• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    HacıSüllü adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-03-2006
    Mesajlar
    1,026
    Karizma Gücü
    0

    ßu Kadar SevebiLirmisniz ?

    Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta
    okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere,
    bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı
    otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti
    bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah
    otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında
    kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise
    ablasında....
    Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah
    erkenden evlerinden
    çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini,
    gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
    Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de
    çok mutlu...
    Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı
    kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar.

    Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve
    ünlü bir mimar
    olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara
    yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o
    hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden
    değildi onlarınki...
    Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de
    büyüdü, büyüdü...
    Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi
    sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim
    olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına.
    Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın,
    sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt
    verirdi hep...

    Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü
    kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....
    "
    Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,
    "Mutfaktaki
    masanın üzerine bak ve seni çok
    sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu
    notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,
    kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
    karşılaşırdı...
    Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

    Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun
    olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama
    kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar
    verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye
    başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev
    aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde
    dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası
    asılı
    olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi
    yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman
    terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım
    burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt
    verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım
    emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

    Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde,
    ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat
    konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat
    birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi
    kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için,
    sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
    beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en
    iyisi o
    evi unut..."

    Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı,
    daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.
    Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm,
    biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği
    adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya
    çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla
    kanıyordu yüreği...

    Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının
    birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana
    söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş
    yerimin tam
    karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her
    öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."

    "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye
    bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı....
    Ertesi
    gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi
    sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının
    eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen
    evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

    Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen
    ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı
    suratına her
    şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta
    yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve
    bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak
    isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

    İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle
    son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya
    çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini
    öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama
    nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan
    nefretin alması için dua ediyordu.

    Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen
    zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan
    zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen,
    buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.
    "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç
    kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir
    şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
    Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve
    yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin
    gibi
    onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak
    için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi.
    Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk
    karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi
    görüyor ve
    kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı,
    son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan
    yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek
    istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi.
    İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen
    bütün
    notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok
    sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep,
    doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim"
    "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık
    mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın...
    Ve son kağıtta
    şunlar yazılıydı:

    "Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım.
    Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor
    olacağım...."



    ağlamak istiyorum:/
    Günümüzdeki en büyük sorun, sisteme uyum sağlayan kitlelerdir.Venüs Projesi ile gelecekteki dünyanın nasıl olabileceğini, insanların birbirini ezmeden, birbirleri ile savaşmadan da yaşayabileceğini göstermektir.

    "Hastalıklı bir topluma uyum sağlamak, sağlıklı olmanın bir ölçütü değildir."
    Jiddu Krishnamurti


    Zeitgeist Hareketi

  2. #2
    hazal adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2006
    Mesajlar
    365
    Karizma Gücü
    0
    bu yazıyı daha öncede okumustum
    gercekten insanı üzüyor
    emegine saglık...


    Seni Düşünürüm Gecemi Aydınlatan,gözlerini birde...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Şİmdİye Kadar Bu Kadar MuhteŞem Bİr Resİm GÖrmedİĞİnİzİ İddİa Edİyorum
    2003 - 2004 Konuları bölümünde monhaml tarafından açılmış
    Yanıt: 71
    Son Mesaj: 16.01.08, 02:49

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •