• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
34 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Benî Nadîr Yahudilerinin Başkanı Huyey İle Kardeşinin Peygamberimiz (a.s.)ı Görmek
    İçin Kuba'ya Gitmeleri


    Benî Nadîr Yahudilerinin başkanı Huyey b. Ahtab'ın kızı ve Peygamberimiz (a.s.)ın zevcexsi Hz. Safiyye der ki:

    "Ben, babama, çocuklarının en sevgilisi idim. Amcam Ebu Yâsir de beni çok severdi.

    Rasûlullah Medine'ye gelip Küba'da Amr b. Avf oğullarının evine inince, babam Huyey b. Ahtab ile amcam Ebu Yâsir b. Ahtab, ertesi günü, sabahleyin erkenden Resûlullah'ı görmeye gittiler. Güneş batın-caya kadar oradan dönmediler. Kendilerinin yorgun argın, isteksiz, düşkün ve perişan bir halde yürüyxerek geldiklerini görünce-her zaman yaptığım gibi-onları sevinç ve neşe ile karşıladım. Vallahi, hiçbiri bana iltifat etmedi. Kendilerini derin bir gam ve keder bürümüştü.

    Onlar konuşurlarken işittim.

    Ebu Yâsir, babam Huyey b. Ahtab'a:

    'O, o mudur?' diye sordu.

    Babam:

    'Evet! Vallahi odur! dedi.

    Amcam:

    'Onu iyice tanıdın mı? Aranan vasıflar kendisinde iyice gözüküyor mu? diye sordu.

    Babam:

    'Evet! Vallahi!'dedi.

    Bunun üzerine, amcam:

    'Peki! Ona karşı kalbinde ne var?' diye sordu.

    Babam:

    'Vallahi, sağ olduğum müddetçe ona düşmanlık edeceğim!' dedi."[81]
    Peygamberimiz (a.s.) Medine'ye gelince, Ebu Yâsir gidip Peygamberimiz (a.s.)in huzurunda oturup onu dinleyerek kavminin yanına döndüğü zaman:

    "Ey kavmim! Bana itaat ediniz! Hiç şüphesiz, sizin gelmesini beklediğiniz peygamber gelmiştir. Ona tâbi olunuz ve sakın muhalefet etmeyiniz" demişti.

    Kardeşi Huyey b. Ahtab da gitmiş, oturup Peygamberimiz (a.s.)ı dinledikten sonra kavminin yanına dönünce, onlara:

    "Ben öyle bir adamın yanından geliyorum ki, vallahi hiçbir zaman ona düşmanlıktan geri durmayaxcağım!" demişti.

    Kardeşi Ebu Yâsir "Ey anamın oğlu! Şu işte beni dinle, kendini helak etme de, sonradan, istediğin şeyde bana karşı koy!" diyerek öğüt vermiş ise de, Huyey b. Ahtab:

    "Hayır! Vallahi seni hiçbir zaman dinlemeyeceğim!" demiş, kavmi de ona uymuştur.[82]

    Nihayet Huyey b. Ahtab da, kardeşi Ebu Yâsir de, Yahudilerin Araplara karşı kıskançlıkta en katısı kesilip; halkın İslâmiyet'e girmelerini önlemek için olanca gayretlerini sarfetmekten geri durxmamışlardır.[83]



    [81] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 165-166, Musa b. Ukbe'den naklen Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 212.

    [82] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 212.

    [83] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 197.

    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/26-27.



    Bunlar Hz. Muhammed (sas)mi tanıyıpta iman edememiş nasibsizler ; devamında inşalalh iman etme şerefine nail olanlarıda alıntılayacağım.

    selam ve dua ile,

    Habeş Hıristiyanlarının Peygamberimiz (a.s.)ı Halime Hatunun Elinden Almaya Kalkışmaları


    Sütannesi Halime Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ı Medine'ye, annesine götürürken, [134] Siner vadisinde[135] Habeş Hıristiyanlarından bazı kimselere rastlamıştı. [136]

    Hıristiyanlar, Halime Hatuna nereye gittiğini sordular.[137] Sonra da, Peygamberimiz (a.s.)a dikkatli dikkatli baktılar.[138] Arkasını döndürüp[139] onun iki kürek kemiği arasındaki peygamberlik hâtemine ve gözlerinin beyazındaki kırmızılığa baktılar.

    Kırmızılık hakkında:

    "Gözlerinden bir şikâyeti, hastalığı var mı?" diye sordular.

    Halime Hatun:

    "Hayır! Bu kırmızılık gözlerinden hiç ayrılmaz" dedi.[140]

    Hıristiyanlar

    "Biz, bunu kralımıza, ülkemize götüreceğiz. Çünkü, bunun bizimle ilgili hali, şanı vardır. Biz, onun işini biliyoruz" dediler.[141]

    Hıristiyanlar, Peygamberimiz (a.s.) hakkında o kadar baskı yaptılar ki, Halime Hatun onu zorla elinden alacaklarından korkmaya başladı. Fakat, Yüce Allah onu onlardan korudu.[142]

    Halime Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ı onların ellerinden güçlükle kurtarıp[143] Hz. Âmine'nin yanına götürebildi. [144]

    Hz. Âmine'ye, Peygamberimiz (a.s.) hakkında bilgi verdi. Onun uğurluluğu yüzünden gördükleri hayır ve bereketi anlattı. Habeş Hıristiyanlarının yaptıklarını da haber verdi. [145


    [134] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 173, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.2, s. 277, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 157.

    [135] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.

    [136] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 157.

    [137] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144.

    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/37.

    [138] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. s. 157.

    [139] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 177, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. s. 157.

    [140] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.

    [141] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 1 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.

    [142] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.

    [143] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 1 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 177, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.

    [144] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.

    [145] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.

    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/38-39


    şimdilik Hz. Muhammed (sas) mi kendi, kitaplarında yazılanlardan dolayı tanıyanları alıntılıyorum.

    selam ve dua ile,
    Bu mesaj en son " 11.04.07 " tarihinde saat 19:18 itibariyle alpi1907 tarafından düzenlenmiştir...
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  2. #2
    <span style='color: #000080'>MaZLuM</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2005
    Mesajlar
    3,953
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Sagol Student , G&#252;zel Paylasim Olmus...

    Yanlış Yerde Doğan İnsanların Hikayesi...


  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    18-03-2007
    Mesajlar
    425
    Karizma Gücü
    0
    allah razı olsun.cok guzel calısma devamını bekliyoruz.senden ricam kaynakları baska renkte yazarsan daha guzel olur .

  4. #4
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Hıristiyan Köle Addas'ın M&#252;sl&#252;man Oluşu


    Utbe ve Şeybe b. Rebia; Peygamberimiz (a.s.)ı o halde görd&#252;kleri zaman, aradaki akra&#173;balık, kendilerini Peygamberimiz (a.s.)a karşı gayrete getirdi:

    Addas adındaki Hıristiyan kölelerini yanlarına çağırdılar. Ona:

    "Şuradan birkaç salkım &#252;z&#252;m al! Şu tabağın içine koy! Sonra da, onu şu adama göt&#252;r! Kendisine, ondan yemesini söyle!" dediler.

    Addas da öyle yaptı. &#220;z&#252;m&#252; tabakla göt&#252;r&#252;p ön&#252;ne koyduktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

    "Buyurye!" dedi.

    Peygamberimiz (a.s.):

    "Sen hangi beldeler halkındansın? Dinin nedir?" diye sordu.

    Addas:

    "Hıristiyanım ve Ninova halkından bir kimseyim!" dedi.

    Peygamberimiz (a.s.):

    "Demek, sen salih kişi Yunus b. Metta'nın köy&#252;ndensin ha?" buyurdu.[145]

    Addas:

    "Yunus b. Metta'nın kim olduğunu sana kim bildirdi?![146]

    Vallahi, o Ninova'dan çıkıp gitmiştir.

    Ninova'da, Metta'nın ne olduğunu bilen on kişi bile bulunmaz!

    Sen Metta'nın ne olduğunu nereden biliyorsun?!

    Sen &#252;mm&#238;sin ve &#252;mm&#238; &#252;mmet içerisinde bulunuyorsun!?" dedi.[147]

    Peygamberimiz (a.s.):

    "Ben Allah'ın Res&#251;l&#252;y&#252;m! Allah bana Yunus'un haberini haber verdi.[148] O benim kardeşimdir. Kendisi bir peygamberdi. Ben de bir peygamberim!" buyurdu.[149]

    Addas:

    "Y&#226; Ras&#251;lallah! Bana Yunus b. Metta'nın haberini ver!" dedi.

    Peygamberimiz (a.s.) ona Yunus b. Metta'nın hal ve şanı hakkında Y&#252;ce Allah tarafından kendisine vahyolunanları haber verince,[150] Addas:

    "Ben şehadet ederim ki: Sen, Allah'ın kulu ve res&#251;l&#252;s&#252;n!" dedi,[151] M&#252;sl&#252;man oldu.[152] Y&#252;ce Allah ondan razı olsun!

    Addas; Peygamberimiz (a.s.)ın &#252;zerine kapanıp, başını, ellerini, ayaklarını öpt&#252;!

    Rebia'nın oğullarından biri öb&#252;r&#252;ne:

    "O, sana karşı köleni de bozdu, yoldan çıkardı!" dedi.

    Yanlarına gelince, Addas'a:

    "Yazıklar olsun sana ey Addas! Sen ne için o adamın başını, ellerini ve ayaklarını öpt&#252;n?!" dediler.

    Addas:

    "Ey efendim! B&#252;t&#252;n yery&#252;z&#252;nde, ondan daha hayırlısı yoktur![153]

    O, muhakkak Res&#251;lullah'tir!" dedi.

    Utbe ve Şeybe, g&#252;l&#252;şt&#252;ler:[154]

    "Yazıklar olsun sana ey Addas! O, seni de dili ile sihirlemiş![155]

    Sakın, o seni Hıristiyanlığından dönd&#252;rmesin!

    &#199;&#252;nk&#252;, o aldatır bir kimsedir" dediler.[156]

    Addas:

    "O bana öyle birisi haber verdi ki, onu peygamberden başkası bilemez!" dedi.[157]

    Utbe ve Şeybe b. Rebia:

    "Yazıklar olsun sana ey Addas! O seni sakın dininden dönd&#252;rmesin![158] &#199;&#252;nk&#252;, senin dinin onun dininden daha hayırlıdır" dediler.[159]


    [145] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taber&#238;, c. 2, s. 230, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn
    Esir, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s.1135, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 136, Diyarbekr&#238;, Hamis, c. 1 ,s.3O2, Haleb&#238;, c. 2, s. 53.

    [146] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taber&#238;, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 1, s. 295, Beyhak&#238;, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 2, s. 416, S&#252;heyl&#238;, Ravdu'l-&#252;n&#252;f, c. 4, s. 56, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Es&#238;r.c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 136, Diyarbekr&#238;, c. 1 , s. 303, Haleb&#238;, c. 2, s. 53. [
    147] S&#252;heyl&#238;, Ravdu'l-&#252;n&#252;f, c. 4, s. 56, Haleb&#238;, İns&#226;nu'l-uy&#251;n, c. 2,s. 54.
    [148] Beyhak&#238;, Del&#226;il, c. 2, s. 416, Zeheb&#238;, T&#226;r&#238;hu'l-isl&#226;m, s. 283, Haleb&#238;, İns&#226;nu'l-uy&#251;n, c. 2, s. 54.
    [149] İbn İshak, İbn Hişam , S&#238;re, c. 2, s. 62, Taber&#238;, T&#226;r&#238;h, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 1, s. 295, S&#252;heyl&#238;,Ravd, c. 4, s. 56, Ebu'l-Ferec İbn Cevz&#238;, el-Vef&#226;, c. 1 , s. 213, İbn Es&#238;r, K&#226;mil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, Uy&#251;nu'l-eser, c. 1, s. 1 35, Ebu'l-Fid&#226;, el-Bid&#226;ye ve'n-nih&#226;ye, c. 3, s. 136. Diyarbekr&#238;, Hamis, c. 1, s. 303, Haleb&#238;, c. 2, s. 54. [150] Ebu Muaym, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 1, s. 295.
    [151] İbn Hacer, el-İs&#226;be, c. 2, s. 466.
    [152] Y&#226;kub&#238;, T&#226;r&#238;h, c. 2, s. 36, Kastal&#226;ni, Mev&#226;hibu'l-led&#252;nniye, c. 1, s. 74, Diyarbekr&#238;, c. 1, s. 303.
    [153] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62-63, Taber&#238;, c. 2, s. 230-231, Ebu'l-Ferec, c. 1 , s. 213-214, İbn Es&#238;r, c. 2, s. 92, İbn Seyyid,c. 1, s. 135, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 136, Diyarbekr&#238;, c. 1, s. 303, Haleb&#238;, c. 2, s. 56.
    [154] Ebu Muaym, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 1, s. 295, Zeheb&#238;, s. 223.
    [155] S&#252;heyl&#238;, Ravdu'l-&#252;n&#252;f, c. 4, s. 56.
    [156] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zeheb&#238;, s. 283, Haleb&#238;, c. 2, s. 56. [157] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, Taber&#238;, T&#226;r&#238;h, c. 2, s. 230-231 , Ebu'l-Ferec İbn Cevz&#238;, el-Vef&#226;, c. 1 , s. 214, İbn Seyyid,Uy&#251;nu'l-eser, c. 1, s. 135, Ebu'l-Fid&#226;, el-Bid&#226;ye ve'n-nih&#226;ye, c. 3, s. 1 36, Diyarbekr&#238;, Hamis, c. 1, s. 303, Haleb&#238;, İ ns&#226;nu'l-uy&#251;n, c. 2,s. 56.
    [158] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taber&#238;, c. 2, s. 231, İbn Es&#238;r, K&#226;mil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Haleb&#238;, c. 2, s.56.
    [159] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taber&#238;, c. 2, s. 231, İbn Es&#238;r, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 136.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/140-142.


    DontBeOnAway , Asım Köksal ın İslam Tarihi kitabını okursan kaynakları ordan da bulabilirirsin

    ( böyle çok zaman alıyor ama
    selam ve dua ile
    Bu mesaj en son " 12.04.07 " tarihinde saat 12:36 itibariyle student tarafından düzenlenmiştir... Neden: istek üzere renklendirme
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    18-03-2007
    Mesajlar
    425
    Karizma Gücü
    0
    yanlıs anlamıssın . kaynak olarak gosterdign kısmı kızmızı mavi gibi renklerle yazarsan daha hos olur demek istemiştim .

    calısmalarının devamını bekliyoruz

  6. #6
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Kureyş M&#252;şriklerinin Yahudilerden &#214;ğrendikleri Sorularla Peygamberimiz (a.s.)ı Susturmaya Kalkışmaları


    Kureyş m&#252;şrikleri Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muaytı Medine Yahudilerinin bilginlerine gönderdil&#173;er ve:

    "Onlara, Muhammed'in sıfatlarını ve sözlerini anlatınız, kendisini onlardan sorunuz! &#199;&#252;nk&#252;, Yahudiler kendilerine ilk Kitab inen millettir. Peygamberlere ait bilgilerden, bizde bulunmayan bilgi, onlar&#173;da bulunur" dediler.

    Bunun &#252;zerine, Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muayt, Mekke'den yola çıkıp Medine'ye vardılar.

    Medine Yahudilerinin bilginlerine, Peygamberimiz (a.s.)ın işini anlattılar ve bazı sözlerini naklettiler ve:

    "Sizler bu sahibimizin din&#238; durumunu bize haber veresiniz diye size geldik!" diyerek, Peygamberimiz (a.s.)ı onlara sordular.

    Yahudi bilginleri:

    "Size emredeceğimiz &#252;ç şeyi ona sorunuz! Eğer onları size haber verirse, kendisi Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Eğer bunu yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, yalan uydurucu bir adam demektir. Artık, kendisi hakkında istediğinizi yapınız.

    1- İlk zamanlarda gelmiş geçmiş bulunan gençlerin maceralarının ne olduğunu ona sorunuz. &#199;&#252;nk&#252;,
    onların çok şaşılacak hadiseleri vardır.

    2- Yery&#252;z&#252;n&#252;, doğularına ve batılarına varıncaya kadar gezip dolaşan adamın haberinin de ne

    olduğunu sorunuz ona.

    3- Bir de, kendisine, ruhtan, 'Nedir o?' diye sorunuz bakalım.

    Size bunları haber verdiği zaman kendisine uyunuz; ç&#252;nk&#252; o bir peygamberdir!

    Eğer yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, o yalan uydurucu bir adam demektir. Kendisine, istediğinizi yapınız!" dediler.

    Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muayt, dön&#252;p Mekke'ye, Kureyşlilerin yanına geldiler ve:

    "Ey Kureyş cemaatı!" dediler, "sizin aranızla Muhammed'in arasını kesip aralayacak şeyi bulup getirdik size. Yahudi bilginleri; ona sormamızı emrettikleri şeyleri bize haber verdiler 'Eğer size onu haber verebilirse, kendisi bir peygamberdir. Eğer yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, kendisi yalan uydurucu, lafçı bir adamdır. Kendisine, istediğinizi yapınız! dediler." Bunun &#252;zerine, Kureyş m&#252;şrikleri Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip:

    "Ey Muhammed!

    1- İlk zamanlarda gelip geçmiş ve şaşılacak kıssaları bulunan gençlerden,

    2- Yery&#252;z&#252;n&#252;, doğularına ve batılarına varıncaya kadar dolaşan adamdan, bize haber ver bakalım.

    Birde:

    3- Ruhtan haber ver ki, nedir o?" dediler.

    Peygamberimiz (a.s.), onlara:

    "Sorduğunuz şeyleri yarın size haber vereyim" buyurup, bir istisnada bulunmamış, yani "İnş&#226;al-lah=Allah dilerse" dememişti.

    Vahyin gelmesi gecikince, m&#252;şrikler;

    "Muhammed Yarın haber vereyim' diye bize söz verdiği halde, kendisine sorduğumuz şeylerden hiçbiri hakkında bize bir haber vermiyor!" diyerek yaygaraya başlamışlardı.

    Peygamberimiz (a.s.)ın vahyin gecikmesine ve m&#252;şriklerin yaygaralarına &#252;z&#252;l&#252;p durduğu sırada, Cebrail (a.s.), Y&#252;ce Allah tarafından Kehf s&#251;resini getirdi.[144]

    Bu s&#251;rede, Peygamberimiz (a.s.)a, hiçbir şey hakkında, "İnş&#226;allah=Allah dilerse" demek&#173;sizin "Ben bunu her halde yarın yapıcıyım!" dememesi tavsiye buyuruldu.[145]


    Kureyş m&#252;şriklerinin Yahudi bilginlerinden öğrenip Peygamberimiz (a.s.)a sordukları &#252;ç sorudan ikisi, Y&#252;ce Allah tarafından indirilen Kehf s&#252;resindeki Ashab-ı Kehf ve Z&#252;lkarneyn kıssalarıyla;[146]

    Ruh hakkındaki &#252;ç&#252;nc&#252; sorulan ise, "Sana Ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. (Zaten, onun hakkında) size az bir ilimden başka (birşey) de verilmemiştir" mealli &#226;yetle cevaplanmıştır.[147]

    Kureyş m&#252;şrikleri; Peygamberimiz (a.s.)ın kendilerine tebliğ ettiği şeylerin hak ve gerçek, söylediklerinin doğru olduğunu Yahudi bilginlerinden öğrenip sordukları-bilinmeyen şeylerin-cevaplarını vermesiyle onun peygamberlik makamını anladıkları halde, kıskançlıkları kendilerinin Peygamberimiz (a.s.)a inanmalarına ve bağlanmalarına engel oldu. Allah'a isyan ve O'nun emrini terketmekte, k&#252;f&#252;rde direndiler durdular.

    İçlerinden birisi de:

    "Şu Kur'&#226;n'ı dinlemeyiniz!

    Onu birtakım boş ve asılsız sözler yerine koyunuz! Eğlenceye alınız!

    Belki ona bununla galebe çalarsınız.

    Eğer siz bir g&#252;n onunla m&#252;nazaraya, tartışmaya kalkarsanız, o size galebe çalar" dedi.[148]

    Y&#252;ce Allah, bunu da, indirdiği &#226;yette şöyle açıkladı:

    "O k&#252;fredenler 'Bu Kur'&#226;n'ı dinlemeyiniz. Onun hakkında yaygaralar koparınız. Belki (böylelikle) galebe çalarsınız' dediler."[149]


    [144] İbnİshak,İbnHişam, S&#238;re, c. 1, s. 321-322, Taben, Tefe&#238;r, c. 15, s. 191, 192, Fahru'r-R&#226;z&#238;, Tefefr, c. 21, s. 82, Kurtubi, Tefar, c. 10, s. 346-347, İbn Se^id, Uy&#251;nu'l-eser, c. 1, s. 108-109, Etau'l-Fid&#226;, Tefar, c. 3, s. 71-72, Suyuti D&#252;rm'l-mens&#251;r, c.4, s. 210.

    [145] Kehf 23-24.

    [146] Kehf 1-26, 83-98.[147] İsr&#226;: 85.

    [148] İbn İshak.İbnHişam, S&#238;re.d, s. 334-335.

    [149] Fussilet: 26.

    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/321-323

    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  7. #7
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Yahudi Alimlerinden Abdullah b. Selam'ın M&#252;sl&#252;man Oluşu


    Abdullah b. Selam[193], Yusuf Aleyhisselamın neslindendi.[194] Medine Yahudilerinin ulularından ve alimlerindendi.[195]

    Medine'deki İsrail oğullarının alimlerinden başlıcaları[196] beş kişi olup, bunlardan birisi Abdullah b. Selam'dı.[197]

    Abdullah b. Selam'ın babası Selam da Yahudi alimlerindendi.

    Abdullah b. Selam der ki:

    "Ben Tevrat'ı ve tefsirini, babamdan öğrenmiştim.

    Babam, bir g&#252;n; &#226;hir zamanda gelecek peygamberin sıfatını, al&#226;metini ve yapacağı işler hakkında&#173;ki &#226;yeti bana anlattı ve:

    'Eğer o Harun evladından gelecek olursa ona t&#226;bi olurum, yoksa t&#226;bi olmam!' dedi.

    Peygamber Aleyhisselamın Medine'ye gelişinden önce, öld&#252;.[198]

    Res&#251;lullah Medine'ye, K&#252;ba'ya gelip Amr b. Avf oğullarının evine ininceye kadar, sustum.

    Ben kendime ait hurma ağacının &#252;zerinde uğraşır,[199] yaş hurma toplarken,[200] Ben&#238; Nad&#238;rlerden birisinin:

    'Bug&#252;n, Arapların bekledikleri adamları geldi!' diye bağırdığını işittim ve bir kimse de gelip onun geldiğini bana haber verince,[201] beni bir titreme tuttu, y&#252;ksek sesle[202] 'Allahuekber!1 diyerek tekbir getirdim.

    O sırada, Halide binti Haris, hurma ağacının altında oturuyordu.[203]

    Kendisi çok yaşlı idi.[204]

    Tekbirimi işitince:

    'Allah seni umduğuna erdirmesin, elini boşa çıkarsın ey hab&#238;s!

    Vallahi Musa b. İmran'ın gelişini işitmiş olsaydın, bundan daha fazlasını yapmazdın!" diyerek çıkıştı.

    Ona:

    'Ey hala! Vallahi, o,[205] Musa b. İmran'ın kardeşidir.[206] Onun gibi, peygamberdir.[207] Onun dinindedir. Onun gönderildiği şeyle gönderilmiştir' dedim.

    Bunun &#252;zerine, halam:

    'Ey kardeşimin oğlu! Yoksa, o Kıyamete yakın, gönderileceği bize haber verilmiş olan peygamber midir?' dedi.

    'Evet!' dedim.

    Halam:

    'Peki öyleyse!' dedi.[208]

    'Res&#251;lullah geldi' denilince, onu görmek için, halkın arasında ben de gittim.

    Res&#251;lullah'ın y&#252;z&#252;n&#252; gör&#252;nce, anladım ki, onun y&#252;z&#252; yalancı y&#252;z&#252; değildir."[209]

    Abdullah b. Selam, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına varınca:

    "Ben sana &#252;ç soru soracağım ki, bunların cevaplarını ancak peygamber olan bilebilir" dedi:

    "1. Kıyamet al&#226;metlerinin evvelkisi nedir?

    2. Cennetlikler Cennete girince ilk önce hangi yiyeceği yiyeceklerdir?

    3. &#199;ocuk ne sebeple babasına benzer ve hangi sebeple annesine benzer?" diye sordu.

    Peygamber Aleyhisselam:

    "Bu soruları, senin ön&#252;n sıra, Cebrail (Aleyhisselam) bana gelip haber vermişti:

    1. Kıyamet al&#226;metlerinin en öncesi bir ateştir ki, o insanları doğudan batıya s&#252;recektir!

    2. Cennetliklerin yiyeceği ilk yiyecek de, balık ciğerinin sarkmış olan fazlasıdır!

    3. &#199;ocuğun babaya veya anaya çekmesine gelince:

    Cins&#238; m&#252;nasebette erkeğin suyu kadınınkinin ön&#252;ne geçerse, çocuk babaya benzer. Kadının suyu erkeğin suyunun ön&#252;ne geçerse, çocuk anaya benzer!" buyurdu.

    Bunun &#252;zerine, Abdullah b. Selam:[210]

    "Ben şehadet ederim ki; Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur![211]

    Ben şehadet ederim ki; Sen, hiç ş&#252;phesiz, Allah'ın Res&#251;l&#252;s&#252;n![212]

    Y&#226; Ras&#251;lallah! Yahudiler, insanı hayrette bırakacak derecede yalan söyleyen, asılsız isnadve ifti&#173;ralarda bulunan haksız bir kavimdir. Eğer, sen beni onlardan sormadan önce onlar benim M&#252;sl&#252;man olduğumu öğrenirlerse, senin yanında bana akla gelmedik isnad ve iftiralarda bulunurlar.[213]

    Sen beni odalarından birine koyarak gizledikten sonra, onlar arasındaki durumumu, nasıl olduğu&#173;mu onlara sormanı; bunu M&#252;sl&#252;man olduğumu öğrenmelerinden önce sana haber vermelerini istiyorum" dedi.

    Peygamberimiz Aleyhisselam, onu odalarından birisine koydu.[214]

    Yahudilere haber saldı, geldiler.[215]

    Onlara:

    "Ey Yahudi cemaatı! Yazıklar olsun size!

    Allah'tan korkunuz!

    Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki: Siz benim Res&#251;lullah olduğumu ve benim size hak ve gerçeği getirdiğimi muhakkak biliyorsunuzdur! M&#252;sl&#252;man olunuz!" buyurdu.

    Yahudiler, &#252;ç kere:

    "Biz bunu bilmiyoruz!

    Biz bunu bilmiyoruz!

    Biz bunu bilmiyoruz!" dediler.[216]

    Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:

    "İçinizde[217] Husayn,[218] Abdullah b. Selam, nasıl adamdır?" diye sordu.[219]

    Yahudiler

    "Bizim seyyidimizdirve seyyidimizin de oğludur![220]

    Bizim en alimimizdirve en alimimizin de oğludur.[221]

    Bizim hayırlı m izdir ve hayırlımızın da oğludur!" dediler.[222]

    Res&#251;lullah Aleyhisselam, onlara:

    "İbn Selam M&#252;sl&#252;man olduysa ne dersiniz?[223] Siz de M&#252;sl&#252;man olur musunuz?" diye sordu.[224]

    Yahudiler

    "H&#226;ş&#226;! O, M&#252;sl&#252;man olmaz![225] Allah onu böyle şeyden korusun!" dediler.[226]

    Bunun &#252;zerine, Peygamber Aleyhisselam:

    "Ey İbn Selam! &#199;ık bunların yanına!" buyurdu.[227]

    Abdullah b. Selam, hemen yanına çıkıp onlara:

    "Ey Yahudi cemaatı! Allah'tan korkunuz!

    Onun size getirdiği şeye yöneliniz!

    Vallahi, siz de muhakkak biliyorsunuz ki, o Allah'ın Res&#251;l&#252;d&#252;r!

    Onun ismini ve sıfatını yanınızdaki Tevratta da yazılı bulmuş bulunuyorsunuz.

    Ben şehadet ederim ki, o Res&#251;lullah'tır!

    Ben ona iman etmiş, onu doğrulamış ve onun Res&#251;lullah olduğunu bilmiş bulunuyorum!" dedi.[228]

    Abdullah b. Selam;

    "Ben şehadet ederim ki; Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur!

    Ve yine şehadet ederim ki; Muhammed (Aleyhisselam) Allah'ın Res&#251;l&#252;d&#252;r!" diyerek iman ve ikrar&#173;da bulunduğu zaman,[229] Yahudiler ona t&#252;ri&#252; hakaret ve iftiralarda bulundular:[230]

    "Bu, bizim en şerlimizdir ve en şerlimizin de oğludur![231]

    Bu, bizim en cahilimizdir ve en cahilimizin de oğludur!" dediler.[232]

    Abdullah b. Selam:

    "Y&#226; Ras&#251;lallah! Onların çok iftiracı, gaddar, yalancı ve f&#226;cir bir kavim olduklarını sana haber ver&#173;memiş mi idim? (İşte böyle olduklarını gösterdiler)" dedi.

    Bundan sonra, Abdullah b. Selam da, ev halkı da M&#252;sl&#252;manlıklarını açıkladılar.[233]

    Halaları Halide binti Haris Hatun da M&#252;sl&#252;man oldu ve İsl&#226;m amelleri ile M&#252;sl&#252;manlığını g&#252;zelleştir-di.[234]

    Abdullah b. Selam M&#252;sl&#252;man olduğu zaman, Yahudi alimlerinden:

    1. Huyey b. Ahtab,

    2. Ka'b b. Esed,

    3. Ebu R&#226;fi',

    4. Eşya',

    5. Şemvil b. Zeyd:

    "Arapta peygamberlik olmaz! Senin adamın bir h&#252;k&#252;mdardır!" diyerek M&#252;sl&#252;manlıktan vazgeçirmek istedilerse de. muvaffak olamadılar.[235]


    193] Abdullah b. Selam'ın adı Husayn iken, M&#252;sl&#252;man olunca, Peygamberimiz Aleyhisselam Husayn'ı Abdullah'a çevirmiştir (Ahmed b. Hanbel, M&#252;sned, c. 5, s. 451.

    [194] İbn Abdilberr, İsti&#226;b, c. 3, s. 921, H&#226;kim , M&#252;stedrek, c. 3, s. 414, İbn Es&#238;r.Usdu'l-g&#226;be, c. 3, s. 264.

    [195] İbn İshak.İbnHişam, S&#238;re,c.2, s. 163-164.
    [196] Şuara: 197.

    [197] İbn Sa'd, Tabak&#226;t&#252;'l-k&#252;br&#226;, c. 2, s. 353.
    [198] Bel&#226;zur&#238;, Ens&#226;bu'l-eşr&#226;f, c. 1, s. 266.

    [199] İbn İshak.İbn Hişam, S&#238;re,c.2, s. 163, Beyhak&#238;, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 2, s. 530.
    [200] Bel&#226;zur&#238;, Ens&#226;bu'l-eşr&#226;f, c. 1, s. 266.

    [201] İbn İshak, İbn Hişam, S&#238;re, c. 2, s. 163.
    [202] Bel&#226;zur&#238;, Ens&#226;bu'l-eşr&#226;f, c. 1, s. 266.

    [203] İbn İshak.İbnHişam, S&#238;re, c. 2, s. 163, Bel&#226;zur&#238;, Ens&#226;bu'l-eşr&#226;f, c. 1,5.266.

    [204] Bel&#226;zur&#238;, Ens&#226;bu'l-eşr&#226;f, c. 1, s. 266.

    [205] İbn İshak.İbnHişam, S&#238;re, c. 2, s. 163, Beyhak&#238;, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 2, s. 530.

    [206] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 163, Bel&#226;zur&#238;, Ens&#226;bu'l-eşr&#226;f, c. 1, s. 266, Beyhak&#238;, Del&#226;il, c. 2, s. 530.

    [207] Bel&#226;zur&#238;, Ens&#226;bu'l-eşr&#226;f, c. 1, s. 266.
    [208] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 163, Beyhak&#238;, Del&#226;il, c. 2, s. 530, Ebu'l-Fid&#226;, el-Bid&#226;ye ve'n-nih&#226;ye, c. 3, s. 211, İbn Hacer, el-İs&#226;be, c. 4, s. 280.

    [209] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 163, İbn Sa'd, Tabak&#226;t&#252;'l-k&#252;br&#226;, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, M&#252;sned, c.5, s. 451, D&#226;rim&#238;, S&#252;nen, c. 2, s. 188, İbn M&#226;ce, S&#252;nen,c. 1, s. 423, H&#226;kim, M&#252;stedrek, c.3,s. 13, İbn Abdilberr, İsti&#226;b, c. 3, s.922, Beyhak&#238;, Del&#226;il&#252;'n- n&#252;b&#252;vve, c. 2, s. 531, İbn Es&#238;r, Usdu'l-g&#226;be, c. 3, s. 265.

    [210] Ahmed b. Hanbel, M&#252;sned, c. 3, s. 108, 271, Buh&#226;r&#238;, Sah&#238;h, c. 4, s. 102,103, Beyhak&#238;, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 2, s. 528-529, İbn Seyyid, Uy&#251;nu'l-eser, c. 1, s. 207, E bu'l-Fid&#226;, el-Bid&#226;ye ve'n-nih&#226;ye, c. 3, s. 211.

    [211] Ahmed b. Hanbel, M&#252;sned, c. 3, s. 108, 271 , Buh&#226;r&#238;, Sah&#238;h, c. 4, s. 268, Beyhak&#238;, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 207, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 211.

    [212] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 271, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 103, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c. 1, s. 207, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 211 .

    [213] İbn İshak, İbn Hişam, S&#238;re, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 103, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 211 .

    [214] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, Beyhak&#238;, Del&#226;il, c. 2, s. 531.

    [215] Ahmed b. Hanbel, M&#252;sned, c. 3, s. 271, Beyhak&#238;, c. 2, s. 527, 528, İbn Seyyid, c. 1, s. 207, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 210.

    [216] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 211, Beyhak&#238;, c. 2, s. 528.

    [217] . İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 103, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c.1, s. 206, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 211.
    [218] İbn İshak.İbnHişam, S&#238;re, c. 2, s. 164.

    [219] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 103, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529, İbn Seyyid, c. 1, s. 206, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 211.
    [220] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 164, Beyhak&#238;, Del&#226;il&#252;'n-n&#252;b&#252;vve, c. 2, s. 529.

    [221] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 1 03, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529.[222] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 164, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 103, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529.

    [223] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 1 03, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529.
    [224] Ahmed b. Hanbel, M&#252;sned, c. 3, s. 108.

    [225] Ebu'l-Fid&#226;, el-Bid&#226;ye ve'n-nih&#226;ye, c. 3, s. 210.
    [226] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 1 03, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529.

    [227] Ahmed b. Hanbel, M&#252;sned, c. 3, s. 271
    .

    [228] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, Beyhak&#238;, c. 2, s. 531.

    [229] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 108, 271, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529.

    [230] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 164, Buh&#226;r&#238;, c. 4, s. 103, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529.

    [231] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 271, Buh&#226;r&#238;, c. 3, s. 1 03, Beyhak&#238;, c. 2, s. 529, Ebu'l-Fid&#226;, c. 3, s. 211.
    [232] Ahmed b. Hanbel, M&#252;sned, c. 3, s. 3, s. 108,271,272.

    [233] İbn İshak, İbn Hişam, S&#238;re, c. 2, s. 164.

    [234] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 164, İbn Es&#238;r, Usdu'l-g&#226;be, c. 7, s. 78, İbn Hacer, el-İs&#226;be, c. 4, s. 280.

    [235] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 220, Buh&#226;r&#238;, T&#226;rThu'l-kebfr, c. 1, ks. 1, s. 225.

    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/68-73.



    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  8. #8
    HAMZA... adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-02-2007
    Mesajlar
    5,134
    Karizma Gücü
    7
    Student Kardeşim,
    Böyle bir başlığın altına Varaka Bin Nevfel'i eklemeden geçemeyeceğim. Sağlığında İslam'ı seçtiğini ifade eden olmadı ama Rasul onu r&#252;yasında görd&#252; ve M&#252;jdeledi. M&#252;sadenle eklemek istedim

    O g&#252;nlerde Arabistan karmakarışıktır, çoğunluk putlara tapınmaktadır. Bazı bölgelerde Yahudilerin hakimiyeti vardır, nadiren de Hanif (İbrahim Aleyhisselam’ın dini) mensublarına rastlanır.

    Mekkeli Varaka, hususi bir insandır, çok okur, çok sorar, hayatı boyunca ilim, hikmet peşinde koşar.
    Bir ara içini aynı dertle dertlenen Zeyd bin Amr’a açar. İki arkadaş “d&#252;nya Arabistan’dan ibaret değil ya” der yola çıkarlar.

    Şam’da, Busra’da Hristiyanlarla tanışırlar. Ancak İsa Aleyhisselamın tebliğ ettiği dinden eser kalmamıştır. Berrak bir kaynak ararken efsanelerle hurafelerle karşılaşırlar.

    Bir kere ortalıkta hakiki İncil yoktur, sonra teslis (&#252;ç tanrı inancı) bidat kalıplarını da aşar, mensuplarını şirke yuvarlar. Haçlar, ikonalar... Kureyşin putlarından kaçıp heykellere, tasvirlere yakalanmanın manası yoktur. Kaldı ki papazlar g&#252;nah çıkarma işini de kimselere bırakmaz, saf insanları acımadan yolarlar.

    Oralarda durmaz, kuzeye uzanırlar. Musul’da sadece Allah&#252; te&#226;l&#226;nın rızasını kazanmaya çalışan samimi bir Nasturi r&#226;hibiyle tanışırlar.

    R&#226;hib sorar “nereden geliyorsunuz?”
    -Biz K&#226;’be’nin bulunduğu beldeden geliyoruz. Hakikat peşinde koşuyoruz.
    - Hemen dön&#252;n geriye, aradığınız Mekke’de! Yakında bir peygamber gelecek, herkesi felaha çağıracak.

    İki arkadaş çok heyecanlanırlar, y&#252;rekleri geleceği vaad edilen Resul&#252;n muhabbeti ile dolar.
    İyi de şu anda ne yapmalı, hangi şeriate uymalıdırlar? &#214;yle ya, o g&#252;ne belki ulaşır, belki ulaşamazlar.

    Zeyd hen&#252;z gelmemiş olan Hatem-&#252;l Enbiya’ya bağlanır, bir Allah (Celle Celal&#252;h), beklenen davetçi ve kıy&#226;met g&#252;n&#252; hakkında şiirler yazar. Ancak o g&#252;nlerde öld&#252;r&#252;l&#252;r, Server-i k&#226;inata kavuşamaz.

    Sa’&#238;d bin Zeyd (radıyallah&#252; anh) onun hakkında şu m&#252;jdeyi verir: Ben ve &#214;mer bin Hatt&#226;b Res&#251;lullah’a (sallallah&#252; aleyhi ve sellem) Zeyd bin Amr’ın h&#226;lini sorduk. Buyurdular ki: “O kıy&#226;met g&#252;n&#252; tek bir &#252;mmet olarak kalkacaktır”.

    Nasr&#226;ni ama...
    Varaka bin Nevfel ise (şimdilik kaydıyla) İsevilikte karar kılar ama ruhanilere uymadan...
    Zira, ahir zaman nebisi gelmemiş, kıyamete kadar baki kalacak din neşrolmamıştır daha.

    O g&#252;ne dair bir ışık, bir işaret bulabilmek için dört bir yandan kitap toplar, satırlar arasına dalar. Bazı İbranice, Aramice metinleri Arapça’ya çevirir, Habibullah’ın habercisi olan kısımları dosta d&#252;şmana yayar. O kadar çalışır ki gözlerini kaybedecek kadar.

    Bir ara Hatice Validemiz, rahmani bir r&#252;ya gör&#252;r, ay göky&#252;z&#252;nden inmiş hanesine girmiştir. Evinden h&#252;zme h&#252;zme ışık çıkmakta b&#252;t&#252;n Mekke ahalisini aydınlatmaktadır. Gider, bilgeliği ile tanınan amca oğluna tabirini sorar.

    Varaka bir hoş olur, “bu anlattığın r&#252;ya” der “Hatem-&#252;l enbiyanın yakında geleceğine ve senin de o peygamberin zevcesi olacağına alamettir.”

    Hatice annemiz, yeri gelmişken Muhammed-&#252;l Emin’den, bahs açar. Varaka, çok heyecanlanır. “Ey Hatice! Eğer bu söylediklerin doğru ise, Muhammed’in &#226;hir zaman peygamberi olacağından ş&#252;phe yok.

    Ben, zaten içimizden bir peygamber çıkacağını biliyor, sabırla bekliyordum. Bu zaman, onun zuhur edeceği zamandır” der, kendini kutlu g&#252;ne hazırlar.
    Aradan aylar geçer ve Habibullah, “Af&#238;fe” (iffetli) “T&#226;hire” (temiz) adıyla tanınan Haticet-&#252;l K&#252;bra’ya talip olurlar. Amcalarıyla gelir Varaka bin Nevfel’in kapısını çalarlar.

    Eb&#251; T&#226;lib, “Biliyorsunuz ki, akıl, asalet ve liy&#226;katta hiçbir Kureyş genci, Muhammed’den ağır basamaz. Evet, O, b&#252;y&#252;k bir servete sahip değildir ama zenginlik zaten gölge gibidir; gelir, gider” deyip söz&#252; maksada bağlar: “Ey Varaka! Huveylid kızı Hatice’yi yeğenim Muhammed’e istiyoruz, ne dersin?”

    Varaka misafirlerini hiç &#252;zmez, “Şahit olunuz ki, Hatice binti Huveylid’i dört y&#252;z dinar mehirle (ki onun gibi m&#252;stesna bir kadın için lafı bile olmaz) Muhammed bin Abdullah’a nik&#226;hladım” der ve kutlu izdivaca kapı aralar.

    M&#226;lum, Efendimiz, peygamberliği bildirilmeden önce sah&#238;h r&#252;y&#226;lar gör&#252;r ki bunlar aynen çıkar. Sonra yalnızlığı seçer, gecelerini Hira Dağı’ndaki mağarada taat ve tefekk&#252;r ile geçirmeye başlar. Bir ramazan gecesi zikrolunan mağarada ib&#226;det ile meşg&#251;l iken, nur y&#252;zl&#252; bir zat gelir...

    Sonrasını Alayhissel&#226;t&#252; vesselamdan nakledelim: O kimse bana “Oku” dedi. Ben okuma bilmem dedim. Elindeki ört&#252;y&#252; başımın &#252;zerine koydu, y&#252;z&#252;m&#252; örtt&#252;. Zannettim ki öleceğim. Sonra ört&#252;y&#252; kaldırdı ve “Oku” dedi.

    Ben okuma bilmem dedim. Yine önceki gibi, me&#226;l-i şer&#238;fi (İnsanı bir kan pıhtısından yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku, insana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbin en b&#252;y&#252;k kerem s&#226;hibidir) olan &#226;yet-i ker&#238;meleri okudu.

    Sonra geri çekildi. Ondan işittiklerim kalbime tem&#226;men yerleşti. Fekat bana mecn&#251;n, ş&#226;ir , kahin demelerinden korkdum. Kahinleri hiç sevmezdim, çok end&#238;şelendim. Bu sırada gök tarafından bir ses işittim. “Ey Muhammed! Sen Allah&#252; te&#226;l&#226;nın Res&#251;l&#252;s&#252;n. Ben de Cibr&#238;lim”. Sem&#226;da nereye baksam onu gör&#252;yordum.

    Meğer Hatice, beni aratmak için her tarafa adamlar çıkarmış, gelip beni buldular. Onlar gelince Cebr&#226;&#238;l gör&#252;nmez oldu. (Şevahidin n&#252;b&#252;vve’den)

    Eshabından olabilsem
    Efendimiz &#252;rpertiler içindedir eve gelince “beni ört&#252;n&#252;z” buyururlar. O hayret h&#226;li geçip de sakinleşince olanı biteni Hatice validemize anlatırlar. O da Varaka bin Nevfel’e sorar ve işin aslına vakıf olurlar.

    &#199;ok geçmez Fahr-i &#226;lem ile Varaka bin Nevfel K&#226;’benin yanında karşılaşırlar. Yaşlı alim Resul-i ekremin başından geçenleri dinler ve yem&#238;n ederek der ki: Sen bu &#252;mmetin Peygamberisin.

    O gelen N&#226;m&#251;s-u Ekberdir (Cebrail Aleyhisselamdır). Aynen M&#251;s&#226; Aleyhissel&#226;m’a getirdiği gibi İl&#226;h&#238; h&#252;k&#252;mleri bildirecektir.

    Ancak insanlar sana çok eziyet edecek, yurdundan çıkaracaklar. Zira hiçbir peygamber yoktur ki kavminin d&#252;şmanlığına maruz kalmasın. Eğer ömr&#252;m vef&#226; ederse, elimle, dilimle, malımla, canımla yanında olurum...”

    L&#226;kin ömr&#252; vef&#226; etmez.
    Resul-i zişan Nevfel oğlu Varaka’yı r&#252;yalarında gör&#252;rler ki ak libaslar içindedir. “Eğer cehennemlik olsaydı &#252;zerinde başka renk bir elbise bulunurdu” buyururlar. (Tirmiz&#238
    M&#252;jdeye bak!..
    kaynak:http://www.huzuradogru.com/modules.p...i_oku&sid=1208


    Son Ağaç yıkıldığında, Son Nehir kuruduğunda, Son Balık öldüğünde,son Çiçek solduğunda paranın yenmeyeceğini öğreneceksiniz (Kızılderili Atasözü)



    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!




    NE KADAR BİLİRSEN BİL, SÖYLEDİKLERİN KARŞINDAKİ KİŞİNİN ANLADIĞI KADARDIR. (HZ. MEVLANA)

  9. #9
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Allah Razı olsun , ( ben nasıl es geçtim burayı , halbuki sırayla gidiyordum )

    Not: İnşaallah devam edecek ,

    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  10. #10
    siez9 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    1,375
    Karizma Gücü
    0
    Malik İbn-Avf, Muhammed'e karşı savaşanların başkumandanıydı. 630 yılında Huneyn, bir başka adıyla Hevazin savaşında M&#252;sl&#252;manlara yenilmişti. Mekke ile Taif arasındaki Huneyn vadisinde yapılan savaş, Arapların Hevazin ve Sakif kabileleri ile , M&#252;sl&#252;manlar arasında olmuştu. Malik İbn Avf, Huneyn'i; terk ederek Taif'e gitmişti. Kendisi İslam d&#252;şmanı idi. Ama öneriyi ilgi çekici buldu. &#199;&#252;nk&#252; öneri peygamberden geliyordu : Eğer M&#252;sl&#252;man olursa, t&#252;m malları ve tutsak ailesi kendisine geri verilecek, ceza görmeyecek, dahası 100 deve alacak, bir de kendisine yönetimde yetki verilecekti. Hemen kabul etti ve M&#252;sl&#252;man oldu.

    Buhari, M&#252;tercimi Kamil Miras'a göre bu öneri, "olağan&#252;st&#252; peygamberlik cömertliği "idi.

    Ama temel tefsirlerden olan Taberi tefsirine göre ise bu d&#252;ped&#252;z "r&#252;şvet" idi. (Kaynak: Camiu'l-Beyan fi Tefsiri'l Kuran c.10, s.141)

    Peygamber;"R&#252;şvet verene de alana da Allah lanet etsin" demişti. R&#252;şveti veren İslamın peygamberi idi.

    R&#252;şvet verilenler:"M&#252;ellefet&#252;'l-Kulub"

    "M&#252;ellefet&#252;'l-Kulub", gön&#252;lleri İslama ısındırılan ve pekiştirilen kimseler demektir. Hevazin savaşından sonra Arap kabilelerindeki g&#252;çl&#252; ve etkili kişilerin gön&#252;lleri İslama kazandırılmak isteniyordu. En iyi yol ganimetlerden pay vermekti. Ortada da bir ganimet vardı. Hem de o tarihe kadar alınan ganimetlerden benzeri gör&#252;lmedik derecede çoktu, bunlar:

    6000 kadın

    24000 deve

    40000 davar

    4000 okiyye g&#252;m&#252;ş't&#252;. (Kaynak: Sahih-i Buhari)

    Peygamber kabile &#252;yeleri arasında kimlerin daha etkili, n&#252;fuzlu olduğunu çok iyi biliyordu. M&#252;ellefet&#252;'l-Kulub için , yani r&#252;şvet verilecekleri bunlar arasından seçti.

    İslam hukukçuları ne diyor ?

    Maliki fakihlerine göre bunlar İslama özendirilmek istenen kafirlerdir. Kimilerine göre de bunlar yarı M&#252;sl&#252;man olmuş olanlardır. Ama m&#252;sl&#252;manlık hen&#252;z kalplerine yerleşmemiştir.

    Gör&#252;l&#252;yor ki İslamı g&#252;çlendirmek için kimlerin g&#252;ç ve destek sağlayabileceklerine inanılıyorsa, onlara r&#252;şvet kapısı açık tutulmuştu. Toplumda g&#252;çl&#252; olacakları gör&#252;len kimseler, gerek ganimetlerden, gerek zekat mallarından yararlandırılmışlardı.

    Peygamberin, İslamı g&#252;çlendirmek gerekçesiyle, kimi insanları kazanmak için başvurduğu ört&#252;l&#252; ödenek, ganimet, mal ve develeri, hurmalıklar, araziler ve zekattı.


    http://www.turandursun.com/modules.p...showpage&pid=8
    ey bu topraklar için toprağa düşen/Bir karış toprağın Var mıydı yaşarken?

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. 'Almanya İslamı' oluşturma önerisi
    2006 Konuları bölümünde mexfi571 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 12.02.06, 16:40

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •