Yazımı, Çanakkale’de, Yemen’de, Allah-u Ekber dağında, Sakarya’da, Dumlupınar’da vel- hasıl yüzyıllar boyu şehit düşen yüce insanların aziz hatırları önünde saygıyle eğilerek sunuyorum…
Milleti-i sadıka mı?
yoksa
İhanet-i Kebir mi?
Çanakkale harbinin yıldönümünde, Ermeni meselesini ele almamın sebebi; kanımca bu harbin, ki dünya harpler tarihinde böylesine dar bir alanda en çok zayiatın verildiği tek harptir, yapılmasında Osmanlıyı truva atı gibi içeriden bitiren Ermenilerin rolünün büyüklüğü yadsınamaz. Dünyaya Ermeni Soykırımı diye kakalanmaya çalışılan tarih 24 Nisan 1915 tarihidir. Bu tarih ise acılar ile dolu Çanakkale harbinin başladığı tarihten 5 hafta sonrasıdır. Güzelim vatan evlatlarının cephelerde düşman ile gögüs-göğüsü savaştığı esnada başta Istanbul olmak üzere Osmanlı topraklarının tamamında, dışarıdan aldıkları talimatlar doğrultusunda, isyan ve zulüm yapanları günümüzde birileri Millet-i sadıka lafları ile cilalama gayretinde.
Bizim klasiklerimizdendir. Önemli tarihi olayları hatırlamayı severek yaparız. Fakat bu tarihi olayların meydana geliş sebeplerini araştırmayı pek sevmeyiz. Çanakkale harbine gelmeden, kronolojik sıralamaya göre Ermenilerin olaylarının bazıları:
1064
Selçukluların öncüsü İnalcık bey Ani’ye ( Kars ilimizde ) geldiğinde şehri tam bir harabe halinde bulur. Ani’yi yakıp-yıkan Bizanstır ( M.A. Kaşgarlı ). Fakat halen Ani’yi Türklerin
yaktığı propagandası yürütülmektedir. Ani’deki Türk eserlerini de 12/1917-4/1918 arasında Ruslar, 4/1918-10/1920 arasında ise Ermeniler sistemli olarak tahrip etmişlerdir ( Ani’nin tahribi 1018-1236, Fahrettin Kırzıoğlu, 1982 Ankara-H.K. Türközü ) .
1071
Selçuklular, Bizanslılara karşı Malazgirt zaferini kazanınca, Bizans hakimiyeti ( ezilen ) altında Toroslarda ( Kilikya ) yaşayan Ermeniler, Selçukluların yardımıyle Vahram döneminde ( 1077 ) Maraş, Elbistan, Besni, Samsat, Adıyaman, Urfa ve Antakya yörelerine doğru yaşam alanlarını genişletmişlerdir ( N. Göyünç 1983 s 47 ). Sonradan islamiyeti seçtiği söylenen Vahran’ın ölümünden sonra Ermeniler bölgelerinde küçük prenslikler halinde yaşamlarını devam ettirmişlerdir.
1243
Moğol istilasına uğrayan Anadoluda Köse dağı civarında Selçukluluar ile savaşırken,
Moğol ordusunun yanında Ermenilerde yer almış ve Anadolu Selçuklu imparatorluğu bu yardım sayesinde ortadan kaldırılmıştır [ yüz yıllar sonra Ermenilerin emperyalistler ile yaptıkları ittifakı neticesinde Osmanlı ortadan kalkmıştır. Birileri masallarında Moğol soyundan bahseder iken, bu soy ile birlikte savaştıklarına değinmemesi, masal anlatmakta dahi ne kadar cahil olduklarını göstermektedir].
1326
Osmanlılar Bursa’yı Başkent yapınca, gregoryan Kilisesi’ne, Kütahya’da bulunan kiliselerinin , başkente yerleşmesine onay verilmiş ve böylece taşrada yaşayan Ermenilerin, taşradan şehre yerleşmesine olanak sağlamıştır.
1461
Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında Istanbul’u fethedince, topraklarında yaşayan Monophysitleri ( İsa’nın tek niteliğine inanlar ) bir araya toplayarak, Ermenilere patriklik
( Patrik Ovakim ) müessesesini ihdas etmiş, Ermenilerin Bursa’dan Istanbul’a ( Samatya – Kocamustafapaşa ) taşınmalarını sağlamış ve böylece Anadolunun çeşitli köy ve kasabalarında yaşayan Ermeniler, birileri tarafından masallarında küfredilen Türkler
( masalda Moğol ) sayesinde, ULTRA ŞEHİRLİ ünvanını da elde etmişlerdir. Askerlik görevini, dolayısıyle ölümü Türklere yıkanlar, bu şehrin yarattığı en geniş ticaret imkanlarından yararlanarak, büyük zenginlikler elde etmişler, imparatorluğun asli unsurları -günümüzde küfredilen- ise hayatları bahasına onları korumak, yataklarında rahat uyumalarını sağlamak görevini üstlenmişlerdir. Zenginliğin yarattığı maddi baskılar, imparatorluğun içerisinde “ Milleti-i sadıka” ( politik jargon ) gibi bir sıfatı doğurmuştu. Dağın fare doğurması gibi.
1518
Osmanlı Tahrir Defterlerinden Anadolu’nun bazı yörelerindeki Ermeni nüfus
---------------- Hane sayısı---------- Bekarlar
Arapkir -------------112-----------------42
Çermik---------------83------------------5
Ergani---------------111-----------------21
Harput---------------320----------------47
Urfa------------------300----------------42
Siverek---------------130----------------30
( Die Armenierfrage, Wieser Verlag Klagenfurt 2006, s. 20, Yusuf Halaçoğlu ).
Tahrir defterlerindeki sayılar ile 1. Dünya Harbinde üretilen savaş propaganda malzemeleri ve bunları günümüzde tekrarlayan papağanların söylemlerine bakınca, Ermeniler ile tavşanlar arasında nasıl bir irtibat kurulabilir? Bu soruyu tavşangillere sorarsanız. Alacağınız cevap: „ At Martini bree debreli Hasan“ olacaktır.
1545
Zeytun ( Süleymanlı ) ayaklanmaları bu yıldan Meşrutiyet’in ilanına, yani 1908 yılına değin 400 yıl sürmüştür. Dağlık olan bu ilçe halkı, bölgenin fazla engebeli oluşundan yararlanarak, feodal bir yönetim altında toplanmışlar, işhan-prens adını verdikleri başkanlarınca yönetilmişlerdir. İşhanlar dört mahalleden oluşan Zeytun’un birer mahallesini yöneten dört kişi olup, her biri kendi mahallesine egemendi. Türk köyleri işhanların görevlendirdiği kişilerce, Türk köylüsünden de vergi toplardı. İşhanların gerek Osmanlı hükümeti, gerek çevredeki Türklere karşı sürekli ( 1786, 1808, 1818, 1825, 1831, 1843 ) ayaklanmalar çıkardı. Bu başkaldırma olaylarında papazların rolünü anlamak için 1853 yılında Melekyan [ ama ne Melek haa! ] Arzruni adındaki bir papaz düzenleme ve hazırlıklarda bulunmak üzere Zeytun’a gelip yerleşmesini hatırlamak yeterlidir. Gerisini varın siz düşünün!
1556
Ruslar Astrakan’ı alarak Kafkaslara ilk adımlarını atıyorlar.
1702
Fransız Kralı Ludwig XIV. Marsilya’daki Ermenilerin kurduğu matbaanın kapatılmasını
emreder.
1759
Osmanlı, Ermenilere İzmir’de matbaa kurmalarına ve Ermenice yayım yapmalarına izin verir. [ Elif’in masal kitabında, moğol soyu piç olarak nitelenmiş. Ve kullandığı hürriyete ve cürete bakınız! Cahillik. İnsan masal kitabı dahi yazsa, biraz tarih okur. Bunlar biraz değil, katmerli cahil].
1774
Küçük Kaynarca anlaşmasıyle İmparatorluğun duraklama dönemine girdiğini ( daha önceleri içimizdeki azınlıklar ile sağlanan mutabakatlar, kaputilasyonlar vb ile ) anlayan
Batı ( Fransa, İngiltere, Rusya, Almanya ve Avusturya/Macaristan ) Osmanlı imparatorluğunun paylaşılması projelerini hazırlamaya başlamıştır. Bundan cesaret alan Zeytun (Süleymanlı)’daki Ermeniler vergi vermemeye başlamışlardır [ Birileri mütemadiyen bizi 1915 sonrasına yönlendirmeye gayret ediyor. Bunun için tarihleri başa yerleştirdim. Buna rağmen bakar körler görebilirler mi? Ve bu isyan 1915’ten 150 sene evvel ].
1779
Ermeni Ruhani lideri Argutyan ile Ermeni okulu kurucusu Lazaryan’ın hazırladıkları, Ararat
Prensliği projesi Rus prensi Potemkin’e teklif edilmiş, bu proje 2000 adet basılarak Ermenilere dağıtılmıştır ( Türk Tarihinde Ermeniler 9 Eylül Üniversitesi, 1983 ). Bu çalışmadan haberdar olan Ermeniler Osmanlı yönetimine itaat etmeme yolunu tutmuşlardı. [„Sadıka“ ile „Ihanet“ kelimeleri aynı kefeye konulabilir mi?]
1780
Maraş’ın Zeytun (Süleymanlı) ilçesinde Ermeniler 1774 yılandan beri vergi vermiyorlardı. 1780 yılında vergi memurlarını, jandarmaları ve arkasından nasihat için gelen Maraş valisi Ömer Paşa’yı öldürdüler. Bundan sonra Jandarmanın da başedemedeği silahlı başkaldırmalar sürekli yapıldı. Bu başkaldırılar
1782, 1786, 1808, 1819, 1825, 1831, 1836,1840, 1842, 1852 …
yıllarında tekrarlanarak, 1922’e kadar süregelmiştir ( Ermeni Dosyası, Kamuran Gürün TTK Ankara 1983 ). Rahmetli Kamuran Gürün yaşıyor olsa idi mutlaka 2007’e kadar derdi. Zira Ermeni başkaldırılarının günümüzdeki adı PKK’dır. Hiçbir zaman bu canilikleri kürtlere maletmedim. Zira PKK’nın tüm eylem tarzları, geçmişteki Ermeni çetelerinin eylem tarzları ile örtüşmektedir. Geçmişte Ermenilerin dışarıdan tahsil ettiği paralar ile günümüzde ise PKK yine dışarıdan tahsil ettiği paralar ile eylemlerini finansa etmektedirler. Finans kaynakları dahi örtüşmektedir.
ANDONYAN BELGELERİNDEKİ SAHTEKARLIKLARI TÜM DÜNYA ŞAŞIRMIŞTI. NEDEN ŞAŞIRDILAR ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL?
Ermeniler, IV Murat’ın özel bir fermanla kendilerini vergiden affettiğini iddia etmediler mi? Andonyandan evvel bunlar ferman üretmişlerdi. Bu fermanı hiçbir zaman gösteremedikleri gibi 1884’te çıkan yangında yandığını söyleyebilecek kadar da pişkinler. Dahası var. Devamlı isyanların meşru göstermek içinde, Ermeni tarihçi L. Nalbantyan fermana bir tarih uydurmuştu. 17 Şubat 1618… Bu tarihte Murat IV, 6 yaşındadır ( Doğum 27.07.1612 ). Hükümdarlığa geçiş 10 Eylül 1623 ( Osmanlı ve Sovyet Belgeleriyle Ermeni mezalimi, Halil Kemal Türközü, TKAE, 1982 Ankara )
1800
Çarlık Rusyası, Akdenize erişebilmek için, Ermeniler harp Akademesine kabul ediyorlar.
1801
Çar, Akdenize Kafkaslar yoluyle inebileceğine karar veriyor. Ermeni gençler askeri okullar ve harp Akademisine alınıyor ve Gürcüstanı Çarlık topraklarına katıyor.
1802
Napoleon, Ermenilerden istifade etmek ve İngilizlerin Hindistan yolunu kesmek fikrini Bab-ı ali’deki sefiri, Sebastiani’den sorar… Sefirin cevabı; „ Majesteleri, Ermeniler hayatlarından o kadar memnundurlar ki!...“ ( yukarıda değindiğim ticaret ve zenginlik ifadelerim şimdi yerli yerine oturuyor. Hayatlarından niye memnun olmasınlar. Vergi vermiyorlar. Üstelik kendilerini koruyanlardan vergide tahsil ediyorlar. Tüm ekonomik faaliyetler ellerinin altında). Bunun üzerine Napoleon Mısır’a yönelir ( A.Yaman).
İNGİLİZ, AMERİKAN PROTESTAN MİSYONERLERİNİN, ANADOLUDA ERMENİLERİ İHTİLALE HAZIRLAMA ETKİNLİKLERİ
1804
Londra’da British and Foreign Bible Society kurulur. Görevleri Anadoluya misyoner göndermek.
1810
ABD, The American Board of Commissioneries For Foreign servisinden Protestan misyonerleri Ortadoğuya, Katolik ve Müslümanları Protestan yapmak için çıkartma
Yaparlar. Başlangıçta, ancak Anadoludaki işsiz Ermeni gençlerine çeşitli menfaatler
Sağlayarak protestan yaparlar…
Zamanla, bir taraftan Anadoluya köklü bir şekilde yerleştikleri gibi, öte yandan da Amerika’da “ Ermenileri işkenceler içinde inleten zalim Türkler” propagandasını sürdürürler [ Demek ki, yapılan propaganda sadece 1. Dünya harbi ile sınırlı değil,
Asya kıtasının protestanlaştırılması ise Papa Jean Paul ile de sınırlı değil] ve yayarlar
ve buna bütün Amerikalıları inandırırlar [ Amerikalılar zaten, dünyayı sadece Amerika
kıtasından ibaret zannetmektedirler. Bunun için inanmaları çok doğal ] ( Bilal Şimşir, Aprerçu Historique sur la Questionne Armenienne, TTK 1985 Ankara ). Bu faaliyetin merkezi halen „ Baecon street 14 Boston, Massachussetts” adresinde.
1812
İngiltere’de coğrafya sözlüğü Broken, doğu Anadoluya Türkomanya yerine ARMENİA adını
veriyor ( Broken Dic. London 1515, TKAE Yay 56, Ser. IV-sayı A17, Ankara ). Günümüzde batı dünyasının ortaya attığı haritalar gibi...
1819
Venedik’te kültürel etkinliklerde ! bulunan Ermeniler, Türkomanya yerine Armenia adının verilmesini istiyorlar ( W. Guthurie, TKAE aynı, s. 36 )
1820
bu tarihte gönderilen misyoner P. Fiks ve L. Parson İzmir’e çıktığında, Parson
“ En büyük rüyasının, günahlar imparatorluğunu yıkma olduğunu” itiraf etmiştir
( J.t. Grabill, protestan Diplomacy and The near East, 1810-1927, uni.of Minnesota, Minneapolis 1971 s 6 ).
[ Bizim de amacımız, kendilerini imparator zanneden zalimlerin sonunu getirmek olmalıldır].
1821
baharında Yunanistan’ın her köşesinde mükemmel bir şekilde organize olmuş, aynı
anda ayaklanan Yunanlılar kısa sürede, Yunanistan’ın özellikle güney bölgesinde yaşayan
tüm Türkleri ( 900.000 ) “ bir ülke istiyorsan, Türk komşunu öldür” sloganı vahşice katletmişlerdir. Yunanlılara “ Türklere ne oldu?” diye sorulduğunda, alay ederek “ onları ay yuttu” demişlerdir ( W.St. Clair, that Greece Might Still be free, The Phillenes in the War of independence, London, 1972 s.2 Bilal Şimşir ).
Mehmet Akif yattığı yerden kalksada, günümüzdeki batıcı/grek medeniyetçisi öküzlere;
( ki onlar insanları –gladyatörleri- vahşi hayvanlar ile dövüştürme ve insanları vahşi hayvanlara parçalatmayı keyifle seyretmeyi, bize medeniyet diye anlata gelmişlerdir) “ medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” ile neyi anlatmak istediğini bir kez daha açıklasa. Zira bu öküzler, 900 bin insanı parçalayan, soruluncada pişkin-pişkin“ ay yuttu diyebilen” canavarları medeniyet diye algılamaktadırlar. Algılamaya devam etmektedirler.
1828/1829
Ermeni asıllı Amerikalı Elie Smith, Osmanlıların, Türkomanya adına itibar etmediklerini.
Bu adı kullanmadıklarını, buraya Armenia denmesini teklif ediyor. Bu ad daha sonraları
Berlin konferansında resmileşiyor ( TKAE s. 36 ).
1828
Ermenistan’ın Ruslar tarafından kuruluşu. İran’la Rusya, Türkmençayı anlaşması sonucu,
Erivan ve Nahçevan hanlıklarının Rus yönetimine katılışı. Ruslar, Erivan yakınlarındaki Ahırfelek kasabasına 20.000 Osmanlı, 20.000 Rus Ermenisi yerleştirirler, Çar kendini Ermenistan Kralı ve tüm Ermenileri de Rus ! ilan eder. Ruslar, Asya ile Anadolu Türklerinin birleşmemesi için gerek duydukları bir engeli böylece gerçekleştirmiş olurlar
( Bir terör efsanesi, Milliyet Y.1987, Prof. Erich Feigel ). Kendi devletlerini kendileri kurmuş olan Türkler için, Ermenistan’ın bu yapay kuruluşu garip gelmektedir. Kayı aşiretinden Osmanlı imparatorluğu doğduğu düşünülürse... 1839 Edirne anlaşmasıyla Ruslar bugünkü sınırılarımıza kadar kafkaslarda egemendirler. Kimlerin sayesinde?
1832
V. Goodell, 1819 yılında yazdığı bir makalede “ Ermenilerin, misyonerler için çok elverişli bir toplum olduğunu” ifade etmiştir ( TH. O Kutvirt, The Establisment of an American Protestant Mission to the Armeniens 1810-1830 )
1843
Gerard de Nerval, Orta doğu seyahatını anlattığı “ Voyage en orient” kitabında, Osmanlı yönetimi konusunda; “ Dört millet, Türk-Ermeni-Yahudi ve Grek birarada yaşıyorlar ve birbirlerinden nefret etmiyorlar. Bizde bu dayanışma ve hoşgörüyü çeşitli ve iller ve partiler arasında görmek mümkün değildir” diyor (Türk Tarihinde Ermeniler 9 Eylül Üniversitesi, 1983 ).
1844
Osmanlıda dinsel törenler sırasında katagigosların adlarının söylenmesi adet olunmuş değil iken, Patrik Matiyos, Rus elçisinin telkinleri doğrultusunda, Katagigos Nerses Aşdarakeesi’nin adını, Galata Ermeni kilisesisinde ilk kez söylemiştir( Ermeni Komitelerinin amaçları ve İhtilal Hareketleri, Gen.Kur. Bşk. 2003 Ankara s. 6 ). [ Birçok eserde, kilisenin Ermeniler üzerindeki baskısı ve etkisi anlatılmıştır. Ermeni meselesinde, kilisenin rolünü baş köşeye
koymaz isek, kilise ve onun ruhani liderlerine haksızlık yapmış oluruz !]
1850
Paris anlaşmasından başlayarak resmi ve askeri yayımlarda doğu Anadolunun adı olan Turcomania yerine Armenia adı kullanılmıştır ( Zihinleri nakşetme için. Cem Özgönül
Der Mythos eines Völkermordes adlı almanca eserinde zihinlere nakşetmeyi yapanların şu çarpıcı düşüncelerini ele almış; ”Önemli olan, soykırımı inkar edenlere karşı düzenlenen sembolik faaliyetlerin dışında, bu çevrelerin argümanlarına karşı direnebilmek. Hem bilimsel hem de siyasi yönden son derece ayrıntılı argüman yapılarına karşı tek yöntem, siyaset ve kamuoyunda Ermenilerin yaşadıklarını zihinlerde kalıplaştırmak”
(http://www.d-armenier.de/cms/html/in...b&tid=12&pid=2 )
1850’
den sonra misyonerlerin sürekli çalışmaları, İngiliz ve ABD diplomasisinin etkileriyle, Anadolu; batı, orta ve doğu olmak üzere 3 büyük bölgeye bölünmüştür
( bu misyonerlerin günümüzdeki “çocuğu” ise 8 bölgeye bölmüş. Ne yapsın çocukçağız? Zekası ancak buna yetiyor), çok sayıda kent ve ilçelerine kadar girilerek 436 kilise ve şapel açılmıştır. Misyoner ve mensuplarının sayısı bu tarihlerde 60.000 yükselmiş, Ermeniler için 21 okulda 24.000 Ermeni gençi yetiştirilmiştir. Son defa da 9 kentte, Istanbul, İzmir, Merzifon, Kayseri, Tarsus, Maraş, Antep ve Harput’ta 9 Kolej açılmıştır.
Zengin işadamı Christopher Robert, Istanbul’da bir kolej açılması için 400.000 dolar vermiştir. Bu kolej onun adını yaşatmaktadır “ Robert College”. İlk mezunları Bulgar ihtilalinin başını çekenler. Başka bir mezunu ise Osmanlı arşivini Bulgaristan’a kağıt yapılmak üzere göndermiştir. Amaç bu b.klu faaliyetlerin belgelerini ortadan kaldırmak. Ölmeden evvel bir Papaz efendi ile paralelliğini arz edince, hepimiz vay ne müslüman
adammış diye yelkenleri suya indirdik !
Misyonerler görünüşte protestanlığı yayma çabası içindeydiler ama bunun gerisinde, Ermenilerin İmparatorluğa karşı yetiştiriyorlardı ( içimizdeki İrlanda’lılar hazırlanıyordu).
Burası gerçek bir fesat ve iftira yuvası halindeydiler. Günümüzde değişen ne var?
Amerika’da, Türkleri “zalim kasaplar”, Ermeniler ise “masum azizler” diye tanıtan onlardı ( Clair Price, The bird of Turkey, New York, 1923 s. 65 ). ( 06/2000 yılında Gazetelerden Amerikan Ticaret odalarının Diyarbakır’da ticaret ofisi açma arzularını öğrenmiştik.)
Aynı yıllarda, mesleği gereği Anadolu da yaşayan Türkler ve Ermeniler ile temasta olan
Rus generali Mayewski, Van ve Erzurum konsolosu olarak Amerikan misyonerlerinin
ABD’de yaptıkları propagandaları yalanlamaktadır. General şunları dile getirmiştir ;
“ Türkiye’deki Ermenilerin durumlarının dayanılmaz olduğuna dair şikayetler, şehirlerde oturan Ermeniler için geçerli değildir. Zira bunlar her zaman, her türlü hürriyetten faydalanmışlar ve imtiyazlara sahip olmuşlardır. Köylülere gelince çiftliği ve sun-i sulamalcılığı iyi bildiklerinden, durumları merkez Rusyadaki köylülerden çok daha iyidir
( Ermenilerin yaptıkları katliamlar, gen. Mayewski, Ankara üni. Basımevi 1986 s12, Doç. Azmü Süslü )
İzmir’li Takvor Agobyan Zeytun’daki Ermeni okullarını 200 lira, Kahire’de yerleşik, Arapkirli Bogos 400 Lira yardım ettikleri gibi Miyaskal İngerutyun ve Avedik Keshanyan gibi atanan öğretmenlerin 1895 ayaklanmasında en önemli görevleri üstlendiği bilinmektedir ( Ermeni Komitelerinin amaçları ve İhtilal Hareketleri, Gen.Kur. Bşk. 2003 Ankara s. 14 ).
1853
Zeytun isyanı, Ermeniler Rusyadan yardım istemişlerdir. Zeytun isyanlarında azınlık hakları diye ortaya “ Ermeni hamisi” diye çıkan İngilizlerdir. 1850 yılındaki ayaklanmalar daha sona ermeden dağlı Ermenilerin işkenceleri ve yağmacılıklarıdan çaresiz kalan Tür köylüleri, kendi yurtlarını, mallarını bırakarak, uzaklara göç etmek zorunda kaldılar. Bu tarihe değin Zeytun’da geçen olaylar, zorbalıklar, derebeylikler hükümete ve çevre Türklere karşı sürekli bir ayaklanmaydı. Bağımsızlık akımını zorbalık akımı ikame etmişti. Galata Büyük Ermeni Okulu mezunlarından tanınmış zorba Zeytunlu Horutyon Çakıryan Zeytun’a gidince, zor alım-yağmacılık-talancılık ve ayaklanma, Elif’in masalı gibi “ bağımsızlık”masalına dayandırıldı. Neymiş efendim; piç – baba. Bizde avratın aşırı aykırı giden cinsine fahişe deriz... Azıttıkça, batacaklar.
1857
13 Haziran, Türk-Moğol devletinin İngilizler tarafından yıkılmasına isyan eden Hintliler, İngilizler tarafından katledilirler. 1857-1859 İngiliz işgaline karşı Hintlilerin Sepoy isyanı,
İngilizlerce çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır. (Bir terör efsanesi, Milliyet Y.1987, Prof. Erich Feigel )
Osmanlı, Ermenilere Van’da Varak Manastırı içinde matbaa kurmalarına ve Ermenice yayım yapmalarına izin verir. “Arşiv-Vaspuragan Van Kartalı” adındaki gazete yayımlanmaya başlar. Rusya ve batıdaki Ermeni düşünürleri ve yazarları, eskiden beri yayımladıkları kitap ve dergilerle Rus ve Osmanlı Ermenilerini, Türklere karşı kışkırtıyor, şiirleriyle İslamları aşağılıyor ( Elifin masalındaki gibi ) ve değersiz gösteriyor ve “ Tanrım! Sen Ermeni ulusuna acı, düşman Türk’ü perişan et ve tepele” gibi Tanrıya yakaran ilahiler, dilden-dile dolaşarak, ülkemizdeki ihtilal hareketleri hem siyasi hemde
dini temelde körüklenmiştir. Bu akımın ve hareketler ve özellikle Hrimyanı’ın kışkırtıcı söylevlerinin gelecekte doğurduğu sonuçları tam bir facia olmuştur.
1860
24 Mayıs Türk Hükümetinin, Osmanlı Ermenileri için 140 sandalyeli bir Ermeni Milleti Meclisi kurması [ bahsolunan Ermeni Milleti Nizamnamesi 29 Mart 1962]. Bunların 20 kişisi Istanbul Kilisesinden, 80’i Kilise Cemaatinden ve 40’ı taşradan. Bu demokratik oluşumun içerisinde yer alan Paris’te eğitimini yapmış olan iki Ermeni, Fransız devriminin etkisiyle, Osmanlı’daki bu oluşumu, devrim düşüncesiyle baltalamaya başlamışlar (Alman İmparatorluğunun Istanbul için gönderdiği özel temsilcisi Wolff-Metternich ‘in Alman Dışişleri Arşivinde duran 1916-09-18-DE-001, Nr. 567 raporundan, Pera, den 30. April 1915 ) [ Bu rapor, 2. Sosyalist Enternasyonal’e sunulan Rapor, Ovanes Kaçaznuni’yi ve içeriğini başka bir yazıda ele alacağım].
1862
Rusya’da Nerses Aşdarakesi adlı katagigos, “ Yurt koruyucuları” adıyla kurduğu 60 bin kişilik bir kuvvetin başında olarak Rus-İran muharebelerine katılmıştı ( Ermeni Komitelerinin amaçları ve İhtilal Hareketleri, Gen.Kur. Bşk. 2003 Ankara s. 6 ).
1862
Zeytun’da isyanlar yeniden başlayınca, Hükümet jandarma yerine, asker gönderir. Fakat,
Fransanın işe karışmasıyla suçlular affedilir ve ülkeyi ( iyi yetirştirildikten sonra yeniden gelemek üzere ) terkederler ( K. Gürün ). 24 Aralıkta Zeytun geri alınır. 5000 isyancı Ermeni Kilis istikametinde kaçarlar. İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya karışırlar. Genel af
çıkar, yapılan jest (!) ile 5 Hınçak üyesi ülkeden kahraman olarak ayrılır ( Gomidas gibi) ve Marsilya’ya giderler, vergiler affedilir [ Cumhuriyet döneminde çıkan af sayısını ben şahsen unuttum. Herhalde yirminin üzerindedir. Bu afların çoğunluğununda Robert Kolej mezunu bir başbakan döneminde yapılmasının neyi ifade ettiğini, sizlerin düşüncesine bırakmaktayım? Ermenilerin vergi vermediğini ve askerede gitmediklerini böylece öğrenmiş olduk]. Ve İngiltere, Osmanlı Hükümetinin buna hakkı olmadığını şiddetle savunur. Osmanlı hükümeti egemenlik hakkını kullanamaz hale gelmiştir.
( Foreign Office, 424 184, N.21-4, K.Gürün ) [ Dikkat edin bu olaylar 1915’ten 53 sene evvel gelişen olaylardır]. Artık Ermeniler için isyan bir hak halini almış ve Osmanlı hükümetleri bu isyanlar ile boğuşarak, tarihten silinmiştir. [Bir İmparatorluğun sona ermesine sebep olan bu isyanların niteliğini bir başka yazıda ele almayı düşünmekteyim. Bir acıklı durum ise ülkemizdeki eğitim sistemi içerisinde, Osmanlının yıkılış nedenleri Bizlere hep farklı şekilde öğretilmiştir. Ülkemizdeki yabancıların okullarında ise bu sebepleri hiç bilmemek, sınıfta kalmak için gerekçe olamazdı !]
Yazımın başlığında yer alan
Milleti-i sadıka mı?
yoksa
İhanet-i Kebir mi ?
sorusunu burada bir kez daha yinelemekte yarar görmekteyim.
Osmanlı bu jest ile egemenlik hakkı üzerine ilk ve en büyük darbeyi almıştır. Bundan sonra Fransa, Rusya, İngiltere hatta Yunanistan bile iç işlerimize karışacaktı. Islahat ve
Reform yaygarası koparacaklar, Ermeni komitacılar himaye altında olduklarını bilerek isyan etmekte hiç tereddüt etmeyeceklerdir. Ve işledikleri vahşi cinayetler hiç durmaksızın devam edecektir.
1869
Tüm bunlara rağmen, Osmanlı, Ermenilere Muş’ta matbaa kurmalarına ve Ermenice yayım yapmalarına izin verir. 1871 ‘de ise Sivas’ta Ermeniler matbaa kurmuşlardır. 1908 yılında ermenice yayım yapan 39 matbaa bulunmaktadır. 1910 yılında sadece Istanbul’da günlük 5 ermenice gazete yayımlanmaktadır ( Die Armenierfrage, Wieser Verlag Klagenfurt 2006, s. 22, Yusuf Halaçoğlu ).
1874
Nerses Varjabedyan, Hrimyan’ın yerini aldı. Bu esnada Osmanlı-Rus savaşı sona ermiş. Rus ordusu Istanbul-Yeşilköy açıklarında durdurularak, Ayastefanos anlaşması imzalanmıştır. Patrik Nerses, Rusların Istanbul kapılarında bulunmasından istifade ederek,
Grandük Nikola’yı ziyaret etmiş ve Mıgırdiç Hrimyan, Horen Narbey, İstapan Papazyan ve Mosdiçeyan’dan oluşan bir temsilci kurul aracılığı ile Nikolaya gönderdiği andıçta, Osmanlı Devletini kötüleyici yakınmalarda bulunduktan sonra Osmanlının doğu illerinin Ermenistan adıyla bağımsızlığının duyurulmasına izin verilmesini ve hiç olmazsa bu illerin Rus kontrolüne alınmasını istemişlerdir. Yine amaçlarının gerçekleştirilmesi için, Hrimyan ( Roma, Viyana, Paris ve Londra’ya ) ve Narbey ( Rusya’ya ) ile iki dini görevliden oluşan bir kurulu Avrupa’ya gönderilir. Daha sonrada Berlin’de Minas Çeraz ve İstipan Papazyan ile birleşerek, Berlin Kongresine bir muhtıra sundular ( Ermeni Komitelerinin amaçları ve İhtilal Hareketleri, Gen.Kur. Bşk. 2003 Ankara s. 7 ).
1876
7 Aralık ‘ta Ermeni Patriği Nerses, İngiliz Büyükelçisi Henri Elliot’u ziyaret ederek, Avrupa devletlerinin ilgisini çekmek için isyan edebileceklerini resmen ifade etmiştir ( F.O. 424/46 s.205/206. K. Gürün )
İngiliz Haber Alma teşkilatının ajanlarından, büyük Türk düşmanı başvekil Gladst’un
adamı James Bryce bu yıllarda kafkaslar ve Doğu Onadoluyu dolaşmış. Hıristiyan Ermenilere aşırı ilgi duymuş ve Londra’da İngiliz-Ermeni Birliğini kurmuştu. Böylece
İngilizlerin sömürge gayesi için İngiliz halkının Ermenilere ilgisi sağlanmış olur. Londra
Ermenilerin Avrupadaki olay çıkarma merkezi konumuna gelir. Büyük Türk düşmanı başvekil ; “ Türklerin Anadoludan kovulması ve onlardan boşalan yerlere Ermenileri yerleştirip, İngiltere’nin himayesinde bir protestan Ermeni Devleti kurulmasını”
Yüksek sesle dillendirmeye başlamıştır [ Cem Özgönül kitabının çalışmasını yaparken, Alman protestan papazı Lepsius’un Bulgaristan’da kurulan bir ajan merkezinde, Almanların, İngilizlerin, Fransızların ve Rusların birlikte çalışmasını hayretle karşılamıştı. Zira Almanlar ile diğer ülkeler karşılıklı savaş halindeydi. 1. Dünya harbinin ve 2. Dünya harbinin gerçek nedenleri henüz yazılmamıştır. Birkaç gün evvel TRT’de Çanakkale harbi nedeniyle yayımlanan bir programda “İngilizlerin Breslauer/Midilli ve Göben/Yavuz gemilerini Marmaraya girmeden evvel bombaladıkları ifade edilmişti.
Bu doğru değil. Doğrusu İngilizler tavukları kümese sokar gibi bu iki gemiyi Marmaraya
sokmuşlardır. ABD’de bulunan Jaeck’in hatıratında yer alan 21.4.1914 tarihli gizli bir belgede; Gemiler Marmaraya girince Rus ve Fransız Büyükelçileri Başvezire şikayete
giderler. Başvezir; bana şikayete neden geldiniz? Gidin meslektaşınız İngiliz Büyükelçisine şikayet edin. Abluka altındaki Çanakkale boğazından o gemileri neden içeriye soktular? Bir kez daha vurgulamak istiyorum: “ Bu iki gemi ingilizler tarafından taciz edilmemişlerdir. Bu tarihlerdeki gelişmeler hatırlanacak olur ise Osmanlının 1. Dünya Harbine girip/girmeme tartışmaları çok hararetli tartışılmakta idi. Dış güçler Üç kağıt tezgahi gibi tezgah kurmuş ve Osmanlıyı içindeki İrlanda’lıların yardımlarıyle sıfırlamışlardır. Sözün kısası, 1876 da yapılan plan 1. Dünya harbinde dahi hiç aksatılmadan uygulanmıştır ].
Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere’nin maksadının “ himayesinde” bir Ermenistan kurmak olduğunu biliyordu. Ve gene biliyordu ki, Kıbrıs konvansiyonu sadece politik bir manevra idi. Esas gayesi, her fırsatta imparatorluktan toprak koparmaktı.
- İngiltere Mısır’ı işgal etti.
- Fransa, Tunus’u işgal etti
- Tesalya Yunanistan’a verildi ( sanki kendi malları imiş gibi ).
1878
13 Haziran’da Alman İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark’ın başkanlığında başlayan Berlin Konferansının tarafları Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya /Macaristan ve İtalya devletleridir. Osmanlı’nın Ruslar ile 3 Mart 1878 tarihinde akit ettiği
Ayastefanos anlaşması, Osmanlının bitişinin habercisidir ve anlaşma Rusları hakim duruma sokunca, batı dünyası pastadan yeterli pay alamamaları ve İkinci Abdulhamit’in İngilizleri Ruslara karşı kışkırtmayı başarması Berlin’de bir konferans yapılmasına neden
olmuştur. Bu konferansın Berlin’de yapılmasının asıl sebebi, protestanların misyonerlik faaliyetleri ve Almanya’daki protestan akımların baskısıdır. ( Berlin konferansı tüm boyutları ile başlı başına irdelenmesi gereken bir konudur. İleride bu konferansıda ele alacağım ). Cem Özgönül kitabının bir bölümünde, F. Alman Dışişleri Bakanlığındaki o döneme ait arşivin düzenlenmesine dikkat çekmişti. Arşivin üst başlığı Türkiye. Alt başlığı ise Ermenistan. Olmayan bir ülke, daha o yıllarda arşiv düzeninde yer almakta!
Bu da müttefik olduğumuz ülkenin asıl işlevinin ne olduğunu ortaya koyması bakımından
küçük ve fakat çok önemli bir ayrıntı.
İngilizler Anadoluda çok sayıda konsolosluklar açarlar.
1877
İmparatorluğu hiç adımını atmamış olan Ermeni gençleri tarafından İsviçre’nin Cenevre
Kentinde Hınçak Komitası kurulur.
1877
Marsilya’da yayım yapan Armenie gazetesi, Ermeni komitacılarını kışkırtan fesat yuvalarından biridir ( K. Gürün )
1882
Fransız Kralı Ludwig XIV. Gibi, Rus çarıda Tiflis’te yayımlanan Mışak gazetesini kapattırdı. İki yıl sonra Ermenilerin istememesine rağmen, Rus Çarı Markar adındaki bir papazı katagigosluğa seçtirdi. Bunu takiben birçok Ermeni okulu kapatıldı. Tiflis ve çevresindeki derneklerin faaliyetlerini pek çabuk ortaya çıkaran Çar’ın hiddetini görenler Türkiye ve Avrupa’ya sığınmaya başladı( Ermeni Komitelerinin amaçları ve İhtilal Hareketleri, Gen.Kur. Bşk. 2003 Ankara s. 9 ).
Bu yılda Erzurum’da kurulan “ Silahlılar cemiyeti” üyesi gençler kullanılmak üzere beraberlerinde silah taşımaya başlamışlardır.
1885
Istanbul’da vergi ödememek isteyenler yüzünden Van’da, Muş’ta ve Eleşkirt’te yine ayaklanma çıktı.
1886
Şöhret düşkünü dalkavuk Kafkasyalı Nazarbey adlı şahıs ve işe Maro tarafından sosyal demokrat! bir dernek olarak Hınçak’ın bastırdığı Hınçak gazetesi, bu komitanın yayın organı olarak Osmanlı ülkesi sınırları içerisine sokulmaya başlanması. Bu komitanın yürüttüğü faaliyetler ile başlangıçta İzmir, Istanbul, Halep gibi kentlerde şubeler açarak, birçok Ermeniyi derneğe üye yaparak, ayrılıkçılığı körüklemişlerdir.
1889 – 1902
Lord Kitschner, Hindlilere karşı ( İngilizler tarafından bile ağır eleştirilen ) temerküz kamplarının kurulması. ABD her ne kadar Osmanlıya asker göndererek savaşmamış ise de, Osmanlı toplumunun parçalanarak sonlanması için Ermeni kuvvetleri ve komita ve çetelerine çok büyük maddi ve askeri yardımda bulunmuştur.
1890
Ermeniler, batı dünyasının dikkatini çekmek ve Osmanlının iç işlerine karışılmasını sağlamak, daha doğrusu Osmanlının içinin karışmasını sağlamak için sürekli isyanlar çıkarmış ve büyük katliamlara girişmişlerdir. Bu katliamlarda öldürdükleri müslümanların,
öldürülmelerini, batıya Ermenilere Osmanlının mezalim yaptığını ve 300-400 bin Ermenin
öldürüldüğünü jurnallemişlerdir. Halbuki katil kendileri, vahşice öldürülenler müslümanlar.
Hınçak örgütünün kışkırtmaları sonucu silah araması ve Ermeni Sanasaryan Okuluna siyah bayrak asılması sorunundan ötürü, Erzurum’da ayaklanma baş gösterdi. Bunun arkasından birçok yerde de küçüklü – büyüklü olaylar başladı.
Peterburg Üniversitesi öğrencilerinden Serkis Gogonian başkanlığında yarısı Üniversite, yarısı Kafkas Ermenilerınden oluşan 80 kişilik bir çeteyle, Türk ve Osmanlının ne olduğunu hiç bilmeksizin, sınırı geçerler. Gayeleri kan dökmek. Bol bol kan dökmek
(Gen. Mayewski, Ermeni katliamları, s.24 A. Süslü ) .
[ Bizde bir parti lideri, kan dökülecek, fıstık gibi olacak demişti. Hepimiz Ermeniyiz ! diyenlere şaşırdık. Neden? İçimizdeki müslüman geçinen Ermenileri unuttuk mu? Bu müslüman geçinen Ermeniler’den epostama bırakılan bir haberin içerisinde şu ifade yer almakta : “İsrail'in milli ağacıdır Gargad (Gark) ağacı. Dünyada bilinen terör devletlerin sonuncusu durumunda olan İsrail'in - Batı Hun devleti, Moğollar, Makedon Krallığı terör birer Terör devletidir- her yerinde bu ağaçtan vardır. Gargad ağacının Yahudilerin milli ağacı olmasında, bu ağacın onları koruyacağı inancı vardır.” (www.milligorusportal.com milligorus.us@gmail.com ) . Saldıganlığın organizesini ve hangi boyutlarda olduğunu anlamak için sunmaktayım. Başka bir yazımda da siyaset stadyumun’da ses veren politikacılarımızın saldırganlık ve danışıklı – dövüş yapan ve fakat bu merkezde beyanatlarına seyreden eğileceğim].
Saldırganlık sadece Elif’in masalında mı bulunuyor zannediyorsunuz? Terörist olarak adlandırdıkları Hunlar, Avrupa’ya beraberinde 36 harfli alfabeleri ve demiri işleyen körüklerini getirmiş ve avrupanın uyanmasını sağlamıştır ( Evrensel Uygarlıkların köken kültürü, Ön Türk Uygarlığı, Haluk Tarcan ) . Po ovasını dahi geçmeyen Atilla’ya atfedilen tüm iftiraların gerçek sahibi onun ölümünden 100 sene sonra vahşeti ile tanınan Totila ( Gy Lazslo, Evrensel Uygarlıkların köken kültürü, Ön Türk Uygarlığı, 1A ve 1B, Haluk Tarcan). Bu ahlaksız saldırganlara, ki kökenleri Atilla’ya iftiraları organize eden Vatikan’ın 750 yıllarına sarkar,
Nazi zulmünden kaçan Prof. Dr. Fritz Neumann bakın ne diyor:
Sizler bilmezsiniz ama TARİHTEN TÜRK ÇIKARILIRSA TARİH KALMAZ .
( universiteliler@topica.com ).
Bu anlatım bana Sofya’da yayımlanan Hayasdan ( Ermenistan ) Gazetesinin 19 Ağustos 1914 tarih ve 46’nolu sayısında yazılan bir Başyazının içerisinde yer alan şu sözleri hatırlattı : „ UĞURSUZ VE HAİN MOĞOL SOYU BİR KEZ DAHA VE FAKAT DAHA ÇOK ŞİDDETLİ VE KURKUNÇ ATILIMLA ANADOLUDAN KOVULMALIDIR“ „ DÜNYA, BU SOYDAN KURTULMALI. TÜRK ULUSU DÜNYANINI RAHATI İÇİN ORTADAN KALDIRILMALIDIR“. Saldırgan Elif’in masalı ve milli gömüşler ile örtüşen bir söylem.
Istanbul’da Kumkapı isyanı ile Ermeniler, Batının geniş bir şekilde dikkatini çekme yoluna girmişlerdir.
20 Haziran, Erzurum isyanı. Kilisede bomba imal ediliyor ihbarı üzerine polisin araştırma yapması ve bazı evrakı götürmesi üzerine, Daşnakların teşvikiyle isyan başlıyor ve üç gün sürüyor. İkinci günde Jandarma geliyor, karşılıklı çatışma oluyor. Karşılıklı silahlı çatışma olmasına rağmen bu isyan batıya, Ermeni katliamı diye bildiriliyor. 1927 yılında Hairenki gazetis bu olayların yıldönümünde, kiliseye Türklerin girişini”kutsal değerlere tecavüz” diye veriyor. Kilisenin tahrip edilmiş olduğunu ve yıkılarak yeniden yapılmasını istiyor ve 100 Ermenin öldüğünü ve 200 de yaralı olduğunu kaydediyor ( A. HulkiSaral, Ermeni meselesi ).
İngiliz konsolosu Clifford Lloyd raporunda, 11 Ermeni ölüsü ve 250 yaralıdan bahsederken, Türklerden ölen ve yaralananlardan hiç bahsetmemesi, manidar ( Turkey, No.1-1890/1891 KG ) . Osmanlı arşivleri bu sayıları; 8 Ermeni, 2 Türk ölü. 45 Türk ve 60 Ermeni yaralı olarak veriyor ( Hazine-i Evrak, 20/6/1890 KG )
Cem Özgünül alman arşivlerinden sunduğu belgelelerde tırnak içerisinde yazılmış olan
“ misyoner “ hanımdan ve bu hanımın Kayseri’deki başka bir kilisede bomba imali esnasında yaşanan kaza ve bu hanımın korkarak, geriye dönmek istemesinden bahsetmektedir. Kilise mi? Bomba imalathanesi mi? Silah deposu mu? Bunların hepsi arşivlerde duruyor. Eğer bir keriz bulursanız kutsal değerlere tecavüz kelimelerini, iyi kakalarsınız!
İsyan bastırıldıktan sonra savcı, askerlere karşı koyan ve ateş açan 28 komitacıyı tutuklatır. Hami devletler işin içine girince, bir jandarma erini öldüren Hanazad dahil,
Komitacıların hepsi affedilir. Bu jestte savcının görevden alınmasıyle son bulmuştur. Böylece, AB istediği için yasa çıkartmak geleneğimiz gibi savcıyı görevden alma geleneğimizinde olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Bu tarihten sonra Ermeni isyanları, Osmanlının tabiri ile müzminleşmiştir.
1891
ABD hükümeti ve misyonerler Osmanlı İmparatorluğunda, azınlık hakları konusunda çok ağır ithamlarda bulunurlar iken, Amerika’da Kızılderili kültürüne son darbe, güney Dakota’da “ wounded Knee” adı verilen katliamlar ile indiriliyor ( Erich Feigel ).
Aynı sene New York’da Dr. S. Krielyan, Haik adındaki gazetesini çıkarmış ve 1 Haziran 1893 sayısında; “çarpışmalarımızda kan dökmemiz gereklidir, kılıçlarınızı hazırlayın” şeklinde yazar ( Robert Mirak, Torn beetween Two lands; Armenians in America 1890 to World I, cambridge, Massachussetts 1983, doc No 309/I, Bilal Şimşir ).
12 Aralık, İngiliz konsolosu Van Devedey, Istanbul daki Büyükelçi William White gönderdiği raporda; “Ermeniler tarafından, Ermenilerin yaşadıkları yerlerin anarşi içinde olduğu iddiaları tümüyle yalandır. Daily News’un değişik tarihlerde vermiş oldukları haber ve telgrafların gerçeklerle hiçbir ilişkisi yoktur. Aynı şekilde, Paris’te çıkan Armenie gazetesi başyazarı Minas Çeraz’ın, Gladston’a yazdığı mektupta “ dinsel kişilerin zulme uğradığı tümüyle düzmeceden ibarettir”.
1892
Daşnaksutyun Komitası Rusya’daki anarşist üniversite öğrencileri tarafından kurulur. Çalışma merkezleri Cenevre ve Tiflis. 1902 Paris Enternasyonal Sosyalist toplantısında da
savundukları gibi şiddet ve cinayetten yana tavır koymuşlar ve Ermenileri büyük etki ve bazen de zor altında bırakarak ( Pkk gibi ) cinayetlerine ve canavarlıklarına ortak bulmuşlardır. Anadolunun kan ve yıkıntı içerisinde kalmasına neden olmuş ve bu komitaların yaptıkları kıyım ve yıkım Türklere mal edilmiştir!
12 Eylül, Erzurum konsolosu Hampson’un raporunda, “Erzurum’da sükunetin egemen olduğu, bazı ufak tefek adi zabıta olaylarının felaket halinde gösterilmemesi gerektiğini”
belirtmiş.
Yaz aylarında işbaşına gelen İngiliz Başbakanı Türk düşmanı William Gladstone hükümeti; Ermenileri isyana teşvik etmek üzere çok sayıda manifesto ve el ilanlarını ( trakt) Osmanlı imparatorluğunun tamamında dağıtmayı organize edecek bir teşkilat kurdu. Merkez, Samsun limanına yakın Merzifon Amerikan Koleji. Ve hemen Anadolunun çeşitli yerlerinde şubeler açıldı. 1893 yılının hemen başından itibaren el afişleri Amasya, Merzifon, Çorum, Yozgat, Tokat, Ankara vb. İllerinin duvarlarında görülmeye başlandı. Afişlerde “ Sultan’ın yetersizliğinden” söz ediliyor ve yakında kurulacak ve milyonlarca müslümanı da kapsaycak olan BÜYÜK ERMENİ DEVLETİNİN halkın imdadına koşacağı bildiriliyordu.
1893 Mart, Ağustos ve 1898 Mayıs Eylül aylarında, İngiliz Başbakanı Türk düşmanı William Gladstone; Rusya’dan daha etkili olabilmek, Ermenileri Osmanlı İmparatorluğu aleyhine kullanmak üzere, ilmi araştırmalar yapmak üzere H. F. Lynch’i iki kere doğu Anadolu ve Kafkasya’ya göndermiştir. Buralarda edindiği izlenimleri anlattığını öne sürdüğü, aslında tamamen kışkırtıcılık yaptığı kitaplar yazmıştır. 2 Cilt halinde yayınlanan bu kitaplarda Ermenilerin heyecanlandıran cümleler vardır ( Henri Bloose Lynch, Armenia, Travels and Studies, London 1901. Ermenice 2. Baskı Beyrut 1965 , H.K.T)
1893
1 Kasım. İngiliz konsoloslarının raporları yukarıdaki şekilde merkeze gelmeye başlayınca, batılılar Ermenilere şöyle taktik verir: “İsyan ampulü hemen yanmaz. Şark sorunun çıkması için en az 2 yıl kargaşalıklar, başkaldırmalar çıkarılmalı ve sonunda isyan haline getirilmelidir. İsyanların bastırılması için teşebbüslerde büyük devletler yardıma çağırılmalı ve uluslararası bir kongreye gidilmeli” ( Berlin kongresi gibi ). Eğer 2 yıllık hazırlık dönemi iyi geçmiş ise isyan etmek kolay olacaktır.
Hınçak partisinin uygulamaları:
“ onları doğru buluyorum. Onlara katılacağız. O zaman gerillalar organize edip, Anadolu dağlarında çarpışacağız ( Pkk ile nasıl örtüşüyor ). Doğu da hazır bir Ermeni+Rus birliği vardır, bir öteki Ermeni+Amerikan birliği hazırlanmalıdır ( Robert Mirak, Torn beetween Two lands; Armenians in America 1890 to World I, cambridge, Massachussetts 1983, doc No 496/I, Bilal Şimşir ). Amerikalılar Anadoluda misyonerlik faaliyetine başladığı andan itibaren, Türkler Ermeni katili olarak tanımlanmış. Günümüzde ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisinde ele alınan metinlerdeki, bu yaygın ön yargılara ve iftiralara dayanarak, bir soykırımı kararı almak için uğraşmaktadırlar. Alırlarsa da “ ordan – Talimhane- aşağıya, Kasımpaşa’ya” Biz Türküz ve ABD’nin de iflahını keseriz.
Ermenilerin Anadoludaki diğer akıl hocaları, 1850 yılında İngiliz ve Amerika’nın baskıları sonucu, Protestan komünote’yi Osmanlının resmen tanımasından sonra bu yıla kadar misyonerler Çanakkale’den Rus sınırına, Karadenizden Suriye’ye, en ufak köy ve kasabalara kadar yayılmışlardır. Istanbul, İzmir, Merzifon, Kayseri, Tarsus, Maraş, Antep, Harput’ta Ermeni gence yetiştiren 9 Kolej, 223 misyoner ve 1094 asistan; 21 okulda her yıl 24000 Ermeni yetiştirmekte ve bu tarihe kadar 10 milyon dolar harcanmış ( Thomas O. Kutvirt, The Armenia Rewiew, Boston, automn. 1972,V.XXV. No.3-99, BŞ)
( şimdilerde bk. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ne...sp?NewsID=5176 )
Haziran 1893’te Sasun isyanı, Ermenilerin Behranlı, Hayanlı, Yapanlı ve Velikan aşiretlerine saldırmasıyle başladı. Komitacı Damadyan, Kozan Milletvekili Murad
(Hamparsum Boyacıyan) ;”Ermenilerin yerel aşiretlere saldırarark olay çıkarmalarını, bunun sonucunda da avrupanın işe karışarak, sonunda bir Ermeni devleti kurulacağı fikrini işliyorlardı. [ Günümüzde de AB’nin kelli, felli Hıyarlarının Ankara’ya gitmeden, gittiği başka şehirlerde verdikleri beyanatlar ile işledikleri fikirler gibi... Ve halen bu gelen maksatlı provakatörlerin tutumlarını müsamaha gösterilmektedir. Dünyada kendi ülkesine
bu kadar çok ihanet ve zulüm edilmesine izin veren tek milletiz. İngiltere’nin Irak’taki Nükler ekspertinin intihar ettiği söylenmişti. Hiçkimsenin bu numarayı yutmaması üzerine, geçenlerde adamın cinayete kurban edildiği bildirildi]
1894
Ağustosunda Ermeniler, kadın ve çocukları Antok dağına gönderip sakladılar ve sonra da aşiretlere saldırdılar ( Turkey, No.1, 1895 n.252 s.177) Saldırının genişlemesi üzerine gönderilen asker, 23 Ağustosa kadar Ermenilerle silahlı mücadele yapmak zorunda kaldı. Bu silahlı karşı koyma hemen batıda Türk karşıtı propagandayı harekete geçirdi. Rahip A.W. Williams, kitabının 327. sahifesinde Türk askerinin 14 Ağustosta geldiğini. Ermenilerin iyi çarpıştıklarını. 6000 Ermeninin öldüğünü yazar. Fakat aynı kitabın 331 sahifesinde ise
“ Sasun’da kadın, çocuk genç ihtiyar kimse kalmadı. Nisanda başlayan kuşatma ağustosa kadar sürdü, ağaç köklerini yedik” diye yazar ( A.W.William, Bleeding Armenia, 1896 s.334 K. Gürün ). [ Tam papazlara layık bir masal. Askerin 14 Ağustosta geldiğini söyleyip, kuşatmanın Nisan’da başladığını yazma sanatı. Böylece Elif’in masalının da Noel Papağanının yapıtlarınında nerelerde kurgulandığını herhalde anlayabilmekteyiz.] İstatistikçi Cuinet Sasun’daki Ermeni sayısını 8369 diye verir. İngiliz Konsolos, kimlikleri tespit yoluyle 265 Ermeninin öldüğünü raporunu verir. Pek tabii, Türklerin ölü sayısından hiç kimse söz etmez. Söz etmeye ne gerek var. Türkleri ay yutmaktadır. Sasun ayaklanmasından İngilizler istediklerini elde ettiler. Bundan sonra Fransa ve Rusya’yı da ittifakın içerisine almayı başarmıştı. Bu ittifak yirmi sene sonra 1. Dünya harbinde de kendisini gösterecektir.
Amerika’da Ermenilerin eğitimi için sarfedilen para 6 milyon dolara varmıştı ( USNA 238,
Jevet, 15/9/1887, s.20 BŞ ). Aynı ABD günümüzde silah yardımı, para yardımı, eğitim yardımı
ve diğer yardımlar yanında, teröristlere hüviyet sağlama işlevini dahi yapmaktadır
( http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ne...sp?NewsID=5196 ). Bunun için yıllardır, terörün asıl sorumlularının devletler olduğunu ifade etmekteyim.
Yine bu yıl içinde hükümet yanlısı Patrik Aşıkyan’ın hareketini hafiyelik olarak değerlendiren Hınçak komitası, yaptıkları özel bir toplantıda ve gizli oyla Patriğin ölüm fermanını yazmışlar ve öldürme işinide Diyarbakırlı Agop isimli bir şahse havale etmişler, katil taşıdığı Karadağ rovelveri ile cinayeti işleyemeden yakalanmıştır. Bu olaydan sonra Patrik Aşıkyan kendi isteği ile görevden çekilmiş ve yerine Hınçık komitasının isteklerini getirecek olan İzmirliyan patrik oldu ( Ermeni Komitelerinin amaçları ve İhtilal Hareketleri, Gen.Kur. Bşk. 2003 Ankara s. 23 ).
1895
18 Temmuz, İngiliz Büyükelçisi Foreign Office bildirir “ Ermeni komitaları değişik yerlerde, Türkleri katliam yapmaya, isyan ve geniş çapta yıkım hazırlığı içindedirler ( F.O. 424/426 s. 205/206 KG ) Ve hemen bu katliamların listesini verelim
- 29 Eylül 1895 Sivas
- 2 ekim 1895 Trabzon
- 6 Ekim 1895 Eğin ( Elazığ )
- 7 Ekim 1895 Develi ( Kayseri )
- 9 Ekim 1895 Akhisar
- 21 Ekim 1895 Erzincan+Erzurum
- 25 Ekim 1895 Gümüşhane
- 25 Ekim 1895 Bitlis
- 26 Ekim 1895 Bayburt
- 27 Ekim 1895 Maraş ( Halep )
- 29 Ekim 1895 Urfa ( Halep )
- 30 Ekim 1895 Diyarbakır
- 2 Kasım 1895 Siverek
- 4 Kasım 1895 Malatya ( Elazığ )
- 9 Kasım 1895 Arapkir ( Elazığ)
- 15 Kasım 1895 Merzifon
- 16 Kasım 1895 Antep
- 18 Kasım 1895 Maraş
- 22 Kasım 1895 Muş
- 3 Aralık 1895 Kayseri
- 3 Aralık 1895 Yozgat
Öldürülen Türkler hakkındaki listeyi eke koydum. Bu yerler ve listeler Anadolunun büyük bir bölümünün ateş ve kıyım içinde bırakan Ermenilerin ne büyük yalancı, sahtekar ve iftiracı olduklarını ispat etmek için yeterlidir. Yakılan yıkılan yerler hakkındaki bazı bilgiler; Merzifon’da 30 Ev, 20 Dükkan, 3 Kervansaray, 1 Okul. Amasıya: 58 Ev, 165 dükkan, 2 Kervansaray, 1 Cami, 1 Okul, 1 Tekke, 1 Medrese. Yıkımlar hakkında daha fazla bilgi isteyenler, İngilizlerin meşhur propaganda kitabı MAVİ KİTABA bir göz atsınlar. Orada bu vahşet büyük keyif ile anlatılmıştır.
10 Ekim 1895, Hınçak üyesi Agasi hatıratında; “ Alabağ köyüne gelen iki jandarma kimliklerimizi kontrol etmek istedi. İkisini de ağaca bağlayıp diri diri yaktık.” ( Hatıralar, Agasi, Ermeniceden tercüme eden Çobanyan, Paris 1897 s. 193 )
24 Ekim 1895, Zeytun’da bir isyan daha. Agasi tarafından hazırlanmış, genişleyerek kanlı çatışmalar halini almıştır. Agasi hatıratında; “ çocuklarında silahlandıklarını ve her birinin elinde 1 tabanca ve 1 hançer olduğunu, Ermeni kadınlarının ellerinde balta ve harçerlerle Türkleri parçaladıklarını” yazar. [1910 Yılında Kopenhag’ta yapılan Sosyalist Entenasyonal toplantısına sunulan raporun 10. sahifesinde “ unsere ganze waffenfaehige Bevölkerung” “ eli silah tutan tüm ahali” den bahsedilmektedir. “Millet-i sadıka” ile “top yekün silahlı” kelimelerini, kim neresine sokacaktır merak ediyorum?]
Agasi, 13000 Türk askerini ve 7000 milis toplam 20000 Türkü vahşice öldürdüklerini gururla anlatır. Kendileri ise sadece 125 ölü vermiştir (Hatıralar, Agasi, Ermeniceden tercüme eden Çobanyan, Paris 1897 s. 197) . Ermenilerin büyük savunucusu ise bunları manupile ederek, Ermeni katliamı diye gösterir ve 6000 Ermeninin öldürüldüğünü iddia eder ( Dr. Lepsius,
L’ Armenie et I’Europe s. 243 KG ). [ Bu papaz Zeytun’un 1919’daki nüfusunun 10 bin olduğunu bilir, bilir ama işine gelmediği için bilmez. 24 yıl içerisinde 4000 kişinin 10000 sayısına ulaşması için mutlaka Tavşangiller ailesine ait olması gerekir mi? Bu protestan papazın 29 Ağustos 1897 yılında Basel’de Theodor Herzl liderliğinde toplanın I. Siyonist Kongresinde üstlendiği görevler ve ABD’nin Osmanlı’daki musevi Büyükelçisi Henry Morgenthau ile olan paslaşmalarını başka bir araştırmacı gündeme getireceği için şimdilik bu kadarı ile yetinelim. Bu araştırmalar gün ışığına çıktığında Ermenilerde yedikleri kazıkların boyutlarını öğrenecekler.]
Dünya arşivleri bu mezalimler hakkında epey bilgi ve belgeyi bağrında barındırmaktadır. Yazmaya başlamadan evvel yıllarca bunları antikacı gibi toplamak ile meşgul olduk. Elif’çiğimin kulağına birileri usul-usul üflesin. Masal yazmak herkesin işidir. Yazılanların arkasında durmak er kişi işidir.
Agasi’nin 20000 kişinin vahşice öldürüldüğü palavrasıda ilginçtir. Bu bir kolordu demektir.
Bir kolordunun tümünü 125 zayiat ile yok etmek her türlü hayali de aşmaktır. Bu, Ermenilerde “ toplumsal hastalık” halindeki ruhsal durumu göstermektedir. Bu hastalıklı ruh halini Erzurum ve Deveboynu Müstahkem Mevki Kumandan vekili ve 2. Erzurum Kale Topçu Alayı Kumandanı, TWERDO KHLEBOF’ta 12 Mayıs 1918 tarihli hatıratında değinmişti. Bu hatırattan bir bölümü daha evvel yazmıştım. Agasi 125 Ermenin öldüğünden bahsederken, protestan papazı Dr. Lepsius Van’da 88.243 ölü var der. Dedik ya; „ At Martini bree debreli Hasan“.
Yukarıda dile getirdiğim bu isyanlar, sonraki senelerde Türkleri katletmenin ilk modellerini
ve metodlarını Ermeniler öğretmişti. Balta ile parçalamak. Yakmak. Mermi harcamak yerine masum insanları su kuyularına doldurarak hunharca öldürmek... Askerleri yakanlar, bütün Anadoluyu mahalle, köy, ilçeleri halkıyla birlikte yaktıktan sonra da, 1922 yılında İzmir’i yakmışlardır ( Erzurum ve Van Konsolosu General Mayevski’nin raporundan ).
[ Ermenilerin öğrendiği ikinci bir husus daha vardı. Ne yaparsak yapalım. Yanımıza kar kalıyor. Biz bu kerizlikler devrini kapattık. Bundan sonrası kısas-a kısas.]
1895-96
yıllarındaki Ermeni isyanları, ne Ermeni köylerinin aşırı sefaletinden ve nede maruz kaldıklarını iddia ettikleri baskıdan ileri gilmiştir. Zira, kendilerine ait olduğundan bu köyler, komşularındakinden çık daha zengin ve çok daha müreffeh köyler olmuşlardır (General Mayevski’nin raporundan s. 12 ).
1896
15 Mart, Van isyanı. Van’daki misyoner faaliyetleri genişlemeye başlamıştır. Gizlice
[ günümüzde alenen yapmaktadırlar ] toplanan ve konsolosluk marifetiyle Londra’dan alınan paralar Van’a yetiştirilmekte, oradan da sözde fakirlerin korunması için kurulmuş derneklerle kamufle edilerek, ilgili çetelere dağıtılmaktadır. 1895 yılı sonlarından itibaren de aynı bahanelerle Van’a birçok Ermeni gelmiştir. Bununla birlikte, İngilizler Ermenilere maddi destek sağlamaya gayret ederken, Ermeniler de İngilizlerin Ermeni kanını “Van samanı” gibi, çok ucuza satın aldıklarını açıkça ilan etmişlerdir. 1895/96 Kış boyunca konsolosluğun yakınındaki bir evde Ermeni gençleri atış talimleri yapıyorlardı. (General Mayevski’nin raporundan s. 39 ).
Kış bitip, bahar gelince mes’eleyi tartışmak amacıyla Ermeni isyancıları , bazen Amerikan misyonerlerinde, bazen de İngiliz konsolosluğunda toplandıkları görülmüştür (General Mayevski’nin raporundan s. 37 ).
Her konuda olduğu gibi ilkbaharda isyan çalışmaları da hızlanmıştır. Hatta şehrin yakınlarında birkaç Türk katledildiği gibi vücutları parça parça doğranmıştı. Bazı cinayetlerin, batının işe karışmasından korkarak, göz ardı edilmesi ve soruşturma yapılmaması isyancı Ermenileri cesaretlendirmiştir (General Mayevski’nin raporundan s. 39 ).
[ Bir müddet evvel PKK Van Çatak’ta bir kahvenin önünde bomba patlamıştı. Bu bombanın patlamasından kısa bir müddet evvelde bir İngiliz ajanının fotograları gazetelerde yer almıştı. Bu bomba olayının sonucunun ne olduğunu bileniniz var mı? ]
3 Haziran Van ayaklanması gece nöbeti yapan askerler üzerine ateş açmak ile başlamıştır. Değişik yerlerde devam eden bu isyanlar sonucu 340 Türk ölü 260 yaralı, 219 Ermeni ölü 59 yaralı tespit edildi. Bu sayılar İngiliz konsülü Wilimas tarafından 500 Ermeni ölü şeklinde verilmiştir. Van’daki ihtilalci Ermeniler 1895’de batının dikkatini çekmek için, ölümle tehdit ve para sızdırmak için Van’daki Ermeni zenginlerine mektuplar yağdırdılar [ PKK’nın da yöntemi ], suikastler tertip ettiler [ bu tarihten 20 sene sonra Istanbul’da öldürülen Ermeni doktor gibi ]. Bunlardan en önemlisi Ermeni kilisesi başpapazı Bogos’u, bu hareketleri kabul etmedği için 6 ocak 1895’te öldürmüş olmalarıdır
(General Mayevski’nin raporundan s. 37 ).
http://www.maltepe.edu.tr/GunaydinMa...van_isyani.asp
[ Trabzon’da işlenen Rahip cinayetini bize yıkmaya gayret ederlerken, 280.000 silah ve 300 ton doların kayıp olduğu haberleri ilginizi çektiği kanaatindeyim. Tarih, ders almasını bilenler için çok mühim bir
bilim dalıdır]
6 Haziran Perşembe günü [bu günü Dr. Şenol Kantarcı bir araştırma yazısında Cuma olarak vermektedir
htttp://www.eraren.org/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=302] Amerikan misyoneri Dr Regnault ile isyancıların iki müstahkem mevkiini gezdik. Tahkim metodları bizi hayretler içinde bıraktı. Ermeniler İran’dan gelecek takviyeleri bekleyerek on gün kadar tutunabileceklerini bidirdiler. Liderleri arasında Amerikan, Rus ve Bulgar uyruklu olanlar da vardı. Yurt dışından gelen 12-15 civarında olup, bütün isyancıların sayısı 600’e ulaşıyordu... isyancıların müstahkem mevkilerine silahsız, savunmasız yaklaşmış olan birçok Türkü hunharca öldürülüş şekillerini yansıtan elimizde belgeler var (General Mayevski’nin raporundan s. 47 ).
15 Haziranda başlayan ikinci isyan, karşılıklı silahlı çatışma halindeydi. Türk ölü sayısı 418, yaralı 363. Ermeni ölü sayısı 1715 yaralı 71 idi. Bu olaylarda iligili olarak basında çıkan genellikle doğru dürüst hiçbir açıklamaya ratlanmamıştır. Zaten Ermenilerle ilgili olarak yazılanların hepsi de yalanlarla doludur (General Mayevski’nin raporundan s. 45 ).
26 Ağustos, Osmanlı Bankasını bombalama olayı. Hınçak komitacıları tarafından yapıldı.
Gaye Osmanılı Bankasını uçurmak tehdidiyle batının etkili bir şekilde osmanlının içişlerine karıştırılmasını sağlamak. Hınçıkların bu olaydaki tek başarısı, vahşetlerini ispat, kendi imal ettikleri bombaların öldürmediği ve fakat vücutları ağır bir şekilde yaralanarak isabet alan banka memurlarının bağıra bağıra yerlerde sürüklendiklerini görmek olmuştur. Elif’çiğim bir dahaki masalın da bu olaylar için “ moğol soyuna verilen ızdıraplar amma büyük zevk yahu “ diye yazacaktır. Batılı 6 büyük devlet hareket geçmediler fakat komitacılar politik etkiyle padişah tarafından affedildi.
1897
Protestan papazı Dr. Lepsius’un 29 Ağustos 1897 yılında Basel’de Theodor Herzl liderliğinde toplanın I. Siyonist Kongresinde üstlendiği vazifeler hakkında bilgilere yukarıda değinmiştim. Bu husus bir kenara not edilsin. Tanımadığı Anadoluyu amerikan misyonerleri ve Ermeni din adamlarının ve ABD elçisinin sunduğu yazıları kopyelemek ile ve belge sahtekarlığı ile meşhurdur. Bir asır önce yürüttüğü propaganda faaliyetleri halen
müritleri ( T. Hofmann, W. Gust gibi ) tarafından aynı hızla devam ettirilmektedir.
Temmuz, Sasun’daki isyan teşebbüsü başarısızlıkla sona erince, Daşnak komitesi ikinci teşebbüste bulundu. Anadoluya İran’dan girip, Van üzerinde yayılıyorlardı. Fakat yol üzerindeki Marik aşiretide onlara geçit vermiyordu. 1 Temmuz sabahı 250 Ermeni komitacı Hosor’da aşirete saldırdılar. Kısa sürede sarılacaklarını anlayınca kaçtılar ( K.S Papazyan s22 ). Bu tarihten sonra aksiyon merkezi olarak Sasun ve Muş bölgesini seçtiler. Komitacıların başında Türkleri öldürmekten ( ki bunların içinde çocuklar vardır) hapse mahkum olmuş ve hapisten daşnakların yardımıyle kaçmış, Batum’a sığınmış olan Antranik adlı bir katil vardı. Daha sonraları Rusların yönetiminde, bir Ermenin alayının başında savaş yerine geceleri baskın yaparak cinayetler işleyen bu kişin Ermeni Generali olacaktır. Harplerim adlı kitabında Antranik, yaptığı çete baskınların harp olarak
nitelerken, işlediği cinayetleri büyük kahramanlıklar ile anlatmadaki hayalinin genişliğine rağmen, 5 çatışmada 19 Ermenin öldüğünü belirtmektedir.
1901
Tarı ve Senik’te bir kışla inşa etmek gerekiyordu. Ermeniler buna karşı çıkarak Antranik kumandasında çarpışmaları giriştiler.
1903
isyan bütün yöreye yayıldı. Asker gönderildi. Atranik yenilerek Kafkaslara kaçtı.
1904
Atranik kışkırtmasıylla çıkan isyan, Muş vadisinden, Sasun’a, Van’a kadar yayılmıştı. Bu yöredeki konsoloslor, Antranik’in komiteden uzaklaştırılmasını istediler. Komite şefleri arasınad Murat, Sebük, Kevork, Sepad vardı. Seçimi Antranik kazandı. Kevork, Hırayr öldürüldü. Sebük ağır yaralandı ( E. Uraz s 523/24).
Antranik’in Beyrut’ta yayımlanan ( Antranik Harpleri ) adlı kitabında 14,16,22 nisan, 2 Mayıs, 17 Temmuz çatışmalarında 932 ile 1132 Türke karşı 19 Ermenin öldüğünü yazar...
1907
Rus uyruğuna geçmek isteyen Diyarbakır, Bitlis, Elazığ Ermenileri topladıkları 200.000 den fazla imza ile Rus tabiyetine geçmek için Bitlis konsolosluğuna başvurmuşlardır
( Ruslara göre Ermenilerin Türklere yaptıkları mezalimler, Doç. Dr. A. Süslü, Ankara Üni. Basımevi 1987 ).
1912
ABD Başkanı Wilson, Ermenilerin işlediği cinayetlerin, propaganda yoluyle Türklere maledildiğini biliyordu. Wilson “ her halk kendi geleceğini tayin etmelidir” prensibini koymuş olan kişiydi. İşte bu Wilson, yardımcısı House’un; “ Bab-ı Ali’ye bir sefir tayin edilmesi gerektiğini hatırlarttığında” “ artık Türkiye yok ki” diye yanıt vermiştir.
1913
İmparatorluk savaşı kazanmasına rağmen, geçmişten ders almayan basiretsiz yöneticiler yüzünden ve batılıların santajları, çevrilen dolaplar sonucu Girit’i kaybedilmiştir. [ Günümüzdü yine aynı basiretsiz yöneticiler yüzünden Kıbrıs’ın bulunduğu konum hepimizin malumudur ]. Girit’in kaybı ile kalınmamış. Girit’te bulunan ahali soykırımına uğratılmış ve yelken kürek kaçanlar batı Anadolu sahillerine kendilerine zor bela atmışlar ve başta Side ve çevresine yerleşmişlerdir. Ada da kalanlar ise dil, din ve ad değiştirmek zorunda bırakılmışlardır. Malesef tarihçilerimiz şuana kadar Girit’te olup-bitenleri ne ilk
Elden dinlemiş nede pek fazla bir bilgi verebilmişlerdir.
Balkan Savaşı yenilgisinde korumasız kalan Trakya’da, Antranik yönetiminde komitacılar Tekirdağ katliamını yaparlar ( Erich Feigel )
1914
1 Mart, Doğu Anadoluda bir Ermeni devleti kurabilmek amacıyla, Ermeni sayısını öğrenmek üzere, Ermeni-Fransız komisyonu, yaptığı araştırmalar sonucu İmparatorlukta bütün ermeni nüfusunu 1.283.704, Doğudaki nüfusu ise 542.704 olarak bulur ( Erich Feigel ). 1980 yılında Atina’da dağıtılan bir propaganda broşürü; Silah altına alınan Ermenilerin hemen terhis edilerek, kitle halinde ölldürüldüklerini iddia eder ( Armeniens ouest la realite, Pierre A. Moser, ed. Maillier, Eure 1980). Ermeni sahtekarlıklarının komşudaki bu propagandanın
hilafına Ermeni delegasyonu başkanı Bogos Nubar paşanın Osmanlıda 40.000 gerillanın.
Rus Ordusunda 150.000 gönüllü Ermeninin fiilen savaşa katıldığını bildiren 1918 tarihli
Fransız Dışişlerine göndermiş olduğu mektubu ve 1910 Kopenhag Sosyalist Enternasyonele sunulan raporda da eli silah tutan herkesin ayaklanmalara ve katliamlara
Katıldıklarını anlamaktayız.
Sonbahar aylarında Osmanlı 1. Dünya harbine bir oldu bitti ile sokulur iken [ zira Jaeck’in
Hatıratında Midilli ve Yavuz gemilerinin, İngilizler tarafından, tavukların kümese sokulması gibi Marmaraya soktuğunu biliyoruz ] Kafkaslarda bulunan Ermenilerde büyük coşku ile ihtilalci birliklerini hazırlıyorlardı. Daşnak’lar 1902 Paris Sosyalist Enternasyonal toplantısında belirttikleri gibi şiddetten yana idiler. Bunu her türlü matbuatlarında da alenen ilan etmekte idiler. Yukarıda değindiğim Sofya’da yayımlanan Hayasdan ( Ermenistan ) Gazetesinin 19 Ağustos 1914 tarih ve 46’nolu sayısında yazılan bir Başyazının içerisinde yer alan şu sözleri hatırlattı : „ UĞURSUZ VE HAİN MOĞOL SOYU BİR KEZ DAHA VE FAKAT DAHA ÇOK ŞİDDETLİ VE KURKUNÇ ATILIMLA ANADOLUDAN KOVULMALIDIR“ „ DÜNYA, BU SOYDAN KURTULMALI. TÜRK ULUSU DÜNYANINI RAHATI İÇİN ORTADAN KALDIRILMALIDIR“.
24/25 Ekim 1914 tarihli iki şifreli telgraf:
“ Surin ve Haçik adlı 2 Ermeni her biri yanlarında 2000 ( toplam 4000 ) Ermeniyle Rus tarafından geçtiler. İzledikleri yol, Beyazıt ya da İran’a gideceklerini göstermektedir”.
“ 8000 kadar Ermeni Kağızman’da toplandılar. Komitacı şeklinde organize oldular. Halk tarafından besleniyorlar. Geceleri köylerde toplanoyorlar. Komitacı başları, Karakiliseden Kosti, Eleşkirt’ten nefs. Haçlı’dan Apik aralarında bulunmaktadır ( Belge No: 2784, 12/13,
Başbakanlık Masın ve Yayın Gen. Müd. Ankara 1982 s. 40 )
Amiral Bristol’ün arşivde bulunan 33000 belge arasında yer alan Ermenilerin saklamış oldukları belgeler, ancak söylenti seviyesinde olduğundan, İngiliz hukukçuları bu belgeleri
reddetmişlerdir.
YAZDIĞIM VE KAYNAKLARINIDA VERMİŞ OLDUĞUM TÜM BU BİLGİLERİ TEK BİR FOTOGRAF İLE TEVSİK EDEBİLMEK MÜMKÜN. YÜZLERCE KİTABA BEDEL BİR FOTOGRAF. BU FOTOGRAFI EKE YERLEŞTİRDİM. TRABZONU İŞGAL EDEN ERMENİLERİN ELİNDE AMERİKAN, İNGİLİZ, FRANSIZ VE RUS BAYRAKLARI BULUNUYOR. Birileri kakalayacak keriz bulurlar ise şimdi oturup, kıçlarını Milleti-i sadıkayla yırtmaya çalışsınlar.
18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale’de başlayan savaş, dünya harpler tarihinde en dar alanda en fazla ölümün meydana geldiği harptir. Bu harpte vermiş olduğumuz şehit sayısı 200.000’in üzerindedir. Yemen harbine giden gemiler 2.300.000 insanımız oraya götürmüş. Gerisin geriye gelen sadece 300.000. Allahu Ekber dağında 90.000 insanımızın donarak öldüğü belirtilmekte. Balkan harbi, 1. Dünya Harbi, İstiklal savaşı. Savaşları düşündüğümüz vakit neslimizin nasıl tüketildiğini anlayabilmekteyiz. 7,5 milyon insanımızında yer değiştirmek zorunda bırakıldığı bilinen gerçeklerdendir. Biz cephelerde neslimizi tüketirken, birileri içeride malı götürdüğü aşikar. İstikla savaşımız ile ilgili ilginç
bir söz vardır. Toplar Polatlı’da patlarken, Ankara Samanpazar’ındaki bazı esnaf ve entel, Ilgaz dağında köşk arayışında idi.
Çanakkale harbinden günümüze 92 yıl geçti. Orada sevgili babasını şehit eden, Fatma ninenin görüntüleri “ Siyaset Meydanında” ekranlara geldi. Halen fakirliğin pençesinde.
Ama birileri babalar gibi satarımda ısrar ediyo. Bizim ne yapacağımız herkes bilmek zorunda. Bizde babalar gibi halledeceğiz.
Tüm bunlara sebep emperyalistler olduğu gibi onların kullandığı içimizdeki İrlandalı olan
Ermenilerin payını ( karışmayanları tenzih ederim) hiç kimsenin yadsıması mümkün değil. Hal böyle iken halen yürütülen ahlaksız ve insafsız propagandalar ve noel papağanlarının saldırganlıkları had safhadadır. Bunların hem yurt içinde hemde yurtdışında yaşayanların huzurunu bozduğu bir gerçek. Hele hele bir takım masal kitapları ile alenen düşmanlık yapılması kabul edilemez. Herkes aklını başına toplamak zorunda. Eğer bunu yapmazlar ise biz, tosbağa terbiye eder gibi, terbiye ederiz.
Tüm şehitlerimizi bir kez daha saygıyle anıyorum...
Kalın sağlıcakla
Rehan Gündoğmuş
Tarihlerle Ermeni katliamı
1910-1922 yılları arasında Ermeni çetelerin yaptığı katliamlar Başbakanlık Devlet
Arşivleri tarafından ortaya çıkarıldı.
--------------------------------------------------------------------------------
Belirlenebilen bilgilere göre, Ermeni çeteleri Anadolu`da 523 bin 955 Türk`ü katletti.
Ermeni meselesine siyasi olarak sahip çıkan ve soykırım olmadığını söyleyen kişilere
hukuki yaptırım olarak hapis cezasını uygun gören bir yasa teklifini gündeme getirmekten
çekinmeyen Fransız hükümeti, Ermeniler`in yaptığı katliamları görmezden gelerek hata
üzerine hata yapıyor. Yüzbinlerce insanı çocuk, bayan, genç, yaşlı demeden hunharca
katleden Ermeni çeteleri, tarihe ışık tutan belge ve bilgilerin ışığında gün yüzüne
çıkarılan toplu mezarlarla ne kadar acımasızca insanları katlettiğini açıkça ortaya
koyuyor.
Başbakanlık Devlet Arşivleri, 1910-1922 yılları arası Anadolu`da 523 bin 955 Türk`ün
Ermeni çeteleri tarafından katledildiğini belgeleriyle ortaya koydu. Ermeni çetelerinin
katliamları tarih, yer ve isim olarak tek tek açıklandı. Ermeniler, yıllardır sözde
soykırımı iddialarıyla dünya kamuoyunu yanlarına çekmeye çalışırken, resmi belgeler ise
Türkler`in katledildiğini gösteriyor. 1910-1922 yılları arasında Ermeni çetelerin
yaptığı katliamların tarih ve yerleri ile katledilen Türk sayısı ise söyle:
1910 Muş (10 ölü),
21 Şubat 1914 Kars-Ardahan (30 bin ölü),
1915 Van (44 ölü),
1915 Van (150 ölü),
1915 Bitlis (16 bin ölü),
1915 Muş (80 ölü),
1915 Bitlis-Hizan (113 ölü),
1915 Van (5 bin 200 ölü),
Şubat 1915 Haskay (200 ölü),
Şubat 1915 Dutak (3 ölü),
Nisan 1915 Bitlis (29 ölü),
Nisan 1915 Muradiye (10 bin ölü),
Nisan 1915 Van (120 ölü),
Mayıs 1915 Van (20 bin ölü),
Temmuz 1915 Muş-Akçan (19 ölü),
Ağustos 1915 Müküs (126 ölü),
9 Mayıs 1915 Bitlis (40 bin ölü),
9 Mayıs 1915 Bitlis (123 ölü),
15 Ocak 1916 Terme (9 ölü),
1 Nisan 1916 Van-Reşadiye (15 ölü),
Mayıs 1916 Muş (500 ölü),
8 Mayıs 1916 Van-Tatvan (bin 600 ölü),
8 Mayıs 1916 Bitlis (10 bin ölü),
8 Mayıs 1916 Pasinler (2 bin ölü),
8 Mayıs 1916 Tercan (563 ölü),
11 Mayıs 1916 Van (44 bin 233 ölü),
11 Mayıs 1916 Malazgirt (20 bin ölü),
11 Mayıs 1916 Bitlis (12 ölü),
22 Mayıs 1916 Van (bin ölü),
22 Mayıs 1916 Köprüköy-Van (200 ölü),
22 Mayıs 1916 Van (15 bin ölü),
22 Mayıs 1916 Van (8 ölü),
22 Mayıs 1916 Van (8 bin ölü),
22 Mayıs 1916 Van (80 bin ölü),
22 Mayıs 1916 Van (15 bin ölü),
23 Mayıs 1916 Of (5 ölü),
23 Mayıs 1916 Trabzon (2 bin 86 ölü),
23 Mayıs 1916 Van (3 yüz ölü),
25 Mayıs 1916 Bayezid (14 bin ölü),
Haziran 1916 Van-Abbasaga (14 ölü),
Haziran 1916 Edremit-Vastan (15 bin ölü),
6 Haziran 1916 Satak-Serir (45 ölü),
6 Haziran 1916 Satak (bin 150 ölü),
7 Haziran 1916 Müküs-Serhan (121 ölü),
14 Ağustos 1916 Bitlis (311 ölü),
1919 Sarıkamış (9 ölü),
1919 Tiksin-Ağadeve (5 ölü),
1919 Nahçivan (4 bin ölü),
6 Ocak 1919 Zarusat (86 ölü),
21 Ocak 1919 Kilis (2 ölü),
22 Ocak 1919 Antep (1 ölü),
25 Ocak 1919 Kars (9 ölü),
26 Şubat 1919 Adana-Pozantı (4 ölü),
18 Mayıs 1919 Osmaniye (1 ölü),
13 Haziran 1919 Pasinler (3 ölü),
3 Haziran 1919 Iğdır (8 ölü),
Temmuz 1919 Sarıkamış (803 ölü),
Temmuz 1919 Kurudere (8 ölü),
Temmuz 1919 Sarıkamış (695 ölü),
4 Temmuz 1919 Akçakale (180 ölü),
5 Temmuz 1919 Kağızman (4 ölü),
7 temmuz 1919 Kars-Göle (9 ölü),
8 Temmuz 1919 Mescitli (4 ölü),
8 Temmuz 1919 Gülyantepe (10 ölü),
9 Temmuz 1919 Kağızman (6 ölü),
9 Temmuz 1919 Kurudere (8 ölü),
11 Temmuz 1919 Mescitli (20 ölü),
19 Temmuz 1919 Bulaklı (2 ölü),
19 Temmuz 1919 Pasinler (2 ölü),
24 Temmuz 1919 Kars-Kağızman (9 ölü),
Ağustos 1919 Muhtelif köyler (2 bin 502 ölü),
15 Ağustos 1919 Erzurum (153 ölü),
15 Ağustos 1919 Erzurum (426 ölü),
Eylül 1919 Allahüekber (3 ölü),
9 Eylül 1919 Ünye (12 ölü),
14 Eylül 1919 Sarıkamış (2 ölü),
Kasım 1919 Adana (4 ölü),
11 Kasım 1919 Kahramanmaraş (2 ölü),
6 Kasım 1919 Ulukışla (7 ölü),
7 Aralık 1919 Adana (4 ölü),
1920 Göle (600 ölü),
1920 Kars (3 bin 945 ölü),
1920 Haramivartan (138 ölü),
1920 Nahçivan (64 bin 408 ölü),
1920 Nahçivan (5 bin 307 ölü),
Şubat 1920 Kars civari (561 ölü),
1 Şubat 1920 Zarusat (2 bin 150 ölü),
2 Şubat 1920 Suregel (bin 150 ölü),
10 Şubat 1920 Çildir (100 ölü),
28 Şubat 1920 Pozantı (40 ölü),
9 Mart 1920 Zarusat (400 ölü),
9 Mart 1920 Zarusat (120 ölü),
16 Mart 1920 Kağızman (720 ölü),
22 Mart 1920 Suregel-Zarusat (2 bin ölü),
6 Nisan 1920 Gümrü (500 ölü),
28 Nisan 1920 Kars (2 ölü),
5 Mayıs 1920 Kars (bin 774 ölü),
22 Mayıs 1920 Kars (10 ölü),
2 Temmuz 1920 Kars-Erzurum (408 ölü),
2 Temmuz 1920 Zengebasar (bin 500 ölü),
27 Temmuz 1920 Erzurum (69 ölü),
Mayıs 1920 Kars-Erzurum (27 ölü),
Agustos 1920 Oltu (650 ölü),
Ağustos 1920 Kars-Erzurum (18 ölü),
15 Ekim 1920 Bayburt (bin 387 ölü),
20 Ekim 1920 Göle (100 ölü),
17 Ekim 1920 Pasinler (9 bin 287 ölü),
18 Ekim 1920 Tortum (3 bin 700 ölü),
19 Ekim 1920 Erzurum (8 bin 439 ölü),
26 Ekim 1920 Kars civarı (10 bin 693),
Ekim 1920 Aşkale (889 ölü),
1 Aralık 1920 Kosor (69 ölü),
3 Aralık 1920 Göle (508 ölü),
4 Aralık 1920 Kosor (122 ölü),
4 Aralık 1920 Kars-Zeytun (28 ölü),
4 Aralık 1920 Sarıkamış (bin 975 ölü),
6 Aralık 1920 Göle (194 ölü),
7 Aralık 1920 Kars-Digor (14 bin 620 ölü),
14 Aralık 1920 Sarıkamış (5 bin 337 ölü),
29 Kasım 1920 Zarusat (bin 26 ölü),
Aralık 1920 Erivan (192 ölü),
1921 Nahçivan (12 ölü),
1921 Bayburt (580 ölü),
1921 Arpaçay (148 ölü),
1921 Karakilise (6 bin ölü),
1921 Karakilise ( 6 bin ölü),
Şubat 1921 Zenibasar (18 ölü),
21 Kasım 1921 Pasinler (53 ölü),
21 Kasım 1921 Erzurum (bin 215 ölü),
1918 Hınıs (870 ölü),
1918 Tercan (580 ölü),
Mart 1922 Kahramanmaraş (4 ölü)".
kaynak: (ERZURUM (İHA) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ne...sp?NewsID=3959
11.10.2006


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla



