• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
20 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    14-11-2005
    Mesajlar
    281
    Karizma Gücü
    0

    Dinlerarasi Diyalog, Saf Bir Proje Mi?

    Peki bütün bu olgulara gerçeklere rağmen, diyalogun samimi olmayacağı açığa çıkmış olmuyor mu? Zaten samimi olmadıkları, yaptıkları beyanlardan da anlaşılmaktadır. Örneğin Fethullah Gülen hoca efendi samimiyetle El Kaide’nin eylemlerini kınarken, Pa....

    Diyalog, kelime olarak pozitif bir anlam taşımaktadır, Grekçe “dialogos” Latinceye “dialogus” sohbet etme anlamında geçmiştir ve nihayet diyalog, bireyler ve toplumlar arasında ya ekonomik, ya psiko-sosyal, ya da kültürel, ekonomik ve politik düzeyde olur. Diyaloğun mutlaka çıkar gözetmemesi ön şart değildir. Zira, diyalogda bulunan kesimlerin elbette bir birilerinden bekleyecekleri, bir takım çıkarları, taktik ve stratejik hedefleri söz konusu olacaktır. Yani diyalog sadece tanımaya yönelik bir anlam taşımamaktadır.

    İşte bu nedenledir ki, 1962-1965 tarihleri arasında 141 ülkeden 2860 kadar temsilcinin katılımı ile gerçekleşen İkinci Vatikan Konsili, üç yıl içerisinde önemli kararlar aldı. Bu kararların en önemlisi şüphesiz “Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryasının” kurulması idi.

    Artık Papa 23. John, Asya kıtasının hıristiyanlaştırılması zamanının gelip geçmekte olduğuna inanıyordu. Fakat bu nasıl yapılmalıydı, zira daha önce denenen metodlar esas olarak misyonerliği içinde barındıran bilim kisveli yöntemlerdi; çok büyük çabalara rağmen istenilen sonuçlar alınamamıştı. Örneğin Oryantalism, (Doğu bilimcilik, özelde İslam dünyası), Evangelion (müjdeyi, yani İncil’i yayma), Proclomation (İsa Mesih’in Tanrılığını ve Kutsal Ruh olduğunu açığa vurma, davet), Witness (İsa’nın Tanrı oğlu olduğuna şehadet etme) tüm bu metod ve kavramsallaştırmaların misyonerlik faaliyetinden, yine sömürgeciliğin ve emperyalizmin keşif kolu olarak çalışmaktan başka bir şey olmadığını anlamak, Hristiyan olmayanlar için zor olmadı.

    Durumu iyi analiz eden Vatikan, artık diyalog yolu ile hırıstiyanlaştırma faaliyetine girecekti. Zira, diyaloğa kapı aralayan İkinci Vatikan Konsili’nin kilise ile ilgili olan Üçüncü Bölümünde (Lumen Gentium, İnsanların ışığı) şöyle denilmektedir ki, bu diyalogdan Vatikan’ın ve hıristiyanların ne anladığının en büyük delilidir: “Nihayet İncil’i henüz kabul etmemiş olanların, çeşitli biçim ve şekillerde Tanrı’nın Halkı’na katılmaları için yola koyulmaları öngörülmüştür. Ancak Tanrının Kurtuluş Yasası Yaratıcıyı tanıyanların hepsini İbrahim peygambere inanıp, bizimle beraber tek tanrıya inanan Müslümanları da kapsamaktadır. Kilise, Tanrının şerefini yükseltmek ve bütün bu umutsuz (hıristiyan olmayanların, Müslümanlar gibi) insanların kurtuluşunu gerçekleştirmek için Efendimizin Tanrının oğlu İsa’nın “her yaratığa İncil’i vaaz edin” (Markos, 16-16) şeklindeki buyruğunu daima hatırlayarak, özenle İncil’in yayılmasını amaçlayan misyonlarını kalkındırmakta ve sonuna kadar desteklemektedir.”

    “Extra ecclesiam xxxxa salus”

    Diğer taraftan, diyaloğun başlatıcılarından 5. Paul da İkinci Vatikan Konsili’nde, diyaloğun gerçek amacı konusunda, konsil üyelerine şöyle seslenir: “İncil, her yaratığa İncil’i vaaz için tüm dünyaya yayılın der; ben ise buna şunları da ilave ediyorum: Misyonerlik için yeni yollar hazırlamak, yeni yöntem ve vasıtaları gözden geçirmek, yeni aksiyonlar, enerjiler meydana getirmek gerekir.”

    Ve sonunda diyalog ekibi hemen göreve başladı, önce Kardinal Marella, sonra sırası ile Kardinal Pignodelli, M. Jadot, Kardinal Arinze diyalog şemsiyesi altında misyon faaliyetlerine başladılar.

    Evet, Vatikan’ın diyalogdan anladığı kelimenin tam anlamı ile budur. Öyle ki, evliliklerde bile artık Papalar devreye girmektedir. Zaten Benedictus’tan önce Mardin’de diyalog toplantısı yapılırken, tam da o gün Papa İkinci Jean Paul, tüm hıristiyanları Müslümanlarla evlenmemeye, eğer evlenmek zorunda kalırlarsa çocukları mutlaka hıristiyan yapmaya çağırdı. Biz de hıristiyanlarla evlenmeye özendirilmesinin aksine. Aslında hristiyan diyalogcular bir bakıma haklılar, çünkü kilise dogmasına göre, “extra ecclesiam xxxxa salus.” (Kilise dışında hiçbir hakikat yoktur.!)

    Öyleyse Mesih İsa’dan sonra gelen tüm dinler rafizi, yani sapkındır. Hiçbir diyalogcu kilise mensubları direkt söylemezler ama asla İslam’ı vahyi bir din, Hz. Muhammed’i Allah’ın Peygamberi olarak kabul etmezler. Zira kabul ettiğinde, tanrı oğlu Mesih’in bir anlamı kalmaz. Zaten İslam gibi bir din, Hz Muhammed gibi bir peygamber gönderilseydi, Baba Oğul’a, Oğul Havarilere, Havariler de Kiliseye bildirirdi. Bundan dolayı dikkat edilirse, hiçbir diyalog toplantısının sonunda, Kur’an’a, İslam’a, Hz. Muhammed’e atıf yoktur. Çünkü bu hıristiyan dogmaya aykırıdır.


    Bırakın İslam’ı, Vatikan, hıristiyanlık içindeki Metodisler, Mormonlar, Albililer, Üniteryenler, Presbiteryenler, Ebionitler gibi mezhebleri bile kafir ilan etmiştir. Yani ne kadar diyalogda olsak bile, bir hıristiyan yüzümüze maslahat gereği söylemese bile, her zaman bilinç altında sapkın bir dine inandığımızı asla unutmayacaktır. Onlar için İslam vahyi değil, sadece sosyolojik anlamda bir dindir. Düşünün, sapkın birisi ile hakikati temsil ettiğine inanan birisinin diyaloğu ne derece sağlıklı olur? Ama bir Müslüman için burada hiçbir takiyye yoktur. Çünkü İslam, hıristiyan ve yahudileri Ehli Kitap kategorisine koyar, yani onlar Teslis inancında ısrar etmedikleri sürece kafir değildirler. Ama Müslümanlar, Hz. İsa’nın “logos” olarak yeryüzünde Baba’nın (Tanrı) İsa’nın bedenine bürünmüş ilah olduğunu reddettikleri için, kesinlikle kilise dogmasına göre sapkındırlar, yani kafirdirler.

    Örneğin oryantalistlerin en ılımlısı olan M. Watt bile, İslam’ın Vahyi bir din olduğunu tam olarak itirafa yanaşmamıştır. Hatta Watt’a göre, hıristiyanlar arasında peygamberimizin en yaygın ismi şeytanla özdeş olarak kullanılan “Mahound” kavramıdır. Yani Hz. Peygamber, hıristiyanlara, özellikle Luther ve Evangelistlere göre anti-christtir. Yani, haşa, şeytandır.


    Bundan dolayıdır ki, Bush’un dini konulardaki en yakın danışmanları olan Pet Robertson ve papaz Jerry Falwel Graham İslam’ı şerir bir din, Peygamberimizi de gözü dönmüş fanatik olarak nitelendirmektedirler. Burada denilebilir ki, efendim, biz diyaloğu işte bunun için yapıyoruz. Yani bizim amacımız İslam’ın Batı’daki bu pejoratif imajını düzeltmek, barışı sağlamak ve Batılılara İslam’ı öğretmektir.

    Hemen belirtelim ki, bu saf niyetli yaklaşımlar, dış gerçekliği olmayan farazi bir iddiadan başka bir şey değildir. Neden?


    Birincisi; diyaloğun Vatikan tarafından resmen yürürlüğe koyulmasından itibaren yapılan araştırmalara göre, İslam’ın imajı daha da kötüleşmiştir. Ve bizzat fanatik hıristiyanlar tarafından kasıtlı olarak terörle özdeşleştirilmiştir. İşin ilginç yanı, diyalog kararına rağmen İslam aleyhine olan kampanyalar da papazlar, piskoposlar ve kardinaller daha da etkin rol oynamaktadırlar.

    İkincisi; “biz onlara İslam’ı öğretiyoruz” koca bir yalandır. Zira Batılılar, İslam’ı bizden daha iyi bilmektedirler. Özellikle hıristiyan diyalogcular. Örneğin hiçbir diyalogcu arkadaşımızın tasavvuf bilgisi L. Masignon, Titus Buchart’tan iyi değildir. Yine İslam felsefesi bilgileri H. Corbin’den, İslam medeniyeti araştırmaları H. Gibb’den, Kur’an Çalışmaları T. Nöldeke ve İ. Goldziher’den, Ortadoğu Ve İslam Tarihi çalışmaları B. Lewis’ten, İslam Bilim çalışmaları, Helmut Ritter’den daha iyi değildir. Denilebilir ki, bunların bir çoğu vefat etti, bu iddia da yersizdir. Hayır, onların yetiştirdiği yüzlerce öğrenci ve akademisyen, İslamic Research Center (İslam Araştırmaları Merkezi) şemsiyesi altında İslam’a ve Müslümanlara ilişkin eserler vücuda getirmektedirler. Yani bizden İslam’ı öğrenmeye ihtiyaçları yok.

    Dinler arası diyalog, saf ve temiz bir proje değildir

    Üçüncüsü, barışı korumak, bu da sureti haktan bir iddia.


    Hangi diyalog toplantısının Batı’nın, dolayısı ile hıristiyanların, Irak, Bosna, Sudan, Çeçenistan, Kosova, Telafer ve hakeza Filipinler ve Filistin’deki katliamları önlemede etkisi olmuştur?


    Hangi diyalog toplantısında Kur’an’ın tuvaletlere atılması, bizzat Bush’un danışmanlarının İslam’a ve Efendimize yönelik meşum hakaretleri kınanmıştır. Bu ne biçim bir diyalogdur Allah aşkına!


    Neden özellikle diyalog toplantılarında Peygamberimiz ve Kur’an dışlanır? Zaten bu bir diyalog değil, kelimenin tam anlamı ile hıristiyanlığın ve Greko-Romen değerlerin propogandasının yapıldığı bir monologdan başka bir şey değildir.


    Müslüman katılımcılar da “figüran” olarak yerlerini almaktadırlar, o kadar. Zaten diyaloğun “teorisyeni” kardinal Arinze bu konuda şöyle der: “Kutsal yolcu olarak kilise, öteki dinlere mensup insanlarla sürdürdüğü diyaloğun, kurtuluş diyaloğu olduğunun bilincinde olmalıdır.” [Yani sapkın kabul edilen Müslümanları son kurtuluşa erdirmek.]

    Demek ki, diyalog, kendisine değer verdiğimiz Hayrettin Karaman hocamızın zannettiği gibi saf ve temiz bir proje değildir. Olamaz da. Özellikle teoloji-ilahiyat alanında hiç olamaz. Zira hıristiyanlar “teslis” inancından vazgeçemeyeceklerine göre ve yine Kur’an’ın “Allah üçün üçüdür diyenler kafir olmuşlardır” ayeti değişmeyeceğine göre, bütün bu diyalog toplantıları samimiyetten uzak kalmaya mahkum olacaklardır. Zaten Arinze ve Karl Barth gibi zevat diyaloğun mutlak anlamda “misyon” ve “davet” (mission and proclamations) temeli üzerinde olması gerektiğini açıkça yazmakta ve konuşmaktadırlar.

    Müslümanların diyalogu, tevhid ve tebliğ merkezli olmalıdır

    İslam tarihinde elbette Peygamberimizin, Sahabilerin, halifelerin ve Müslüman alimlerin hıristiyan, yahudi, mecusi vs. gibi din mensupları ile diyalogları olmuştur. Ancak bu diyaloglarda İslam’ın özellikle “tevhid” noktasında kendilerine yönelttiği eleştiriler gizlenmediği gibi, İslam’ın bütünsel anlamından ve “tebliğ” faaliyetinden asla taviz verilmemiştir.

    Örneğin, Peygamber Efendimizin, dönemin en büyük imparatorluğunun reisi olan Heraklius’a yazdığı mektuptaki uslup ve azamet; bizim diyalogcuların kullandığı üslup ve retoriğe benziyor mu?

    “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Allah’ın kulu ve Resulü olan Muhammed’den Rumların büyük reisi Heraklius’a... Hidayet’e ve hakka ittiba edenlere selam olsun. İlan ederim ki; seni tam bir İslami davetle İslam’a çağırıyorum. Müslüman ol, selamet bulursun. Müslüman ol ve Allah sana iki kat ecrini verir. Eğer yüz çevirirsen, tebaanın günahı senindir.” (Bakınız: Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, I/219)

    Dikkat edilirse, Peygamberimiz bu mektubu kaleme aldırırken, İslam Arap Yarımadasının dışına çıkmadığı gibi, Müslümanların sayısı da milyarın üstünde değildir.

    Şimdi diyaloğun neden samimi olamayacağına ilişkin bir örnek daha verelim: Bir Müslümanın, bir Bahai yahut Kadiyani ile diyalogu samimi olabilir mi? Eğer Kur’an’a tam bağlıysa, asla samimi olmaz. Çünkü samimi olabilmesi için, Hz. Muhammed’den sonra Hüseyin Mirza Ali’nin, yahut Gulam Ahmed’in Allah tarafından gönderilen Peygamber olduğunu kabul etmesi veyahut en azından ima etmesi gerekir. Peki bu mümkün mü? Kesinlikle mümkün değil, çünkü, İslam ortodoksisine göre (Ehli Sünnet) onların statüsü, tıpkı yalancı peygamberlerden biri olan Müseylemetül Kezzab, Esved el Ansi ve Tüleyha gibidir. Aynı yargı bir yahudi ve hıristiyan arasındaki diyalogda da geçerlidir. Zira Ortodoks-Rabbinik bir yahudi için henüz Mesih gelmemiştir, son Peygamber de Malakidir. Öyleyse İsa, tıpkı Sabatay Sevi gibi, en büyük sahte Mesihtir ve bundan dolayıdır ki, özellikle katolikler için kahudiler “teosid” dir. ( Yani Tanrı katilidir)

    Sinsi planlar ve etnik kimliklerin öne çıkarılması

    Peki bütün bu olgulara gerçeklere rağmen, diyalogun samimi olmayacağı açığa çıkmış olmuyor mu? Zaten samimi olmadıkları, yaptıkları beyanlardan da anlaşılmaktadır. Örneğin Fethullah Gülen hoca efendi samimiyetle El Kaide’nin eylemlerini kınarken, Patrik Bartelemoeus, Hahambaşı İshak Haleva, ya da dünya ölçeğinde Papab açıktan, yani resmi anlamda İsrail’in ve Amerika’nın İslam dünyasındaki vahşetlerini asla kınamamışlardır.


    Hatta Papa İkinci Jean Paul, Ermeni Patriği İkinci Karakin ile görüşmesinde, Türkiye’yi yirminci yüzyılda en büyük soykırımlardan birisini yapmakla suçlamış ve yine Med Tv’nin yayınları için, yer ve frekans temininde yardımlarını esirgememiştir. Bizim aklı evvel bazı gazeteciler ve diyalogcular dediler ki, efendim Papa yanıldı veyahut yanıltıldı. Tabii bu bir cehaletten başka bir şey değildir. Çünkü Hıristiyan dogmasına göre, Papa yanılmaz da, yanıltılamaz da. Zira Papa’nın infallible [Yanılmaz] sıfatı vardır.

    Nerede diyalogdaki samimiyet?

    Sonuç olarak, Dinler arası diyalog toplantıları, sinsi hıristiyanlaştırma, etnik kimlikleri ön plana çıkarma, İslam’ı bir nevi protestanlaştırma ve alinasyon (yabancılaştırma) planlarını bünyesinde taşıyan postmodern bir misyon hareketidir.

    Lütfü Özşahin
    "Dare to Know"

  2. #2
    karacaören adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    23
    Karizma Gücü
    0
    İslam'ın yükselişinin kendisini gösterdiği alanlardan birisi de, son yıllarda hız kazanan 'dinler arası diyalog' çalışmalarıdır. Her üç ilahi dinin de temel çıkış noktasının aynı olduğu ve ortak bir noktada birleşmenin mümkün olduğu görüşünden yola çıkan bu çalışmalar büyük ölçüde başarıya ulaşmış, özellikle Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında önemli bir yakınlaşma söz konusu olmuştur. Allah Kuran'da Müslümanların, Kitap Ehli'ni (Hıristiyanlar ve Yahudiler) ortak bir kelimede buluşmaya davet etmelerini şöyle bildirmiştir:

    De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim... (Al-i İmran Suresi, 64)

    Her üç ilahi din de ortak inançlara ve ahlaki değerlere sahiptir. Allah'ın varlığına ve birliğine, meleklerine, peygamberlerine ahiret gününe, cennet ve cehennemin varlığına iman etmek her üç dinin de temel şartlarındandır. Bununla birlikte fedakarlık, alçakgönüllülük, sevgi, hoşgörü, saygı, merhamet, dürüstlük, her türlü haksızlıktan kaçınmak, adil olmak, vicdanlı davranmak gibi güzel ahlak özellikleri de ortak değerlerdendir. Bu nedenle her üç dinin de aynı safta yer alması, yeryüzünde dinsiz ideolojilerin eseri olan çatışmaların, kavgaların ve acıların sona erdirilmesinde son derece önemlidir. Dinler arası diyalog çalışmaları bu açıdan değerlendirildiğinde daha da önem kazanmaktadır. Bu dinlerin temsilcilerini biraraya getiren, ortak seminerler ve konferanslar aracılığı ile barış ve kardeşlik mesajları veren bu girişimler 1990'lı yılların ortalarından bu yana düzenli olarak devam etmektedir.

    Deutschland dergisinde yer alan 'Kültürler Arası Diyalog' başlıklı haberde Almanya'daki dinler arası diyalog çalışmaları aktarılmaktadır. Bu çalışmalar Cumhurbaşkanı Rau tarafından da destek görmektedir.
    Prens Charles'ın Telegraph gazetesinde yayınlanan 'İslam ve Batı Arasında Anlayış ve Tolerans' başlığı ile yayınlanan makalesinde dinler arası diyaloğun önemine işaret edilmektedir.
    Papa da sık sık dinlerin kardeşliği ve diyaloğun önemine dikkat çekmekte ve Vatikan tarafından bu konuda çalışmalar yürütülmektedir. Detroit News gazetesindeki 'Papa Dini Toleransı Teşvik Etti' başlıklı haberde de Papa'nın bu yöndeki açıklamalarına yer verilmiştir.


    11 Eylül sonrasında ise bu girişimler daha da güçlendi. Saldırıların ardından İslam'da terörün ve şiddetin yeri olmadığını anlatan, İslam'ın bir barış, adalet ve hoşgörü dini olduğunu dile getiren en önemli çevrelerden birisi de Hıristiyan din adamlarıydı. Başta Katoliklerin ruhani lideri Papa olmak üzere, pek çok önde gelen din adamı çeşitli demeçlerinde bu saldırılardan dolayı İslam dininin ve tüm Müslümanların sorumlu tutulamayacağını açıkladılar. Üstelik bu açıklamalarla da yetinmeyip, sayıları az da olsa tüm Müslümanları bu saldırıdan sorumlu tutarak Müslümanlara zarar vermeye kalkışan kişiler adına özür dilediler.


    Kuran ahlakı her dinden insanın birarada huzur ve barış içinde yaşayabileceği bir dünya öngörmektedir.


    Papa Hıristiyanlardan Oruç Tutmalarını İstedi

    Bu dostane yaklaşımın önemli anlarından birisi de, Ramazan ayının son Cuma gününde, Papa'nın Hıristiyan alemini Müslümanlarla birlikte oruç tutmaya davet etmesi idi. Konuyla ilgili Vatikan'dan yapılan açıklama şöyleydi:

    Kutsal Liderimiz, Papa II. John Paul 14 Aralık gününü dünya barışı için oruç tutma, dua etme ve bağış toplama günü ilan etmiştir. Oruç tutmaya imkanı olmayanlarımız da terörizmden ve savaştan zarar görenlere fakirlere ve ihtiyaç içinde olanlara destek olabilmek için bağışta bulunacaktır.

    Papanın bu açıklaması Hıristiyan alemi tarafından hemen uygulamaya geçirilmiş, 14 Aralık Cuma günü önde gelen Hıristiyan liderler, cuma namazı vaktinde camileri ziyaret etmiş ve Müslümanlarla birlikte dua etmişlerdir. Bu kişilerden birisi de Detroit Kardinali'dir. Detroit'in en büyük camilerinden birinde Cuma namazını takiben bir konuşma yapan Kardinal şunları dile getirmiştir:

    Katolik Kilisesi tarafından, dünyanın dört bir tarafında dünya barışı ve terörizm ve savaştan zarar görenlere dua etmek için Müslümanlarla birlikte oruç tutup dua ettiğimiz ve sadaka verdiğimiz bu 14 Aralık Cuma günü sizlerle birlikte olmaktan çok memnunum... 11 Eylül olayları bizlere bir kez daha sadece ekonomi ve teknolojinin değil, güvensizliğin, korkuların, şiddetin, adaletsizliği ve savaşın da globalleştiğini hatırlattı. Papa'nın da belirttiği gibi, bu durum karşısında bizim cevabımızın da 'global iyilik' olması gerekiyor... Bu dönem içinde sizleri herhangi bir öfkeli, gururlu veya şiddet içeren tavırla rahatsız ettiysek veya incittiysek, Detroit'te yaşayan tüm Katolikler adına sizden özür diliyorum.

    Bu Cuma gününü takip eden Pazar günü yapılan kilise ayinlerinde ise başta Müslümanlar olmak üzere, terörden ve savaştan zarar gören herkes için dua edildi. Belki de tarihte ilk defa pek çok kilisede ayinler Kuran'dan okunan ayetlerle başladı. Detroit Kilisesi'nde önce şu sözlerle dua edildi:

    Bugün oruç tutup dua ederek geçirdikleri Ramazan ayını tamamlayan Müslüman kardeşlerimizle birlikte bizler de, dünyanın farklı yerlerinde terörden ve savaştan zarar görenlere dua edip, sadaka veriyoruz. Bu gece uzakta veya yakınımızda bulunan herkes için dua ediyoruz.

    Daha sonra ise kilisede bulunan topluluğa İncil ayetlerinden önce Fatiha Suresi okunmuştur. Hiç şüphesiz bu olağan dışı bir durumdur ve çok önemli bir döneme de işaret etmektedir. İlahi dinler arasındaki bu yakınlaşma, din ahlakının yeryüzüne yayılmaya başlamasının önemli aşamalarından birisidir.



    2001 yılının Ramazan ayının son Cuma günü, Papa II. Jean Paul tarafından 'Barış ve Dayanışma İçin Oruç Günü' ilan edildi.


    Fransa'nın en popüler din adamı seçilen Abbé Pierre, 11 Eylül'den sonra Kuran okumaya başladığını ve Kuran'ın mükemmel bir kitap olduğunu söyledi. Ünlü Fransız dergisi Le Point'in kendisi ile yaptığı röportajda İslam'la ilgili düşüncelerini açıklayan Pierre şunları söylemekteydi:
    "İslam dini imanı güçlendiren ve Allah'a bağlı olmayı sağlayan davranışları ve amelleri muhafaza etmiştir. Ramazan ayını takiben binlerce insanın aynı anda ve çok samimi bir şekilde Allah'ın huzurunda secdeye gitmesi bunu göstermektedir. Okullarımızda bizlere Haçlı seferlerinin yüceliğini ve önemini anlattılar. Fakat daha sonraları bu seferlerin utanç verici seferler olduğunu öğrendik. Seferler sırasında askerlerin geçtiği güzergahlar üzerinde korkunç suçlar ve günahlar işlendi."


    "Ey millet! Allah birdir, şanı, büyüktür. Allah’ın selameti, atifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kur’ani azimüşşandaki husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akla mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olmalı gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Haktır." (Atatürk'ün 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir'de Zağanos Paşa Camii'nde vermiş olduğu hutbeden bir bölümdür.)


  3. #3

    Kayıt Tarihi
    14-11-2005
    Mesajlar
    281
    Karizma Gücü
    0
    Bir cok insan papanin turkiyenin ab ye girmesi ile ilgili dediklerini hatirlar,bakin diyaloga;bakin filistine,bakin iraka,bakin da bakin.
    "Dare to Know"

  4. #4
    karacaören adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    23
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Prometheusx tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bir cok insan papanin turkiyenin ab ye girmesi ile ilgili dediklerini hatirlar,bakin diyaloga;bakin filistine,bakin iraka,bakin da bakin.
    yorum yapacaksan doğru dürüst yap .yukarıda yazılan papa 2. jan pol şimdiki değil
    "Ey millet! Allah birdir, şanı, büyüktür. Allah’ın selameti, atifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kur’ani azimüşşandaki husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akla mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olmalı gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Haktır." (Atatürk'ün 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir'de Zağanos Paşa Camii'nde vermiş olduğu hutbeden bir bölümdür.)


  5. #5

    Kayıt Tarihi
    14-11-2005
    Mesajlar
    281
    Karizma Gücü
    0
    "Dialogdan dugune" konusunda da soyle iki nokta var. Musluman kizi Hiristiyan-Muslumana(!) veriyorlar sonrada "Hos gorunun zaferi" diye gazetelerinin birinci sayfasinda reklamini yapiyorlar...
    ZAMAN gazetesinde "Haham, Papaz ve Muftunun huzurunda Kelime-i Sehadet getiren LESTER kendisini Hem hristiyan, Hemde musluman" ilan etti yaziyor. Yani bu sizin gazetenin yorumu... Ben demiyorum, LESTER kendisine "Hem hristiyan hem musluman" diyor...
    Yani birinci nokta Lesteren aciklamasi...
    Ikinci nokta: Meryem Lesterden bahsederken sunu yapti bunu yapti demiste, sunnetten bahsetmemis yani sizin DAMAT sunnetlimidir? (yoksa cifte din mensuplari sunnet olmuyormu biggrin.gif )

    -Bu dialog sacmaligi 1960-65 yillari arasinda Turkiye, Suriye, Iran ve Irakin bazi kesimlerinde calismalar yapmaya baslamis 1996dan itibaren istanbul Fener Rum Patrikhanesinin girisimiyle hiz kazanmistir. 1960li yillarda Turkiyede 1019 baris goxxxxusu misyoner ozellikle G. Dogu Anadolu da faaliyet gostermistir. Bunlarin amaci Islam dininin "Tek ve Son din" oldugu gercegini muslumanlara unutturmak ve uc dininde ayni oldugnu, acikcasi Hristiyan olunabilecegini vurgulamaktir...
    Birde "Ibrahimi din" diye bir safsata attilar ortaya, neymis bu uc din birbirine esitmis!!
    Yahudilerin bile dusmedigi bu tuzaga Turklerden bazilari (Gulen Narlar) dusurulmusler NEDEN?
    Cunku Turkiye uzerinde amaclarini gerceklestirmek icin bu "Dialogcu Turkler" onlara lazim. Cunku MUTLU ve PUTLU azginlar vatani bolmek, kufuru yaymak icin calisiyorlar, ugrasiyorlar...



    "Batılılar Afrika'ya geldiklerinde bizim topraklarımız, Hıristiyanların ise İncilleri vardı. Hıristiyanlar bize gözlerimizi kapayarak dua ve ibadet etmemizi istediler. Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil vardı. Onların ayaklarının altında ise bize ait topraklar."
    20.yüzyılın başları, Jomo Kenyatta, Afrikalı bir aydın...

    "Vizigotlardan Sarafenlere değin Hıristiyanlık dini ile temasa geçen bütün ırklar, kavimler er geç Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Bu genel kuralın tek istisnası Türklerdir. Türkler, Hıristiyanlığı kabul etmek şöyle dursun, ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Onun için Türklerle savaşmak, onları yok etmek zorundayız."
    Liverpool, l854. Kardinal Newmann...

    "Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda ise Amerika ve Afrika. Üçüncü bin yılda hedef Asya'dır."
    24 Aralık 1999, Papa 2. John Paul. Milenyum mesajı...

    "Kilisemiz bütün insanlığın mutluluğu içindir. Dinlerarası Diyalog'un bizim için anlamı, bütün insanları İncile ve Kiliseye yani Hıristiyanlığa ulaştırma yoludur..."
    6 Ağustos l964, Papa 6. John Paul...

    "Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz."
    9 Şubat l998, Rabbin aciz kulu Fethullah Gülen...

    "Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü, yani 'Muhammed Allahın Resulüdür' kısmını söylemeksizin sadece ilk bölümünü ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışı ile bakılmalıdır."
    Fasıldan fasıla kitabı, Fethullah Gülen...


    "Şehidliklerimzin üstüne kilise yapanlar hangi yüzle ve neyin diyalogundan bahsediyorlar?"
    2000 yılı, Hüseyin Simayiç Bosna Müftüsü...

    Bu azginlara cevabi en guzel sekilde Bosna Muftusu vermis!
    "Dare to Know"

  6. #6
    karacaören adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    23
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Prometheusx tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yani bu sizin gazetenin yorumu..
    bak promethesux@ BEDİÜZZAMAN gibi değerli bir şahsiyeti övmem ,hemen sende zamancı olduğum izlenimi bırakmış herhalde yanılıyorsun ben zaman okumam vede savunmam ama dinlerarası diyolog konusundada önce islam birliği sonrada dinler arası diyolog olayının olması daha doğru ama şimdiki çabalarda yine de iyi.en azından dinlerin yakınlaşmasına yardımcı oluyor:A
    "Ey millet! Allah birdir, şanı, büyüktür. Allah’ın selameti, atifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kur’ani azimüşşandaki husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akla mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olmalı gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Haktır." (Atatürk'ün 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir'de Zağanos Paşa Camii'nde vermiş olduğu hutbeden bir bölümdür.)


  7. #7
    samiramis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    369
    Karizma Gücü
    0
    bakara 120- Kendi dinlerine uymadıkça ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla hoşlanmayacaklardır. De ki; "Doğru yol, sadece Allah'ın yoludur': Eğer sana gelen bilgiden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah tarafından ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamazsın.
    Allah yalan söylemez


    bu zamana kadar itifak mümkün olmamış bundan sonra nasıl olacak,sen onların herhangi bir dini hükmünü kabul etsen,islamı kaybedersin,onlar zaten 1400 yıldır peygamberi ve kuranı kabul etmemişler, tecrübeyle ile de sabit bir konu bu,hristiyanlarla hangi ortak noktada buluşacaklar açıkçası merak ediyorum,hangi dinin hükmünü kaldıracaklar

    3/28. Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır.
    Bizler umutsuzlugun oldugu yerde,umudumuzu kaybetmeden yürüyenlerdeniz.Her yolda çakıllar,her durdugumuz yerde çakallar olsa ne yazar,ya ölümüne severiz yada tek kalemde sileriz.Tarihi biz yazdık tarihtende sileriz ...

  8. #8
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    bakara 120- Kendi dinlerine uymadıkça ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla hoşlanmayacaklardır. De ki; "Doğru yol, sadece Allah'ın yoludur': Eğer sana gelen bilgiden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah tarafından ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamazsın.

    Olay budur , samiramis kardeşim ayeti hatırlattığın için Allah Razı olsun ,

    selam ve dua ile,

  9. #9
    gencerli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2006
    Mesajlar
    483
    Karizma Gücü
    0
    .......
    Bu mesaj en son " 20.06.07 " tarihinde saat 18:28 itibariyle gencerli tarafından düzenlenmiştir...

  10. #10
    jeZabeL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-08-2006
    Mesajlar
    151
    Karizma Gücü
    0
    Müslümanlar açısından Hoşgörünün, Diyaloğun ve birlikte yaşamanın hem dini hemde sosyolojik temelleri mevcuttur. Osmanlı Devlet-i Aliyesinde (İmparatorluğunda) barınan 250 milyon toplum yönetiminin, 10-11 milyon saf–kan Osmanlılar tarafından yapılmış olmasını başka nasıl izah edebiliriz ki? Toplumun %4 ‘ü, toplumun tamamına başka nasıl hükmedebilirki? Global bir köy haline gelen günümüz dünyasında, kişiler, toplumlar, uygarlıklar ve medeniyetler arası Diyalog kaçınılmaz bir zorunluluktur! Medeniyetlerin çatışması üzerine kurulan tezlerin ve geliştirilen teorilerin, iki binli yıllarda itibar görmemesi için, dinler ve din müntesibleri arası Diyaloğa önem vermemiz gerekir.







    Bizi ayakta tutan bu dinamiklerimiz -inançlarımız ile Diyalog ve Hoşgörü’yü sadace içte değil, dış dünya’ya açılmada da rahat olmaya sevk etmektedir. Kur’an-ımız Vahy-i Semaviye dayandığından ve beşerin hertürlü problemlerini çözeceğinden şüphemiz yokki, Diyalog kurmada bir endişeye kapılalım. Bu sebeble korkacak birileri varsa, o da Kur’anın diriltici ikliminden uzak yaşamakta direnenler olmalıdır. Böyleleri, mevcut sistemleri ihtiyaçlara cevap vermediğinden dolayı, alternatif sistemler araştırmakta ve birgün bu arayışları insanlığı “Müslümanlığa” götürürse halimiz ne olur, mülahazası ile kendi insanından korkup,endişe duymaktadırlar. Diyaloğa karşı çıkan kesimler içersinde, İslam ‘a sıcak bakmayan ve İslamı bir hedef tahtası olarak gösteren insanların bu hırçınlıklarını başka nasıl izah edebiliriz ki?










    Mevlana’ya atf edilen bir söz vardır: “Bir ayağım Merkezde dini esaslara bağlı, diğer ayağım da yetmiş küsur milletle beraber.” (1) Esasen Hakiki bir Müslümanın tarifi bu düşünce ile özetlenmiş diyebiliriz. Elbette herkesle diyalog içinde olmanın bir ölçüsü olacaktır. Mümin, İslami prensiplere bağlılığı nisbetinde, yani Mevlana’nın yaklaşımı ile bir ayağı Dini zemine Sağlam basıyorsa, bahse konu Diyaloglar fayda getirirken, aksine mümin Kuran ve Sünnet yörüngeli beslenmiyorsa, bu takdirde –hafizanallah- kaymalarla karşılaşılabilinir!

    lay layy layyyy

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Mantıksal Diyalog!
    2005 Konuları bölümünde Tarek tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 31.10.05, 04:35

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •