Birbirine değen anlamsız bardakların ince melodisi...
Şerefe...
Lütfen şu -neden buradasın- bakışlarını çeker misin yüzümden. Biliyorum, anlam veremiyorsun burada olmama. Ben de anlam veremiyorum zaten beni hala içeri almana.
Boş ver. Neden anlam arayayım ki.
Anlamların anlamı yok. Anlamsız kalalım.
Bu anlam dişi herhalde.
Bazıları kötü olduğumu düşünüyorlar. Kötüyüm. Kötü olmak güzeldir bazen. Kimsenin arkamdan iyi konuşmaması doyurucu bir duygu.
Herkes sevilebilir. İyi biri olabilir. Ama iyi bir kötü olmak yürek ister.
Evlendiğim günü hatırla.
Düğünün organizesini sen yapıyordun. Yürekli bir savaşçı gibi değildin. Doğru olan buydu. Ben evlenmeliydim. Nedenini sormadın bana. Ben de söylemedim. Zaten anlamı da yoktu.
Anlam ne durumda biliyorsun. Az önce söyledim.
Evlenmeden bir gece önce içmiştik.
Bir kadın, kocasının hayalini kuruyordu. Bir erkek, hep aldatacağını bildiği karısını unutmuştu. Ve bir de sen vardın. Sevgilini evlendiriyordun. Ben kötüydüm.
O geceyi tam olarak hatırlamıyorum. Sarhoştum.
Hoş şimdi de pek ayık sayılmam.
Evlendiğim gün ise sırtımı sabunlamıştın banyoda.
Temiz olmalıydım.
Temiz değildim.
Temiz olamazdım.
Sakince banyo yaptık.
Öpüştük.
İyi bir organizatördün.
Benimle öpüşüyor, sırtımı sabunluyor, düğün pastasını ve kekleri ayarlıyor, aynı zamanda da müzisyenleri toparlıyordun.
Nasıl yapıyordun, anlamıyordum.
Gelin arabası hazırdı.
Beni ilk defa takım elbise içinde gördük. Güldük.
Komik olmamıştım ama ben değildim bu.
Altımda motor olmalıydı. İlk defa kahverengiyi bırakıp siyah deri ceket giymeliydim. Bir de deri papyon...
Olmadı.
Son model bir araba...
Süslenmiş...
Bir ara oturduk.
Havluya sarınmıştım.
Bakıştık.
Kötü bir şiirsellik içinde heyecansı bakışlarla anlaşmaya çalıştık.
Beceremedik.
Hani -o an bir şeyler kopar içinden- derler ya. O olmadı.
Hayret!
Hiçbir şey kopmadı!
Gülümsedik.
-Vay be, evleniyorsun- dedin.
-İyi ama sen kabul etmemiştin ki... sormadı deme- dedim.
Gülemedik.
Komik bir tonda söylemiştim, olmadı.
Nedense gülemedik.
Giyindim. Evden çıktık.
Aynı arabalara binip, aynı organizenin değişik parçalarını oluşturmak üzere yola döküldük.
Trafik sıkıştı.
Herhalde o da dişiydi ve anlamla bir bağlantısı vardı. Aynı durumdaydılar. Gelsin, gelelim diye bekliyordu. Biz ise gitmek istemiyorduk. En yakın iki arkadaşım arabadaydı. Susuyorlardı. Gülümsemiyorduk henüz. Yeri gelince elbet mutluymuş gibi yapacaktık.
Bir şey olsaydı da gidemeseydik. Ya da bir mucize olsaydı da Gelin, bize gelin demeseydi. Şu rezil cep telefonu çalsaydı ve GELME deseydi.
Vazgeçmiş olsaydı.
Telefon çaldı.
Sendin.
Her şey tamamdı. Başka bir emrim var mıydı.
Saçmalama dedim. Sözlerin kırılmıştı. Ve saçmaydı.
Sırf iş olsun diye kanepelerin yetmeyeceğini, biraz daha almanı söyledim. Kredi kartım sendeydi zaten.
-Peki- dedin. Oyalanmalıydın.
Sen kırılmak için yaratılmıştın.
Bunu seviyordun.
Kendini pek beğenmiyordun kadın olarak. Güzel sevişiyordun bu yüzden. Oysa çok alımlıydın. Sevişmek içinde vardı senin. Çok kolay uyum sağlıyordun.
Sarhoş olman bile sarhoş olmak gibi değildi. Anaç duyguların vardı. Herkesin sırrını taşırdın. Sır küpüydün. Dert ortağıydın. Kötü gün dostuydun. Bozacılara şıracıydın.
İyiydin.
Hem iyi yemek yapardın hem de geyşalar kadar erkeklik hissettirirdin. Senin hazırladığın rakının tadı başka olurdu.
Bunu herkes anlamıyordu.
Gelin, arabaya bin kusur bularak bindi. Mavi araba köşeyi döndü. Seni aradım.
Konuklar gelmişti. Biz de gelmek üzereydik.
Geldik.
Çok kötü senaryosu olan bir filmde, sırf para için oynuyor gibiydim.
Bana gülümsedin. Gelini öptün. Çaktırmadan kulağıma, diğer sevgililerimin etrafa komiklik yaptıklarını söyledin.
Biri dışarıda arabasının içinde ağlıyordu. -Ona söyle, bizim şarkımızı dinliyorum demiş. Neydi onunla olan şarkımız?
Serserim benim, deli dolu sevgilim -di galiba... Unutmuşum.
Diğeri ise çok mutluymuş taklidi yapıyordu. Çok gülüyordu. Gülmekten gözlerinden yaşlar geliyordu. Kötüydüm.
Ama sen sevgili değildin. Bir parçaydın hayatımdan. Ve hep orada kalacaktın.
Biliyorduk.
Allah kahretsin ki bu da anlamsızdı.
Evlenmiştim.
Parmağımdaki yüzük pahalı bir altın parçasından başka bir şey değildi. Ve bir gün satılıp rakı içilecekti parasıyla. Her şey bir gün bitecekti. Yüzükleri takan salak, bir iki şey saçmaladı. Ömür boyu bir yastıkta kocayacaktık. İçimden –Ne ömrü be? Hem kim kimle bir ömrü aynı yastıkta geçirmiş. Kokar be o yastık- dediğimi duyar gibiydin.
Mutlu gözüküyorduk.
Evleniyordum.
İmzalar, beyler, bayanlar...
Evlenmiştim. Gecenin son dakikasında, gelin arabaya bindiğinde kavga ettik.
Senden nefret ettim.
Öldürebilirdim seni.
Silahım belimdeydi.
Ölmek ne komik ve ne yakındı hep bana.
Motor kazaları... Sürat...
Bir kere bıçaklanmıştım.
Sağ kolumda, dövmenin bir karış aşağısında büyük bir bıçak yarası vardı. Şimdi bile izi var.
Bıçaklandığımı, motora binip uzaklaşırken anlamıştım. Acı hissetmiyordum. Arkamdaki kızın üzerine sıçrayan kanların benim olduğunu anladığımızda çok şaşırmıştık.
Hastaneye gittik.
Doktor, adli vaka dedi.
Niye diye sordum.
-Bu bıçak yarası- dedi.
-Hayır motordan düştüm- diye mırıldandım. Yemedi.
Polis geldi.
Orta yaşlı bir adamdı. Gözlerinde dostluk yoktu. Hemen anladı. Ben de hemen inkar ettim. Yutmadı ama sustu. Uğraşmak istemiyordu motorcu piçle.
Ne uğraşacaktı ki.
Birincisi bıçaklanan bendim ve şikayetçi değildim. İkincisi yaşıyordum. Üçüncüsü de beni kimin bıçakladığını bilmiyordum. Kalabalık arasındaydık.
İçinden küfredip gitti.
Ben de ona ve doktora...
Doktora yarayı dikmemesini söyledim. Sar!
Sardı.
Belimdeki silahı gördü. Ama polis çağırmadı.
Git buradan dedi.
Zaten koynunda yatacak değildim.
Gittik.
Kızla seviştik. Hem de ne sevişme. Sargı açılmış etraf kan olmuştu. Fark etmemiştik. Kız, pansiyon sahibinin bir bekaret gecesi sendromu sanacağını söyledi. Duş yapıp tüydük.
Yani demem o ki kandan korkmam. Bulurdum bir sebep seni vurmak için. Sonra da ver elini dağlar.
Ne dağı desene.
Doğa uzaktan hoş gelir.
Doğada doğal yaşamak yürek ister.
Şimdi bana sormasan da, -Burada ne arıyorsun- bakışları atıyorsun. Beni buraya başka şeyler getiriyor.
Bıktım.
Herkes, ne güzel karın var. Gül gibi yaşıyorsun işte- diyor.
Ne gülü be...
Başlarım güllerden.
Ben motora binip oraya gitmek istiyorum. Orası neresi hala bilmiyorum. Biliyorsun zaten, her yol oraya gider.
Ama buradayım.
Her zamanki gibi kötüyüm.
Yaşasın kötülük.
Ve sarhoşum.
İhanet meyhanesinde içmeye geldim. Rakıma buz, soda ve zina koy. Meze olarak sen gel.
Bense senin neyin olursam olayım.
*alıntı.Kaan ERKAM


LinkBack URL
About LinkBacks


Alıntı Yaparak Cevapla

