İslâm ile küfrün birbirinin zıddı, tersi olduğunu, İslâm düşmanlarını sevmemeği bildirmektedir:
"Bize çeşitli nimetleri veren ve Müslüman yapmakla şereflendiren ve Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden eylemekle kıymetlendiren Allahü teâlâya hamd olsun! Dünya ve ahiret saadetlerine, rahatlıklarına kavuşmak ancak ve yalnız, dünya ve ahiretin efendisi, mahlûkların en üstünü, en kıymetlisi olan Muhammed aleyhisselâma uymakla, onun izinden gitmekle ele geçebilir. O yüce Peygambere ve Onun temiz Ehl-i beytine ve Ashabının hepsine en iyi dualar ve en üstün selâmlar olsun!
Muhammed aleyhisselâma uymak demek, ahkâm-ı islâmiyyeye yani islâmiyyete uymak ve küfrü ve kâfirliği yok etmeğe çalışmaktır. Çünkü İslam ile küfür birbirinin zıddıdır, tersidir. Birinin bulunduğu yerde, öteki bulunamaz, gider. Bu iki zıd şey bir arada bulunamaz. Birisine kıymet vermek, ötekini aşağılamak olur. Kur’ân-ı kerimde, Tevbe suresinin yetmiş üçüncü âyetinde meâlen, (Ey yüce Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihâd et! Onlara sert davran!) buyruldu. Hulk-i azim sahibi olan, çok merhametli olan Peygamberine, [İslâm dinîne ve Müslümanlara saldıran] kâfirlerle cihad etmeği, onlara karşı sert davranmağı emir ediyor.
Bundan anlaşılıyor ki, İslam’a saldıranlara sert davranmak da, hulk-ı azimdir. İslâm’a izzet vermek, kıymetini artırmak için, küfrü ve kâfirleri yani İslâm dinîne ve Müslümanlara saldıranları kötülemek, onları aşağı tutmak lâzımdır. Böyle kâfirlere kıymet vermek, onları yüksek tutmak, İslamiyeti ve Müslümanları kötülemek, aşağılamak olur. Kâfirlere kıymet vermek demek, onları üstün tutmak, karşılarında eğilmek olmakla beraber, onlarla birlikte bulunmak, konuşmak, görüşmek de, onlara kıymet vermek olur.
İslâm düşmanlarından, İslamiyet’e saldıranlardan, köpekten kaçar gibi kaçmak, onların pis ve alçak olduklarını bilmek lâzımdır. İslâm dinîne saldıran, bir mevki’, makam sahibi ise ve bir Müslüman’ın bu kimseye bir işi düşerse ve bu işi muhakkak onun yapması icap ederse, abdesthaneye gider gibi, işi bitirinceye kadar yanına gidilir. Fakat yine o alçağa kıymet verecek bir şey söylenmez ve böyle bir hareket yapılmaz.
Olgun bir Müslüman, onun yüzünü görmemek için, o işinden bile vaz geçer. Onun zehirli, zararlı sözlerini işitmekten, Cehennemlik yüzünü görmekten kurtulur. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerimde böyle kâfirlerin kendisine ve sevgili Peygamberine düşman olduklarını bildiriyor. Allahü teâlânın ve Onun Resulünün düşmanları ile [Müslümanlara gerici diyenler ile] düşüp kalkmak, o alçaklarla arkadaşlık etmek büyük cinayet, çok çirkin bir suç olur.
Bu kimselerle görüşmek, arkadaşlık etmek, çeşitli zararlara sebep olur. Bu zararların en küçüğü, insan onların arasında Allahın emirlerini yapamaz. Küfre sebep olan şeylerden kaçınamaz. Bu vazifeleri yapmağa sıkılır. Arkadaşlarından utanır, çok küçük görünen bu zarar, dikkat edilirse, pek büyüktür. Allahü teâlânın dinîne saldıranlar ile arkadaşlık etmek, onlarla görüşmek, insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine “aleyhissalâtü vesselâm” düşman olmağa kadar sürükler.
Bir kimse, kendini Müslüman sanır. Kelime-i tevhit okur. İnanıyorum der. Müslüman olduğunu söyler. Hâlbuki kâfirlerle, münafıklarla görüşerek, konuşarak onun Müslümanlığı, imanı saf ve temiz kalmaz. Hatta büsbütün gider de, farkında bile olmaz. Allahü teâlâ, hepimizi, nefislerimizin kötülüğünden ve amellerimizin bozuk olmasından korusun!" (163. mektup / Mektubat-ı Rabbani)
Varsın diyalog meftunları kendi hallerini İmamı Rabbaninin aynasında seyretsinler; eğer ahiret diye bir kaygıları varsa tabi...
Tüm Hakları Saklıdır; kaynak belirtmeden alıntı yapılamaz.
© itibar Haber 2006


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



tavsiyene teşekkür ederim kardeş aslında başlara bu niki yazdım şeytandan bile daha zekiyim babında olsun diye ama şimdi sizler haklısınız ozaman burdan duyurayım bundan sonra nikim TEBLİĞ OLARAK DEĞİŞTİRDİM :A
