Toplumlar ve Eğitim
Sosyal yapı
Sosyal yapı, bilhassa tabaka ve sınıflar halinde kurulmuş olan toplum yapılarını izah etmek ve sosyal olayları aydınlatmak için kullanılmaktadır. Sosyal bünyede birbirlerinin aynı veya birbirlerine çok yakın hayat şartları içinde bulunanlar bir sosyal tabaka meydana getirerek sosyal farklılaşmaya neden olur.
Sosyal yapı, durgun bir toplum düzeninde çok devamlı değişen bir sosyal bünyeyi kategoriler halinde göstermek için kullanılır. Sosyal yapı, bir toplum içindeki çeşitli grupların birbirlerine karşı vaziyetalışlarını, bağlılıklarını ve çekişmelerini ifade için kullanılır. Sosyal yapı, bir toplumdaki kalıplaşmış statüler, bu statülerde bulunan kişiler arasındaki ilişkilerden oluşmaktadır. Radcliffe-Brown'a göre sosyal yapı, insanları birbirine bağlayan bütün ilişkilerdir. Bu ilişkilerin yapısı, fonksiyon ve örgütlenmesi incelendiğinde sosyal yapı ortaya çıkar. Giensberg, sosyal yapı olarak grupları ve devamlılık gösteren ilişkileri almaktadır. Bir grup Amerikan sosyologu sosyal yapıdaki grupları ihmal etmekte, toplumdaki karışık rol sistemi ile birbirine bağlanan bireyler topluluğunu esas almaktadır. diğer bir görüşe göre toplumda belli bir ilişkiler düzeni, bir beklentiler modeli vardır; somut ilişkileri yönlendiren bu yapıdır.
İnsan toplumlarının varlıklarını sürdürebilmeleri için belirli sistem ve düzenlemelere ihtiyacı vardır; bunlar iletişim sistemi, ekonomik sistem, sosyalleşme sistemleri, nüfus dağılımı ve otorite sistemi, törensel sistem v.s.dir. Bu sistemler içinde bir takım kurumlar ortaya çıkar; toplumdaki mevcut tabakalaşma sistemi de bu sisten ve kurumları etkilemektedir.
Sosyal yapıda parçalar bütünle uyumludur; üst üste yapılaşmıştır. Sosyal yapı genellikle bir üçgen şeklinde düşünülür; bunun içinde çeşitli zümreler yanyana, üstüste sıralanırlar, birbirleriyle ilişkilerde bulunurlar.
Toplum, birbirlerine çeşitli nedenlerle bağlanan fertlerin teşkil ettiği grupların birleşmesinden doğar. Toplumu anlamak için, onun yapısına bakmak lâzımdır. Mensupları arasında sıkı ilişki ve dayanışma olan toplumlara cemaat; ferdiyetçilik prensibi üzerine kurulmuş ve mensupları arasında zayıf bağlılık duygusu olan toplumlara da cemiyet denir. Cemiyet, bir kum yığınına, cemaat bir hücreler topluluğuna benzer; cemiyet, kum yığınına, cemaat, bir hücreler muhtaçlık ve dayanışma ve yardımlaşma halindedir. Cemaatta sadâkat, fedakârlık ve itâat; cemiyette ise ferdî hürriyet, ödev, adâlet ve hakkaniyet esastır.
Sosyal yapı bir bütündür; parçalarına ayrılarak incelenebilir, ancak her parçanın bütüne ait olduğu unutulmamalıdır. Sosyal bütünün hayatını sürdürmesi, biçimini ve zindeliğini koruması için parçaların fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmesi gerekir.
Toplumsal tabakalar ve eğitimle ilgileri
Kölelik ve hürlük esasına dayanan İlkçağ toplumlarında toplumlarında her türlü eğitim hürler içindi. Kölelerin, kendilerinden beklenen beden çalışmalarını yapmalarının dışında, herhangi bir şekilde eğitilmeleri söz konusu değildi. Yunanistan'da kırallık devrinde de, Yunan şehir devletleri döneminde de insan hakları ve "eğitim", devlette küçük bir azınlığı teşkil eden hür vatandaşlara ait idi. Kölelik sistemi üzerine kurulmuş Sparta şehir Devleti'nde ne ise, ama "demokrasi" adlı halk yönetimini kurmuş olan Atina şehir Devleti'nde de (ki sadece üst tabakanın (hürlerin) hakkı idi. Hattâ bu sistemi ideal bir şekilde değiştirmek isteyen Platon'un Devlet adlı eserinde de üç tabaka tespit edilmiş; üçüncü tabaka olan köylüler, sanatkârlar ve işçilerin "eğitime ihtiyacı olmadığı" belirtilmişti.
Kölelik ve hürlük, genellikle İlkçağın toplumsal tabakalaşmasına damgasını vuran bir sistemdir. Ancak insanlar arası eşitsizliğin en aşırı şekli olan bu sistem, Avrupa'da daha sonraki yüzyıllarda, hele hele 19. yüzyıl Amerikasında bile çok etkili olmuştur.
Ortaçağ Avrupasında ise feodal zümreler ("estates") vardı. Bu zümrelerin her birisinin ayrı bir statüsü vardı ve buna dayanarak zümreler, siyasal gruplar haline geliyorlardı. Bir başka faktör olarak da, zümreler, o çağdaki işbölümünün bir sonucu olarak doğmuşlardı ve işbölümünü yansıtıyorlardı. Klasik feodalizmde soylular ve kilise görevlileri ("klerje") iki ana zümreyi teşkil ederken, daha sonra burjuvalar ve serfler de birer zümre olmuşlardır. Ortaçağ Avrupasının feodal toplum yapısında asiller (lordlar), rahipler, zanaatkârlar ve köylüler farklı farklı sosyal tabakaları meydana getiriyorlardı. Asiller ve rahipler bir elit grup olarak her türlü örgün eğitimden yararlanıyor; zanaatkârlar kendi içlerinde çırak-kalfa-usta ilişkileriyle bir eğitim yapıyorlar; şövalyelerin eğitimi tamamen başka esaslar üzerinde oluyor; alt tabakadaki köylüler ise "hürlerin yedi sanatları"yla veya el sanatları yönünden hiç bir eğitim göremiyorlar, daha doğrusu üst tabakalar tarafından bu türlü eğitimden uzak tutuluyorlardı.
Sanayileşme hareketinden sonra toplumdaki sosyal tabakalaşma sosyal sınıflar esası üzerine kurulmuştur.
Burada kabaca üç sosyal sınıf ortaya çıkmıştır:
* Toplumdaki ekonomik kaynakların bir kısmına sahip olan gelir düzeyi yüksek kişilerin, işverenlerin ve yöneticilerin meydana getirdiği üst sınıf.
* Nitelikli işçi ve serbest meslek sahiplerinin meydana getirdiği orta sınıf.
* Vasıfsız işçilerin ve köylülerin meydana getirdiği alt sınıf.
17. yüzyılından itibaren ortaya çıkan sanayi toplumlarını en iyi karakterize eden, ekonomik temele dayalı açık sosyal sınıflar olmuştur. Marxist teoriye göre, toplumsal sınıflar insanların üretim araçlarıyla ilişkilerine göre ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan toplumda iki sınıf vardır: işçiler ve sermaye sahipleri! Ara sınıflar zamanla ya sermaye sahipleri ya da işçi sınıfına katılacak; bu sınıflar birbiri ile çarpışacak ve sonunda işçi sınıfı mücâdeleyi kazanacaktır. Ancak bu varsayıma rağmen kapitalist Batı toplumlarında yeni sosyal sınıflar ortaya çıkmış, devlet de aldığı bazı sosyal politika tedbirleriyle, bu sınıflar arasında ortaya çıkan orta sınıfı destekleyip güçlendirmiş, sınıf çatışmasını önlemiştir. Kaldı ki, sınıfsıı toplum kurmak iddiasında bulunan bazı yönetim ve toplumlarda da, toplumsal tabakalaşma (farklılaşma), yönetici sınıfın oluşumu ve buna dayalı eşitsizliklerin ortaya çıkmasını önleyememiştir. Sanayileşmiş Batı toplumlarında kooperatiflerin kurulması, vergi politikasındaki düzenlemeler, sendikalaşma ve toplu sözleşme, sağlık ve işsizlik sigortaları, çalışma yasaları, krediler, koruma tedbirleri ve yeni bir eğitim politikası ile kapitalist sistemde sınıflar arası gerilimli ilişkiler yumuşatılmış, yasal düzenlemelerle kontrol altına alınmıştır. Modern sanayi toplumlarında gördüğümüz sosyal sınıflar, eğitimi farklı şekillerde etkilemektedir. Anne babanın mesleği eğitimde farklılaşmalara neden olmakta, çocukların mensup olduğu sosyal sınıf, kişinin eğitim göreceği okulu ve eğitim tipini belirlemekte; toplumsal sınıf, konu; daha sonra ayrıntılı olarak işlenecektir.
Toplum tipleri ve okul kuruluş sistemleri arasındaki bağlantıların tarihi gelişimi
Okul kuruluşlarının henüz bir sisteme kavuşmadığı eski Doğu toplumlarında ve Antik Yunanlılarda eğitim, sadece bir kısım halkın hakkı olarak görülüyor; geri kalan ve daha büyük grubu oluşturan kesimin ise eğitime ihtiyacı olmadığı savunuluyordu.
Doğu toplumlarında halkın gelenek ve görenekleri, maddî kültürün bütün unsurları yaygın eğitim vasıtasıyla genç kuşaklara aktarılıyor; âdeta kendiliğinden olan bu işlem için herhangi bir örgün eğitim kurumuna ihtiyaç duyulmuyordu. Örgün eğitim ihtiyacı yazıya dayalı, kitaplara ve dinî metinlere dayalı ve daha soyut dinlerin ortaya çıkmasından sonra doğmuş ve uzun yüzyıllar da örgün eğitim kurumlarını din adamları kurmuşlar, şekillendirmişler ve yönetmişlerdir. Sanayi devrimine kadar eğitimin esas dinamik gücü dinî inançlar olmuş; böylece okullar sadece din adamı yetiştirmek, geri kalan halka da o din hakkında çok genel bilgiler vermekle yetinmişlerdir. O halde toplumsal işleyişin çeşitli kademelerinde din adına yürütme ve kontrol yapacaklar için ve çeşitli yerlerde sürekli çalışacak din propagandacıları yetiştirmek için bir eğitim sistemi kurulmuş, geniş halk yığınları genelde bu uzun süreli eğitim sisteminin dışında tutulmuştur. Ancak bu sistemde, örgün eğitim kurumlarının -teorik olarak- bütün halk tabakalarına açık olduğu da belirtilmelidir.
Antik Yunanda ve Roma'da ise insanlar ikiye ayrılmıştı: hürler ve köle-işçi-köylü topluluğu. Köleler, işçiler ve köylüler genelde bedensel çalışma yaptıkları için, bunların eğitimlerine gerek duyulmuyordu. Onların yaptıkları işler, çocukların daha yaşlı nesilleri taklit etmeleri, yapacaklarını dinlemeleri şeklinde oluyordu. Hür tabaka ise beden işleriyle meşgul olmadığından, bedeni güzelleştirecek, geliştirecek jimnastik; ruhu güzelleştirecek, inceltecek müzik; zihni ve düşünceyi geliştirecek, birbirlerini konuşma yoluyla ikna etmeye yarayacak retorik, diyalektik, gramer aritmetik, geometri, astronomi gibi bilgilerle uğraşıyorlardı. Bu şekilde eğitim sadece hür insanların hakkı olarak görülüyor; örgün eğitim kurumlarında okutulan dersler uzun yüzyıllar "hürlerin yedi san'atı" adını taşıyordu.
Yüzyıllar geçtikçe toplum yapıları değişmeye başladı ve değişen yapıda herkese -şöyle veya böyle- bir eğitim görme hak ve zorunluluğu ortaya çıktı. Eğitim kurumlarının müfredatlarına dinî derslerin yanı sıra gerçek hayatta işe yarayan bilgileri içeren "reel bilimler" de girdi. Zamanın akışı içinde okul ile toplum yapısı arasında giderek daha sıkı ve organik bağların ortaya çıktığı görüldü.
Türk toplumu ve Türk okul kuruluş sistemleri
Türk eğitim sistemini bu açıdan değerlendirdiğimizde, Selçuklu ve Osmanlı medreselerinin bir merdiven modelini andırdığını görüyoruz. Osmanlı medreseleri, sıbyan mektepleri temeli üzerine Yirmili ("Hâşiye-i Tecrîd"), Otuzlu ("Miftâh"), Kırklı, Ellili ("Ellili Hâriç" ve "Ellili Dâhil"), Sahn-ı Semân Medreseleri ve Altmışlı medreseler olarak merdiven gibi yükseliyor; bir medreseyi bitiren diğerine devam ederek yükseliyordu. Bu sistemin yanında Dârü'l-Huffazlar, Dârü'l-Kurrâlar, Dârü'l-Hadisler ve Tıp medreseleri ise ihtisas okulları idi. Bu merdiven sistemi tarzındaki medreselerden buralara, buralardan da medreselere her zaman yatay geçişler mümkündü. Enderun Mektebi ise Osmanlı saray yönetici ve hizmetçilerini yetiştiren, tamamen ayrı karakterde, yüksek saygınlığı olan bir okul idi. Başka bir deyişle medrese sistemi müslüman halkın, Enderun sistemi hıristiyan halkın çocuklarını okutan iki merdiven modeli halinde idi; ancak her ikisinin de amacı, ayrı ayrı yollardan, İslâm dinine ve Osmanlı yönetim anlayışına uygun mülkî ve askerî yöneticileri, halkı din ve devlet konusunda aydınlatacak kişileri yetiştirmek idi.
Batılılaşma döneminde Osmanlı okul sistemi ile Cumhuriyet başlarındaki Türk okul kuruluş sistemi de, -okullar çeşitlenmiş, bir çok noktalarda kademelenmiş olmasına rağmen- merdiven modelinde idi. İbtidai mekteplerden veya ilkokullardan rüşdiyelere, idadilere, ortaokul ve liselere geçiş sınavsız idi. Aynı düzeydeki okullar arasında yatay ve dikey geçiş imkânları her zaman vardı. Özellikle yabancı ve azınlık okullarının kapatılmasından sonra merdivenin sağından-solundan çıkışlar da engellenmişti. Ancak son zamanlarda ilkokuldan sonra Anadolu liselerine, yabancı dille eğitim yapan kolej veya liselere giriş sınavlarının yapılması; ortaöğretim sonrasında üniversite ve yüksekokullara girişte düzenlenen ÖSYM sınavlarında adayların mezun oldukları liselerin çok büyük etkisinin olması sistemin merdiven karakterini bozmakta, çatal sisteme doğru yaklaştırmaktadır. Gerek ilkokul sonrası düzenlenen sınavlarda gerekse üniversiteye giriş sınavlarında ortaya çıkan seçmenin sınıfsal bir karakter göstermesi, toplumsal bütünleşmeyi sağlaması gereken okulun bu görevini yapmasını engellemekte, daha kötüsü okul, sınıflar arası farkları pekiştirici ve uçurumları daha da derinleştirici bir rol oynamaktadır.
Modern bir toplumda okulun görevi, toplumdaki meslekleri ve sosyal statüleri öğrencilerin yeteneklerine, zekâlarına ve çalışmalarına göre dağıtmak; bu şekilde sınıflar arasındaki farkları kapatmak, toplumsal hareketliliği artırmak, toplumsal bütünleşme ve kaynaşmayı sağlamaktır. Türkiye gibi, kalkınmakta olan bir ülkede okuldan bu görevlerl yapması özellikle istenmektedir. Okulun bu görevlerini yapması sırasında önüne çıkacak engelleri kaldırmak, yüzyıllardan beri gelen geleneksel birlik okulu modelimizi kuvvetlendirmek gerekirken, Avrupalıların modern bir toplumun oluşmasında engel görüp terkettikleri çatal modele doğru gitmek, ülkemizde demokratik bir açık toplum oluşturma çabalarını etkisiz hale getirecek; Türk toplum yapısını sosyal sınıfların alabildiğine belirginleştiği, sınıf mücâdelelerinin sertleştiği bir toplum haline getirecektir. Bu nedenle, okul kuruluş sistemimizdeki bozulmayı önleyici tedbirleri ve düzenlemeleri bir an önce yapmalıyız.
Eğitim ve toplumsal değişme
Eğitimin toplumsal değişmedeki gücünün ne olduğu çoktan beri tartışılmaktadır. Yani eğitim toplumsal değişmeyi sağlayan vasıtalardan biri midir, yoksa sadece genel toplumsal değişmeye ayak uyduran toplumsal kurumlardan biri midir?
Klâsik olarak eğitimin iki fonksiyonundan bahsedilmektedir; eğitim hem toplumun kültürel değerlerini hiç bozmadan genç kuşaklara benimsetecek, böylece toplumun bozulmadan sürekliliqini sağlayacak; hem de toplumun geleceğini güven altına almak için eleştirici, yaratıcı, yeni keşif ve buluşlar yapmaya, toplumsal değişmeyi sağlamaya çalışan kuşaklar yetiştirecektir.
Eğitimin bu iki fonksiyonu, sanayileşmenin başlamasından sonraki yüzyıllarca çatışma durumuna gelmiş; eğitim kurumları ve programları birbirine zıt gibi gözüken iki görevi yerine getirmek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle hangi toplumsal unsurların korunarak ve belki de geliştirilerek gelecek kuşaklara aktarılacağı, hangilerinin değiştirilip unutturulacağı önemli bir sosyal politika sorunu olmuştur. Bunun yanı sıra sosyal politikacılar toplumların gelecekteki kısa ve uzun vadeli amaçlarını da tespit etmeli, okul organizasyonunu ve programlarını bu yönde düzenlemelidir.
Toplumsal değişmeyi sağlayan faktörler nelerdir? L. White bunu teknoloji, K. Marx ekonomi, M. Weber de ideoloji ve inanç sistemi olarak değerlendiriyor.
Bir toplumsal kurum olarak okul ve eğitimin genel toplumsal yapıyı şekillendirme ve değiştirme gücü yok mudur? Elbette vardır! Okullarda verilen pratik bilgiler ve davranış şekilleri, bir ülke insanlarını belirli idealler etrafında toplanmaya ve millî birliği sağlamaya çalışmaktadır. A.B.D.'nde çok karışık ırk ve milletlerden gelen insanların Amerikanlaştırılması; S.S.C.B.'nde Sovyetleştirilmesi ; çeşitli Avrupa ülkelerinde İkinci Dünya Savaşı'ndan önce halkın belirli ideolojiler etrafında toplanması; Çin'de, Küba'da, Vietnam'da komünist devrimlerden sonra halkın yeni devrim yönünde yetiştirilmesi için geniş eğitim kampanyalarının açılması buna çeşitli örnekler olarak verilebilir. Eğitimin, bu doğrudan değiştirme ve şekillendirme gücünün yanı sıra toplumsal değişmeyi hemen desteklemesi, belirli yönlerde toplumsal değişmeyi etkileme ve kontrof altında tutma gücü de vardır.
Ekonomik gelişmenin ihtiyaç duyduğu ve ilerdeki 5-10 yılda ihtiyaç duyacağı teknik elemanları, devlet ve özel işİetmeler bürokrasinin ihtiyaç duyacağı memurları okullar yetiştirmektedir. bazen okulların yetiştirdikleri ile sanayün ve bürokrasinin istediği elemanlar tam uyuşmuyor; bu, kişileri işbaşında yetiştiren meslek kursları ile giderilmeye çalışıyor, ama her türlü yetişmiş insan gücünün temel bilgilerini uzun yıllar alan okul kademeleri veriyor. Okullar, toplumun meslek yapısını doğrudan belirliyor, hatta meslek farklılaşması sınaî gelişim ile birlikte gidiyor ve okul sistemlerini etkiliyor. Okul, toplumsal değişmenin gerektirdiği yeni meslek sistemine hemen uyum yapmakta, o meslek alanındaki bilgileri toplayıp sistemleştirerek öğrencilere vermekte; bu şekilde toplumsal değişimi desteklemekte ve hızlandırmaktadır. Eğitimöğretim kurumlarının desteklemediği hiç bir toplumsal değişme başarıya ulaşamaz.
Ancak eğitimin de toplumları yöneten iktidarlar tarafından belirlendiği açıktır. Okulların iç ve dış kuruluş sistemleri, ders programındaki derslerin isimleri ve muhtevaları, öğretmenlerin ve yöneticilerin yetiştirilmesi merkezî hük-metler tarafından yapılmaktadır. Bu şekilde, eğitim toplumsal değişmeyi takip etmektedir.
Eğitim toplumsal değişmeyi başlatmıyor; toplumsal değişme bazı üstün insanlar tarafından başlatılır. Ancak başlamış olan bir toplumsal değişmeyi yayan, hızlandıran ve güçlendiren eğitim-öğretim çalışmalarıdır. Ayrıca eğitim, çeşitli sosyal değişmelerin temellerini de hazırlayabilir. Bir taraftan pozitif toplum değerlerini yerleştirirken bir yandan eleştirici ve hür düşüncenin temellerinin atılması, gelecekteki kültürel değişmelerin kabulünü ve yönlendirilmesini sağlayacaktır.
A.F.C. Wallace'a eğitim, farklı toplum tiplerine göre farklı fonksiyonlar üstlenir; d e v r i m c i toplumlarda kültürel değişim ve yeni bir ideoloji ahlâkı kazandırma; t u t u c u toplumlarda liberal-entellektüel bir öğretim vermekte; r e a k s i y o n e r toplumlarda ise geçmiş toplum düzenlerini ve ahlâk sistemlerini aynen devam ettirme eğiliminde bulunmaktadır.
W.L.Warner'a göre eğitim, ilerdeki toplumsal ve kültürel yapıya yeni insan yetiştirme görevini üzerine almalıdır; eğitim, ancak mevcut toplum yapısına göre düzenlenirse başarılı olabilir. H.A. Toffler'a göre de eğitim geleceğe yönelmelidir; insan için sadece geçmişi ve şimdiki zamanı anlamak kâfi değildir; geçmiş geride kalmıştır ve şimdiki zamanda da yaşadığımız her an geçmişe akıp gitmektedir. Gençler sosyal değişmenin yönünü ve hızını iyi öğrenmeli, geleceğe yönelik planlar geliştirmelidir.
Okullar, öğrencilere şu üç şeyi öğretmelidirler:
* S e ç m e : Kişi, gelecek toplumların karmaşıklıjı ve imkân genişliği içinde kendi yolunu, yapacağı seçim ve tercihlerle
çizecektir.
* İlişki k u r m a : Yaşama hızı arttıkça ve karşılaştıkça insan toplumları büyümektedir. Ancak insanlar arasındaki iletişim bağlarını kurmak ve bu hususta teknikler
geliştirmek de eğitimin görevidir.
* Ö ğ r e n m e : Gelecek için, bilgi vermekten çok bilginin kullanılmasını öğretmek önemlidir. Artık insan hafızası bilgi depolama merkezi olmaktan çıkacak, elinin altında bilgiyi depolanmış bulacaktır. Geleceğin aydın insanı çok bilen değil, bilgileri en iyi kullanandır. "Yarının câhili, okuma-yazma bilmeyen değil, nasıl öğrenmesi gerektiğini öğrenemeyen kişi olacaktır."


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
A süper çalışma..


O




