yıllarda İngiltere ve Fransa herhangi bir liste yayınlamamakla birlikte vergi cennetleri ile ilgili olarak benzer tutumlar sergilemişlerdir. Diğer pek çok ülke de vergi cennetlerine ilişkin sorunları ele almış ancak herhangi bir yasal tanımlamaya gitmemişlerdir[33].
    1960’lardan 1990’lı yıllara gelindiğinde aradan geçen otuz yıllık sürede dünyada çok şey değişim ve gelişim göstermiş ve tabii ki vergi cenneti olarak nitelenen ülkeler (tercihli vergi rejimleri ve zararlı vergi rekabeti gibi uzantılarla birlikte) de bu süreyi kendi lehlerine olmak üzere çok iyi değerlendirmişlerdir. Bu olgudan bütün dünya ülkelerinin zarar görmeye başlamasıyla birlikte 1996 yılında OECD konuya el koymuş ve vergi cennetleri ile ilgili olarak ilk ciddi çalışmaya bu tarihten itibaren başlanmıştır. 1996 yılındaki bu girişimden sonra OECD tarafından 1998 yılında (1998 Raporu olarak anılan) “Harmful Tax Competition -An Emerging Global Issue” (Zararlı Vergi Rekabeti – Yükselen Global Bir Konu), 2000 yılında (2000 Raporu olarak anılan) “To-wards Global Tax Co-Operation: Progress in Identifying and Eliminating Harmful Tax Practices” (Küresel Vergi İşbirliğine Doğru: Zarar Verici Vergi Uygulamalarını Tanımlama ve Elimine Etmede İlerlemeler), 2001 yılında (2001 Raporu olarak anılan) “The OECD’s Project On Harmful Tax Practıces: The 2001 Progress Report” (OECD’nin Zararlı Vergi Uygulamaları Projesi: 2001 Yılı İlerleme Raporu), 28 Şubat 2002’de List of Unco-operative Tax Havens (İşbirliği Yapmayan Vergi Cenneti Ülkeler Listesi) yayınlanmış ve 1996 yılından itibaren vergi cennetleri ve bu şekilde nitelenen ülkelerdeki tercihli vergi rejimleri ile bu uygulamaların neden olduğu zarar verici vergi rekabeti üzerine gidilerek bunların ortadan kaldırılması ya da en azından birtakım uluslararası standartlara oturtulması konusunda çalışmalar yapılmıştır.
    WTO
    KURULUŞ VE FONKSİYONLARI
    WTO, 1 Ocak 1995’te kurulmuştur. Uruguay Round’a taraf olan ülkeler 15 Aralık 1993’te görüşmeleri tamamlamış ve Fas’ın Marakeş kentinde Nisan 1994’te “Nihai Karar” bakanlar tarafından imzalanmıştır. 15 Nisan 1994’te ilan edilen Makareş Deklerasyonu, Uruguay Round’u görüşmelerini onaylamış ve Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) altında gerçekleştirilen yedi görüşmenin “dünya ekonomisini güçlendirdiği ve daha fazla ticaret, yatırım, istihdam ve gelir artışı sağladığı”nı ilan etmiştir. WTO, Uruguay Round’u görüşmelerinin şekillendiği ve bir anlaşmadır ve GATT’ın devamıdır.
    WTO, sadece üyelik açısından (1994 sonunda 128 üye) GATT’tan fazla değil, aynı zamanda, uygulandığı ticari faaliyetler ve ticaret politikalar açısından da daha geniş bir alanı kapsamaktadır. GATT, sadece mal ticaretini kapsarken, WTO mal, hizmetler ve fikri mülkiyet hakları olarak da bilinen “fikir ticareti”’ni de kapsamaktadır.
    WTO’nun esas fonksiyonları; topyekün olarak WTO’yu oluşturan çok taraflı ticaret görüşmelerini yönetmek ve uygulamak, çok taraflı ticaret görüşmelerinde bir forum olarak görev yapmak, ticari anlaşmazlıklarına çözüm aramak, milli ticaret politikalarını denetlemek ve bu amaçlarla global ekonomik politika yapımında görevli uluslararası kuruluşlarla işbirliğine gitmektir.
    WTO anlaşması, tarımdan, tekstile ve konfeksiyona, hizmetlerden fikri mülkiyet hakları kurallarına kadar, değişik alanlarda 29 ayrı metinden oluşmaktadır. Bunlara ilave olarak WTO üyelerine ilave sorumluluklar ve taahhütler yükleyen, ilave 25 deklerasyon, karar ve anlaşma da bulunmaktadır. WTO kuralları geleneksel olarak hassas sektörler olarak kabul edilen tarım malları ticareti ve tekstil ve konfeksiyon ürünlerini de kapsamaktadır. Tarım da kabul edilen kurallar piyasaya giriş şartlarını, yerli üretimi destekleme kurallarını, ihracat teşvik uygulamalarını ve gıda güvenliği, bitki ve hayvan sağlığı kurallarını içermektedir. Tekstil ve konfeksiyon’da yeni kurallar Çok Elyaflılar Anlaşması’ndan sonra 10 yıllık bir geçiş dönemi ile WTO kurallarına dahil olacaktır.
    Hizmetler ticaretindeki ilk anlaşma; üyelerin kapsamı, milli uygulamalar ve piyasaya giriş konularındaki yükümlülüklerinden bahsetmekte ve hizmetler ticaretinin daha da liberalleştirilmesi hususunda genel bir çerçeve çizmektedir. Devam eden görüşmeler hali hazırda finansal hizmetlerde piyasaya giriş taahhütleri, temel iletişim sektörleri, deniz nakliyatı ve insanların sınırdan sınıra geçişi hakkındadır. Görüşmelerde diğer bir ilk de fikri mülkiyet haklarının ticaretle ilgili yönüdür (TRIPS). Bu anlaşma, sadece telif hakları, patent hakları gibi yeni fikri mülkiyet haklarını dile getirmekle kalmamakta, ayrıca coğrafi işaretler, endüstri dizaynı, ticaret markaları ve ticaret sırları ve know-how (süreç bilgisi) haklarını da koruma altına almaktadır. Mal ticaretinde WTO kuralları, anti-damping uygulamaları, teşvikler ve karşı uygulamalar, gümrük uygulamaları ve ithalat lisansı konularını da kapsamaktadır. Kurallar, şayet bu uygulamalar gündeme geldiğinde ne gibi kuralların tatbik edileceğini de açıklamaktadır.
    Yukarıda değinilen anlaşmalarla pek çok basit ve temel ilkeler hep birlikte yeni çok taraflı ticaret sistemini meydana getirmektedir. GATT'ın ana kuralları, üyeler arasında ve ithalat ile yerli üretim arasında ayırım yapmayı yasaklamaktadır. Mesela Madde I " En Çok Kayırılan Ülke " (MFN) fıkrasında her hangi bir ülkenin bir ülkeye uyguladığı imtiyazın başka ülkelere uygulanandan daha az olamıyacağı belirtilmektedir. Ayırım yapmamanın bir diğer şekli de "ulusal muamele"'dir ve mallar bir piyasaya girdiğinde en az yurt içinde üretilen mallar kadar kayırılabileceği belirtilmektedir.
    Tarife İndirimleri
    GATT'ın 1948'de kuruluşunu takiben ortalama tarife seviyesi toplam yedi görüşmeyle kademeli olarak indirilmiştir. Uruguay Round bu başarılara bir yenisini eklemiştir. Ortalama tarife seviyeleri önemli ölçüde düşerken genel bağlı tarife seviyeleri de önemli miktarda artmıştır. Tarife indirimleri yoluyla piyasaya giriş taahütleri Uruguay Round'unda toplam 22.500 sayfalık ulusal tarife listelerinde yer almaktadır.
    Pek çok kısımda beş yılda tamamlanacak olan tarife indirimleri gelişmiş ülkelerin sanayi ürünleri tarifelerinde toplam % 40’lık bir indirim sağlayan, ortalama % 6,3 olan tarifeleri, % 3,8’e indirmektedir ve gelişmekte olan ülkelerden yapılan sanayi ürünleri ithalatı değer olarak % 20’den % 44’e çıkaracaktır. Tarife yapısının daha yüksek kısmında yer alan ve % 15’in üzerinde tarifeleri kapsayan tüm kaynaklardan gelişmiş ülkelere yapılan ithalat; % 7’den % 5’e ve gelişmekte olan ülkelerden yapılan ithalatta % 9’dan % 5’e düşmüştür.
    WTO ve GATT arasındaki farklar:
    WTO, sadece GATT’ın biraz genişletilmiş bir şekli değil, aksine tamamen değişik bir yapıya ve farklı bir karaktere sahiptir. İkisi arasındaki temel farklılıklar şöyle sıralanabilir; (i) GATT, herhangi bir kurumsal yapısı olmayan ve kuruluşundaki amacı 1940’ta Uluslararası Ticaret Örgütü’nü kurmak olan ve bu amaçla çeşitli kuralları içeren çok taraflı bir anlaşmadır, (ii) GATT, geçici olarak kurulmuş ve 40 yıllık bir faaliyetten sonra anlaşmaya taraf olan hükümetler GATT’ı sürekli bir anlaşmaya çevirmek istemişlerdir. WTO taahhütleri buna karşın sürekli bir karakter taşımaktadır, (iii) GATT kuralları sadece mal ticaretini kapsarken, WTO mal ticaretinin yanında, hizmetler ticareti ve ticari nitelikteki fikri mülkiyet haklarını da kapsamaktadır, (iv) GATT anlaşması çok taraflı bir araçken 1980’lerde yeni pek çok anlaşma ilave edilerek, selektif bir yapıya dönmüştür. WTO’yu oluşturan anlaşmalar ise neredeyse tamamı çok taraflıdır ve taahütler üyelerin tamamını bağlamaktadır, (v) WTO, GATT’a göre anlaşmazlıkların çözümünde daha hızlı çalışan, otomatik mekanizmalara sahiptir.
    1947 GATT anlaşması 1995 yılının sonuna kadar yürürlükte kalmıştır ve bu suretle tüm GATT üyelerinin WTO anlaşmasını kabul etmeleri için gerekli süre sağlanmıştır. Fakat GATT, “GATT 1994” şeklinde WTO anlaşmasının bir parçası olarak uluslararası mal ticaretini etkileyen ana hususları belirlemeye devam edecektir.
    WTO Karar Alma Yöntemleri
    WTO, GATT’ın geleneksel olarak karar alırken kullandığı yöntem oylama değil, fakat fikir birliği (concensus) yöntemidir. Bu prosedür üyelere, bazen çok taraflı ticaret sisteminin yararına oluşan görüş birliğine katılınsa da, kendi çıkarlarını, iyi bir şekilde göz önüne alınması imkanını sağlamaktadır. Görüş birliğinin sağlanamadığı durumlarda WTO, oylama yöntemini kullanmaktadır. Bu gibi durumlarda her ülke bir oy kullanarak, karar oy çokluğuyla alınmaktadır.
    WTO Anlaşması’nda kabul edilen dört değişik oylama yöntemi bulunmaktadır. İlk olarak, WTO üyelerinin dörtte üçünün oyuyla herhangi bir çok taraflı ticaret anlaşması oluşturulması kabul edilebilir. İkinci olarak, Bakanlar Konferansı dörtte üç çoğunlukla uluslararası bir anlaşma tarafından herhangi bir üyeye yüklenen bir sorumluluğu kaldırabilmektedir. Üçüncü olarak, uluslararası analaşmaların hükümlerini iptal etme kararı ancak tüm üyelerce kabul edilmesi veya kararın niteliğine bağlı olarak üçte iki çoğunlukla alınabilmektedir. Fakat bu iptal kararları, sadece WTO üyeleri tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe girebilmektedir. Son olarak, yeni bir üyenin alınması ancak Bakanlar Konferansı’nda üçte iki çoğunlukla kabul edildikten sonra gerçekleşebilmektedir.
    WTO’da Anlaşmazlıkların Çözülmesi
    Anlaşmazlıkların çözümü sistemi, WTO’nun uluslararası ticaret sistemine güvenlik ve öngörü sağlayan bir unsurdur ve bu sistem sayesinde WTO üyeleri, uluslararası ticaret kurallarının aleyhlerine ihlali durumunda kendileri bir girişimde bulunmamakta, fakat çok taraflı anlaşmazlıkların çözümü sisteminin bu durumu çözmesini istemektedirler.
    İlke olarak imtiyazlar, verilen cezaya konu sektörle aynı olan sektöre verilmelidir. Şayet bu uygulanabilir değil veya etkin değilse, imtiyazlar anlaşmada yer alan farklı bir sektöre de verilebilir.
    Her durumda WTO’nun Anlaşmazlıkların Çözümü Organı (DSB) kabul edilen tavsiyelerin ve kuralların uygulanmasını izlemekte ve her türlü anlaşmazlığa konu olan durum, tamamen ortadan kalkmadıkça gündeminde bulunmaya devam etmektedir.
    Kalkınmakta Olan Ülkelere ve Geçiş Ekonomilerine Yardım
    1994 yılı sonunda 128 GATT üyesi ülkeden 97’sini oluşturan gelişmekte olan ülkeler ve halen piyasa ekonomisine geçiş sürecinde olan ülkeler WTO’nun üye sayısı arttıkça, örgütte ağırlıkları daha da artmaktadır. Sonuç olarak; adı geçen ülkelerin ihtiyaç ve problemlerine büyük önem verilmektedir. Örnek olarak WTO Sekreterliği kendi başına veya diğer uluslararası organizasyonlarla işbirliğine giderek seminerler düzenlemekte ve WTO taahhütlerini uygulamada veya çok taraflı ticaret görüşmelerine etkin olarak katılmada ilgili ülke hükümetlerine veya yetkili uzmanlarına teknik işbirliği imkanı sağlamaktadır. Bazı WTO faaliyetleriyle ilgili olarak ticaret politikaları ve anlaşmazlıkların çözümü konuları dahil olmak üzere, özel kurslar verilmektedir. Dahası gelişmekte olan ülkelere ve bunların içinde özellikle en az gelişmiş olan ülkelere kendi ihracatları ile ilgili olarak, ticaret ve tarife bilgileri hakkında ve bu ülkelerin WTO’ya katılmaları konusunda yardım edilmektedir.
    Ticaret ve Çevre
    WTO, ticaret ve çevre konularını birbirine bağlamaktadır. Bu konuda 1995 yılında aşağıdaki konularla ilgilenmek üzere bir komite kurulmuştur; ç*****aflı çevre anlaşmaları, sürdürebilir büyüme, çevre ve ticaret, piyasalara giriş ; özellikle gelişmekte olan ülkelere yapılan ihracatın geliştirilmesi, yurt içinde ticareti yasaklanan malların ticareti, ambalaj; etiket ve diğer dönüşümlü malzemelerin ticaretle ilgili mevzuatlarda birbirine uyumlu olmasının sağlanması.
    ÜYELER
    WTO’nun 111 üyesi bulunmaktadır. Antigua ve Barbuda, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Bahreyn, Bangladeş, Barbados, Belçika, Belize, Bolivya, Botswana, Brezilya, Brunei, Burkına Faso, Burundi, Kanada, Orta Afrika Cumhuriyeti, Şili, Kolombiya, Kosta Rıka, Fildişi Sahilleri , Küba, Kıbrıs Rum Kesimi, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Cibuti, Dominik, Dominik Cumhuriyeti, Mısır, El Salvador, Avrupa Topluluğu, Finlandiya, Fransa, Gabon, Almanya, Gana, Yunanistan, Grenada, Guatemala, Gine, Yeni Gine, Guyana, Honduras, Hong Kong, Macaristan, İzlanda, Hindistan, Endonezya, Irlanda, İsrail, Italya, Jamayka, Japonya, Kenya, Kore Cumhuriyeti, Kuveyt, Lesoto, Liechtenstein, Lüksemburg,, Makau, Magadaskar, Malavi, Malezya, Maldivler, Mali, Malta, Mauritanya, Mauritus, Meksika, Fas, Mozambik, Myanmar, Nabibya, Hollanda, Hollanda Antilleri, Yeni Zelanda, Nikaragua, Nijerya, Norveç, Pakistan, Paraguay, Peru, Filipinler, Polonya, Portekiz, Romanya, St. Lusya, St. Vincent ve Grenadalar, Senegal, Sierra Leone, Singapur, Slovakya, Solvenya, Güney Afrika, İspanya, Sri Lanka, Surinam, Swaziland, İsveç, İsviçre, Tanzanya, Tayland, Togo, Trınıdad ve Tobago, Tunus, Türkiye, Uganda. İngiltere, ABD, Uruguay, Venezüella, Zambiya ve Zimbabve
    YAPI
    WTO’nun en yetkili birimi, WTO’ya üye ülke temsilcilerinden oluşan, iki yılda en az bir kez toplanan ve çok taraflı ticaret görüşmeleri ile ilgili sorunlarda karar vermekle yetkili olan, Bakanlar Konferansı’dır.
    WTO’nun günlük işlerini yürütmek üzere pek çok alt birim kurulmuştur. Bunlardan yine WTO üyelerinden oluşan Genel Konsey; Bakanlar Konferansına rapor vermekle sorumludur. Rutin işleri Bakanlar Konseyi adına yapan Genel Konsey, iki kısımdan oluşmaktadır. Bunlar; anlaşmazlık çözüm prosedürlerini idare eden, Anlaşmazlık Çözüm Organı (DSB) ve her bir WTO üyesinin ticaret politikalarını düzenli olarak değerlendiren, Ticaret Politikaları Değerlendirme Organı (TPRB)’dır.
    Genel Konsey sorumluluklarını, üç ana organa devretmiştir. Bunlar; Mal Ticareti Konseyi, Hizmet Ticareti Konseyi, Ticaretle İlgili Fikri Mülkiyet Hakları Konseyi’dir. Mal Ticareti Konseyi; her ne kadar her anlaşma kendi özel denetleme organına sahipse de, mal ticaretine konu olan anlaşmaların takibi ve uygulanmasını denetlemektedir. Diğer iki Konsey de kendi sorumluluk alanlarına giren anlaşmaların takibi ve uygulamasını denetlemekle sorumludurlar ve gerekli durumlarda kendi alt birimlerini kurmakla yetkilidirler.
    WTO Genel Konseyi, Anlaşmazlıkların Çözümü Organı (DSB) olarak toplanabilir ve Uruguay Round’u Nihai Senedi’nde yer alan herhangi bir anlaşmadan kaynaklanan, anlaşmazlıklarla ilgili olarak karar verir. Bu sebeble DSB, paneller kurmak, ceza vermek, verilen raporları yeniden görüşmek, karar ve tavsiyelerin uygulanmasının takibini yürütmek ve tavsiyelerin uygulanmaması durumunda, misilleme kararları vermekle yetkilidir.
    WTO anlaşmazlıkları önleme mekanizması, anlaşmazlığa taraf olanların herbirine temyiz yoluna gitme imkanı tanımaktadır. Temyiz başvuruları DSB tarafından kurulan bir daimi Temyiz Organı tarafından cevaplandırılmaktadır. Bu Temyiz Organı WTO üyelerini temsil eden yedi kişiden oluşmaktadır ve dört yıl görevde kalmaktadır. Bu kişilerin, herhangi bir hükümete bağlı olmamaları, hukuk ve uluslararası ticaret alanında tanınan, bilgili kişiler olmaları gerekmektedir.
    Cenevre’de bulunan WTO sekreterliği 450 personele sahiptir, bir Genel Müdür ve üç Genel Müdür Yardımcısı tarafından idare edilmektedir. Sekreterliğin gelişmekte olan ülkelere ve özellikle az gelişmiş ülkelere teknik yardım sağlamak gibi, özel bir sorumluluğu da bulunmaktadır. WTO ekonomistleri ve istatistikçileri, ticaret politkaları ve performansı hakkında araştırmalar yaparken; hukuk uzmanları, WTO kurallarının uygulanması ile ilgili ticaret anlaşmazlıklarının çözülmesi konularında çalışmaktadırlar. Sekreterliğin işlerinin pek çoğu yeni üyelerle anlaşmaların başlatılması ve üyelikle ilgili olarak hükümetlere tavsiyelerde bulunmakla ilgilidir.
    WTO bütçesi 83 milyon ABD $’dır ve ülkelerin katkıları ticarette aldıkları paya göre belirlenmektedir. WTO bütçesinin bir kısmı Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC)’ne gitmektedir.


    kaynak
    Bu mesaj en son " 01.04.07 " tarihinde saat 03:03 itibariyle *CaNaN* tarafından düzenlenmiştir... Neden: link eklendi...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •