• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    02-01-2007
    Mesajlar
    719
    Karizma Gücü
    0

    Nihal Atsız Şiirleri

    Özleyiş


    Özledim... Yanıklık canıma değdi...
    Özledim, yıllarca daha özlerim.
    Hasret türkü olsa, ben onu çalsam,
    Kırılıp giderdi nice sazlarım...

    Yatın ümitlerim, uykuya yatın!
    Bitin hasretlerim, tükenip bitin!
    Ayrılık ateşi çetinmiş, çetin;
    Onunla dikleşir bütün düzlerim.

    Yanımda sanrım, bakarım düştür;
    Güldüm zannederken gözlerim yaştır.
    Umduğum ne varsa hepside boştur;
    Yinede bekliyor onu gözlerim.

    Sazlar var: Durmadan gurbeti çalar;
    Hayal var: Gözümü, gönlümü çeler.
    İçimde bir bülbül şakıyıp çiler:
    Özledim, yıllarca daha özlerim...

    Atsız

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    02-01-2007
    Mesajlar
    719
    Karizma Gücü
    0
    Toprak ve Mazi


    Gel arkadaş, gel seninle az dertleşelim:
    Okuyarak hayat denen koca kitabı
    Gönüldeki yaraları biraz deşelim.

    Gömdüm kara topraklara melekten iyi,
    Perilerden nazlı, güzel bir sevgiliyi.
    Derin derin sızlıyor gönlümde yaram,
    Bana artık her saadet olmuştur haram.

    Beni sardı kefen gibi mazinin tülü,
    Yere batsın bu toprakla bu korkunç mazi!
    Orda çünkü sevgilimle sevgim gömülü…
    Hey arkadaş sözünü bil, hem kendine gel,
    Bahtiyarlıklara olmaz ölümler engel.
    Bir sevgili kızı senden aldıysa toprak
    Bun a katlan, toprak için çünkü bu bir hak!

    Hem yaratan, hem büyüten topraktır bizi,
    Üzerinde işitiriz ilk ninnimizi;
    Fışkırttığı serin sular bize can verir;
    Ormanları gönlümüze heyecan verir.

    Hey arkadaş sende insaf duygusu yok mu?
    Sana her şey veren, seni büyüten toprak
    Senden bir tek kız aldıysa acaba çok mu?

    Doğup ölmek… Millet için bunlar bir hızdır,
    Toprak bizim beşiğimiz, mezarımızdır.
    Toprak bizim anamızdır… İnsan yasına
    Kapılarak nasıl söver öz anasına?

    Hakikat ne şu göklerin derinliğinde,
    Ne suların şairane serinliğinde…
    Aristonun mantığında zerresi yoktur,
    Fisagorda, Eflâtunda nebzesi yoktur.
    Mefkûreler âleminde olunca kıtlık
    Kafaların içerisinde başlar çıfıtlık:
    Bir budala “zulüm yeter!” diye haykırır,
    Bir it çıkar “proleter” diye haykırır!

    Bir hayvanda hâkim olur cinsî heyecan,
    Froyt denen yahudiye gider verir can…
    Kimi kördür… Kendisine büyük gelir pek
    Lenin denen o maskara vatansız köpek…

    O ne felsefe ne de “din”in “hiç”inde,
    O, toprağın asırlardan beri içinde…
    Hakikati bulmak için onu eşmeli,
    Yükselmekten bir şey çıkmaz, derinleşmeli…
    Göğe doğru yükselenler bir gün yorulur,
    Derinleşen hakikati toprakta bulur.
    Şu ne başı, ne de sonu olmıyan toprak
    Gömdüğümüz vücutlardan gıda alarak
    Bize hayat verir, bize tarih, mazi yaratır.
    Mazi köhne kitap değil, şanlı bir satır…

    Mazi ırkın yarattığı çoksun bir seldir,
    Mazi bizim alnımızı göğe yükseltir,
    Geçmişlerin gecesinden ışık alırız…

    Bir düşünsen mazideki olan işleri
    Hâdisatın büyüklüğü seni şaşırtır.
    İstersen gel yadedelim o geçmişleri…

    Kaynar elbet damarında halis Türk kanın,
    Damarında çünkü kanı var “Atilâ”nın,
    Avrupanın her ırkından toplanan ordu
    Onu Galya ovasında zorla durdurdu.

    İradesi yenilmeden sinirle ete
    Vatan için karısını bırakan “Mete”
    Yasa için kardeşini öldüren “Çingiz”

    Yeryüzünde bırakmadan küçücük bir iz
    Geçip giden milyonlarca adsız kahraman,
    Ki her biri bugün bize vermektedir şan,
    Bu erlerin cisimleri toprakta kaldı,
    Hangisini hangisinden üstün tutmalı?
    Her birisi bu toprağın, bu ırkın malı…
    “Tonyukuk”un gizlenmiştir dehâ kanında,
    Bismark onun at uşağı olmaz yanında…

    “Alp Arslan”la “Kılıç Arslan” şanlı bir fasıl
    Avrupayı rezil eden “Yıldırım”… Nasıl?

    Düşünsene ne biçim bir kahraman erdir
    Ankarada Yıldırımı eriten “Demir”…

    Bu kadar mı? Bu saydığım ancak bir kaçı!
    “Katerin”le neler yaptı acaba “Baltacı”?
    Anafarta cephesinde kim durdu en son?
    İlk dayağı kimden yedi kuduz Napolyon?

    Sevdiğin kız şu toprağa eğer girdiyse,
    Sen toprağı eskisinden fazla benimse.
    Bil ki toprak ebediyen senin olmuştur.

    Bu dünyada bizim bir genç kızı sevmemiz
    Filhakika gayet doğru, hem de çok temiz
    Bir gayedir… Fakat bunun hududu dardır…
    Sevgiliden sevgili bir mefkûre vardır.
    Biz kız solar, yahut senin tükenir aşkın,
    İnsan kalmaz uzun zaman neşeli, taşkın…
    Ya mefkûre? Ebediyet onunla birdir,
    Kişioğlu müebbeden ona esirdir.

    En mukaddes iki “Var”a böyle söversen,
    Toprak ejder, mazi kanlı bir gece dersen,
    İleriye bakamazsın, gözün kamaşır.
    İstikbali kucağında bu mazi taşır…
    Arkasında olmasaydı şanlı bir mazi
    Bu milletten çıkar mıydı bir büyük “GAZİ”?
    Kara toprak yine bizden gıda almasa
    Kalır mıydı aramızda türe yasa?
    Mazi bizim atamızdır, toprak anamız,
    Biri bizi yetiştirir, biri verir hız.
    Bu toprağa nasıl dersin kara bir ölü
    Ki bağrında bütün şanlı ecdat gömülü.

    Yabancılar bir gün yine akın ederse,
    Ve zaferi kendisine yakın ederse,
    Sevgilimi aldı diye bu kara toprak
    Tarihin ün meydanında uzun kalarak
    O toprağın uğruna sen can vermez misin?

    Bu maziyle bu toprağa küfürden sakın,
    Kendine gel, iradeni üstüne takıl!
    Savaşları, türeleri, yasalarıyla
    Zaferleri, bozgunları, tasalarıyla
    Mazi ırkın yarattığı bir şaheserdir…

    Hey arkadaş, sapıtmışın, doğru yola gir;
    Hakkı neyse ver maziyle kara toprağın…
    Onlar değil efsaneyle cansız bir yığın!

    Bu ikisi ebediyen kutlanacaktır…
    Ve bunları inkar eden, bil ki alçaktır…

    Atsız

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    02-01-2007
    Mesajlar
    719
    Karizma Gücü
    0
    Adalar Denizinden Altayların daha ötesine kadar bütün Türk gençliğine....


    Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
    Sen bütün varlığına yurdumuzun malısın.
    Sen bir insan değilsin; ne kemiksin, ne de et;
    Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

    Iztırap çek, inleme... Ses çıkarmadan aşın.
    Bir damlacık aksa da, bir acizdir göz yaşın;
    Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın
    Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

    Ezilmekten çekinme... Gerilmekten sakın!
    İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
    Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın
    Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

    Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
    Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
    Mefkuresinden başka her varlığı unutan
    Kahramanlar gibi sen, ebedi kalmalısın...

    Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
    Ne de sıska bir göğüse takılan bir çiçeksin;
    Senin de bu dünyada nasibin var: Savaşmak!..
    Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

    Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla
    Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla...
    Hayata ne biçimde geldinse bir borayla
    Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

    Kızıl Elma uğrunda kılıç çekince kından
    Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından;
    Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.
    Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

    Yüz paralık kursunla gider "Hayat" dediğin;
    "Tanrı Yolu" uzaktır; erken kalk, sıkı giyin.
    Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin
    Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin.

    Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
    Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
    Işıksız kulübende boranın esişini
    Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.

    Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;
    Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
    Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca
    Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...

    Hayatin kamçısıyla sızar derinden kanlar,
    Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
    Vicdanını Paris'e, Moskova'ya satanlar,
    Küfür diye bakarlar senin dualarına.

    Hey arkadaş! Bu yolda ben de coşkun bir selim,
    Beraberiz seninle, işte elinde elim.
    Seninle bu hayatin gel beraber gülelim
    Ölümüne, gamına, tipisine, karına...

    Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
    Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
    Savaş..... Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın,
    Ne sevgili yanında, ne baba ocağında.

    Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara;
    Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
    Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
    "Çanakkale" ufkunda, "Sakarya" toprağında.

    Siyasette muhabbet... Hepsi yalan palavra...
    Doğru sözü "Kül Tegin" kitabesinde ara...
    Lenin’den bahsederse karşında bir maskara
    Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

    Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
    Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...
    Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
    Ruhlarımız buluşur elbet Tanrıdağı'nda...

    Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin,
    Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
    Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın
    Yorgunluğunu gidermek serin bir su başında.

    Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
    Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan.
    Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
    Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

    Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
    Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
    Duygular ölmüştür... Tapınılan bir kızın
    Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

    Iztırabı kanına katta göz kırpmadan iç!
    Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
    Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç
    Bir şeyin olmayacak... Hatta mezar taşın da...


    Atsız

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    02-01-2007
    Mesajlar
    719
    Karizma Gücü
    0

    Yakarış-I


    Anlamayız hayatı felsefeyle, ilimle;
    Hayat çelik ellerle atılan zar olmalı.
    Rahat yatakta ölmek acep olmaz mı çile?
    Kanlı sınır boyları bize mezar olmalı.

    Aşık nasıl bulursa iç açan bir serin su
    Sevdiği bir güzelin som yalaz dudağında,
    Sönecektir bizim de gönlümüzün tamusu
    Tanrıların gezdiği yüce Tanrı Dağında.

    Tanrı Dağı! Tanrılar, tanrılaşanlar Dağı!
    Orda on üç asırdır bizi bir gözleyen var.
    Savaş türküleriyle aylı kızıl bayrağı,
    Kefensiz ölülerin ruhunu özleyen var.

    Ulu Tanrı! Kür Şad'ın yenilmeyen ruhunu
    Yüce Tanrı Dağında biraz daha barındır!
    Geleceğiz yakında! Yarın bütün oralar
    Demir bileklerdeki çelik kılıçlarındır.

    Tasa mıdır yakarsa bir kurşun kalbimizi?
    Ne çıkar süngülerle delinirse bağrımız?
    Bu kurşunlar, süngüler öldüremezler bizi,
    Belki diner onlarla ezeli kalp ağrımız.


    Gözümüzde bir hasret parlayarak düşünce,
    Toprak ana elbette bize açar kolunu.
    Onun kadar düşünmez bizi hiçbir düşünce,
    Kendi koynunda saklar can veren her oğlunu.

    Yurt ve şeref uğrunda sen seril de toprağa
    Varsın hiçbir dudakta anılmasın er adın!
    Kan sızarak göğsünden huzuruna varınca
    Iztırabı dinecek belki o gün Kür Şad'ın.

    Gam mı ceylan gözlüler bizlere yar olmasa?
    Yeter ki kılıçlarla süngüler yar olmalı,
    Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa?
    Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı.

    Atsız

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    02-01-2007
    Mesajlar
    719
    Karizma Gücü
    0
    Davetiye


    Ey benito musolini! Ey gayet yüce,
    İtalyanlar başvekili muhterem Duce!
    Duydum ki, yelkenleri edip de fora
    Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
    Buyursunlar... Bizim için savaş düğündür;
    Din arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.
    Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
    Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
    Hem karadan, hem denizden ordular indir!
    Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
    Kalem, fırça, mermer nedir? birer oyuncak!
    Şaheserler süngülerle yazılır ancak!
    Çağrı Beğ'le Tuğrul Beğ'in kurduğu devlet
    İtalyalı melezlerden üstündür elbet;
    Bizim eski uşakları alda yanına
    Balkanlardan doğru yürü er meydanına;
    Çelik zırhlı kartalları göklere saldır...
    Fakat zafer sizin için söz ve masaldır...
    Dirilerek başınıza geçse de Sezar
    Yine olur Anadolu size bir mezar.
    Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,
    Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna,
    Tanıyoruz Atilla'dan beri cermeni,
    Farklı mıdır prusyalı yahut ermeni?
    Senin dostun cermanyaya biz Nemşe deriz,
    Bir gün yine bec önünde düğün ederiz.
    Söyle, kara gömlekliler etmesin keder;
    Ölüm-dirim savaş bir gün mukadder!
    Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;
    Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
    Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
    Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
    Bu hayaller zamanları hızla aşmalı,
    Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!
    Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!
    Kılıçlarımız kınlarından çıkmayagörsün!
    Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;
    17'ye karşı 44 milyon az gelir.
    Arnavudu yendim diye kendini avut,
    Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut?
    Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!
    Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!
    Sert dipçikler ezmelidir nice başları!
    Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!
    En yiğitler serilmeli en önce yere!
    Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!
    Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!
    Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.
    Damarında var mı senin böyle bol kanın?
    Türk'ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!
    Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
    Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,
    Karşısında olmasaydı şanlı "Türk Budun"
    Belki gerçek olacaktı bir gün umudun,
    İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,
    Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı.
    Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;
    Hız verecek biricik şey ona savaştır!
    Keskin olur likörlerden ayranla kımız,
    Karnerayı yere serer Tekirdağlımız.
    Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru
    Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru...
    Biz güleriz façyoların felsefesine,
    Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?
    Bizim yanık Fuzuli'miz engin bir deniz!
    Karşısında bir göl kalır sizin danteniz!
    Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!
    "General"ler "Paşa" larla atamaz aşık!..
    Ey İtalyan başvekili! Ey musolini!
    İki ırkın kabarmalı asırlık kini...
    Hesabını göreceğiz elbette yarın
    Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!
    Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.
    Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih
    Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa...
    Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!
    Haydi, hamle kafirindir... İlkönce sen gel
    Ecel ile zaman bize olmadan engel!
    Burada tanklar yürümezse etme çok tasa;
    Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.
    Olma boyle sinsi çakal, yahut engerek!
    Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!
    Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!
    Atilla'nın ateşi var içimizde!
    Kanije'nin gazileri daha dipdiri!
    Sınırdadır Plevne'nin kırkbir askeri!
    Edirne'de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!
    Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!
    Şehitlerden elli milyon bekçisi olan
    Aşılmaz bir kayadır bu ebedi vatan!

    Nihal Atsız


  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    02-01-2007
    Mesajlar
    719
    Karizma Gücü
    0
    YOLLARIN SONU


    Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
    Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
    Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
    İtler bile gülecek kimsesizliğimize.

    Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların...
    Ordularla yenilmez bir gayiz var kanımda.
    Dün benimle birlikte gelen tanıdıkların
    Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.

    Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
    Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na.
    Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
    Degişilir topu da bir sokak kaltağına.

    İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...
    Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
    Bakarsın aldanmışşın, gördüğün bir seraptır
    Sevimli bir hayale açılırken kolların.

    Ey doğunun alnımı serinleten rüzgarı!
    Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
    Arzularim bir oktur, aşar ulu dağları,
    Düştüğü yer uzakta dilek adlı bir saray.

    O sarayda bulunca Tanrı'laşan erleri
    Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
    Hepsi sussa da "Kür Şad" uzatarak elini:
    "Hoş geldin oğlu ATSIZ, kutlu olsun" diyecek.

    Atsız

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    02-01-2007
    Mesajlar
    719
    Karizma Gücü
    0
    TOPAL ASKER


    Ey saçları "alagarson" kesik hanım kız!
    Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
    Bacağımla alay etme pek topla diye.
    Bir sorsana o topallık nerden hediye ?

    Sen Şişli'de dansederken her gece, gündüz
    Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz
    Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
    Siz salonda dansederken bizler savaştık.

    Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
    Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
    Olan işler dimağını azıcık yorsun!
    Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;

    Biliyorum baldırını o kadar nazla
    Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla
    Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden...
    Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben

    Neyim? Bir hiç... işe güce yaramaz, topal...
    Sen sağlamsın senin hakkın dünyadan zevk al:
    Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
    Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!

    Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
    Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!
    Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
    Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.

    Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
    Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur,
    Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
    Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık

    Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
    Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...
    Gülme bana bakıp pek arsız arsız
    Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

    Sana karşı haykıranı mecbursun dinle;
    Bugün hesap göreceğiz artık seninle:
    Ben cephede geberirken, geride vatan
    Aşkı ile bin belalı işe can atan

    Anam, babam, karım, kızım eziliyorken
    Dağlar kadar yük altında... Gel, cevap ver, sen
    Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
    Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!

    Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
    Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda...
    Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
    Sizin için harbederken yedim kurşunu.

    Onun için topal kaldı böyle bacağım,
    Onun için tütmez oldu artık ocağım.
    Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
    Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

    Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
    Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,
    Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
    Size şarap oldu sanki... Şehit canımız

    Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
    Zıpladınız,kudurdunuz arsız,edepsiz!...
    Gerçi salonlarda "yıldız" dı senin adın,
    Hakkikatte fahişesin ey alçak kadın!

    Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
    Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.
    Omuzunda neden seni fuzuli çeksin?
    Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..


    Atsız

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    29-12-2006
    Mesajlar
    390
    Karizma Gücü
    0
    Anda emeğine sağlık.Atsız Atanın her şiir ayrı bir güzel.

    TTK

  9. #9
    *-*ALPEREN*-* YalnızKurt_38 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-10-2005
    Mesajlar
    1,843
    Karizma Gücü
    0

    Iztırabı kanına katta göz kırpmadan iç
    Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
    Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç
    Bir şeyin olmayacak. Hatta mezar taşın da...

    Selam olsun Atsız Ata'ma !
    Bir adam ki büyük olmaktan bahseder,benim hoşuma gitmez.
    Bir adam ki memleketi kurtarmak için evvelâ büyük adam olmak lâzımdır der ve bunun için bir de örnek seçer,onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı inancında bulunur.
    Bu, adam değildir.

    Büyüklük odur ki,kimseye iltifat etmeyeceksin,hiç kimseyi aldatmayacaksın,memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek,o hedefe yürüyeceksin.Herkes senin aleyhinde bulunacaktır.Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır.Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır,kendini büyük değil küçük, zayıf,vasıtasız,hiç telâkki ederek,kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın.Sonra sana büyüksün derlerse bunu diyenlere de güleceksin.

  10. #10
    Misafir GöKBöRü adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-06-2005
    Mesajlar
    6,169
    Karizma Gücü
    0
    ++++++

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Bozkurtların Ölümü - Hüseyin Nihal Atsız
    2006 Konuları bölümünde PaSTaFaRYaN tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 21.03.06, 22:26
  2. Turan - Irkçılık - Nihal Atsız
    2005 Konuları bölümünde PATAGONYALI tarafından açılmış
    Yanıt: 3
    Son Mesaj: 05.11.05, 04:09
  3. BOZKURT KORKUSU (Nihal Atsız)
    2005 Konuları bölümünde GöKBöRü tarafından açılmış
    Yanıt: 97
    Son Mesaj: 28.08.05, 14:35

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •