• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
20 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    18-03-2007
    Mesajlar
    425
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı Kuran Mucizeleri bölümü

    arkadaşlar destek gelirse Kuran Muziceleri bölümü yapalım bu başlık altında .
    Kuran ın heryeri ayrı mucize . umarım guzel bir başlık olur

    Şartlar :

    1)Kuran dışından yazılmayacak .
    2)ayetlerle acıklanacak
    3)işaret edildigini duşundugunuz mucizeleri yazabilirsiniz
    4)mucizeyi gosterenler sorulara cevap verecek
    5)kesinlikle bu başlık altında kimse kimsenin hakkında konuşmayacak sadece munazara edilecek . herkes saygılı olacak
    6) alıntı yapan arkadaşlar yorumlarını ekliyecekler . ayrıca kendileri yazmış gibi sayılacaktır. sorulara cevap vermeleri lazımdır.

    destekliyorsanız başlıyalım arkadaşlar

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    08-04-2007
    Mesajlar
    607
    Karizma Gücü
    0
    Bu konuya ilk katkı benden olsun.

    Bilimsel mucizeler

    TOPRAĞIN TİTREŞİP KABARMASI

    ... Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)

    Yukarıdaki ayette "titreşir" olarak çevrilen kelimenin Arapçası "ihtezzet"tir ve bu kelime "harekete geçmek, canlanmak, titreşmek, kıpırdamak, kımıldamak, bitkinin harekete geçmesi ve uzaması" anlamlarına gelir. "Kabarır" olarak çevrilen "rebet" kelimesi ise "artmak, fazlalaşmak, kabarmak, büyümek, gelişmek, (bitkinin) yükselmesi, erzak sağlamak, şişmek, içi hava dolmak" anlamlarına gelir. Ayette geçen bu kelimeler yağmur esnasında, toprağın moleküler yapısındaki değişiklikleri en uygun kelimelerle tarif etmektedir.

    Ayette tarif edilen hareketlilik, yerkabuğunun depremler sırasında olduğu gibi toplu hareketinden farklıdır ve toprağı oluşturan parçacıkların titreşmesi olarak ifade edilmektedir. Toprak parçacıkları birbiri üzerine geçen katmanlardan oluşur ve su bu katmanların arasına nüfuz ettiğinde, toprak parçacıklarının hacimce büyümesine, kabarmasına sebep olur. Ayette bahsedilen aşamalar bilimsel olarak şu şekildedir:

    1. Toprağın titreşmesi: Toprak yağmur suyunu yeteri miktarda emdiğinde, toprak parçacıklarının yüzeyinde oluşan elektrostatik yük, dengesizliğe sebep olur, ki bu da parçacıkların titreşmesine yol açar. Bu titreşim parçacıkların elektriksel yükü dengelenene kadar devam eder. Toprak parçacıklarının hareketlenip titreşmesi su parçacıklarıyla çarpışmasından da kaynaklanır. Su parçacıklarının hareketi belli bir yönde değildir. Her yönden çarpan su, toprak parçacıklarının yerlerini değiştirmesine sebep olur. Bu hareketlilik günümüzde "Brown hareketi (Brownian movement)" olarak bilinen ve 1827'de Robert Brown adında İskoçyalı bir botanikçinin tarif ettiği mikroskobik parçacıkların hareketliliğidir. (Brian J. Ford, "Brownian Movement in Clarkia Pollen: A Reprise of the First Observations", The Microscope, 1992, vol. 40, no. 4, ss. 235-241; http://www.brianjford.com/wbbrowna.htm) Brown, yağmur damlaları toprağa düştüğünde, toprak moleküllerinde bir tür silkelenme ve titreşim meydana getirdiğini keşfetmiştir.

    2. Toprağın kabarması: Yağmur yağdığında farklı yönlerden gelen su damlaları, toprak parçacıklarının titreşmesine, böylece su emerek hacimlerinin genişlemesine yol açar. Çünkü su bol miktarda olduğunda toprak parçacıklarının arasındaki mesafe artar. Bu boşluklar su parçacıklarının ve erimiş iyonların toprağın içine girişine olanak sağlar. Su ve suyun içinde erimiş şekilde yer alan diğer besleyici maddeler katmanlar arasında yayılır. Bu da toprak parçacıklarının hacminde büyümeye sebep olur. Dolayısıyla bu parçacıklar toprağı canlandırmak için gereken su deposu olarak işlev görürler. Yerçekimine rağmen suyun sızmadan, toprak parçacıkların katmanları arasında depolanması Allah'ın insanlar üzerindeki sonsuz rahmetinin örneklerinden biridir. Eğer toprağın suyu tutma özelliği olmasaydı ve toprakta bu mineral depoları oluşmasaydı, su toprağın derinliklerine sızacak ve bitkiler kısa zamanda ölecekti. Ancak Rabbimiz toprağı çeşitli ürünler çıkmasını mümkün kılacak özelliklerle birlikte yaratmıştır.

    3. Toprağın ürün vermesi: Topraktaki su yeterli miktara ulaştığında, tohumlar aktif hale gelir ve basit besleyici elementleri emmeye başlar. Gittikçe gelişen bitkiler su ihtiyaçlarını 2-3 ay boyunca bu depolardan elde ederler.

    Kuru toprağa yağmur düştüğünde oluşan olaylar, yukarıdaki ayette üç aşamalı olarak anlatılmaktadır: Toprağın titreşmesi, toprağın kabarması ve toprağın ürün vermesi. Görüldüğü gibi Kuran'da günümüzden 14 yüzyıl önce bildirilen bu aşamalar, bilimsel açıklamalarla tam bir paralellik içindedir. Bir başka ayette ise ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır:

    Ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler. (Yasin Suresi, 33)








    KURAN'DA 19 MUCİZESİ

    Kuran'ın matematiksel mucizelerinin bir başka yönü ise 19 sayısının, ayetlerin içine şifresel bir biçimde yerleştirilmiş olmasıdır. Kuran'da "Onun üzerinde ondokuz vardır." (Müddessir Suresi, 30) ayeti ile dikkat çekilen bu sayı, Kuran'ın birçok yerinde şifrelenmiştir. Bunun örneklerinden bir kısmını şöyle sayabiliriz:

    Besmele 19 harftir.



    1.harf 8.harf 15.harf
    2.harf 9.harf 16.harf
    3.harf 10.harf 17.harf
    4.harf 11.harf 18.harf
    5.harf 12.harf 19.harf
    6.harf 13.harf
    7.harf 14.harf

    Kuran 114 (19 x 6) sureden oluşur.

    İlk vahyolan sure (96. sure) sondan 19. suredir.

    Kuran'ın ilk vahyedilen ayetleri 96. surenin ilk 5 ayetidir ve bu ayetlerin toplam kelime sayısı 19'dur.


    5. kelime 4. kelime 3. kelime 2. kelime 1. kelime
    .
    9. kelime 8. kelime 7. kelime 6. kelime
    .
    12. kelime 11. kelime 10. kelime

    . . 15. kelime 14. kelime 13. kelime
    .
    19. kelime 18. kelime 17. kelime 16. kelime

    Görüldüğü gibi ilk 5 ayet toplam 19 kelimeden oluşmaktadır. Arada geçen "" harftir, kelime değildir. "" harfleri de aynı şekilde sayıma dahil edilmemiştir.

    Vahyedilen ilk sure (Alak Suresi) 19 ayete sahiptir ve 285 (19 x 15) harf içerir.

    Son vahyedilen sure olan Nasr, toplam 19 kelimeden oluşur.


    5. kelime 4. kelime 3. kelime 2. kelime 1. kelime

    10. kelime 9. kelime 8. kelime 7. kelime 6. kelime

    12. kelime 11. kelime

    16. kelime 15. kelime 14. kelime 13. kelime

    19. kelime 18. kelime 17. kelime

    Ayrıca Nasr Suresi'nin Allah'ın yardımından söz eden ilk ayeti de 19 harftir.



    1. harf 8. harf 15. harf
    2. harf 9. harf 16. harf
    3. harf 10. harf 17. harf
    4. harf 11. harf 18. harf
    5. harf 12. harf 19. harf
    6. harf 13. harf
    7. harf 14. harf


    Kuran'da 114 (19 x 6) besmele bulunur. Bu sayı da 19'un 6 katıdır.

    Kuran'da 113 sure besmele ile başlar. Başında besmele bulunmayan tek sure, 9 numaralı Tevbe Suresi'dir. Kuran'da sadece Neml Suresi'nde iki besmele bulunmaktadır. Bu besmelelerden biri surenin başında diğeri ise 30. ayette yer alır. Besmele ile başlamayan Tevbe Suresi'nden itibaren saymaya başlanıldığında Neml Suresi'nin 19. sırada yer aldığı görülecektir.



    19 sure sonra gelen 27 numaralı Neml Suresi'nin hem başında, hem de 30. ayetinde besmele vardır. Böylece 27. surede iki besmele bulunur. Besmeleleri 114'e tamamlayan 27. surenin 30. ayetidir. Ayrıca sure ve ayet numaralarını yani 27 ve 30'u topladığımızda 57 (19 x 3) sayısını buluruz.

    Tevbe Suresi'nden (9) Neml Suresi'ne (27) kadar olan sure numaralarının toplamı;

    (9+10+11+12+13+14+15+16+17+18+19+20+21+22+23+24+25+26+27=) 342'dir. Bu da 19'un 18 katıdır.

    19 ve 19'un katı olan ayetlerde geçen Allah kelimelerinin toplamı 133 (19 x 7) katıdır.

    Bir anlamına gelen "vahid" (i harfi okunurken ekleniyor) kelimesinin ebced değeri 19'dur. Kuran'da bu kelime, bir çeşit yemek, bir kapı vs. gibi farklı kelimeler için kullanılmıştır. "Bir Allah" olarak kullanımı ise 19 keredir.

    (Arapçası
    harekesiz olarak
    gösterilmiştir) "Vahd"
    kelimesinin harfleri Harflerin Sayısal
    Değerleri




    V
    A
    H
    D
    6
    1
    8
    4

    Kelimenin Toplam
    Ebced Değeri 19

    19 kere vahd kelimesinin geçtiği ayetlerin sure ve ayet numaralarının toplamı: 361 (19 x 19)'dir.

    "Yalnızca Allah'a ibadet edin" ifadesinin Arapçası "Vahdahu" 7:70, 39:45, 40:12, 40:84 ve 60:4 numaralı ayetlerde geçer. Bu sayılar tekrarsız olarak toplandığında 361 (19 x 19) sayısını elde ederiz.

    İlk başlangıç harflerinden (Elif, Lam, Mim; Bakara Suresi, 1. ayet) son başlangıç harflerine (Nun; Kalem Suresi, 1. ayet) kadar olan ayet sayısı 5.263 (19 x 277)'tür.

    Başlangıç harflerinin bulunduğu ilk sure ile başlangıç harflerinin bulunduğu son sure arasında, başlangıç harflerinin bulunmadığı 38 (19 x 2) sure vardır.

    "Rahman" kelimesi ise Kuran'da 57 (19 x 3) defa geçmektedir.

    Kuran'da bahsi geçen 30 farklı rakam vardır.

    1 7 19 70 1.000
    2 8 20 80 2.000
    3 9 30 99 3.000
    4 10 40 100 5.000
    5 11 50 200 50.000
    6 12 60 300 100.000

    Kuran'da geçen tüm bu sayıları (tekrarlar dikkate alınmadan) topladığımızda çıkan sayı 162.146'dır. Bu da 19'un 8.534 katıdır:

    1+2+3+4+5+6+7+8+9+10+11+12+19+20+30+40+50+60+70+80+99+100+200+
    300+1.000+ 2.000+3.000+5.000+50.000+100.000=162.146 (19 x 8.534)

    Bu 30 farklı sayıya ek olarak Kuran'da 8 tane kesirli sayıdan bahsedilir. Bunlar 1/10, 1/8, 1/6, 1/5, 1/4, 1/3, 1/2, 2/3'tür. Böylece Kuran 38 (19 x 2) farklı sayı içerir.

    Kuran'ın en başından itibaren 19 ayete sahip ilk suresi İnfitar Suresi'dir. Bu surenin diğer bir özelliği son kelimesinin Allah olmasıdır. Bu aynı zamanda Rabbimiz'in "Allah" olarak zikredilen, Kuran'daki sondan 19. ismidir.

    Kaf harfi ile başlayan 50. surede 57 (19 x 3) adet Kaf harfi vardır. Başında Kaf harfi bulunan 42. surede yine 57 (19x3) adet Kaf harfi bulunur. 50. surenin 45 ayeti vardır. Bunları toplarsak sonuç 95 (19 x 5)'tir. 42. surenin 53 ayeti vardır. Bunları toplarsak 42+53 yine 95 (19 x 5)'tir.

    50. Sure 57 (19x3) Kaf harfi
    42. Sure 57 (19x3) Kaf harfi
    50. Surede 45 ayet 50+45=95 (19x5)
    42. Surede 53 ayet 42+53=95 (19x5)

    Kaf Suresi'nin ilk ayetinde Kuran için kullanılan Mecid kelimesinin ebced değeri 57 (19 x 3)'dir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi sure içindeki Kaf harflerinin toplamı da 57'dir.

    Kaf Suresi'ndeki Kaf harflerinin geçtiği ayetlerin numarasını topladığımızda 19'un 42 katı olan 798 sayısını elde ederiz. 42 sayısı ise başlangıç harfleri arasında Kaf olan diğer bir surenin numarasıdır.

    Nun harfi sadece 68. surenin başında bulunur. Bu suredeki Nun harflerinin toplam sayısı 133 (19 x 7)'tür.

    Sure numaraları 19'un katı olan surelerin ayet sayılarını (besmele dahil) topladığımızda:

    SURE NO AYET SAYISI
    19x1 19. Sure 99
    19x2 38. Sure 89
    19x3 57. Sure 30
    19x4 76. Sure 32
    19x5 95. Sure 9
    19x6 114. Sure 7
    TOPLAM =266 (19x4)

    Ya, Sin harfleri Yasin Suresi'nin başında bulunmaktadırlar. Sin harfi Yasin Suresi'nde 48 defa geçmekte iken Ya harfi 237 defa geçmektedir. Bu iki harfin toplamı 285 (19 x 15)'tir.

    Yalnızca tek bir sure -7. sure- "Elif, Lam, Mim, Sad" başlangıç harfleriyle başlamaktadır. Elif harfi bu surede 2.529 defa, Lam harfi 1.530 defa, Mim harfi 1.164 defa ve Sad harfi 97 defa geçmektedir. Bu şekilde 4 harfin bu surede toplam olarak geçtiği yer 2.529 + 1.530 + 1.164 + 97 = 5.320 (19 x 280)'dir.

    Elif, Lam, Mim harfleri Arapçada en sık kullanılan harflerdir. Bu harfler birarada 6 surenin -2, 3, 29, 30, 31 ve 32- başında yer almaktadırlar ve bu 3 harf, 6 surenin her birinde toplam 19'un katı olarak geçmektedir. Sırasıyla [9.899 (19 x 521), 5.662 (19x298), 1.672 (19 x 88), 1.254 (19 x 66), 817 (19 x 43)]. Bu üç harfin 6 surede toplam olarak geçtiği yer 19.874 (19 x 1.046)'tür.

    Elif, Lam, Ra başlangıç harfleri 10, 11, 12, 14 ve 15. surelerde bulunmaktadır. Bu harflerin bu surelerde toplam olarak geçtiği yer 2.489 (19 x 131), 2.489 (19x131), 2.375 (19 x 125), 1.197 (19 x 63) ve 912 (19 x 48)'dir.

    Elif, Lam, Mim, Ra başlangıç harflerinin toplam olarak geçme sıklığı 1.482 (19 x 78)'dir. Elif harfi 605 defa, Lam harfi 480 defa, Mim harfi 260 defa ve Ra harfi 137 defa geçmektedir.

    Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad başlangıç harfleri tek bir surede -19. sure- geçmektedir. Kaf harfi bu surede 137 defa, Ha harfi 175 defa, Ya harfi 343 defa, Ayn harfi 117 defa ve Sad harfi 26 defa geçmektedir. 5 harfin toplam olarak geçtiği yerlerin sayısı 137 + 175 + 343 + 117 + 26 = 798 (19 x 42)

    Bu konudaki diğer tespitler ise şöyledir:

    Tüm Kuran'da;

    - Etiu (itaat ediniz) kelimesi 19 kere,

    - Abd (kul), abid (kulluk eden kişi) ve ibadet kelimeleri ise toplam 152 (8 x 19) kere geçmektedir.

    Aşağıda örnek olarak verilen Allah'ın isimlerinden bazılarının sayısal ebced değeri de 19'un katlarıdır.

    - Vahid (Tek) 19 (19 x 1)

    - Cami (Toplayan) 114 (19 x 6)


    OLAĞANÜSTÜ BİR SAYI: 19

    Ondokuz, 9 ve 10 sayılarının ilk kuvvetlerinin toplamıdır. 9 ve 10 sayılarının ikinci kuvvetleri arasındaki fark da 19 sayısını verir.

    101
    102
    10+9
    100 - 81
    19
    19


    Güneş, Ay ve Dünya her 19 yılda bir aynı göreceli pozisyonda sıralanırlar.242

    Halley kuyruklu yıldızı her 76 (19 x 4) yılda bir Güneş Sistemi'nin içinden geçer.243


    19 sayısının Paskal üçgenindeki yeri

    Paskal üçgeninde ilk 19 rakamın toplamı 38(2x19)'dir.


    Şekil 1: İlk 19 rakam
    Paskal üçgeni matematiğin cebir ve olasılık hesaplarında kullanılan aritmetik bir üçgendir.

    Paskal üçgenindeki ilk 19 sayının toplamı, 57(3x19)'dir.


    Şekil 2: İlk 19 sayı

    Sonuç:

    İlk 19 rakamın toplamı 19'un katıdır.
    İlk 19 sayının toplamı 19'un katıdır.

    Kuran ayetlerinin indiriliş sırasına göre, 19 şifresinin Paskal üçgeni ile bağlantısı

    İlk vahiy olan 96. sure sondan 19. suredir. 19 ayetten oluşur ve bu surede toplam 285 (19 x 15) harf vardır. Vahyin ilk 5 ayetinde ise 76 (19 x 4) kelime bulunmaktadır.

    İkinci olarak vahyedilen 68. surede vahyolunan ilk ayetler 38 (19 x 2) kelimeden oluşmaktadır.

    Üçüncü vahiy olan 73. sure, 57 (19 x 3) kelimeden oluşmaktadır.

    O (Kuran), alemleri için yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma) dir. Gerçekten onun haberini bir zaman sonra öğreneceksiniz.
    (Sad Suresi, 87-88)


  3. #3
    signorezeki adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-01-2007
    Mesajlar
    1,304
    Karizma Gücü
    6
    Kuran_ı kerim zaten kendisi başlıbaşına bir mucizedir.değerli dostum aslında güzel bir topic açmışsın

    şimdi benim aklıma ilk gelen şeyi söylemek istiyorum.
    yüce ALLAH c.c bazı ayetlerde bizlere işaret
    ettiği bir hadise var. İŞİTMEK ile alakalı ALLAH işitendir bilendir diye. yüce ALLAH cc her sözün
    başında öncelikle işitmek fiilini kullanıyor.sonra diğer öğeleri zikrediyor.rabbimizin buna işaret etmesinin
    hikmeti ise embriyoloji ilminde insan ana karnında şekillenmesi yani duyu organlarının belirgenleşmesi
    öncelikle KULAK organından başladığı söyleniyor.önce kulaklar ortaya çıkıyor gerçektende öyle
    ana karnındaki bir bebeğin resmine bakın aynen öyle evet başka söze hacet yok bu bir mucize

    saydılarımla

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    18-03-2007
    Mesajlar
    425
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı

    super başladık allah razı olsun herkesten
    orcun arkadaşımızın calışmasını aktarmak istiyorum


    Allah Şeytanın vesveselerinden düşünüşümüzü kurtarsın. Ve bu paylaşımı yaptığın için ALLAH imanını sabit kılsın inşallah kardeş.

    Çünkü bu günümüz insanının KURAN'LA tanışması için çok büyük bir mucize dir. Tüm genetikçiler biyologlar crimonology uzmanları eğer biraz vicdan sahibiyselerbu ayetti okuduktan sonra secdeye kapanırlar. Ama Allah'ın dilediğinden başkası iman edemez ve o Hiç bir kimsenin imanına muhtaç olmayan, Samed dir. Bize acısın...

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile.
    Kıyamet suresi girişi:

    1. Hayır, öyle değil! Kıyamet gününe yemin ederim ki,
    2. Öyle değil! Kendisini ısrarla kınayan benliğe de yemin ederim.
    3. İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor?
    4. Hayır, sandığı gibi değil!!!!! Biz onun parmak uçlarını da tam bir biçimde düzenlemeye gücü yetenleriz.

    5. Fakat insan kendi önünde rezillik sergilemeyi ister.
    (kendi mucizesinin farkında olmadan, kendine aynada bakmadan, kendini tanımadan, parmak ucu nedir onu dahi bilmeden, hatta bu ayeti duyunca parmağımın ucunda ne varki!! diye bir parmağına dikkatle bakmadan)
    6. "Kıyamet günü nerede/ne zaman?" diye sorar.


    [IMG]file:///E:/DOCUME%7E1/ILGINC%7E1.DEM/LOCALS%7E1/Temp/msoclip1/01/clip_image002.jpg[/IMG]
    Kardeşler bu kitap bundan 1400 yıl önce indi; dikkat edin, insanlar kabileler halinde birbirini kesiyorlardı bu kitap indiğinde, kızları diri diri gömüyorlardı temizlik nedir bilmeden pislik içinde yaşıyorlardı. Asıl bu ayetle bağlantı kurmak için söylüyorum; insanlar çok ağır şartlarda yaşıyorlardı, kılıç tutmaktan, devenin ipini tutmaktan, kuyunun demirini ipini tutmaktan değil parmak uçları; elleri bile nasırlaşmış ve hayvan eline dönmüştü. İnsanların ellerine ayaklarına bakılmadığı bir yüzyıldı o çağ, insanların yüzleri ve gözleriydi insanlık izlerinin arandığı.

    ve bu ayet nazil oluyor....
    Kimse o dönemde eline bakıpda bir mucize bu elim demiyeceği bir çağda, hele parmak ucumda nasıl bir orjinallik var ki ben oraya bakayım diyeceği bir çağdı o çağ.

    Peki niye burnunu gıdısını göz kapaklarını gözünü değil de parmak ucunu diyor niye kulakların o kıvrım kıvrım oluşundan değil de parmak ucundan bahsediyor. Peygamberimiz KURAN'I kendi uydurmuş olsaydı, kulak derdi, göz derdi ama parmak ucu demezdi tabiki akıl vicdan lütfen....

    işte size bir makale bakın nediyor :

    Nature has simply created a different ridge pattern for every finger. No two persons can have identical fingerprints.(doğa basitçe her parmak için ayrı patern yarattı, hiçbir insanın parmak izin birbirinin aynı değildir. )

    In 1892, an English scientist named Sir Francis Gallon was the first to prove this fact. Sir Edward Henry developed a system for identifying criminals on the basis of this discovery. Since then, the police, all over the world, has been making its use for tracking down the criminals..(1982 de ingiliz bilim adamı Sir Francis Gallon bu gerçeği ilk kanıtlayan kişi olmuştur. Edward Henry de bunu suçluların yakalanması için bir sistem olarak geliştirmiştir...)

    1982 de bilimsel olarak anlaşıla bilen bir gerçek BATIN(gözden gizli gereğince gizli olan ALLAH) olan Rabbimiz tarafından 1200 sene önce kuran da bir hazine gibi gizlenerek söyleniyor. MAKALEDE DOĞA BASİTÇE YARATTI DİYOR bu da ayrı bir konu neyise... Küfrün şekli şemali çoook malesef.

    Gel gelelim ALLAH Kuran'da başka böyle insan vucudunun onu diğer insanlardan ayıran başka hangi uzvuna dikkat çekmiştir bir bakalım. Işte sure:


    Vakia Suresi
    57. Sizi biz yarattık, biz! Tasdik etseydiniz olmaz mıydı?
    58. Akıttığınız meniyi (SPERM) gördünüz mü?
    59. Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa yaratıcılar bizler miyiz?


    Yukarıdaki ayeti bir üstte yorumladığımız şekilde düşünün:
    size kızların diri diri gömüldüğü bir çağda deseler ki sen bir kitap uydur milleti peşine tak padişah ol paşa ol tabi siz bunu yine şu anki aklınızla düşüneceksiniz o zamanki kadar cahil olduğunuzu da ekleyin. İnsanların dikkatini sperme çekermiydiniz bu size ne kazandırırdı böylelikle insanları kandırabilir miydiniz HAYIR!!! insanlar alay bile ederdi.
    Peki Kuran'ın bu ayetleri karşısında ne oldu inananların imanı artarken bu ayetlerle,imansızlar sadece "Allah bununla neyi örnek vermek istedi" dediler ve şaşırıp kaldılar. Araştırma bile yapamadılar çünkü cahillerdi.

    İnananlar ise; Rabbimizin bu ayetinde elbette bir hikmet vardır biz şu an bunu anlayamıyoruz fakat ilerde ilim ilerlerse mutlaka burdan büyü bir anlam çıkacaktır dediler de o gayb bilgisini yine Allah'a iade ettiler.Allah da onları inşallah müslümanlar olarak vefat ettirdi. Allah hepsini nur içinde yatırsın ve işte gün geldi... Bu gün crimonology yani suç ve suçluyu teşhis etmek için kullanılan bilimde en önemli iki delil sperm ve parmak izi farklı suçlar için inanılmaz ayırdedici iki delil.

    İdentical: anlamı kesin ayırd edici kimlik gibi olan tanımlayıcı yani her insanda farklı olan. Kuran insan vucudu söz konusu olunca bir PARMAK UCUNA bir de SPERM e özel dikkat çekiyor artık bundan büyük mucize var mı ey kafası biraz olsun çalışanlar. Yavaş yavaş veya koşarak kendi azmimize göre bundan sonra RABBİMİZE bir yol tutalım.

    Allah'ım sen bize merhamet et. Doğru yoluna ilet şeytanın vesvese verişinden bizi koru. Amin.

    orcun arkadasımıza teşekkurler

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    08-04-2007
    Mesajlar
    607
    Karizma Gücü
    0
    AMPUL, ELEKTRİK, HIZLI MADDE NAKLİ VE YENİ ULAŞIM ARA&#199ARI
    --------------------------------------------------------------------------------

    Allah göklerin ve yerin aydınlığıdır. Onun aydınlığının örneği: İçinde lamba bulunan bir oyuğa benzer. Lamba bir camın içerisindedir. O cam ise incimsi bir gezegen gibidir. Yakıtı, doğuya da, batıya da ait olmayan, bereketli bir zeytin ağacındandır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile aydınlık verir. Aydınlık üzerine aydınlıktır. Allah, dilediğini kendi aydınlığına yöneltip iletir. Allah insanlara örnekler verir. Allah her şeyi bilmektedir.


    Nur Suresi 35 - Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir.



    Kuran'da gelecekte icad edilecek ve insanlar için önemli olacak bazı icadlara işaretler olduğu kanaatindeyiz. Bu icadların keşfedilmediği dönemde insanların bunları anlamasına olanak yoktur. Bu yüzden bunların belli işaretlerle anlatılması gerekmektedir. Ampulün ve elektriğin olmadığı bir ortamda bir insana ampulü ve elektriği nasıl anlatabileceğinizi ve bu anlatımın o insanların zihinlerinde ne tip sorular doğuracağını bir düşünün.

    Yukarıda alıntıladığımız ayette ampule ve elektriğe işaret olduğu kanaatindeyiz. Fakat bu, “Ayetin anlamı bir tek budur” anlamını taşımamaktadır. Muhakkak ki ayetin temel anlamı ampul ve elektriğe işaretten çok daha geniştir. Fakat ayet temel bir anlama işaret ederken ve bu açıklamalarında aydınlığı kullanırken, insanların ileride aydınlanmasına yarayacak ampul ve elektriğe de işaret etmektedir.

    Ayetteki benzetmede ışık (Arapçası nur), cam bir kabın içinde tarif edilir. Cam kabın içindeki bu ışığın yakıtı doğuya ve batıya ait değildir. Eskiden lambalar zeytinyağıyla tutuşturulduğundan, bu ifadeyle, bilinenden yani zeytinyağından başka bir enerji akla getiriliyor. Doğu ve batı ifadesi Dünya'nın hepsini kapsamaktadır. Doğuya ve batıya ait olmayan bir enerji, o dönem için bilinmeyen bir enerji demektir. Neredeyse ateş dokunmasa bile ışık vereceğini söyleyen ifade ile birleşince, iyice elektrik ve ampul akla gelmektedir. Ateş dokunmadan yanıp ışık verilmesi, alevsiz ışık veren bir enerjiyi akla getirmektedir.

    Bu ayetin elbette ki başka işaretleri de olabilir. Fakat ayetin işaretlerinden birinin ampul ve elektrik olduğu anlaşılmaktadır. Ayetin sonunda Allah'ın insanlara örnekler verip, anlatımlarda bulunduğu söylenmektedir. Bir konunun açıkça anlatılmasının muhatap tarafından anlaşılamayacağı noktada, muhataba örnekler vererek anlamasını sağlama Kuran'ın kullandığı bir metottur.

    Bu ayetin bizim zihnimizde oluşturduğu hayali tablo şöyledir: Kapkaranlık bir odada hiçbir yeri görmüyorken bir lambaya basıp, alevsiz bir ateşle yaktığımız ampul; o kapkaranlık ortamın bizim için aydınlık olmasını ve bilinir olmasını sağlar. Benzer şekilde, Allah'ın varlığını bilmeden, dine inanmadan Evren'e baktığımızda her şey kapkaranlık, her şey anlamsız, her şey yokluğa gitmekte, her şey ümitsizdir. Oysa Allah'ın varlığını, dini tanıyınca karanlık odada yanan ampulun odayı aydınlatması gibi, tüm dünyamız aydınlık üzerine aydınlık olur. Amaçsız zannedilen hayata amaç, ümitsizliğin yerine ümit, yokoluş hissinin yerine var oluş geçer. Yani karanlıklar apaydınlık olur.

    HIZLI MADDE NAKLİ

    Kendisinde Kitap'tan bir bilgi olan birisi dedi ki "Ben sana onu getirebilirim." Onu yanında duruyor görünce: "Bu Efendimin bir lütfudur. O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemektedir. Her kim şükrederse, kendisi için şükretmiştir. Kim nankörlük ederse, gerçekten benim Efendim zengindir, şereflidir." dedi.

    Neml Suresi 40 Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir."


    Hz. Süleyman, Sebe melikesinin tahtını en hızlı şekilde getirmek istemektedir. Ve birisi, Hz. Süleyman'a yerinden kalkmadan onu getireceğini söyler. O'ndan sonra kendisine kitaptan bilgi verilen kişi, onu daha da hızlı bir şekilde getireceğini söyler ve Hz. Süleyman bir anda tahtı yanında bulur.

    Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta bu olayı gerçekleştiren kişinin sahip olduğu bilgiye dikkat çekilmesidir. Bunu yapan kişinin Peygamber olup mucize gerçekleştirdiği, cin olup özel becerileriyle bunu gerçekleştirdiği söylenmez. Ayette bu kişinin bilgisine dikkat çekilmesi "Eğer doğru bilgiler elde edilirse çok hızlı (ışık hızı gibi bir hızda) maddenin nakledilebileceğine" işaret olduğunu bize çağrıştırmaktadır.

    çağımızın bilim ve teknolojisiyle, Dünya'nın herhangi bir yerindeki maddenin sesi ve görüntüsü ayette söylenene yakın bir hızda nakledilmektedir. Fakat bu maddenin nakli demek değildir. Dünya'nın sonu gelmeden acaba insanoğlu bunu becerebilir mi? Becerse de biz görebilir miyiz? Bunları bilmiyoruz. Fakat ayetin "bir bilgiyle bu olayın gerçekleştirildiğini" söyleyen ifadesine dayanarak bilimin bunu gerçekleştirmesine ümitle bakıyoruz.



    İnsanoğlu anında sesi ve görüntüyü nakletmeyi başardı. Acaba maddenin anında nakledilmesi de mümkün olacak mı?

    Nitekim bilim adamları 1993 yılında bu konuda büyük bir ilerleme kaydettiler. Avusturya'nın Innsbruck üniversitesi araştırmacıları foton adı verilen ışık parçacıklarını bir yerden bir yere ışınlamayı başardılar. Anton Zeilinger başkanlığındaki araştırma ekibinin yaptığı deney sırasında A noktasındaki ışık parçacağı tamamen yok olurken, foton aynı anda hiçbir fiziki bağlantısının olmadığı B noktasında belirdi. Yakında atom ve moleküllerin de aynı yöntemle taşınması denenecek. Avusturyalı fizikçilerin bu deneyi sonunda, gelecekte insanın bir mekandan başka bir mekana ışınlanabilmesi konuşulmaya başlandı.

    Tüm bu buluşları yapan bilim adamlarına alıntıladığımız ayetteki Hz. Süleyman'ın tavrı örnek olmalıdır. Hz. Süleyman gördükleri üzerine, bunun nankör mü, şükredici mi olacağının bir denemesi olduğunu anlamış ve Allah'a yönelip şükretmiştir. Bilim adamları her buluşu, Allah'ın yarattığı Evren'de, Allah'ın yarattığı kanunlarla, Allah'ın yarattığı maddede, Allah'ın kendilerine nasip ettiği beyinle, gözlerle, ellerle yaptıklarını unutmamalı ve hep şükretmelidirler…

    YENİ ULAŞIM ARAçLARI

    Binmeniz ve süs olarak atları, katırları ve eşekleri yarattı. Ve daha bilmediğiniz birçok şeyi de yaratır.

    Nahl Suresi 8 Hem kendilerine binesiniz, hem de zinet olsun diye atları, katırları, ve merkepleri yarattı. Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak.


    Allah geçmişte yarattığı ulaşım araçlarını sayarken, o dönemin insanlarının bilmediği ulaşım araçlarının da yaratılacağını söylemektedir. Modern dünyada uçak, tren, araba gibi ulaşım vasıtalarının önemini bilen bizler, Kuran'ın bilinmeyen ulaşım araçlarının yaratılmasına niye dikkat çektiğini rahatlıkla anlayabiliriz.

    Evren'in ilk yaratılış anında bütün bilimsel buluşlar potansiyel olarak vardır. Arabayı oluştururken kullanılan tüm ham maddeler, bu hammaddelerin alabileceği tüm muhtemel şekiller, arabanın yakıtı olacak petrol, tüm bu maddelerin bir araya gelip, çalışacağı Evren'in kuralları hep baştan vardır. Yani tüm buluşlar da örnek olarak ele aldığımız araba da aslında Evren'de potansiyel olarak mevcuttur. Evren'i yaratan Allah, tüm bu icatların var olabileceği şekilde Evren'i düzenlemiştir. Bize düşen Allah'ın yarattığı zihnimiz ve bedenimizle, icat ettiğimiz ve kullandığımız tüm bu nimetler için şükretmek, nankörlük etmemektir.

    Gerçekten insan Efendisine karşı çok nankördür.

    Adiyat Suresi 6 Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.

  6. #6
    ^^EgEmEn^^ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-10-2005
    Mesajlar
    972
    Karizma Gücü
    7
    benimde bi katkım olsun;

    DENİZLERİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASI

    Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran'ın Rahman Suresi'nde şöyle bildirilir:

    Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)

    Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. 63

    Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran'da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.

    Akdeniz'de ve Atlas Okyanusu'nda büyük dalgalar, güçlü akıntılar ve gel-gitler vardır. Akdeniz'in suyu, Cebelitarık Boğazı'nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ama bu karşılaşma sonucu kendi sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmez. Çünkü iki deniz arasında görülmeyen bir sınır vardır.

    FOTOSENTEZİN SABAH VAKTİ BAŞLAMASI

    Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun, ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha; (Tekvir Suresi, 17-18)

    Bilindiği gibi bitkiler fotosentez yaparken, havadaki karbondioksidi yani insanın kullanmadığı zararlı gazı alır ve onun yerine atmosfere oksijen bırakırlar. Nefes aldığımızda içimize çektiğimiz ve asıl hayat kaynağımız olan oksijen, fotosentezin ana ürünüdür. Atmosferdeki oksijenin yaklaşık %30'u karadaki bitkiler tarafından üretilirken, geri kalan %70'lik bölüm denizlerde ve okyanuslarda bulunan ve fotosentez yapabilen bitkiler ve tek hücreli canlılar tarafından üretilir.

    Fotosentez, bilim adamlarının bugün bile tam olarak açıklayamadıkları eşsiz bir süreçtir. Bu işlemi çıplak gözle göremeyiz, çünkü bu mekanizma çalışmak için atomları ve molekülleri kullanır. Ancak, fotosentezin sonuçlarını nefes almamızı sağlayan oksijen ve hayatta kalmamızı sağlayan besinlerde görebiliriz. Fotosentez anlaşılması zor kimyasal formüller, günlük hayatta hiç karşılaşmadığımız küçüklükte sayı ve ağırlık birimleri içeren, çok hassas dengeler üzerine kurulmuş bir sistemdir. Etrafımızdaki bütün yeşil bitkilerde, bu işlemin gerçekleştiği kimya laboratuvarlarından trilyonlarcası kuruludur. Üstelik bitkiler milyonlarca yıldır hiç durmadan ihtiyacımız olan oksijeni, besinleri ve enerjiyi üretmektedirler.


    Fotosentezin en verimli olduğu zaman, oksijenin en fazla üretildiği zamandır. Bu da güneş ışığının en yoğun olduğu sabah saatlerinde gerçekleşir. Güneş'in doğmasıyla birlikte, yaprakta terleme ve buna bağlı olarak fotosentez artmaya başlar. Öğleden sonra ise bu olay tersine döner; yani fotosentez yavaşlar, solunum artar, çünkü sıcaklığın artmasıyla birlikte terleme de hızlanmaktadır. Geceleyin ise sıcaklığın azalmasıyla birlikte terleme yavaşlar ve bitki rahatlar.

    Tekvir Suresi'nde sabah vakti ile ilgili olarak dikkat çekilen "iza teneffese" yani "nefes almaya başladığı zaman" ifadesi, mecaz yoluyla teneffüs etmek, solumak, derin derin nefes almak anlamlarına gelir. Ayette vurgulanan bu ifade, sabah vakti oksijen üretiminin başlaması, solunumun ana şartı olan oksijenin en yoğun olarak bu vakitte elde edilmesi açısından oldukça dikkat çekicidir. Ayette sabah vakti ile ilgili olarak, bu durum üzerine yemin edilmesi de konunun önemini ayrıca vurgulamaktadır. 20. yüzyılın önemli keşifleri arasında yer alan fotosentez faaliyeti, Allah'ın yukarıdaki ayetle işaret ettiği Kuran'ın bilimsel mucizelerinden biridir.

    PARMAK İZİNDEKİ KİMLİK

    Kuran'da, insanları ölümden sonra diriltmenin Allah için çok kolay olduğu anlatılırken, insanların özellikle parmak uçlarına dikkat çekilir:

    Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (Kıyamet Suresi, 4)

    Ayette parmak uçlarının vurgulanması, son derece hikmetlidir. Çünkü parmak izindeki şekiller ve detaylar, tamamen kişiye özeldir. Şu an dünya üzerinde yaşayan ve tarih boyunca yaşamış olan tüm insanların parmak izleri birbirinden farklıdır. Dahası, aynı DNA dizilimine sahip tek yumurta ikizleri dahi farklı parmak izine sahiptirler.106

    Parmak izi doğumdan önce cenin üzerinde son şeklini alır ve kalıcı yara olması dışında ömür boyu sabit kalır. İşte bu nedenle parmak izi, herkese özel çok önemli bir "kimlik kartı" sayılmakta ve parmak izi bilimi ise insanlar tarafından bilinen tek değişmez ve yanılmaz kimlik tespit yöntemi olarak kullanılmaktadır.

    Ancak önemli olan, parmak izinin özelliğinin ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilmiş olmasıdır. Ondan önce, insanlar parmak izini hiçbir özelliği ve anlamı olmayan çizgiler olarak görmüştür. Fakat Kuran'da, o dönemde kimsenin dikkatini dahi çekmeyen parmak izleri vurgulanmakta ve bu izlerin ancak çağımızda fark edilen önemine dikkat çekilmektedir.
    :hz45-SALİHLİ:hz





  7. #7
    exfobis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-02-2007
    Mesajlar
    445
    Karizma Gücü
    0
    BENDE YOUTUBEYE KOYDUĞUM BELGESELLE KATILAYIM

    http://www.youtube.com/watch?v=G6qFuuebxNQ
    Neml Sûresinin 13 . Ayetinde
    Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.

    Kamer Sûresinin 2 . Ayetinde
    Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler

    Rahmân Sûresinin 37 . Ayetinde
    Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül haline geldiği zaman (haliniz ne olur?)



    YAHUDİ UŞAKLARI!TÜRKİYE'DEKİ BÜTÜN LOCALARINIZIN KAPATMADIĞINIZ TAKDİRDE, YARIN TEŞKİL EDECEĞİM DİVAN-I HARBİ ÖRFİ'YE, HEPİNİZİ VERİR VE ASTIRIRIM. GAZİ.M.K.ATATÜRK..

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    08-04-2007
    Mesajlar
    607
    Karizma Gücü
    0
    Kur'an'da geçen bazı ifadelerin yer aldığı sayı ve oranlar, çarpıcı bazı sonuçları ortaya koyuyor. Bunları okuduğunuzda, "Hiç bu kadarını düşünmemiştim" diyeceksiniz.


    23 sene boyunca parça parça inen, tamamı 600 sayfa olan Kur'an'da;
    Dünya kelimesi 115 defa,
    Ahiret kelimesi de 115
    defa zikrediliyor.


    Melaike kelimesi 88 defa,
    Şeytan kelimesi de 88 defa
    yer alıyor.


    Hayat kelimesi 145 defa, Mevt (ölüm)
    kelimesi 145 defa.


    Nef' (fayda) kelimesi 50 defa,
    Fesad (zarar) kelimesi de 50 defa.


    Nas (insanlar) kelimesi 368 defa,
    Rusül (Peygamberler) kelimesi de 368 defa.


    İblis kelimesi 11 defa zikredilmiş,
    İblis'ten Allah'a sığınmak ifadesi de 11 defa zikredilmiş.


    Musibet kelimesi 75 defa,
    şükür kelimesi de 75 defa.
    (İnsan Allah'a karşı gelmek hariç her haline
    şükretmeli.)


    İnfak kelimesi 73 defa,
    rıza kelimesi de 73 defa
    (O kimseler ki, Allah yolunda infak ederler. Allah onlardan razıdır.)


    Zeheb (altın) kelimesi 8 defa,
    Teref (lüks içinde yaşama) kelimesi de 8 defa.


    Sihir kelimesi 60 defa,
    fitne kelimesi de 60 defa
    (Sihir vesilesi ile yeryüzünde fitne çıkardılar.)


    Zekat kelimesi 32 defa,
    bereket kelimesi de 32 defa.
    (Zekat malın bereketidir ve o malı asla eksiltmez.)


    Şiddet kelimesi 114 defa,
    sabır kelimesi de 114 defa.


    Recül (Adam) kelimesi 24 defa
    mer'e (Kadın) kelimesi de 24 defa


    Namaz kelimesi 5 defa zikredilmiş,
    (Beş vakit),


    Şehr (ay) kelimesi 12 defa zikredilmiş
    (12 ay).


    Bahr (Deniz) kelimesi 32 defa zikredilmiş.
    Berr (Kara) kelimesi 13 defa zikredilmiş.
    Buradaki enteresan husus şudur: Kur'an'da 32 defa Bahr kelimesi
    sulara, 13 defa zikredilen Berr kelimesi de kuru yani toprak kısmı olan karalara işaret etmektedir.


    Biz bu ikisini (32 ve 13) toplarsak 45 eder. Sonra basit bir denklemle bunları 45 üzerinden bir yüzdelemeye gidecek olursak, karşımıza 32'nin % 71,11111111111, 13'ün %28,888888888888 çıkar. Çünkü Arz Küresi üzerinde suların nisbeti % 71,11111111111'dir. Karaların nisbeti ise % 28,8888888'dir.

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    18-03-2007
    Mesajlar
    425
    Karizma Gücü
    0

    yeryuzunun katmanları

    YERYÜZÜNÜN KATMANLARI

    Kuran'da yeryüzü ile ilgili verilen bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat olan gökyüzüne benzerliğidir:

    Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)


    Yukarıdaki ayette dikkat çekilen bu bilgiye bilimsel kaynaklarda da yer verilmekte ve yeryüzünün yedi katmandan oluştuğu açıklanmaktadır. Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir:

    1. Kat: Litosfer (su)
    2. Kat: Litosfer (kara)
    3. Kat: Astenosfer
    4. Kat: Üst manto
    5. Kat: Alt manto
    6. Kat: Dış çekirdek
    7. Kat: İç çekirdek

    Litosfer, Yunanca kaya anlamına gelen lithos kelimesinden gelmektedir ve Dünya'nın en üst katmanını oluşturan katı kaya tabakadır. Diğer katmanlarla kıyaslandığında oldukça incedir. Litosfer, okyanusların altında ve volkanik açıdan aktif olan bölgelerde daha da incedir. Yeryüzünde bu katmanın ortalama kalınlığı 80 km'dir. Diğer katmanlara göre daha soğuk ve daha katıdır; bu bakımdan yeryüzünde kabuk görevi görür.

    Litosferin altında Yunanca zayıf kelimesi Asthenes'ten gelen Astenosfer katmanı bulunur. Bu katman Litosferle kıyaslandığında daha incedir ve hareketli bir tabakadır. Bu katman jeolojik zamanla yüksek ısı ve basınca maruz kaldığında yumuşayıp eriyebilen, sıcak, yarı-katı maddelerden oluşmuştur. Katı Litosfer tabakasının, yavaşça hareket eden Astenosfer tabakası üzerinde yüzdüğü ya da hareket ettiği düşünülmektedir.23 Bu katmanların altında yüksek sıcaklıkta, yarı-katı kayalardan oluşan yaklaşık 2.900 km kalınlığında manto denilen bir tabaka vardır. Kabuktan daha fazla demir, magnezyum ve kalsiyum içeren manto daha sıcak ve yoğundur; çünkü Dünya'nın içindeki ısı ve basınç derinlikle birlikte artar.

    Dünya'nın merkezinde de neredeyse mantonun iki katı yoğunlukta olan çekirdek yer alır. Bu yoğunluğun sebebi içeriğinde kayalardan çok metaller (demir-nikel alaşımı) bulunmasıdır. Dünya'nın çekirdeği ise iki ayrı parçadan oluşur: Biri 2.200 km kalınlığında olan sıvı dış çekirdek, diğeri de 1.250 km kalınlığındaki katı bir iç çekirdek. Dünya döndükçe sıvı dış çekirdek Dünya'nın manyetik alanını oluşturur.

    Ancak 20. yüzyıldaki teknoloji ile tespit edilebilen yeryüzü katmanlarının gökyüzü ile olan bu benzerliğinin Kuran'da bildirilmiş olması, kuşkusuz Kuran'ın pek çok bilimsel mucizesinden biridir.

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    08-04-2007
    Mesajlar
    607
    Karizma Gücü
    0
    DEMİRDEKİ SIR

    Demir, Kuran'da dikkat çekilen elementlerden biridir. Kuran'ın "Hadid", yani "Demir" adlı suresinde şöyle buyrulur:

    “... Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için
    (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik...„

    (Hadid Suresi, 25)

    Ayette, demir için özel olarak kullanılan "indirme" kelimesi, mecazi olarak insanların hizmetine verilme anlamında düşünülebilir. Fakat kelimenin, "gökten fiziksel olarak indirme" şeklindeki gerçek anlamı dikkate alındığında, ayetin çok önemli bir bilimsel mucize içerdiği görülmektedir.

    Çünkü modern astronomik bulgular, Dünyamız'daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.

    Evrende ağır metaller, büyük yıldızların çekirdeklerinde üretilir. Güneş Sistemimiz ise demir elementini kendi bünyesinde üretebilecek bir yapıya sahip değildir. Demir ancak Güneş'ten çok daha büyük yıldızlarda birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Bu patlama sonucu, içinde demir bulunan gök taşları uzaya dağılır ve bir gök cisminin çekimine yakalanıp çarpana kadar boşlukta dolaşır.

    Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi demir madeni Dünya'da oluşmamış, gök taşları vasıtasıyla süpernovalardan taşınarak, aynen ayette bildirildiği şekilde "Dünyaya indirilmiştir". Bilginin Kuran'ın indirilmiş olduğu 7. yüzyılda bilimsel olarak tespit edilemeyeceği ise açıktır. Ancak bu gerçek, herşeyi sonsuz bilgisiyle kuşatan Allah'ın sözü olan Kuran'da yer almaktadır.

    Bunun yanısıra içinde demirden bahsedilen Hadid Suresi'nin 25. ayeti oldukça ilginç iki matematiksel şifre içermektedir:

    "El-Hadid" Kuran'ın 57. suresidir. "El hadid" kelimesinin Arapça'daki sayısal değeri, yani ebcedi hesaplandığında karşımıza çıkan rakam da aynıdır: "57"
    Sadece "hadid" kelimesinin sayısal değeri 26'dır. 26 sayısı ise demirin atom numarasıdır.
    El-Hadid Suresi Kuran'ın 57. suresidir, El-Hadid kelimesinin Arapça'daki sayısal değeri ise 57'dir. Sadece "hadid" kelimesinin sayısal değeri 26'dır. Yukarıdaki periyodik cetvelden de görüldüğü gibi 26 sayısı demirin atom numarasıdır. Üstün kudret sahibi olan Allah, Hadid Suresi'nde indirdiği ayetle hem demirin nasıl oluştuğuna dikkat çekmekte hem de ayetin içerdiği matematiksel şifreler ile bilimsel bir mucizeyi bize göstermektedir.

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kuran Mucizeleri-Belgesel
    2005 Konuları bölümünde NemesisR3 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 16.06.05, 21:31

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •