• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
27 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Bu mesaj en son " 28.03.07 " tarihinde saat 08:07 itibariyle bilge tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Fuzûlî ( 1 4 8 0? - 1 5 5 6 )


    Fuzûlî'nin yaşamı üzerine çok fazla bilgi yoktur. Bağdat yakınlarında Hille veya Kerbela'da doğduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı Mehmet'tir. Toplum bilimcilere göre Oğuz'ların Bayat aşiretindendir. Doğum tarihinin bilinmemesine karşın, ölüm tarihi 1556 yılıdır. Türkçe divanının önsözünden öğrendiğimize göre, yaşamı boyunca Irak dışına çıkmamıştır. Bazı Farsça kaynaklara göre ömrünün büyük bölümünü halife Ali'nin Necef'deki mezarına hizmet ederek geçirmiştir. Bu hizmetinden dolayı Safevi hükümdarları tarafından ona bir aylık bağlanmıştır. Fakat günün birinde bilinmeyen bir sebeple bu aylığı kesilmiştir. Irak Safavi'lerin elindeyken şah İsmail ve Safavi ileri gelenlerine şiirler sunan Fuzûlî, Irak'ın Osmanlı'ların eline geçmesiyle de Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı ileri gelenlerine şiirler sunmuştur. Osmanlı'lar döneminde de Fuzûlî'ye dokuz akçelik bir aylık bağlanmıştır. Fakat Fuzûlî'nin o dönemin Nişancı paşasına gönderdiği şikayet-nâme'sinden anlaşılıyor ki, Fuzûlî kendisine bağlanan bu aylığı hiçbir zaman alamamıştır. Her iki dönemde de değeri anlaşılamayan ve gereken önem verilmeyen şairin yaşamı yoksulluk içinde geçmiş, 1556 yılında Irak'ı kasıp kavuran veba salgınında ölmüştür. Farsça ve Türkçe divanlarının önsözlerinden anlaşıldığına göre daha çocuk yaşta şiirle uğraşan Fuzûlî genellikle şiirlerini Azeri lehçesiyle yazmış. Ona göre divan edebiyatındaki şiir türlerinin en önemlisi gazeldir. O nedenle kendi gönlüne de gazeli seçmesini önermiştir. Fuzûlî'nin şiirleri diğer divan şairlerinin şiirlerinden bambaşka bir özelliğe sahiptir. Onun şiirleri genellikle din dışı şiirlerdir. Bu şiirlerde çoğunlukla aşk teması işlenmiştir. şair bir anlamda aşkı şiirlerinde metalaştırmış ve aşk derdinden mutlu olduğunu söylemiştir. Hatta bu dertten hiç kurtulmak istemediğini vurgulamıştır. Ayrıca Fuzûlî divan şiirinin bir özelliği olan söz sanatlarını en ustaca kullanmış bir şairdir. O nedenle gazelleri ve diğer şiirleri hayli süslü ve anlaşılması çok zor şiirlerdir. iyi şiirin yalnızca bilimle elde edilebileceğine inanan Fuzûlî, bu düşüncesini Türkçe divanının önsözünde " ilimsiz şiir, temeli yok duvar gibi olur, temelsiz duvar da sonunda itibarsız olur " diye açıklar. Bu düşüncesini her zaman savunduğunu ve "ilimsiz şiirden ruhsuz kalıp gibi nefret ettiğini" vurgular. Fuzûlî, Eski Türk Edebiyatı'nda ünü ve etkisi en yaygın olan şairlerden biridir. Azeri ve Çağatay lehçeleriyle yazan şairler üzerinde olduğu gibi, Türkiye lehçesiyle yazan pek çok divan, tasavvuf, halk ve modern Türk edebiyatının ilk dönem şairlerine de büyük etkisi olmuştur. Yapıtları: Türkçe, Farsça ve Arapça üç divan, Leylî vü Mecnun mesnevisi, Kerbela olayını anlattığı nesir ve nazım karışımı Hadikat-üs-Suada ve Şikayetnâme adlı mansur mektuplardır. Yapıtlarının bugünkü Türkçe ile basılmış örnekleri; Abdulbaki Gölpınarlı tarafından hazırlanmış Fuzuli Divanı, K. Akyüz - S. Yüksel -M. Cumbur tarafından hazırlanmış Türkçe Divan'ları vardır.
    Fuzûlî'nin yaşamı konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenceyle gerçeği ayırma olanağı bulunmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgiler, yapıtlarının incelenmesinden, kimi şiirlerinin açıklanışından kaynaklanmaktadır. Bunlardan anlaşıldığına göre Fuzûlî iyi bir öğrenim görmüş, özellikle İslam bilimleri, tasavvuf, İran edebiyatı konularında çalışmalar yapmıştır. Şiirlerinde görülen kavramlardan simya, gökbilim konularıyla ilgilendiği, İslam ülkelerinde pek yaygın olan ve gelecekteki olayları bildirmeyi amaçlayan 'gizli bilimler'le ilişkili bulunduğu anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarında bulunan şiirleri, bu üç dili de çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Yapıtları incelendiğinde İran şairlerinden Hâfız, Türk şairlerinden de Nesîmî, Nevâî ve Necati'yi izlediği, onların şiir anlayışını, duygu ve düşüncelerini benimsediği görülür.

    İnanç bakımından Fuzûlî, Şii mezhebine bağlıdır. On iki İmam'a karşı derin bir sevgisi vardır. Bütün yaşamını Kebelâ'da, Şiiler'ce kutsal sayılan topraklar üzerinde geçirmesi, aşağı yukarı bütün şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü işlemesi, Kerbelâ olayıyla ilgili ağıtları, Şeriat'ın katılığına karşı çıkışı bu nedenlerdir. Ancak Ali'ye bağlılığı, Ali'nin tanrısal bir varlık olduğu görüşünü savunan ve İslam ülkelerinde Galiye (aşırılık) diye nitelenen inançla ilgili değildir. Ona göre Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kişidir ve Peygamber'den sonra imam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, mufaddıla (erdeme bağlı olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamber'in yakınlarından (sahabe) üstündür. Bu konudaki inancını Hadîkatü's-Süedâ ('Mutluların Bahçesi') adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkçe ve Farsça divanlarında Ali ve onun soyundan gelen imamlara bağlılığını konu edinen birçok şiir vardır. Bir aralık Bağdat'ı ele geçiren İsmail Safevi'ye yazdığı övgünün kaynağı da bu sevgidir. Fuzûlî'nin, geçimini Kerbelâ, Necef ve Bağdat'ta bulunan On İki İmam'la ilgili vakıfların gelirlerinden sağladığı Farsça Divan'ındaki 'Dürr-i sadef-i sıdk cenâb-ı mütevelli' (Doğruluk sedefinin incisi yüce görevli) dizesiyle başlayan şiirden anlaşılmaktadır. Fuzûlî, yaşadığı dönemin geleneğine uyarak, Bağdat'ı ele geçiren Osmanlı padişahı Kanuni Süleyman'a ve Rüstem Paşa, Mehmed Paşa, İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler yazmıştır.

    Fuzûlî'nin anlayışına göre insan 'seven bir varlık'tır, bu sevgi Tanrı ile insan arasındaki bağın özünü oluşturur, ayrı insanın Tanrı'ya yaklaşmasını sağlar. Bu nedenle de yalnız insan sevebilir. Varlık türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanrı'nın gören gözü, konuşan dili, duyan kulağıdır. İnsanda Tanrı istenci dışında bir eylemi gerçekleştirme olanağı yoktur. İnsan biri gövde, öteki ruh olmak üzere iki ayrı özden kurulu bir varlıktır. Gövdenin toprak, yel (hava), od (ateş) ve su gibi dört oluşturucu öğesi vardır. Ruh ise tanrısaldır, gövdede, gene Tanrı buyruğuyla bir süre kaldıktan sonra, kaynağına, tanrısal evrene dönecektir, bu nedenle ölümsüzdür. İnsanın yeryüzünde yaşadığı sürece ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması, doğruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi değerlerden ayrılmaması, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzûlî, 'maarif' adını verdiği gönül bilgisini kişinin özünü ışıklandırması için bir kaynak diye yorumlar, 'ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör' dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlakla ilgili görüşlerinin temelini kuran doğruluk, iyilik ve erdem gibi üç öğedir. Bu üç öğenin karşıtı baskı (zulm), ikiyüzlülük (riy&#226 ve bilgisizliktir (cehl). 'Selâm verdim rüşvet değildir deyu almadılar' diye başlayan Şikayet-nâme'sinde çağının yolsuzluklarını, ahlaka, İslam dininin özüne aykırı davranışları sergilenirken, Türkçe Divan'ında da 'zalimin zulm ile akçe toplayıp yardım edermiş gibi başkalarına dağıttığını, oysa cennete rüşvetle girilmeyeceği' anlamındaki dizelere geniş yer verir. Ona göre bu yeryüzü bir alışveriş yeridir, herkes elindekini ortaya döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi, dünyayı seven de altını, gümüşü sergiler:

    Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder
    Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal


    Fuzûlî, inanç konusunda da erdemin, doğruluğun, Kuran'ın özüne bağlı kalmanın gereğini savunur. Ona göre oruç, namaz, zekât gibi görevler gösteriş için değil, kişinin özünü kötülükten arındırmak, olgunlaştırmak içindir. Oysa içinde yaşanan çağın insanı İslam dininin temel ilkelerini bir çıkar aracı olarak kullanmakta, gerçeğinden uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle İslam'ın özünden ayrılmak istemeyen bir kimsenin uygulaması gereken yöntem 'namaz ehline uyma, onlar ile durma oturma' biçiminde özetlenebilir.
    Fuzûlî'nin dili Azeri söyleyişidir, özellikle Nevâî ve Nesîmî'yi anımsatan bir nitelik taşır. Şiirde uyumu sağlayan öğe genellikle, sözcükler arasında ses benzerliğinden kaynaklanır. Aruz ölçüsüne uymayan Türkçe sözcüklerde görülen uzatma ve kısaltmalar Arapça ve Farsça sözcüklerle uyum içine girer. Dilde biri ses uyumu, öteki anlam olmak üzere iki temel öğe dizeler arasında, ses uyumuna dayanan bağlantıdır. Farsça'nın şiire daha yatkın bir dil olduğunu, Türkçe şiir söylemenin güçlüğünü ileri sürmesine karşılık, Türkçe şiirlerinde daha çok başarılı olmuştur. Hadikatü's-Süedâ adlı yapıtında şiir söylemeye pek elverişle olmayan Türkçe'yi başarıyla kullanacağını, bu dili güçlü, elverişli bir şiir durumuna getireceğini ileri süren Fuzûlî'de halk dilinde geçen sözcükler, deyimler, atasözleri önemli bir yer tutar. Kimi şiirlerinde Kuran ve Hadisler'den alıntılarla dizenin anlamı güçlendirilir.

    Divan şiirinin bütün ölçülerini, biçimlerini kullanan Fuzûlî'nin yaratıcı gücü, düşünce derinliği, söyleyiş akıcılığı daha çok gazellerinde görülür. Kerbelâ olayıyla ilgili şiirlerinde üzüntüyü çok geniş boyutlar içinde ele alarak şiirinin bütününe yayar, inanan, seven insanı bir 'acı çeken varlık' olarak gösterir. Bu tür şiirlerinde sevgi ve aşk birbirini bütünleyen iki öğe niteliğine bürünür. Leylâ ile Mecnun adlı yapıtında işlenen derin özlem, ayrılıktan duyulan acı ağıt özelliği taşıyan şiirlerinde ölüm karşısında duyulan derin sarsıntıya dönüşür.

    Şiir, Fuzûlî için, düşünceleri, duyguları ortaya koymaya, insanı anlatmaya, kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Şiir, yalnız şiir olsun diye söylenmez, bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Şiiri oluşturan özlü ve anlamlı sözdür, söz ile kişi kendini ortaya koyar. Öte yandan söz bir yaratma öğesidir: 'Bû ne sırdır kim eder her lahza yoktan vâr söz'. Söz, onu söyleyenle bağlantılıdır, onun bulunduğu bilgi ve duygu aşamasını, değer basamağını gösterir.

    Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır
    Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz

    Dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün değerini artıran kendi değerini artırır, kişinin kendi neyse söylediği sözle açığa vurduğu da odur. Söz kişinin aynasıdır.

    Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan şairleri arasında Bâkî, Ruhî, Nâilâ, Neşâti, Nedim ve Şeyh Galib gibi sevgiyi şiirlerinin odağı durumuna getiren şairleri etkilemiştir. Öte yandan kimi Alevi ozanlarca da bir 'inanç ulusu' olarak benimsenmiş, saygı görmüştür.

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    • Türkçe Divanı (A.Gölpınarlı tarafından, 1948)
    • Leylâ ve Mecnun (Mesnevi, N.Halil Onan tarafından, 1956)
    • Hadikatü's-Suada (Saadete Ermişlerin Bahçesi - S.Güngör tarafından, 1955)
    • Beng ü Bade (Bilimsel baskı K.Edip Kürkçüoğlu tarafından, 1970)
    • Şikâyetnâme (Mektuplar)
    Divan (Türkçe), (ö.s.) 1838; Sıhhat ve Maraz, (ö.s.), 1940; Enisü'l-Kalb, (ö.s.), 1944; Terceme-i Hadis-i Erbain, (ö.s.), 1951, ('Kırk Hadis Çevirisi'); Beng ü Bâde, (ö.s.), 1956; Hadikatü's-Süedâ, (ö.s.), 1955, ('Mutluların Bahçesi'); Leylâ ve Mecnun, (ö.s.), 1955; Rindü Zahid, (ö.s), 1956; Divan (Arapça) (ö.s.),1958; Mektuplar, (ö.s.), 1958; Divan (Farsça), (ö.s.), 1962; Heft Câm, (ö.s.), 1962.

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Aşk Belasına At Beni Tanrım

    Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
    Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

    (Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni,
    bir an bile ayırma aşk belasından beni)

    Az eyleme inayetini ehl-i dertten
    Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni

    (Az eyleme yardımını dertlilerden,
    Yani çok aşk belaları ver bana)

    Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
    Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

    (Gittikçe artır sevgilimin güzelliğini,
    Bana gelince onun derdine daha çok müptela et beni)

    Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
    Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni

    (Onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki
    Saba yeli beni ona ulaştırabilsin)

    Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
    Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

    (Ya Rabbi bana Fuzuli gibi gurur verme
    beni bana asla bırakma)

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Aşka Sevdalanma

    Can verme sakın aşka aşk afeti candır
    Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
    Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
    Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
    Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
    Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
    Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
    Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
    Aşk içre azap olduğu bilirem kim
    Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
    Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
    Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
    Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
    Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Batalı kana ohun dîde-i giryân içre

    Gazel

    Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
    Bir elifdür sanasan kim yazılur cân içre

    Yeridür sîne-i sûzânuma külhan deseler
    Anca kim yandı ohun sîne-i sûzan içre

    Cânı ten içre ne sahlardum eger bilse idüm
    Ki degül gizlü gam-ı lâ'l-i lebün cân içre

    Ala gör ohlarını dîdelerümden ey dil
    Hayfdur olmaya nâ-geh ite müjgân içre

    Çâk gönlüm yarasında yaraşur peykânun
    Akd-i şebnem hoş olur gonca-i handân içre

    Kaddüne serv demiş goncalarun ta'nından
    Duramaz bâd-ı sabâ hîç gülistân içre

    Ey Fuzûlî kime sûz-ı dilümi şerh edeyüm
    Yoh menüm kimi yanan âteş-i hicrân içre

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Bercesteler

    Döğülmeye söğülmeye koğulmaya billâh
    Hep râzıyım ammâ ki efendim senin olsam
    * * *
    Eylesen tûtîye tâlim-i edâ-yı kelîmât
    Sözü insan olur ammâ özü insan olmaz
    * * *
    Ey dil ki hecre doymayıp istersin ol mehi
    Şükr et bu hâle yoksa gelir yüz belâ sana
    * * *
    Cevr odı yaktı beni yanımda durma ey gönül
    Bir tutuşmuş âteşem kurb-ı civârımdan sakın
    * * *
    Edemem terk Fuzûlî ser-i kûyın yârin
    Vatanımdır vatanımdır vatanımdır vatanım
    * * *
    Ey Fuzûlî câna yetmişem gönülden şükr kim
    Bağladım bir dil-bere kurtardım ancan cânımı
    * * *
    Cân u dil kaydını çekmekten özüm kurtardım
    Cânı cânâneye ettim dili dildâra fedâ
    * * *
    Ah eylediğim serv-i hırâmânın içindir
    Kan ağladığım gonce-i handânın içindir
    * * *
    Dostum âlem seninçün ger olur düşmen bana
    Gam değil zîrâ yetersin dost ancak sen bana
    * * *
    Esîr-i gurbetiz biz senden özge âşinâmız yok
    Ayağın kesme başınçin bizim mihnet-serâlardan
    * * *
    Kıldı zülfün tek perişan hâlimi hâlin senin
    Bir gün ey bî-derd sormazsın nedir hâlin senin
    * * *
    Ne yanar kimse bana âteş- i dilden özge
    Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
    * * *
    Cân u ten oldukça menden derd ü gam eksik değil
    Çıksa can hâk olsa ten ne can gerek ne ten bana
    * * *
    Avâreler felekzedeler mübtelâlarız
    Alemde bir muhabbete kalmış gedâlarız
    * * *
    Hâlî etmiştir mahabbet beni benden dostlar
    Ayb kılman âlemde görseniz bî-pervâ beni
    * * *
    Demen kim adli yok yâ zulmü çok her hâl ile olsa
    Gönül tahtına andan özge sultân olmasın yâ Rab
    * * *
    Tutuştu gam oduna şâd gördüğün gönlüm
    Mukayyed oldu ol âzâd gördüğün gönlüm

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Cânı Kim Cânânı İçün Sevse Cânânın Sever

    Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
    Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever

    Her kimün âlemde mıkdârıncadur tab'ınde meyl
    Men leb-i cânânumu Hızr Ab-ı Hayvânın sever

    Başa dem düştükçe taksîr eylemez eyler meded
    Ol sebebden muttasıl çeşmüm ciger kanın sever

    Müşg-i Çîn âvâre olmuşdur vatandan men kimi
    Hansı şûhun bilmezem zülf-i perîşânın sever

    Şu ki ser-gerdân gezer başında vardur ki hevâ
    Gâlibâ bir gül-ruhun serv-i hırâmânın sever

    Akıbet rusvâ olub mey-tek düşer il ağzına
    Kim ki bir ser-mest sâkî lâ'l-i handânın sever

    N'olacakdur terk-i ışk etme Fuzûlî vehm edüb
    Gâyeti derler ola bir bende sultânın sever

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Çeşm-i Giryanım görüp

    Ol ki her sa'at gülerdi çeşm-i giryânım görüp
    Ağlar oldu hâlime bî-rahm cânânım görüp

    Eyleyen ta'yin-i cezâ-yi müdâvâ derdime
    Terk edip cem' etmedi hâl-i perîşânım görüp

    Lâle-ruhlar göğsümün çâkine kılmazlar nazar
    Hiç bir rahm eylemezler dâğ-i hicrânım görüp

    Tut gözün ey dûd-i dil çerhin ki devrin terk edip
    Kalmasın hayrette çeşm-i gevher efşânım görüp

    Pertev-i hur-şîd sanmam yerde kim devr-i felek
    Yere urmuş âf-tâbın mâh-i tâbânım görüp

    Suda aks-i serv sanmam kim koparıp bağ-bân
    Suya salmış servini serv-i hırâmânım görüp

    Ey Fuzûlî bil ki ol gül-'ârızı görmiş değil
    Kim ki ayb eyler benim çâk-i girîbânım görüp


  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Dehenin Derdüme Dermân Dediler Cânânum

    Gazel

    Dehenin derdüme dermân dediler cânânum
    Bildiler derdümi yohdur dediler dermânun

    Olsa mahbûblarun ışkı cehennem sebebi
    Hûr u gılmânı kalur kendüsine Rıdvân'un

    Geçdi meyhâneden il mest-i mey-i ışkun olup
    Ne meleksen ki harâb etdün evin şeytânun

    Urmazam sıhhat içün merhem ohun yarasına
    İsterem çıhmaya zevk-i elem-i peykânun

    Ne bilür ohumayan Mushaf-ı hüsnün şerhin
    Yere gökden ne içün indügini Kur'ân'un

    Yerden ey dil göge kovmuşdu sirişküm melegi
    Anda hem koymayacakdur oları efgânum

    Ey Fuzûlî oluben garka-i girdâb-ı cünûn
    Gör ne kahrın çekerem döne döne devrânun

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •