"Neredeyse modern psikiyatri tarihinin başlangıcından beri aşk patolojileriyle ilgilenilmesine rağmen, hemen tüm insanların gündelik yaşamlarında çok önemli olan "aşk", "arzu", "istek"gibi kavramlar ve onların psikopatolojik görünümleri, günümüzün betimleyic psikiyatrisinde yer bulabilmeleri çok zordur. Bugün betimleyici psikiyatride, insanların aşk ilişkilerinde ortaya çıkan psikopatolojik görünümlere, çok basit olarak sanrısal bozuklukların erotomanik alt-tipinde ve ilişki sorunları arasında yer verilmektedir.
Bu yazıda, Hegelci felsefenin insan arzusu anlayışından ve ilişki merkezli psikodinamik yaklaşımlardan yararlanarak, betimleyici psikiyatri içinde yeterince ele alınamayan, başkasına yönelik arzunun karşılıksız kalması halinde ortaya çıkan durumları, normalden en patolojik olana doğru bir spektrum içinde ele alma fırsatı veren "karşılıksız aşk sendromu" kavramını ileri süreceğiz.
Karşılıksız aşk sendromu" bir spektrum bozukluğudur. Arzusu umduğu düzeyde karşılık bulmayan, reddedilen ya da reddedildiğini düşünen kişinin spektrumun neresinde yer alacağı, sağlıklı bir kendilik organizasyonu gösterip göstermemesine, nesne ilişkileri bakımından sergilediği performansa ve kullandığı savunma düzeneklerine bağlıdır.
VAKA 1:
35 yaşında, bekar ilkokul mezunu bayan hasta. Ellerinde titreme, çarpıntı, sinirlilik, ağlama, bağırma, kırıp dökme yakınmalarıyla başvurdu. Ailenin beş kız çocuğundan en küçüğü. Okul başarısızlığı nedeniyle ilkokulu 7 yılda bitirdikten sonra ortaöğrenimine devam etmemiş. Gençlik yıllarından beri kavgacılık, huzursuzluk, sürekli bedensel yakınma getirmesi nedeniyle çeşitli antidepresanları düzensiz olarak kullanıyormuş.
Bir yıl önce evde illerinde yayın yapan bir radyoyu dinlerken, şiir okuyan spiker dikkatini çekmiş, onunla tanışmak için yoğun bir istek duymaya başlamış. Çok çeşitli yolları deneyerek sonunda bunu başarmış. Tanıştıktan sonra ilgisi daha da yoğunlaşmış; onsuz olamayacağını düşünmeye, her zaman her yerde onun sesini duymayı, yanında olmayı istemeye başlamış. Günde 15-20 kez telefonla arar, reddedildiği halde konuşmak için günde birkaç kere radyoya gidermiş. Spikerin onu sevdiğiyle ilgili belirgin bir tutum örneği veremezken, daha çok spikerin reddinin şiddetli olmamasını sevildiğine yorumlayan hasta, bir keresinde spikerden dayak yediği halde bu düşüncelerinden ve arzusundan vazgeçmemiş. İlaç parasından bile keserek ona hediyeler almayı sürdürmüş. Spiker birçok kere hastaya hakaret etmiş, çeşitli biçimlerde reddini ifade etmeye çalışmış ancak hasta spikerin gerçekte kendisini sevdiğini, çevresindekilerin onu engellediğini düşünüyormuş. Hastaneye başvurmadam üç ay önce spiker bu kez bir başkasıyla nişanlandığını söyleyince, yukarıdaki yakınmaları ortaya çıkmış; daha önceki depresif belirtiler artmış.
Distimi + erotomani tanısıyla ve 6 mg/gün pimozid verilerek bir ay klinikte izlenen hasta, taburculuğu sırasında spikeri artık hoş bir anı olarak kalbine gömdüğünü, kendine yeni bir yol çizmek istediğini bildiriyordu.
---------------------------------------
VAKA2:
Yaşadığı acıdan ve utançtan kurtulmak için yalvaran gözlerle bakıyordu; nasıl dayanılmaz bir durumda olduğu her halinden belliydi. Ankara'ya göç edeli beş yıl kadar olmuştu. Geldikleri İç Anadolu köyünde yaşarken belli belirsiz olan kocasının işe yaramazlığı, sümsüklük düzeyindeki sıkılganlığı, Ankara'ya geldiklerinde iyicene gün ışığına çıkmış, kocasına iş bulmak da dahil olmak üzere tüm görevler onun sırtına yüklenmişti. Bir süre iki küçük çocuklarıyla birlikte akrabalarının yanında idare etmişler ama sonra kadının girişkenliği, sorup soruşturmaları ve dişleri tırnaklarıyla çabalamalarıyla bir gecekondu inşa etmeyi başarmışlardı.
Ne olduysa o musibet gün oldu. Belediye zabıtası yanlarına güvenlik güçlerini de alarak yuvalarını yerle bir etmeye gelmişti. Gururluydu, içi yanıyordu ama gerekirse evlerini yeniden yapacak kadar kendisini güçlü hissediyor, diğerleri gibi ortalığı velveleye vermiyordu. Kocası işteydi; iki çocuğunu yanına almış, bir köşecikte yıkımı izliyordu. Hallerine acıyan bir polis memuru yanlarına gelmiş, nereli olduklarını, ne yapacaklarını sorarak acılarını biraz olsun hafifletmeye çalışıyordu. O gün onların evlerine sıra gelmedi; mahallenin direnci işe yaramış, yıkım yarım kalmıştı. Derdini paylaşan polis memuru, oradan ayrılırken bir sıkıntısı olduğunda karakoldan kendisini arayabileceklerini söylemişti.
Ertesi gün, belki yıkıma engel olunabileceği gerekçesiyle memuru karakolda ziyarete gitti. Tekrar konuştular; konuşmakla kalmayıp bakıştılar, anlaştılar. Memurun da iki çocuğu vardı. İlk zamanlar gözleri aşklarından başka bir şeyi görmezken, bir süre sonra buluşmalar konusunda, ailesinin durumunu gerekçe gösterip polis memuru ayak diremeye başladı. Memur giderek isteksizleşti, aralarındaki ilişkinin geçici bir heves olduğunu, ikisinin de aile sorumluluklarına dönmeleri gerektiğini söyleyerek kendi kabuğuna çekildi.
da böyle yapmaları gerektiğini biliyordu ama yine de her gün karakolun önüne gitmekten, yemek ve iş çıkışlarında memurla bir kez olsun konuşmaya çalışmaktan kendisini alıkoyamıyordu. Çabasında hep başarısız oluyor ama adeta battıkça aşkına daha çok saplanıyordu. Gözü ne kocasını, ne çocuklarını ne de ayaklar altına aldığı gururunu görüyordu; yaşamak anlamını yitirmiş, eza cefa halini almaya başlamıştı. Artık dayanacak hali kalmamıştı
Sonuç:
Bu yazıda, betimleyici psikiyatrinin sınırlayıcı bakışıyla yeterince kavranamayan aşk patolojilerini, insan arzusuna getirilen Hegelci tanım uyarınca, geniş bir spektrum içinde ele alan yeni bir modelin taslağını sunduk. Bu modelde aşk patolojileri "karşılıksız aşk sendromu spektrumu" adı altında ele alınmaktadır. "Karşılıksız aşk sendromu spektrumu"nun bir ucunda gerçek ya da imgesel düzeyde sevdiğini düşündüğü kimsenin arzusunu istediği düzeyde elde edemeyenlerin gösterdiği, çoğunlukla mazokistik nitelikte olan ve normal sınırlar içinde değerlendirebilecek tepkiler, diğer ucunda ise, günümüz psikiyatrisinde "erotomani", "De Clerambault Sendromu" gibi adlar alan tekli-sanrısal bozukluk yer almaktadır. Sendromun ortasında, normale yakın olan kısmında, "karasevda" (infatuation), "obsesif aşk", "fanatik aşk" gibi adlar verilen bozukluk ile "De Clerambault sendromu"na yakın olan kısmında "borderline erotomani" adıyla anılan, "sanrısal olmayan erotomani" veya "çılgınca bağlanma bozukluğu" (violent attachment bozukluğu) gibi adlar da alan sanrının olmaması ve şiddet gösterileriyle karakterize bozukluk bulunmaktadır.
Arzusu kendisinin istediği düzeyde karşılanmayan, geri çevrilen ya da geri çevrildiğini düşünen kişinin tepkilerinin spektrumun neresinde yer alacağı, kişinin sağlıklı bir kendilik organizasyonu gösterip göstermemesine, nesne ilişkileri açısından sergilediği gelişimsel performansa ve başvurduğu savunma mekanizmalarına bağlıdır. Kendilik organizasyonu veya nesne ilişkileri açısından hangi noktaya gelindiği, hangi savunma mekanizmaları ve hangi eş (partner) özelliklerinin "karşılıksız aşk sendromu spektrumu"nu nasıl belirleyip etkilediği bir başka yazının konusudur. Bir başka yazıda mutlaka ele alınması gereken diğer noktalar da, bu modelin kapsamı içinde ya da buna benzer bir başka modelde, aşk patolojileriyle çok yakından bağlantılı olan kıskançlık patolojileri (Mullen ve Pathe 1994) ve aşk ve kıskançlık patolojilerine karşı tedavi yaklaşımlarıdır.
alıntı...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla