CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK - Yunan İlişkileri
1930'a KADAR
Lozan Barış Antlaşması'ndan önce, 30 Ocak 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşmasına ek bir sözleşme ve protokolle Türkiyeli Rumlarla, Yunanistan'daki Müslüman Türklerin değiştirilmesi öngörülmüştü. Ancak, bundan Batı Trakya Türkleri ile İstanbul'da oturan (sakin-etabli) Rumlar istisna edilmişlerdi. Yunanlıların İstanbul'da daha çok Rum alıkoymak istemeleri, Antlaşmada mevcut sakin (etabli) deyiminin yorumunda uyuşmazlığa sebebiyet vermiştir. Ağır bunalımlara neden olan bu uyuşmazlık, 6-7 yıl devam ettikten sonra, 1930 yılında çözülmüştür.
Böylece, iki taraf arasında uzun süre devam eden huzursuzluk ortadan kaldırıldığı gibi, Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesine ve ilerde Balkan Paktı'nın kurulmasına ön ayak olmuştur.
BALKAN ANTANTI (1934)
9 Şubat 1934'te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan ittifak antlaşması. Avrupa'nın revizyonist ve anti-revizyonist iki kamp etrafında toplanmaya başlaması Balkan devletlerini bir grup kurmaya yönlendiriyordu.
İlk kez 1929'da Yunanistan Başbakanı Papanastasio'nun ortaya attığı bir Balkan birliği kurulması fikri çeşitli devletlerden destek görmüş ve arka arkaya Balkan devletleri arasında gayriresmi nitelikli konferanslar toplanmaya başlamıştı.
Konferanslar sonucu verilen uzlaşma doğrultusunda 9 Şubat 1934'te Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Atlantı imzalandı. Üç maddeden oluşan Antant Balkan ülkelerinin kendi aralarında olan sınırları koruyor ve bu ülkeler arası işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyordu. Antant bölgede revizyonist politika izleyen Bulgaristan'ı hedeflemekteydi.
II. Dünya Savaşı'nda Türkiye dışındaki üyelerin Alman işgaline uğraması ile Antant geçerliliğini kaybetmiştir.
BALKAN PAKTI
Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya'nın taraf olduğu siyasal nitelikli bölgesel örgüt. Pek uzun ömürlü olamamıştır.
A.B.D. 1950'lerin başında Sovyetlerle gergin ilişkileri olan Yugoslavya ile ilgilenmeye başlamıştı ve NATO'ya girmeleri kesinleşmiş olan Türkiye ve Yunanistan ile bu ülkeler arasında bir pakt yapılması yönünde çabalıyordu. 1951 yılı sonuna doğru ve üç ülke arasında başlayan yakınlaşma 1952 boyunca da devam etmiş ve 28 Şubat 1953'te Ankara'da üç ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından bir "Dostluk ve İşbirliği Antlaşması" imzalanmıştır.
Bu antlaşmaya göre üç devlet ortak çıkarlarıyla ilgili konularda birbirlerine danışacaklar ve üye devletlerin Dışişleri Bakanları yılda en az bir defa toplanacaktı. Dışişleri Bakanları arasında süren toplantılar sonucu yeni ilerlemeler sağlanmış, 9 Ağustos 1954'te üç ülke arasında Bled Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre taraflar, aralarından herhangi birine ya da birkaçına yönelen bir saldırıyı kendilerine de yapılmış sayarak askeri güç de dahil her türlü önlemi alacaklardı.
Ama daha paktın ilk günlerinden itibaren Türkiye ve Yugoslavya arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ve 1955'ten itibaren Sovyetlerle ilişkilerini düzeltmeye başlayan bu ülkenin pakta ilgisi azalmıştır. Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasıyla da Paktın doğurduğu olumlu hava silinmeye başlamıştı. Pakt 1960 yılına kadar devam etmiş 1960 Haziranında da resmen sona erdiği açıklanmıştır.
NATO
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kuzey Atlantik bölgesindeki memleketlerin müşterek güvenini sağlamak üzere görüşmeler yapıldı. Sonunda 17 Mart 1948'de Brüksel'de beş devlet arasında "Beşli Pakt" imzalandı. Daha sonra birleşik savunma sisteminin genişletilmesi için diğer devletlerin başvurması üzerine 4 Nisan 1949'da "Kuzey Atlantik Antlaşması" imzalandı.
Bu antlaşmayı imzalayan devletler şunlardır: Birleşik Amerika Devletleri, Büyük Britanya, Fransa, Kanada, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İtalya, Potekiz, Norveç, Danimarka ve İzlanda.
Böylece İtalya ve Portekiz gibi Kuzey Atlantik bölgesiyle ilgisi olmayan devletler de pakta alındılar. Bu nedenle Türk ve Yunan Hükümetleri de Atlantik Paktına girmek istediğiler ve isteklerini pakta dahil devletlere bildirdiler.
Türkiye ve Yunanistan'ın 1952'de, Batı Almanya'nın 1955'te ve İspanya'nın 1982 yılında NATO'ya katılması ile NATO üyelerinin sayısı 16'ya çıkmıştır.
NATO'nun kuruluşu ile Sovyetlerin Avrupa'daki yayılması durdurulmuştur.
Antlaşmanın başında, imza atan ülkelerin, milletlerin, demokrasi ilkeleri ve kişi hürriyetleri ve hukuk üstünlüğüne dayanan hürriyetlerini ve ortak savunmaları ile barış ve güvenliklerini korumak için birleşmiş oldukları belirtilmiştir:
"Taraflardan bir veya birkaçına, Avrupa'da yahut Kuzey Amerika'da yapılacak herhangi bir tecavüz, pakta dahil bütün devletlere birden yapılmış sayılacak, her devlet, tecavüze uğrayanların yardımına koşacaktır".
NATO'nun ilk merkez karargahı Paris yakınında kurulmuş, sonradan Brüksel'e alınmıştır. NATO'nun Güney-doğu Komutanlığının karargahı ise İzmir'dedir.
KAYNAK:
Armaoğlu, Prof. Dr. Fahir-; 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınevi, Genişletilmiş 12. Baskı, Ankara, s. 447-449.
AVRUPA BİRLİĞİ
Yunanistan'ın Avrupa Birliği'ne tam üyeliği, ekonomik gerekçelerden ziyade siyasi gerekçeler ön plana çıkartılarak gerçekleşmiştir.
Bununla birlikte, Yunanistan, AT açısından ekonomik olarak çok fazla soruna yol açmamıştır. Zira, küçük ülke sınırları ve az nüfusu, bu ülkenin mevcut ekonomik problemlerine karşın nispeten daha rahat hazmedilebilmesine olanak tanımıştır. Keza, bu ülke, AT yapılaşması açısından hassas konularda fazla sorun çıkarmayıcı bir görünüm takınmıştır.
Yunanistan'ın sorun yarattığı alanlar, daha ziyade 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren daha belirginlik kazanmış, özellikle Türkiye söz konusu olduğunda, Yunanistan yeğlemesini, Türkiye ile olan ortaklık ilişkilerinin geliştirilmesi yerine, bloke edilmesi doğrultusunda yapmış; keza Kıbrıs kartını oynayarak, AB'nin içine girdiği genişleme sürecini veto edebileceği tehdidini sürekli olarak kullanmıştır.
Yunanistan'ın tam üyeliği ile birlikte, Türkiye - Yunanistan ikili sorunlarını, Türkiye - AB ikili sorunları haline dönüştürmek için sürekli bir gayret içinde olması, siyasi gerekçelerle tam üyeliğe kabul edilen bu ülkenin, sürekli siyasi sorun yaratan bir ülke görünümüne kavuşmasına yol açmıştır.
TÜRKİYE'YE YÖNELİK YUNAN STRATEJİLERİ
Jeopolitik konum ve öneminden dolayı Türkiye, her dönemde çeşitli "tehdit"lere maruz kalmıştır. Kimi zaman ortaya çıkan "mahalli tehditler" de Türkiye'yi rahatsız etmiştir.
Türkiye'nin yakın komşusu olması dolayısıyla Yunanistan, özellikle 1919'lardan sonra bir "mahalli tehdit merkezi" olmuştur.
Yunanistan'dan Türkiye'ye yönelen tehdit, birbirleriyle ilişkili iki etkenden kaynaklanmaktadır. Bunların birincisi Türkiye'nin "Megalo İdea" veya "Yunan yayılma sahası"nın içinde bulunmasıdır. İkinci önemli etken de Türkiye'nin bölgedeki varlığı ve önemli bir bölge ülkesi olarak gelişmesidir. Sosyo-psikolojik nedenlere dayanan bu ikinci etken sonucu Yunanistan, "tehdit algılaması" sıralamasında Türkiye'yi birinci sıraya koymaktadır.
Bu iki temel nedenden hareket eden Yunanistan; silahlı işgale yönelerek, Türkiye ve Kıbrıs Rumlarını kışkırtarak(1), Türkiye'de faaliyet gösteren terör örgütlerini destekleyerek(2), Türkiye aleyhine çalışmalar yaparak amaçlarına ulaşmak istemektedir.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi özellikle 1974 yılından sonra Türkiye'ye karşı yeni bir strateji uygulamaya başlamışlardır. Bu stratejiyi, 1974 yılı Sonbaharında Selanik Fuarı'nın açılışında bir konuşma yapan Konstantin Karamanlis şu sözleriyle çok öz ve veciz bir şekilde ifade etmiştir:
"Bugünkü gücümüzle, Türkleri savaşarak yenmemize imkan yok. Mücadelemiz her çareye başvurarak sürdüreceğiz. Türklerin yaralarını kaşıyıp kanatacağız(3)..."
KAYNAK:
Güler, Yard. Doç. Dr. Ali-; Dünden Bugüne Yunan-Rum Terörü, Ocak Yayınları, Ankara 1999.
DİPNOTLAR
1) Yunanistan'ın Birinci Dünya Harbi'nin hemen sonrasında Anadolu'yu İşgal etmek için yürüttüğü "teşkilatlanma" ve bu bakımdan Rumlarla olan ilişkisi için bkz: A. Güler, İşgal Yıllarında Yunan Gizli Teşkilatları, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1: 90 1. Ank., 1988.
2) 1967 yılından itibaren Yunanistan'ın özellikle Türkiye'ye yönelik terör faaliyetlerine verdiği destek belgeleriyle birlikte şu çalışmadan incelenmiştir: C. Başar, Terör Dosyası ve Yunanistan, C: I-II. İst., 1993. Yunanistan'ın PKK Terör Örgütüne verdiği destek ve bu eserin devamı mahiyetinde tarafımızdan yayınlanacaktır.
3) C. Başar, a.g.e., s. 48.
Kaynak: Tarihogretmeni.net


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
