İlmin deryâsına ulaşmadıkca mânâ âleminden nasip alamazsın. Yalnız okumak ve yazmak yeterli değil. Gerçekleri bu dünyâda göremiyorsan âhirette de göremessin. Hazret-i ALLAH buyurdu : “Bu dünyâda a’mâ, âhirette a’mâ”
Maiyyet sırrını duydunsa, fâni ol, hüviyet bul.
Eğer Cibrîl olursa, aklı ko, er sırr-ı ednâya.
Aklı maddede kullan, mânâya götürmeye kalkışma. Ednâ (en aşağı derecedeki) kula verilecek sırra dahi akıldan başka rehberin yok ise, nâil olamazsın mânâ sırrına.
Aklın pazarı maddede kurulur. Mânâda akla pazar bulamazsın.
Kande bulsun, Hakk’ı inkar eyleyen, Niyâzî Mısrî’yi
Zâhir olmuşken yüzünde nûr-ı Zât-ı Kibriyâ?!..
ALLÂH’ı bilmeyen, mürşit Niyâzî’yi, Şeyh Niyâzî’yi nerden bilecek?.
Bî-kılâvuz kim varır ALLÂH’ına,
Reh-nümâsı olmayınca evliyâ?.
ALLÂH’ın rahmetine, rızâsına yakın ve nâil olmak istiyor isen, ALLÂH’ın tertibi olan nedîm-i ilâhî, varisü’n-Nebî’yi kılavuz seçmeyi bil.
ALLÂH’ı hiçbir zaman avâmın düşündüğü gibi göstermek mümkün değildir.
Böylece onun varlığı hiçbir zaman avam ölçüsüne göre ispatlanamaz.
Ama ALLÂH’ı kalbinin derinliklerinde duyan bir insan onun varlığı için hiçbir isbat ve delile ihtiyaç duymayacak derecede îman sâhibi olur.
İşte sûfinin zevki, vecdi bunu vermektedir. Bu hâlin îzahı ehlinin bilgisi, ruhlar âleminde olan imtihanın zevkidir.
Pir H.Galip Hasan Kuşçuoğlu