• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
21 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Bahattin Karakoç Şiirleri



    **Vakit Akşama Kilitlendi

    Vakit akşama kilitlendi
    Kuşlar da farkında mıdırlar bilmiyorum
    Bir gün daha geçip gitti ömrümüzden
    Bir elma daha düştü daldan

    Vakit akşama kilitlendi
    Atlar da farkında mıdırlar bilmiyorum
    Esintinin yönü değişti durup-dururken
    Gökkuşağı bilezikler takmışlar
    Ayakları görünmüyor halhaldan

    Vakit akşama kilitlendi
    Ya balıklar, onlar farkında mıdır
    Dayanılmaz boyutlarda çağrısı ötelerin
    Belki kaza, belki kader
    Denize bir insan düşüyor sandaldan

    Vakit akşama kilitlendi
    Ya gardiyanlar, onlar da farkında mıdır
    Bir gün daha eksilirken mahpusun cezası
    Tâdatta
    Bir ceset çıkıyor çuvaldan

    Vakit akşama kilitlendi
    Hamaklarda sallanıyor Don Kişot şairler
    Tanıklık yapmaya reşit değiller
    Bir daha, bir daha derken
    Son elma da düştü-düşecek daldan

    Vakit akşama kilitlendi
    'En büyük takım, bizim takım'dır
    'En büyük asker, bizim asker'
    Hep hava basıp durur körükler
    Kırmızı şeritli bir aferin gelecek diye
    Örümcek kraldan…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri –Dolunay Yay. ANKARA)


    Bahattin Karakoç


    Beyaz Dilekçe'den...
    Rahman Ve Rahim Olan Adına Sığınarak,
    Açtım İki Elimi, Kor Gibi İki Yaprak.

    Bir Edep Ölçeğinde Umutlu Ve Utangaç,
    İşte Dünya Önünde, Benim Ruhum Sana Aç.

    Bu Seyriyen Ellerle, Senden Seni İsterim,
    Senden Seni İsterken, Canımdan Çıkar Tenim.

    Sana Âşık Ruhumdur, Merceği Yakan Işık
    Gözlerim, Cemalini Görmeden De Kamaşık

    Bir Mirasyediyim Ben, İflasın Eşiğinde,
    Hep Sabırla Çürüyor, İhlas Bileşiğinde.

    Kimin Kimlik Ararken, Hem Güler Hem Ağlarım
    Yükseklerden Dökülen, Sular Gibi Çağlarım.

    Çok Tuzlu Bir Denizim, Her Anım Med ve cezir,
    Sana Âşık Olalı, Yüreğim Kutla Esrir.

    Döşeğim Kara Toprak, Yorganım Kara Bulut,
    Ben Seninle Doluyken, Vurgun Yapamaz Umut.

    Her İnsan Günah İşler, Sen’den Saklanır Mı Sır?
    Tövbe Dilekçesiyle Sırttan Kalkar Bu Nasır.

    Kainatı Yarattın, Donattın, Rızk Verdin,
    Kimine Sonsuz Körlük, Kimine Işık Verdin.

    ”Yanlış Adım Atmayın! ”, Diye İndi Her Kitap,
    Sana Açılan Eli, Geri Çevirmezsin Rab.

    Ulu Birsin, Sineden Peygamberler Gönderdin,
    Gök Yüzüne Yıldızlar, Yere Çiçekler Serdin.

    Senden Önce Bir Sen Yok, Kâinatta İlk Sen’sin!
    Bu Kâinat Bir Meta, Hepsine Malik Sen’sin!

    Rabb’im Seni Tanıyan, Bilir Doluyu – Boşu.
    Kapına Geldi İşte, Yorgun Bir Aşk Sarhoşu.

    Garibim, muzdaribim Ama Umutsuz Değil,
    Seninle Dost Olanlar, Cihanda Mutsuz Değil,

    Kulunun Kurbanıyım, Rabb’im Senin Mülkünde,
    Garip Kulun, lütfeyle Gülümse Dilekçeme.

    Senin İçin Verince, Verenin Feyzi Artar,
    Gönülden Bir Sadaka, Dağca Bir Ömrü Tartar.

    Kainatta Ne Varsa, Hepsinin Zikrinde Sen!
    Hamd Ve Şükür Sanadır, Her Şey Sen’inle Esen!

    Sen Ki Sana Geleni, Çevirmezsin Eli Boş,
    Âşık Boşa Dememiş: Lütfûn da Kahrın da Hoş!

    Bir Beyaz Dilekçedir, Sana Her Yalvarışım,
    İmanımla Amelim, Hem Perdem, Hem Nakışım.

    Çalı Bile, Kendine Sığınan Kuşu İtmez,
    Sen Gafursun, Azizsin, Senin Keremin Bitmez!

    Geldim İşte Kapına, Kul Senden Irak Olmaz
    Sana Adanmamışsa, Yürekte Yürek Olmaz!

    Her Müslüman Bir Kartal, Vurulur Da Pesetmez,
    Oruçtan Tad Alanlar, Kemik Peşinde Gitmez.

    Bezm-İ Elest'te Sana, Secde Eden Ruh İçin;
    Verdiğin Söze Sadık, Doğru Giden Ruh İçin:

    Hiç Kimseyi Vatansız, Milletini Devletsiz,
    Gönülleri Sevdasız, Şehirleri Mabetsiz;

    Bayrakları Rüzgârsız, Ocakları Ateşsiz
    Bırakma Ulu Rabbim, Asi Kul Değiliz Biz.

    Benden Önce Esirge, Muhammet Ümmetini,
    Esen Gitsin Her Kervan, En Sona Ula Beni!

    Kâinat Bir Mozaik, Her Şeye Sahip Allah!
    Ey Gizli Ve Aşikâr, Her Derde Tabip Allah! ...


    Bahattin Karakoç






    Acelem Var!

    Yarına hükmüm geçmez, heybemde azığım yok
    Ecel pusuda bekler ve benim acelem var.
    Karanlığın çiğ sesi kalkansız karşılanmaz
    Çırpınır tutunacak dalı olmayan kuşlar
    Benim de acelem var! ...

    Yırtık bir paraşütle gökten atlamak olmaz
    Toprak kucak açsa da düşmeden donar kanın.
    Mum eriyip bitiyor, zaman deli bir rüzgâr
    Son nefes ki takvimde hasatı ölü bir yaz
    Ve benim acelem var! ...

    Bir bineğim olsun ki rüzgârdan hızlı uçsun
    Yeri göğe bağlasın som tevhid urganıyla.
    Üstüme kar yağarken içimden tepsin bahar
    Dost gönlümü ısıtsın yıldızlı yorganıyla
    Benim ki acelem var! ...

    Aynayı ayna yapan ışık ile gören göz
    Tara kâküllerini çökmeden karanlıklar.
    Kuş kafesten uçanda dövünmek neye yarar
    Bir kez orman yanmasın neye yarar kül ve köz
    Bundan ki acelem var! ...

    Şeytanı karıştırma, hep sağlam pusat kuşan
    “Biraz daha! ” diyenin avını uyku taşlar.
    Yörük atlar aksamaz besmele göynüğünde
    Son dergâhta yavaşlar
    Ve benim acelem var! ...

    Yarın için tapum yok, Hakk’tan gayri kapım yok!
    Hamurum mayalandı ve benim acelem var! ...
    Her şiirde ruhumu ateşlere veririm
    Bir yandan balım akar, bir yandan torçum akar
    Yüzü ak gitmek için bu günden acelem var! ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek –Beyan Yay. İstanbul / 1998)


    Bahattin Karakoç







    Ağır Geliyor

    Yaralı kuşumun kanadı
    Dallara ağır geliyor.
    Yere bassa ayağını
    Yollara ağır geliyor.

    Uzaktan gider bulutlar,
    Çiçekken kurur umutlar,
    Suna beklemek her bahar
    Göllere ağır geliyor.

    Nâçar, vurgun gönlüm nâçar,
    Kurt kovalar, ceylan kaçar,
    Ufuklar bir konar göçer
    Çöllere ağır geliyor.

    Yolcu yeler yeler yetmez,
    Derdi olmayan kuş ötmez,
    Hayattan şikâyet bitmez
    Kullara ağır geliyor.

    Vakti tırnakla kaşımak,
    Kızıl alevde üşümek,
    Yorgunlukları taşımak
    Sallara ağır geliyor.

    Sevda bana vurdu geçti,
    Kıran geldi, kırdı geçti,
    Desem ki ısırdı geçti
    Yıllara ağır geliyor…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Leyl ü Nehar Aşk – TDV. Yay. Ankara / 1977)


    Bahattin Karakoç








    Ak Ellerim

    Beş vakte yeşeren kutsal orman
    Yaprak yaprak ellerim
    Yapışmış aşk atının gök yelesine
    Pamuk sularında ak-pâk ellerim…

    Öylesine insan ve Müslüman ki
    Öylesine dost, öylesine can ki
    Ve öylesine yakın ki
    Allah’a, adak ellerim…

    Her sabah kaktığımda turfanda
    İki esrik ak kuğudur abdest sularında
    Kelle sökmeye başlar iman tarlamda
    Başak başak ellerim…

    Yalan yok, korku yok, kin yok
    Döküldü dünyanın ham cümbüşüne
    Sonsuza kol atmanın düşleri
    Bayrak bayrak ellerim…

    Anaç keklik gibi kızgın yatanda
    Yüreğimin üstüne üstüne
    Besmele göynüğüdür Kur’ân tutanda
    Sanki tutmaz öper, dudak ellerim…

    Beş vakte yeşeren kutsal orman
    Dal budak yaprak ellerim
    Vığıl vığıl ışıklarla konuşur
    Cümle kötülükten uzak ellerim…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek- Beyan Yay. İstanbul / 1998)


    Bahattin Karakoç







    Akşam Olur

    Akşam olur mesafeler daralır
    Yollar kilitlenir, sesler aydınlık
    Bir rüzgâr eser ki türküyle ıslık
    Dağlar geçit vermez yolcuya
    Burası Anadolu'dur
    Mektup yaz
    Gün doğar, gün batar balam
    Sen uzaksın
    Sen uzaksın, gönül ister
    Ağlar da avutulmaz

    Akşam olur dağlar göbeğime oturur,
    İp boğazıma... sesim çıkmaz
    Karanlıklar katleder kanım akmaz
    Derim, şimdi biri kapımı vurur
    Vurmaz
    Burası Anadolu'dur
    Sen uzaksın
    Sen uzaksın, gönül ister
    Ağlar da avutulmaz

    Yıldızlar kınalı keklikler gibi suya iner
    Korkarım ürkütmekten
    Zayıfım, gidecek yeri bilmem
    Saçların, gözlerin davet eder
    Durulmaz
    Burası Anadolu'dur
    Zaman yorulur gönül yorulmaz
    Ama sen
    Sen uzaksın
    Sen uzaksın balam, gönül özler
    Beklerim, beklerim sabah olmaz.


    Bahattin Karakoç




    Alaca Karanlığında Aşk Yokuşunun
    Bulutlar dağlarda örgütleniyor
    Yırtılan göklerin gazabından korkuyorum.
    Zaman çentik çentik tükeniyor
    Çaresizliğin azabından korkuyorum.

    Yârin adıyla ıslatıyorum dudaklarımı
    Yüreğimde renk renk çiçekler açıyor.
    Bir yâr ki yüzünü saklar haramdan
    Süzülür prizmamdan al, yeşil, mor.

    Cuma günleri gibi en uzun yağmur saçlı
    Hasret kokar, sıla kokar, sevgi kokar.
    Kabımla kapçığımla ülfeti yoktur
    Bakınca daima özüme bakar.

    Bir çakır doğandır aşkın sıtması
    Geyikler koşuşur damarlarımda.
    Körelmiş tırnaklarını rüzgârla sivriltir dağlar
    Biraz daha viranız her yitik baharda.

    Bulutlar dağlarda örgütleniyor
    Dağlardan, çığlardan, sellerden korkuyorum.
    Ölü denizlere hicreti anlatmak zor
    Aldığını vermeyen yıllardan korkuyorum.

    En arkalarda kalmış topal bir bulut
    Vadimizin üzerinden seke seke geçip gitti.
    Çengelsiz bir türküyle seslendim arkasından
    Filim oracıkta bitti…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Leyl ü Nehar Aşk –Türkiye Diy. Vak. Yay. ANKARA / 1977)


    Bahattin Karakoç






    Anadolu Türkçesiyle Bir Ulu Çınar Konuştu

    Görkemli geçmişime nice yasaklar koyup,
    Bizden görünenler kesti benim en gür dallarımı.
    Dört duvar ortasında acıdan anıt yüzüm;
    Ben eskiden böyle kuru bir ağaç değildim! ...

    Yokluk kılıç kuşanamazdı benim toprağımda,
    Tuttuğum altın olurdu ellerimde çil çil
    Ve her selâmım bir ülkeyi beslerdi tekmil;
    Gözüm tok, gönlüm tok, hiç aç değildim.

    Sipahiler uçururdum seferlerden seferlere,
    Demezlerdi Asya neresi, Avrupa nere?
    İnsanlığı benden öğrenirdi palazlanan her kefere;
    Şimdiki gibi Batı’ya muhtaç değildim! ...

    Elçiler yığılırlar, yüz sürerlerdi eşiğime,
    Ufuklar açılırdı, sesime, ışığıma.
    Besmeleyle su verilmiş bir çelik kılıçtım ben;
    Teneke değildim, saç değildim! ...

    Tuna, Sakarya kadar Türk’tü; Fırat kadar Türk;
    Kılıç tutan iki kolumdu Kırım’la, Kerkük!
    Kestiler, acıdan sarhoşum şimdi kör-kütük;
    Kendi derdime bile ilaç değilim! ...

    Estergon Kalesi bre aman su başı durak,
    Git bulut üstümden, git de Vardar Ovası’na bak!
    Ne aşklar yaşamıştır orda yürek;
    Hilâldim her yerde, hiç haç değildim! ...

    Dün er gibi savaşırlardı başı örtülü kızlarımız,
    Bu gün cıscıbıllar, şimdi hepsi birer yalancı yıldız.
    Ne ezgiler bizim ezgimiz, ne ağızlar bizim ağzımız;
    Has ekmektim, baldım, bulamaç değildim! …

    Düşmüşüm çemberine ateşin, yağmurun, karın
    Kokularıyla yaşıyorum şimdi o eski baharların.
    Sür git önüme çıkan haçlı akbabaların;
    Önlerinden kaçacak keklik, turaç değildim! ...

    Baş benim başımdı, eller benim ellerimdi
    Çağlara hükmeden medeniyetimin mayası adaletti, dindi.
    Pis uğurlar yüzünden toprağımın bereketi tükendi;
    Ben eskiden böyle yoz-kıraç değildim! ...

    Şimdi garip çocuklarım yaban ellerinde iş ararlar,
    Kiliselerin gölgelerinde ezik ve sürgün yaşarlar.
    El uşaklarıysa her gün bir kökümü daha koparırlar;
    Eyvah ki eyvah, ben eskiden böyle dalaç değildim! ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (İlkyazda – Haziran 1984)


    Bahattin Karakoç




    Anladım
    (Aranağme)

    Aşkın hem ateş hem yağmur olduğunu
    Kemiklerime kadar ıslanınca anladım…

    Adildir Padişahım, yan tutmaz, emek yemez
    İnanıp erkine yaslanınca anladım…

    Sınırları karıştırdım deliliğin met cağında
    Gerçeği, som gerçeği uslanınca anladım…

    Fiziğini aşan yanık sesin yeni ufuklara
    Nasıl pençe vurduğunu, seslenince anladım…

    Aşkın fotoğrafı gözlerimde fer / kanat
    Yürek sürekli zikir ile beslenince anladım…

    Yaş dorukta, gönül hâlâ çıktığı yolun başında
    Başım dağlar gibi sislenince anladım….

    Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. Ankara – 2004)


    Bahattin Karakoç






    Anlarım / Anlatamam

    Eprimiş giysiler gibi hüzünlü, yorgun
    Ve dopdolu bir hâlin var ki anlarım anlatamam! ...

    Seslensem dökülecek gülleri gözlerinin
    Bu bir deli bahar ki anlarım anlatamam! ...

    Has kokunu bir rüzgâr yaralamış süt çağı
    Bu öyle bir rüzgâr ki anlarım anlatamam! ...

    Yüreğinin parkına ışık ekerken kuşlar
    Bu sevdada ne var ki anlarım anlatamam! ...

    Ey canımın toprağı, sevincimin kumaşı!
    Bu çokluk o kadar ki anlarım anlatamam! ...

    Gökleri kucaklarım senin esenliğine
    Bu sevgi bir pınar ki anlarım anlatamam! ...

    Yüreği yaka yaka derinden akmak nedir?
    Gülüm, KARAKOÇ der ki anlarım anlatamam! ...


    Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek -Beyan Yay. İstanbul / 1998)


    Bahattin Karakoç





    mazeretim var

  2. #2
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9


    Aşk

    Andolsun bütün örtülere, andolsun bütün örtünenlere ki,
    Kar altında terleyerek uyanmaktır aşk.

    Yanmış iki cesedin kına gibi külleri arasından
    Fışkın sürerce dirilip yeniden yanmaktır aşk.

    Cümle ağaç kapıları, cümle demir kapıları aşıp,
    Bir gönül kapısına dayanmaktır aşk.

    Sevgilinin otağını gökkusağına boyayıp gece-gündüz,
    Hüznün safran sarısıyla boyanmaktır aşk.

    Yaratmaktır ya da sevgilinin toprağından yaratılmak,
    Her nefes alıp verişte yanmaktır aşk.

    İsmaili bir gönülle teslim olmaktır bıçağa,
    Birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk.

    Diline arılar konar, koynunda karıncalar gezer,
    Sevgilinin ölçeğiyle her zaman sınanmaktır aşk.

    İsrafil'in Sûr'unu ruhunda duymaktır aşk,
    Suyu suyla yumak gibi aşka inanmaktır aşk.
    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

  3. #3
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9



    şk Mektubu XXIV

    'Az bekle' demeye utanırım
    'Biraz daha…' sözü beni öldürür
    'Hele kalsın…' demek ipe un sermek
    Olacak anında olsun derim
    Yüzümü yapacağım iş değil
    Yaptığım iş güldürür.

    'Şu olursa..' diye bir şartım olmaz
    Görücü beklemek temelden sakat
    Aşktan başka elimde kartım olmaz
    Her 'acaba? ' girişime barikat
    Yalanlar, yanlışlar harmanlandıkça
    Felç olur hakikat.

    'Şunu da isterim..' bir dayatmadır
    Ve süresiz bir erteleme
    Boşlukta kalan zamanı, zamandan saymam
    'Çam sakızı çoban armağanı'
    Süte incir sütü damıtırsın, olur teleme
    Aşkla taçlanmayan imanı
    İmandan saymam.

    'Kim demiş, ne demiş, niçin demiş
    Nerede, ne zaman ve nasıl? '
    Sen cevap beklerken kervan göçüp gider
    Kaybeden sen olursun her fasıl
    Askıya aldığın süreç
    Geriye doğru sayan bir süre olur
    Ve çağın geçip gider.

    Ey çağı hiç geçmeyen sevgili,
    Her mola biraz daha geciktirir vuslatı
    Benim acelem var, imtihandayım
    Sevdalıyım, tez canlıyım
    Ayaklarımın altından yer kayıyor
    Başımın üstünden gök-çatı.

    Yeryüzü, gökyüzü hareket eder
    Sular, bulutlar ve yıldızlar
    Rüzgârın kendisi harekettir
    Yatarım-kalkarım bir yanım sızlar
    Kuş yanım uçar gider
    Bende kalanın hepsi sensin
    Her sevgi bir berekettir…

    Bahaeddin KARKOÇ (Aşk Mektupları - Dolunay Yay. 1999 / Ankara)


    Bahattin Karakoç




    Aşk Mektubu VIII
    Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim
    Hizmetim sanadır ey tacidarım
    Canı bir emanet bilir taşırım
    Bir ırmak delirir geceleri
    Bir yıldız kayar ötelerden
    Bir bulut geçer Ay’ın önüne
    Birden üşürüm
    Ve seni daha çok düşünürüm
    ----------Kokunu en sevdiğim güle veriyorsun! ...

    Hangi şekle dönüşürsen dönüş
    Hangi kılığa girersen gir
    Bilirim ne kadar gerçeksin, ne kadar düş
    Gönlüm bir şahindir takarım peşine
    Bulur seni saklandığın yerde
    Tutar elinden – eteğinden
    Bana getirir
    ----------Sen kendini kolay ele veriyorsun! ...

    Sarmal bir sevdayla yaşarken aynalar derbendinde
    Bir Aslıhan oluyorsun, bir Leylâ
    Beni de mahkûm ediyorsun değişim sürecine
    Bir Kerem oluyorum, bir Mecnûn
    Dağlara, çöllere vuruyor içimdeki vâveylâ
    Firar ettiğimi bilmiyor bölüğüm
    Kırık gönlümde kırk düğüm
    ----------Adımı dile veriyorsun! ...

    İçimde ebedî bir sürgünlüğü yaşarım
    Hangi gezegende insem rastlarım izine
    Dişlerim beyaz kirazlar gibi hep birden sızlar
    Ve gülümserim dişçinin elindeki demir kerpetene
    Biraz daha fazla bakabilmek için yüzüne
    Bir kaya yuvarlanır boşluğa
    Kimse bir anlam veremez bendeki hoşluğa
    ----------Sense yakıp külümü yele veriyorsun! ...

    Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim
    Terhis olsam gidecek bir yerim yok
    Yüreğimden başka silah taşımam
    Bütün adresleri iptal ettim
    Benim senden özge gerçek yârim yok
    Bir hakkuşu öter geceleri
    Aşk, mektup yazmaya zorlar beni
    ----------Sense yeri – göğü sele veriyorsun! ...

    Bahaettin KARAKOÇ (Aşk Mektupları – Dolunay Yay. 1999)


    Bahattin Karakoç




    Aşk Mektubu XXVI
    Âşıkım diyorum bir yere girerken
    Bir yerden çıkarken âşıkım diyorum
    Cümle âlemin bana bakışı değişiyor
    Eşyanın nakışı değişiyor
    Suların akışı değişiyor
    Ey sevgili;
    Yüreğim sevgine kelepçeli
    Aklım senin için çıldırıyor
    Kokunu alan gönlüm bir düğün evidir
    Şikâyet etmekten utanırım
    Ritmin kaynağı sen olunca
    Yüreğimin yakarışı değişiyor.

    Âşıkım diyorum adımı soranlara
    Nerden gelip nereye gittiğimi
    Merak edenlere, âşıkım diyorum
    Ne zaman bir cönkte, bir güldestede
    Sana yaraşır bir güzelleme okusam
    Sesimin dokusu değişiyor
    Hasretin, vuslatın kokusu değişiyor
    Ey sevgili;
    Yüreğim sana mahkûm olalı
    Her zora severek katlanıyorum
    Sevginin ışığı senden olunca
    Hayatımın seyri değişiyor

    Âşıkım diyorum bulutlara bakıp
    Rüzgâra, ırmağa, dağa, ovaya
    Ben âşıkım diyorum
    Gözlerime yıldız yağmurlan yağıyor
    Güneşin içinden bir başka güneş doğuyor
    Yüreğim kuş oiup kuşlara karışıyor
    İklimin adı değişiyor
    Ey sevgili;
    Yüreğim sana sevdalanalı
    Ne yalnızlık çeker ne dertlenirim
    Bağlanmanın merkezi sen olunca
    Hayatın tadı değişiyor.

    Bahaeddin KARAKOÇ (Aşk Mektupları – Dolunay Yay. Nisan 1999 / ANKARA)


    Bahattin Karakoç



    Aşk Mektubu XX
    Dön
    Arkanı dönme yüzünü dön bana
    Aştan, ekmekten, sudan ziyade
    Muhtacım sana
    Beni bu dünyaya
    Niçin saldığının farkındayım.

    Önce
    Bezm-i elest'te yüzleştin ruhumla
    Sonrası mühürlü bir damla
    Toprak, su, ritim ve nur
    Baştan sona evrensel bir mâcera
    Hâlime güldüğünün farkındayım.

    İrinli
    Bir çıban gibi sürdürürken varlığımı
    İçimde senin aşk tohumun yeşerdi
    Çimdikleyip deştin çıbanımı
    Anladım noksan yanımı
    Yüreğimin sağaldığının farkındayım.

    Yakam
    Her zaman senin elinde
    Çimdikle, çimdikle, daha çimdikle
    Sana mezmurlarımı okuyayım içtenlikle
    Bırakma yakamı ey sevgili
    Karanlık sislerin, bulutların
    Dağıldığının farkındayım.

    Temiz
    Tertemiz bir kaynaktan içiyorum şimdi
    Has güzelliklere adadım gözlerimi
    Gönlüm helâl çiçeklerden balözü toplar
    Kanatlarım olmuş sevgi
    Kefenim sırtımdaymış.
    Yanımda taşıyormuşum tabutumu
    Kırmışım nefs denen putumu
    Bu bir kusur mu
    Ölümün peşimden geldiğinin farkındayım.

    Olsun
    Takdirî ilâhî neyse o olsun
    Alıştık ateşe, yağmura, kara
    Büyük depremlere, acılara
    Düşlerin parça parça
    Öldüğünün farkındayım.

    Ey sevgili
    Gücümle orantılı olmayan yükü
    Yüklersen omuzlarıma, taşıyamam
    Kalbi dirilten aşkı ise
    Hiç eksik etme benden
    Hürriyetsiz yaşarım da
    Aşksız yaşıyamam
    Aklımdan geçenleri teşhirden çok korkarım
    Kendim için saklanm
    Ama senin ey sevgili,
    Her şeyi bildiğinin farkındayım.

    Bahaeddin KARAKOÇ – (Aşk Mektupları- Dolunay Yay. 1999 – Ankara)


    Bahattin Karakoç




    Aşk Mektubu XXX
    Kalûbelâdan beri muhacirim ben
    Her nereye gitsem ensâr karşıladı
    Bir at, bir kurt, bir yılan anladı da
    Kendi cinsimden olanlar anlamadı
    Omuz vurup geçenlerin açtığı yara
    Kevgire çevirdi sevdalı yüreğimi
    Ey sevgili,
    Ne zaman darda kaldımsa
    Hep sana yazdım arzuhalimi
    Hep sen yetiştin imdada.

    Bir kabir kapınsın ağzında
    Ne bir Münker, ne de bir Nekir'im ben
    Gezginim, bu yüzden yosun bağlamam
    Kalûbelâdan beri muhacirim ben
    Herkes için göz yaşı dökerim de
    Kendim için ağlamam
    Yeni bir sevda türküsü duyduğumda
    Turnalar havalanır yüreğimden.


    Adına muvaşşah şiirler yazarım
    Leylâkî zaman dilimleri bereketlenir
    Lâleler esrür emdikleri çiy damlalarından
    Aşkın ile yüreğimi pazarlarım
    Hangi yöne dönsem hep benimlesin
    Ruhum sana uçmaya niyetlenir
    Ey sevgili,
    Aşkın ile yanar parlarım.

    Kalûbelâdan beri muhacirim
    Dolaşıp duruyorum diyar diyar
    Aşkın deryasında arındı kirim
    Artık karanlığı aydınlatacak bir mumum var
    Limandaki gemi demir alıyor
    Lâhurî şal gibi dalgalanıyor sular
    Ay'ın dogması yakın
    Hızır'ın vakti mayalaması
    Uzak değil
    Ey sevgili,
    Kamalaklı kara-ardıç ormanlarında
    Bengitaşa konmuş bir bahtlı kuşum
    Rivayet ne olursa olsun
    Sevdana adamış serimi
    Bengisulardan içmişim
    Bengisularda yunmuşum.

    Bahaeddin KARAKOÇ (Aşk Mektupları – Dolunay Yay. Nisan 1999 / ANKARA)


    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

  4. #4
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Aşkın Âvaresi Oldum
    Akılgından bir dal kestim
    Sopa yapmak değil kastım
    Ben anadan doğma mestim,
    Sen gitsen gizin kalıyor.

    Yol oldum yoluna ulak
    Ne aşım, ne işim dölek
    Ne yapar yanmışsa bulak?
    İçimde sızın kalıyor.

    Avârelik işim oldu,
    Gülümsedim hışım oldu,
    Hüzün kan-kardeşim oldu
    Her şeyde izin kalıyor.

    Sevdiğini ah bir bilsem
    Umursamam yüzyıl yelsem
    Oturup resmini silsem,
    Ortada ağzın kalıyor.

    İstihâreye yatarken
    Çok derin kulaç atarken
    Her yıldız bir bir batarken
    Senin yıldızın kalıyor.

    Döküldüm yârim döküldüm
    Çok kırıldım, çok büküldüm
    Sapa dağlara çekildim
    Ayrık denizin kalıyor.

    Doruklara duman çöker
    Gökyüzü gözyaşı döker
    Kolumu ayrılık büker,
    Elde hep hüzün kalıyor.


    Bahaeddin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığınsa Serenatlar – Sıla Kitapları / İstanbul -2001)


    Bahattin Karakoç



    Ay Bu Gece Yarımdır
    Ay bu gece yarımdır, bu şiir öyle değil
    Bu şiir bildirimi taşıyan bir ebabil
    Ne kadar yalnız insan varsa bu yeryüzünde
    Her yerin tenhasında, bayırında, düzünde
    Hepsine açıyorum gönlümün kapısını
    Dostluk çok sesli müzik, unutulmaz bir tını.

    Ay bu gece yarımdır, bu şarkı öyle değil
    Her yalnızın adına uçurdum bir ebabil
    Ay yarım doğsa bile yarı aydınlık yeter
    Karanlık bahçede de ishak kuşları öter
    Bu gece dua edin, bu gece uyumayın
    Gelin ey garip dostlar, erime vakti ay'ın.

    Ay bu gece yarımdır, bu özlem öyle değil
    Vuslata ne kaldı ki, ne isterseniz sebil
    Doğudan ve batıdan, kuzeyden ve güneyden
    Gelin ki taşıversin yürek denen bu düden
    İsteyen soframızdan bal, kaymak, börek alsın
    İsteyen yüreğine bedel bir yürek alsın.

    Ay bu gece yarımdır, bu dua öyle değil
    Her can biraz Kabil'dir, her can biraz da Hâbil
    Öldürmenin sonu yok, yararlı erdemi de
    Kader ortaklarıyız dünya denen gemide
    Çiçekleri ezmeden, çocukları üzmeden
    Bana taş yağdırana yüreğimi açtım ben.

    Bağışlar ve seversek ay da imrenir, büyür
    Acıları bölüşmek yârin saçlarınca gür…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. 2004 / ANKARA)


    Bahattin Karakoç



    Ay Işığında
    Köşeyi dönerken gölgeni gördüm
    Yüreğim çarpmaya başladı güm güm
    Ey göçmen şiirim, masalım, öyküm
    Hep peşinden koşturup duruyorum.

    Yettim-yeteceğim derken çağ kuşluk
    Bir türlü dolmuyor bu ara boşluk
    Başıma vuruyor aşktaki hoşluk
    Feleğin çarkını durduruyorum.

    Bir kaşık aş ne ki kırk yıllık aca;
    İnsansız evlerde tüter mi baca?
    Zalim bir oyundur köşe kapmaca,
    Her zaman cezayı ben görüyorum.

    Şu bağlı bahtımı çözmeyi dene,
    Yüreğimle çiftleş, gezmeyi dene;
    Vuslat hangi güne, yazmayı dene;
    Hep meçhul semtlerde ben yürüyorum.

    Gölgen ak zambağa dönüştü birden,
    Bir daha geçmedin geçtiğin yerden,
    Sen ünlersin diye şu tepelerden
    Saatimi kurup ayarlıyorum…


    Bahattin Karakoç






    Azıksız Çıkma Yola

    Bir nehir geçeceksen, önce soyunmalısın,
    Bir dağı çıkacaksan, soluklu olmalısın.
    Madem ki niyetlisin, seferin kutlu ola!
    Caydırmayı düşünmem, ama derim ki sana:
    Azıksız çıkma yola! ...

    Seferin savaşaysa sağlam kuşanmalısın
    Zaman öyle bir at ki ihmâle vermez mola!
    Erkenden daha erken uyan ki kazanasın
    Mahmur “biraz daha”lar düğümü çok tuzaktır
    Azıksız çıkma yola! ...

    Pınarın gözü ise aradığın, sendedir.
    Üzengiye sağlam bas, dizgini ele dola!
    Güz bahçelerinde gazel toplama, çiçek topla,
    Boşa vakit öldürme, yarına kefilin yok
    Azıksız çıkma yola! ...

    Vuslatsa istediğin, in insanın içine
    Ve çarşılarda dolaş Azrail’le kol-kola!
    Mezarlığa git düşün, düğünlere git ağla
    Kanadın sızlasa da Uhud kadar ağır ol
    Azıksız çıkma yola! ...

    Öyle bir abdest al ki, su bile sarhoş olsun
    Sen yaprak ve çiçek ol, gördüğün kuru dala
    Hep gönül şehri onar, kâinata sevgi sun
    Her ham söze sağır ol
    Azıksız çıkma yola! ...

    Nereye gidersen git, heybene gönül doldur
    Bir kovan parçalama bir parmak acı bal’a!
    Yontuldukça yer kapla ve her zaman güzel kal,
    Temiz ol, fazlanı at, eksiğini tamamla
    Azıksız çıkma yola! ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek –Beyan Yay. İstanbul / 1998)


    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

  5. #5
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9



    B u g ü n d e n Y a r ı n a

    ‘Gavurdan dost, domuzdan post olmaz! ’ derdi anam,
    ‘Kırılan çanak, bir daha dolmaz! ’ derdi anam,
    ‘Zulm edenin yanına kalmaz! ’ derdi anam...
    Çiçektik, sulardı, ‘solmadan büyüyün! ’ diye
    Anlamlı ninniler söylerdi, vitamini bol
    Dinlerdik, özümlerdik bitevîye...

    Düşeni kucaklayıp yerden kaldırır
    Üşüyeni sevgisiyle sarardı anam,
    Yanından birazcık ırayıp gitsek
    Bizi köşe – bucak arardı anam,
    Rüzgârın dağıttığı saçlarımızı
    İnce parmaklarıyla tarardı anam...
    Çiçektik, sulardı, ‘solmayın! ’ diye
    Hep dua ederdi ‘çirkin ölmeyin! ’ diye...

    Yıllar bu minval üzere akıp gitti,
    Biz büyüdük, annem bizi bırakıp gitti.
    Bilenler: ‘tam bir Osmanlı kadın! ’ derdi anama.
    O gitti, onunla Osmanlı gibi bir devir bitti.
    Bizler aldık insanlık ormanındaki yerlerimizi,
    Gâvurlar da, domuzlar da ırgalamıyor bizi...

    Alıştık, zalimlere omuz vermek ar gelmiyor bize,
    Poşetlere de girsek dar gelmiyor bize,
    El ağzıyla konuşmaksa hiç zor gelmiyor bize.
    Elbet bir gün biz de gideceğiz, evrensel kader bu!
    Bizim çocuklarımız fışkın sürer aynı ormanda
    Belki ilkbaharda, belki de harmanda...

    Rabb’im çocuklarımızı bizden basiretli kıl,
    Her mide gurultusunun peşine düşmesin akıl! ...

    Bahaettin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yayınları – 2004)


    Bahattin Karakoç







    Baht Nazlı, Zemin Çok Oynaksa

    Bir al-elma olsaydı
    Eşit biçimde dilimler,
    Paylaşırdık mutluluğu;
    “Şu senin
    Bu benim! ” derdik.
    Tadını çıkara çıkara
    Eminirdik;
    Elma değil dilemezsin ki…

    Küçücük bir çalışkuşu
    Mutluluk.
    Ne zaman gelir,
    Ne zaman öter,
    Ne zaman susar,
    Nereye gider
    Bilemezsin ki…

    Bindikçe biner
    Ağırlığı
    Yalnızlığın.
    Özlemin yangınlara dönüşür
    İçin bir yanar, bir üşür.
    “Geleceğim! ” dersin
    Göz takvimde,
    Söz askıda kalır.
    Engel üstüne engel
    Gelemezsin ki…

    Beni sorma var’la yok arası.
    Ey kara gözlerin çırası
    Bütün mühletleri bitirdim,
    Ben, beni yitirdim.
    Gelsen de beni
    Koyduğun yerde
    Koyduğun gibi bulamazsın ki…

    Kendimden biliyorum
    Çok göçük altında kaldım,
    Nice hülyâlara daldım.
    Bir sevdaya kaptırdıysan yakanı
    Bir daha kurtaramazsın ki…

    prünün o yakasında sen,
    Bu yakasında ben
    Aynı ırmağı seyrediyoruz.
    Hep bu vakitlerde
    Nedir bizi yakan,
    Nedir üşüten
    Neden
    Akla yakın cevap yok
    Bulamazsın ki…

    Yeniden,
    Yeniden ilân ediyorum:
    Yüreğimdeki tomurcuk gülümsün
    Ezgiler dokuyan.
    Varı yoğu ayet ayet okuyan
    Gönül dilimsin.
    Gökte dolunay vardı
    Sözleştiğimizde;
    Gene var.
    Bilmeyenler bilsin
    Sevgilimsin.
    Duyduğunu,
    Dinlediğini
    Beni anladığını biliyorum.
    Başka türlü benim olmazsın ki…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. – 2004)


    Bahattin Karakoç






    Başlık: 0

    Hep beni gözetmiş, hep beni kurmuş
    Belli ki bendeki “ben”i tanıyor…
    Yazgımla oynarken saklanıp durmuş
    Yüzü yeni yeni aydınlanıyor.

    Uçuruma itmiş, kırmamış beni
    Düzlüğe çıkarıp sınamış beni
    Konuşurken dudakları kanıyor.

    Tebessümü bahar, kalbi hazine
    Kokusunu alan düşler izine…

    Ruhum sunacağı saf iksirinde.

    Sesi ufuklarda bir uçan geyik
    Varır varır toslar ses duvarına.
    Gözleri telveden bir çift üveyik
    Tünemiş sabahın beyaz zarına.

    Batık bir gemiyi söker serçeler
    Su yüzüne tek tek çıkar parçalar
    Benimse her parçam intizarına.

    Beni yüreğimden vurdu O ışık
    Son kirim de çıktı, hazırım artık!

    O, hâlâ benimle oyun peşinde…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek –Beyan Yay. İstanbul / 1998)


    Bahattin Karakoç








    Bekleyiş

    Nerdesin tedirginliğimi öpen güzel,
    Bağbozumu sal-sal üzümler tepen güzel?

    Sen gelirsin diye yürek sürdüm fırına,
    Çam çanağa bengi-bengi özedim kına...

    Sürmeli keçiden süt sağdım iki güğüm
    Hasretinle hayâlinle oldum kördüğüm.

    Bir cevizden bir cevize salıncak kurdum
    Ve her yöne, çift haberci kuşlar uçurdum,

    Kuyuda soğuttum taze nar şurubunu
    Kanımla, sevgimle kardım çöreklik unu,

    Sana sunacağım çiçekler hepten taze
    Şiirler-ezgiler kanat vurur öze...

    Can-evimi ne döşedim, eh bir göresin
    Gel ki yaprak döken dallar tekrar göversin.

    Aşk yoksa dünyamızda, bu dünya da yalan
    Ben anamdan âşık doğdum, yüreğim talan.

    Doğduğum gibi ölmektir arzum emelim
    Ki beş vakit Allah'a açıktır ellerim.

    Küfür bir bayraktır inkâr sitelerinde
    Bizim sınırlarımızın ötelerinde...

    Hep akılla dostuz, ak-yürekle dostuz biz
    Kin tutmaz, kirlenmez, nurdur bizim içimiz.

    Seni bekliyorum gönlümün merkezinde,
    Her gün daha inançlı, aydınlık ve zinde

    Gel artık bütünleş, ey can, ey yarım elma
    Vadide kurtlar geziyor, sakın geç kalma! ..

    Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi –Ocak Yay. 1983 / ANKARA)


    Bahattin Karakoç




    Ben Senin Yusuf'un Olmuşum
    Hava-kara-deniz, öyle bir üçgen kurmuşum
    Ve üçgenin merkezine kendim oturmuşum
    Üzerime bir hüznün kara çadırı çökmüş
    Çınar duldada kalan son yaprağı da dökmüş
    Enginlere yağmur, yükseklere kar yağıyor
    Gecesi - gündüzü yok, hep bir karar yağıyor.

    Bırakmış üzerime sularını savaklar
    Çıldırdı-çıldıracak bütün çıplak kavaklar
    Denizdeki dalgalar sanki ayran dövüyor
    Köpürttükçe suları celâlini övüyor
    Gök karnında olanı boşaltıyor aşağı
    Kim bulup kaldıracak dolu vurmuş başağı?

    Yüzmem yok, uçmak bilmem, doğuştan karalıyım
    Üçgenin merkezinde seninle çıralıyım
    Dolunun düşürdüğü başak benim sevgili,
    Beline kuşandığın kuşak benim, sevgili
    Ne bir uçakta pilot, ne gemide kaptanım
    Aşkınla desenlenen bir özge gülâbdanım.

    Mevsim umurumda mı, bana hep bir gül bırak
    Sormadığın günlerde ne hâldeyim iyi bak
    Uzaktan geçen kuşlar konmuyor pencereme
    Sensiz bir gün yaşamak en ağır bir cereme
    Seni bulduğum yerde kendimi yitiririm
    Benden bir çiçek iste, bir bahçe getiririm.

    Gece gökte ay yoktu, gündüz oldu güneş yok
    Ayrılık ateşini katlayacak ateş yok
    Kaç gündür görmüyorum sancağını-tuğunu
    Gönlüme anlatamam bu ani yokluğunu
    Enginlere yağmur, yükseklere kar yağıyor
    Zaman yüreğime deli acılar sağıyor.

    Ben seni düşünürken birden bir geyik meler
    Garip kuşlar uçuşur, develeşir tepeler
    Karalar daha kara, kırmızılar da öyle
    Bunlar sanrı değilse adını kendin söyle
    Türkülerim ıslanır yağmuru eme eme
    Kıyısız bir denizde dünya çöker enseme.

    Havalar o kadar bozdu ki çok üşüyorum
    Her zaman, her yerde ülkümle örtüşüyorum
    Ben senin Yusuf un olmuşum aşkla bilece
    Her yazıtta seni okuyorum hece hece
    Ey yiğit yüreğimin en mukaddes cevşeni,
    Yılanlı kuyulardan artık çek çıkar beni! ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ben Senin Yusuf’un Olmuşum - Dolunay Yayınları, Nisan 2006 / ANKARA)


    Bahattin Karakoç







    Ben Sîneye Çekerim Yeter ki Aklansın Kuşlar

    - Saygıdeğer Üstad'ımızın henüz mürekkebi kurumamış bir şiirini, ilk kez ANTOLOJİ okurları için yayınlıyoruz...

    ben bir ardıç ağacıyım şu tepenin açığında
    yanarım, üşürüm, kimseciklerin haberi olmaz
    gölgeme sığınanlar yaz sıcaklarında
    kışın iyi niyetlerle semtime gelmez
    kapımı çalanlar baltayla çalar
    yaralarımın nasıl sızladığını tarif edemem
    yanar kora dönüşürüm, sönünce kül olurum
    yine de kimseciklere kin güdemem
    her zaman sevgi egemendir yüreğime.

    yıldızlar o kadar yaklaşırlar ki yaz geceleri
    kim serper gökyüzüne bunca vişne çiçeklerini?
    uzanıp tek tek devşiresim gelir
    kış geceleri içime çekilip hayâller kurarım
    arada bir konuğum olur dostum puhukuşu
    bilgece büzülüp düşünür, dinlerken başını sallar
    sular buz tutmuş, dağlardan figânlar yükselir
    ezgili kar aydınlığında kurtlar sevişir
    haritalar sapa düşer düşlerime.

    gökyüzünün çizgisiz maviliği damarlarımdan akar
    yeryüzünün kar beyazlığı gözlerimi yakar
    yaş yüze doğru tırmanışta, ben aynı yerde kelepçeliyim
    gördüklerim kambur/kambur üstüne
    duyduklarım yüzümü kızartıyor
    aklımdaki tek şiir ıhlamurlar üstüne
    dişlerim kesmez oldu, tırnaklarım köreldi
    rüzgâr deli deli eser, siper kazamam
    kader ipotek koymuştur yıllarıma.

    ilk kez doğum yılımı kutlayacaktım zehir oldu
    bir sürü yorgun kuşu konuk ettim diye dallarıma
    onlar uçup gittiler güneye doğru
    bense doğduğumda mıhlanmışım bu tepenin toprağına
    kötü kötü öksürüyorum, “kuş gribi” olmuşum, tanı bu
    bütün kanatlılara soykırımı yapılırken
    aşı yok, serum yok, ne yapacağım ben?
    ucunda ölüm olsa da bağrım kuşlara hep açık
    iftira ediyorlar kuşlarıma…


    Bahaeddin KARAKOÇ - 23.01.2006


    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

  6. #6
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Benden Uzak Dur
    Başımı derde sokma, benden uzak dur!
    Her tan ağartısı seninle uyanamam.
    Gökçül bir yalnızlığı kucaklamışım,
    Başkasıyla bölüşmeye dayanamam;
    Sen benim gözlerime uzaktan bak dur…

    Sesin unuttuğum eski bir yağmur,
    Bir tüfek kayışı gibi boynuma geçen...
    Bense bütün tünelleri aklamışım
    Tekrarlar çıkmazına girerken tren
    Sen de bir düş gülü gibi ap-ak dur…

    Tekne değişse de hamur eski hamur,
    Kar tanesi gibi iniyorum yitik bir gezegene,
    Belki de yüreğimi hep sana adamışım
    Her gün, her hafta, her ay, her sene
    Yalancı aynalara kurak dur…

    Ballaşa ballaşa bir sevgi domurur
    Dinç yüreklerinde sabah çalgılarının,
    Karanlık duvarını ben böyle aşmışım
    Ezgisini dinleyi dinleyi bir bozkırın
    Sen görkemli hayâlimde yaprak yaprak dur.

    Bahar kokusuna uçan bir çift kumrudur
    Ellerin, her zaman gözlerimin önünden geçer,
    Gökçül bir coşkuyla kucaklamışım
    Her tan ağartısı kapımı taze bir hayat açar
    Sen hep uzaktan bir ışık yak dur...

    Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. Ankara – 1983)


    Bahattin Karakoç


    ,
    Beyaz Bulutlar Altında
    Açmayın yüzünü ölünün
    O üstünde yatıyor şimdi
    Vakitsiz solmuş gülünün

    Ağlatmayın kızını ölünün
    Melekler kalıbını alıyor şimdi
    Kanatları yolunmuş dilinin

    Silmeyin izini ölünün
    Melekler kalıbını alıyor şimdi
    Üstüne serilecek halının

    Çalmayın sazını ölünün
    O bütün notaları unuttu şimdi
    Tılsımı bozuldu elinin

    İri kanatlı kuşlar götürdü yazını ölünün
    O sonsuza bakan bir başak gibi
    Kilidi sökülmüş yolunun


    Bahattin Karakoç



    Bıraktım İpin Ucunu
    Yitirdiğim bir şey var, sende arıyorum,
    Yüreğim bir madenci feneri, yol uçurum …
    Yaklaşma diyorsan, peki umudum,
    Bir daha kimseden sormayacağım seni;
    ------Söz olsun! …

    Akrep tutmuş gibi kirpiklerinin ucundan,
    Beni görünce üşüyorsun, tamam …
    Uğramam bir daha kamçılasa da kan,
    Sana kör bakacağım, görmeyeceğim seni;
    ------Söz olsun! …

    Dağlara doğru uçan kuşlarla,
    Tüm sırları soyulmuş nemli düşlerle,
    Öfke çiçekleri getiren kışlarla,
    Korkma, yokuşlarda yormayacağım seni;
    ------Söz olsun! …

    Kurtlar gibi ulusa da gönlüm ardından,
    Sormayacağım yüzünü, izini yollardan …
    Tüfeğimin namlusunun ucuna konan
    Kınalı keklik olsan da vurmayacağım seni;
    ------Söz olsun! …

    Bir kuvvet iksiridir eski fotoğrafların,
    Bakışların konuşur, kilitlense de dudakların.
    Şimdi yol ayrımındayız, bakın
    Af çıkmazsa eğer sarmayacağım seni;
    ------Söz olsun! …

    Elindedir, dönüştür bu ağıdı serenatlara,
    Düş atları uçursun bizi bulutlara …
    İki kılıç gibi dövüşürken akla kara,
    Adak olsan da kurban vermeyeceğim seni;
    ------Söz olsun! …

    Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi- Ocak Yay. 1983)


    Bahattin Karakoç





    Bildiri

    Sen yoksun, kapım düşüncelere açık;
    Sesimde ritm oldun, düşüme maya.
    Sen, hüzün perçemim, beyaz karanlık;
    Dolunaylar gibi doğuver artık,
    Kutsal ışığınla parlat aşkımı,
    Parlat ki düş atım aksamaya!

    Yıllardır beklerim geleceksin diye
    Umut tohumlarım güleç ve diri,
    Bir tılsımlı kuş ol geliver gayri;
    Geliver kapıma, gitme bir daha!
    De ki: -'Ebedidir bu aşk, bu bahar.'
    Çiçeklerin, türkülerin en güzeli yar;
    Yaşama gücümsün, sensin hayatıma
    Bir minyatür gibi renk veren rüya.


    Bahattin Karakoç




    Bir Ağrı ki
    Köşe başlarını tutmuş tutanlar
    Geviş getiriyor Hakk'ı yutanlar.
    Nice şehitlikte faşing düzenler,
    Şu hürriyet alıp afyon satanlar.


    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

  7. #7
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Bir Bülbülün Sevdiğine Son Serenadı
    Gece yıldızlar öper seni usulca
    Çiğ damlacıkları toplanır yanaklarında
    Ufuklar ağarmaya duranda seher vakti
    Bâd-ı sabâ demlenir dudaklarında
    Arılar kokuna koşar gelir

    Beyaz gül derler sen duvak takınca
    Yeşil çimenlerde tamamlanır tuvaldeki resim
    Gülünce pembe pembe olur yüzün gülüm
    İffetle birlikte anılır ismin
    Seninle yeryüzüne bahar gelir

    Kırmızı gül derler sen kızarınca
    Kalbimin yangınıdır senin yüzüne vuran
    Her mevsim en temiz sular öper
    Harama göstermediğin ayaklarının altından
    Böcekler usaresini emer yumuşak teninin
    Sevdalın dağları aşar gelir

    Bende figan başlar sen sarı açınca
    Sayrı yapan bir sevdanın resmidir sarılık
    Vuslat köprüsünü seller götürür
    Her ezgide keleplenir ayrılık
    Aşka vedasıdır gözlerinin
    Hüzün sular gibi coşar gelir

    Rengini, kokunu benden alırsın
    Aşkın acısını bırakırsın bana
    Aklımı, gönlümü hepten karıştırdın
    Son serenadımı yapıyorum bu gülistana
    Ve bu bir vedadır sana
    Sana geniş gelen bana dar gelir

    Hangi sevdayla ırgalanırsan ırgalan artık
    Kalbim öldü ve ölüm susturdu kemanımı
    İstediğin mezarlığa gömebilirsin
    Sana asılan yanımı
    Sonra dilediğin gibi koştur atını
    Bir aşk şehidine ağıt ar gelir.


    Bahattin Karakoç




    Bir Çift Beyaz Kartal
    Hangi yayla yeşil, nerde keklik çok
    Gel seninle orda olalım çocuk.
    Kayalar, kayalar... Sırt sırta vermiş;
    Kimi yeni mürit, kimisi ermiş.
    Otlar dalgalansın biz yürüdükçe
    Sular düze insin kar eridikçe,
    Gün burnunda bana mavi mavi gül;
    Ağız-burun lâle, kaş ve göz sümbül.
    Doruklardan doruklara sekelim,
    Bir elim göklerde, sende bir elim;
    İkimizin yüreciği bir atsın,
    Bizi gören bin katarak anlatsın,

    Hangi yayla karlı, nerde çiçek çok
    Gel seninle orda olalım çocuk.
    Bulutlar, bulutlar iç-içe girmiş
    Bulutlar ki göğe perdeler germiş;
    Çiğdem devşirelim, çiçek biçelim
    Susayınca hep ezgiler içelim
    Batmasın eline bir gül dikeni
    Sen hep beni kolla, bense hep seni
    Çıkıp yükseklerden taş bırakalım,
    Kopan sese, kalkan toza bakalım,
    Tavşanlar ürkerken bu gürültüden
    Kaçan tavşanlara ıslıklar çal sen.

    Hangi yayla yüce, nerde kavga yok
    Gel seninle orda olalım çocuk;
    İster Maraş olsun, ister Erzincan,
    Sonsuzluk düşüne set değil mekân,
    Başın omzumda, omuzum gökte
    Ölüm bir ak çiçek bu özgürlükte,
    Yaşamaksa bir ışık cümbüşüdür,
    Çağıl çağıl akan sevgi düşüdür.
    Hani gökyüzünün toy vakti olur,
    Kaynaşırlar yıldızlar bulgur bulgur;
    En uzak nereyse ora gidelim,
    Bulutları yara yara gidelim.

    Hangi yayla serin, nerde bühtan yok,
    Gel seninle orda uçalım çocuk.
    Meşeler, ardıçlar, çamlar yan yana
    Biz kanat çırpınca dursun divana.
    Bir çift beyaz kartal, hey bu da nesi?
    Diyerek şaşırsın çobanın hepsi;
    İlk kez görüyoruz desin görenler,
    Bütün oymaklarda dolaşsın haber.
    Keşiş dağlarından görünsün İstanbul,
    Bütün dağ gölleri ışırken pul pul.
    Güzel dost, ey hüzne âşina yürek,
    Gel gidelim keklik gibi sekerek.

    B. KARAKOÇ (Bir Çift Beyaz Kartal)


    Bahattin Karakoç


    Bir Sevgi Oylumu Mor Menekşe
    Sevgi olmasa,
    Üşürdüm kuyularda ey dost!
    Karanlığın rüzgârı dalgalandıkça,
    Sevgidir çoğaltan soyumuzu;
    Sevgiliyi andıkça.

    Şiir olmasa,
    Olur muydum sanki şimdi ben?
    Geçmişin ve geleceğin dilidir şiir.
    Ne zaman yakalasa beni içimden,
    Nadide çiçeklerden bir iksir.

    Umut olmasa,
    Yürekte ne ışıyacaktı kandil kandil?
    O umutlar ki her zaman bir kutlu asa,
    Yeşertir en çorak gönül topraklarını
    Çil çil! ...

    Düş olmasa,
    Tükenir miydi hiç penceresiz geceler?
    Can kendini vururdu yokuşa,
    Kilitli kapılar gibi
    Birbirine kilitlenirdi bilmeceler.

    Hülyâ olmasa,
    Ruh nasıl hicret ederdi tâ yıldızlara?
    Şiir, düş, umut ve hülyâ
    Bir sevgi oylumu mor menekşe;
    Selâm kaleme, kâğıda.

    Sabır olmasa,
    Nasıl yumuşatacaktık ayrılığın kemiklerini?
    Hayatlarımızla bağlı olmasak toprağa,
    Ezgilere karıştırıp kimyasını
    Böylesine koklayabilir miydik çiçeklerini?

    Hasat vaktidir şimdi,
    Şiirin en güzel sabahı,
    Sevginin ak topuklarını yüreğe vurduğu an,
    Ne ışık, ne rüzgâr, ne de sular uyuyabilir artık;
    Dipdiri bir medeniyettir kan…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. – 1983)


    Bahattin Karakoç







    Bir Şiire Sığmayan

    Haramın azıdişi gereksiz konan her zam
    Hiç âşık olmamışsa tam olur mu boş adam?

    Kara tüylü kırlangıç, her gün hamama gitse
    Kırlangıcın tüyünü ağartır mı bir hamam?

    Geometrik şekiller çiziyor kanatlarım
    Üzerinde uçtuğum ırmaklara tastamam.

    Yüreğim yıldızlara dokunur arada bir
    Başımı döndürür hep göklerdeki ihtişam.

    Şair kepenk indirip bir geziye çıkarsa
    Şiir kendini asar ve bozulur intizam.

    Ey dağlara gidenler, çiçeklere basmayın,
    Bir çiçek ezilirse artık kalır mı nizam?

    Akşamsefası gibi bir garip çiçek gönlüm,
    Uzaklardan bir yıldız göz kırparken her akşam.

    Aydınlatır eşyanın görünmeyen yüzünü
    Ve susar gizemli kuş, anlat de, anlatamam…

    Bahaettin KARKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman Ayışığında Serenatlar –Sıla Kitapları-2001)


    Bahattin Karakoç




    Birazdan O Katil Uçaklar Geçer
    Bu sene hiç güleç olmadı bahar;
    Çocuklar çok ürkek, çiçekler kirli
    Havada bir kurşun ağırlığı var,
    Gökten zulüm yağar, sular zehirli.

    Bademler, erikler çiçeğe durmuş
    Neden fark etmedim bugüne kadar?
    Kırlangıçlar gelmiş ve yuva kurmuş
    Hep bende toplanmış kara bulutlar.

    Çarşı – pazar dersen boş kalabalık,
    Dervişin yüreği zikir hâlinde...
    Bu hâllere sık sık çarpar bir balık,
    Tesbih yapar sevgiliyi dilinde.

    Sahi, balıkların dili nicedir?
    Her dilden anlarım, ikisi hariç;
    Bunlar ibranice, ingilizce’dir;
    Biri mordekay, biri havâric.

    En güzel ötücü kuş öttüğünde
    Dedim ki: - bu ritm aşkın doğası.
    Kim takılıp kalır toyda – düğünde?
    Gökçül bir alazdır sabah duası.

    Yüreğin mermiyse kalk namluya sür,
    Birazdan o katil uçaklar geçer...
    Derin bir açılım ince tefekkür,
    Ufku velveleye verir serçeler.

    Bahaettin KARKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri - 2004)


    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

  8. #8
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Bu Garip Adam
    Dünya gurbetinde bir yalnız adam,
    Buzlu suya sokmuş ayaklarını...
    Bir yanar, bir üşür böyle her akşam,
    Sözcükler zehirler dudaklarını.

    Kıvrım kıvrım akan bir sudur hayat,
    Bazen sımsıcaktır, bazen çok serin.
    Sabaha tazedir, akşama bayat,
    Ürperen ruhudur kelimelerin.

    İnsan tilki değil; deve, at değil,
    Topraktan halkolmuş mustarip insan.
    Belki biraz sudur ama ot değil,
    Çileyle özdeştir bu garip insan.

    Kafese tıkılmış kuştur yüreği,
    Sığınacak emin bir çalı arar.
    Neylesin kazmayı, beli, küreği
    Küskün bir adamın neyine yarar?

    Konuşsa ağzından lavlar akacak,
    Hep sussa, yakışmaz bu hal diriye,
    Ağlasa bulutlar çakmak çakacak;
    Nerden geldi, nere gider, ne diye?

    Septik bir tebessüm kalbi yaralar,
    Güven veren kurt sürüsü var mıdır?
    Birileri her defteri karalar,
    Ey BİR olan, yollar sürgit dar mıdır?

    Yorgunluk ne derin bir nehir böyle,
    Yalnızlık ne deli mistik bir duygu…
    Efkâr dağıtamaz kavalla, ney'le,
    İnsan daha toprak, insan daha su.

    Can alıcı ikide bir görünür,
    Der ki: -İltimas yok, artık hazırlan;
    O gelirken her kılığa bürünür,
    Bir gözü kemiktir, bir gözüyse kan.

    Yaşamak bir mercek oyunu bize,
    Bazen bir sevdadır, bazen bir kadâ.
    Gece Ay'dan kızlar iner denize,
    Gündüz korsanlarla dolar her ada.

    Ey cilası fanî vahşi tantana,
    Çökmeyen saltanat var mı evrende?
    Sükûtun rengini anlat sen bana,
    İnsanım, en derin uçurum bende.

    Bu gurbet dünyada bu garip adam;
    Yüreğiyle sunar adaklarını...
    Hülyâlara dalar böyle her akşam,
    Yolar yolar atar parmaklarını…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığında Serenatlar – Sıla Kitapları / İstanbul -2001)


    Bahattin Karakoç







    Bu Mudur Denge

    Dorukta oturur yerden alçaklar
    Atları ürkütür kuru şakşaklar....
    İmanlı horlanır,imansız vurur;
    Kızıla boyanır en masum aklar.


    Bahattin Karakoç




    Çelişkiler Çetelesi
    Acıkınca, susayınca
    Pençelerini yalayan
    Bir köşeye sıkışınca
    Hep ulum ulum uluyan
    Hep saldıran ve dalayan
    Nefsindir senin ham nefsin
    Bilenler demez mi sana
    Sen niye geldin cihana
    Bu mudur şap yüzlü şehrî
    Bu mudur en usta sekban?

    O nefis ki kişneyince
    Kurşun döker hece hece
    Çok öksürür gündüz-gece
    Ay tutular yüreğinde
    Islaklık kemiğe siner
    Güvenin anası sevgi
    Tiner gibi uçup gider
    Görenler demez mi sana
    Kervanın mı indi hana
    Bu mu ırmak, bu mu bahri
    Bu mu ilâç bulan Lokman?

    Yel esmeden üşüyünce
    Nefsindir külhan arayan
    Ben eksenli bir aynada
    Yağlayıp perçem tarayan
    Şablonu şeytana uyan
    Demezler mi artık uyan
    Ak ya da kara lahana
    Kaç öğün yeter ki sana?
    Yüzüp geçeceksen nehri
    Sana idman gerek idman.

    Kanatarak kaşıyınca
    Kabuk tutmuş bir yarayı
    Acı söndürür çırayı
    Pili bitmiş saat gibi
    Topallayınca düşünce
    Kalmayınca bir çâresi
    Ey zamanın âveresi
    Duyanlar demez mi sana
    Neden üşüyor nirvana
    Nerde bu fermanın mührü
    Bir buhur muydu brahman?

    İşte gene bir yaz geçti
    Dalda dirense de yaprak
    Düşer çağırınca toprak
    Senin açlığını gören
    Dost pay almaktan vazgeçti
    Erdem ışık, erdem başak
    Aç gözünü göklere bak
    Ufuksuzluk toz bulutu
    Her ufuk bir sırlı kutu
    Git-gel o yana bu yana
    Bir gün demezler mi sana
    Sokrat' ın içtiği zehri
    Haydi sen de iç ey kurban? ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (LEYL Ü NEHAR AŞK –Türk Diy. Vak. Yay. Ankara / 1977)


    Bahattin Karakoç






    Daüssıla

    Yadellerde bayrağımı görünce,
    İlim düşer, obam düşer aklıma.
    Kapılırım bir sınırsız sevince,
    Görür görmez selâm düşer aklıma.

    Ne bir benzeri var, ne de bir eşi;
    Odur gökyüzünün Ay'ı-Güneş'i...
    Bir özgürlük imi, bir aşk ateşi,
    Bengi-çiçek sılam düşer aklıma.

    Neler çağrıştırmaz ah, neler neler;
    Bulutlara değse yağmur çiseler...
    Işığına emeklerken bebeler,
    Şiir düşer, kelâm düşer aklıma.

    Hatıralar birbirine ulanır,
    Hasret kuşak kuşak cana dolanır,
    Vurgun yemiş gibi gönlüm bulanır
    Anam düşer, babam düşer aklıma.

    Babam şimdi bağda çubuk buduyor
    Annem benim için oruç adıyor
    Rızkı olan çorbamızdan tadıyor,
    Üç aylarda tövbem düşer aklıma.

    Dayım, Düztarla'da toprak belliyor,
    Yengem börek yapmış, azık yolluyor
    Sarı öküz kuyruğunu sallıyor
    Dirgenimle yabam düşer aklıma.

    Kardeşim bir kıza gönül kaptırmış
    Ne yazı yaz imiş ne de kışı kış,
    Tünele girenler arar bir çıkış,
    Kaç bıldırlık çabam düşer aklıma.

    Ben de çocuk iken çok kuzu güttüm,
    Yeşil nohut yolup firikler üttüm,
    Elimle besleyip koçlar büyüttüm;
    Yün çorabım, abam düşer aklıma.

    Yadellerde bayrak vatan demektir
    Her kutsalda birim aşk ve emektir
    Vatansız, bayraksız dünya temektir;
    Defter-kâğıt, kalem düşer aklıma.

    Yürü hey KARAKOÇ, bayrak aç, yürü;
    Düğüne çağırır aldığın dürü...
    Bazen gündüz, bazen gecenin körü
    Eşim-dostum, balam düşer aklıma…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığında Serenatlar – Sıla Kitapları / İstanbul -2001)


    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

  9. #9
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9



    Dosta Çağrı

    Uzar gider kötü günün gecesi,
    Sabır bir deynekti söğüt oldu, gel!
    Duman salmaz viran evin bacası.
    Ak ezgiler kara ağıt oldu gel!

    Sığınağım sevgilinin eviydi
    Sevdiğim renk yeşil, beyaz, maviydi
    Yüreciğim demir gibi kaviydi
    Önce hamur, sonra kâğıt oldu, gel!

    Kırık bir yanım var tutmuyor kenet,
    Kader bir imzadır, mühlet bir senet
    Anılarda kaldı fasl-ı muhabbet
    Her sitemin bana öğüt oldu, gel!

    Sindire sindire acıyla doldum
    Bahar hazan oldu, ben erken soldum
    Aşk dağına çarpıp tarumar oldum
    Uğruna kaç civan şehit oldu, gel!

    Bazen bir tepeden mendil sallarım
    Türkü türkü seğrir gevrek dallarım
    Mektup yazar, korka korka yollarım
    Nice korkak şimdi yiğit oldu, gel!

    İçime kor, karşı dağa kar düştü
    Dostlar esef etti, yadlar gülüştü
    Askıda nice şey, şeye dönüştü
    Kudurgan benlikler tagut oldu, gel!

    Sıcak bir yağmurdur bu göz yaşları
    Göklere bak, dinle göçmen kuşları
    Şardağı'nın, Salavan'ın taşları
    Aşka acıkınca yakut oldu, gel! ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. – 2004)


    Bahattin Karakoç







    Dua

    Allah’ım, yıldızlara ağız ver, dil ver;
    Benimle konuşsunlar...
    Göz kırpıp durmasınlar uzaklardan
    Akşam çayında
    Şeker gibi eriyip tükenmesinler bardağımda
    Hepsini tanımak,
    Hepsiyle konuşmak istiyorum.

    Allah’ım, güneşe göz, kirpik ve kaş ver
    Kendi ateşiyle kendini pişirmesin...
    Gücünü biliyorum, gururunu da
    Bir de yüreği olsun
    Ve de şarkılara yatkın bir dili,
    Sesini duymak istiyorum.

    Allah’ım, dağları uykuyla tanıştır,
    Benim gibi düş görsünler, hayâl kursunlar
    Dört mevsim güzeldir bütün dağlar
    Bir de konuşsalar, şiir yazsalar
    Bir dilleri var da ben mi anlamıyorum
    Allah’ım, dağlarla konuşmayı nasip et bana
    Rızanla eş değer bilişmek istiyorum.

    Allah’ım, denizlere cemalinle yansı
    Sevgiyi tanısın kıyılarla öpüşürken
    Her can
    Hem nigarı tanısın hem de nigarendeyi
    Gökteki galaksilerle doldur içimi
    Dinimle tatlandır yeryüzünü
    Dilimle kanatlandır diller coğrafyasında
    Her yere ulaşmak istiyorum.

    Allah’ım, dualarımı bereketlendir
    Ve hep gülümse...
    Beni duyduğunu biliyorum.

    Bahaeddin KARAKOÇ


    Bahattin Karakoç









    Ecel “Şah-Mat! ” Deyip Sen Pes Edince

    - Merhum Nedim AKIL’ın güzel hâtırasına…

    ______________y Nedim, Can Nedim kış erken geldi;
    _______________Canını aparan kuş erken geldi:
    Nerden bakarsan bak, hayat bir oyun,
    Kimi “Oh! ” çekiyor, kimi “Vah! ” diyor.
    Denge kuramıyor gölgenle boyun
    Her oyunda ecel sana “Şah! ” diyor.

    _______________Hep bayırda gezdin, hiç düz görmedin,
    _______________Yüzüne benzeyen bir yüz görmedin:
    Bir ömür harcadın yâdellerinde
    Sılayı dönünce yedin vurgunu…
    Tabipler umarsız, yaran derinde
    Ah acı yumağı, düşler yorgunu!

    _______________Senin kalemini kıran güçlü el
    _______________Seni bir vuruşta dağıttı tel tel:
    Azrail’in mürekkebi karadır
    Yine imza attı bu sonbahara.
    Sükûtunsa kanayan bir yaradır,
    Er düştü mevsimin karı dağlara.

    _______________Tozutur da deli boran tozutur
    _______________Irmaklarca saçlarını kazıtır:
    Gökyüzüne bakan kapın kapalı
    Soğuk toprakları çektin üstüne.
    Başını bekleyen bir taş, bir çalı
    Kimse kalem tutuşturmaz destine.

    ______________y Nedim, Can Nedim çile yumağım
    _______________Kurudu acıdan dilim, damağım:
    Bir tıkırtı olsa seni sanırım
    Camlar buğulanır, gözler ıslanır
    Saçak bulutları iyi tanırım
    Tüm garipler acılarla beslenir.

    _______________“Hûma kuşu yükseklerden seslenir”
    _______________Hasretinse yüreğimde üstlenir:
    Gittin, gelemedim uğurlamaya
    Haber uzaklara telsizle geldi
    Küskün küskün baktım yıldıza, aya
    Gecenin boyunca ah’ım yükseldi.

    _______________Bu sabah kalktım ki gökler ağlamış
    _______________Dağlar başlarına kara bağlamış:
    Tel koptu, ne yapsın şaşkın tezene?
    Bu seferin yoktur geri dönüşü
    Bu haberi vermek zordur teyzene
    Hayra yoramadım gördüğüm düşü…

    15.10.2006, Gölbaşı / Adıyaman
    Bahaeddin KARAKOÇ


    Bahattin Karakoç








    Eylüle Gazel - 1 –

    Tepeler gözüme şakul görünür
    Ay bir civan, bulut kakûl görünür.

    Hangi atın eyerinden doğrulsam
    Her yaprak sarı bir bülbül görünür.

    Tarifi zor gönlümdeki güzelsin,
    Kaşları yay, saçları tül görünür.

    Görende mi hüner, görünende mi?
    Isırgana baksam sümbül görünür.

    Ufku boylar her busenin alevi
    Ve her ateş kızıl bir gül görünür.

    Gönül, dostun kokusunu alınca
    Değnekten at yahşi düldül görünür.

    Aşkın darasını düşsem özümden
    Kuru ömrüm bir avuç kül görünür.

    Aşk merkezli KARAKOÇ'un gözüne
    Bütün yorgun aylar eylül görünür…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ben Senin Yusuf’un Olmuşum - Dolunay Yay. Nisan 2006 / ANKARA)


    Bahattin Karakoç




    Eylüle Gazel - 2 -
    Şükür ki sevgiliyle beraberiz
    Birlikte kotarır yer ve içeriz.

    El-ele gezeriz sahil boyunca
    Martı olur, turna olur uçarız.

    Denizi dinleriz dolunay vakti
    Uzak ufuklara yelken açarız.

    Biz yıldız toplarken hava bozulur
    Yağmur başlar, yuvamıza kaçarız.

    Bir toprak kokusu siner yuvaya
    Renk renk hülya kumaşları biçeriz.

    Biz bize yaşarız maziyi, hâli
    Anılarla geleceğe göçeriz.

    Gülümser dünyaya güz çiçekleri
    Gülümser, çevreye ışık saçarız.

    Bahçelerden yansır eylülün yüzü
    Fasl-ı hazan der de fasıl geçeriz.

    En olgun, en tatlı meyve sorulsa
    Meyveler içinde aşkı seçeriz.

    KARAKOÇ, firkattan davacı olma
    Sübut delili az, dilde nâ-çarız! ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ben Senin Yusuf’un Olmuşum - Dolunay Yay. Nisan 2006 / ANKARA)


    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

  10. #10
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Gönlüme Ne Diyeceğim
    Ağyârın ağzından duydum yârin geleceğini
    Vakit geceydi, karanlıktı, yapış yapıştı
    Yârin ayaklarına taş değmesin diye gelirken
    Bütün uyku kuşlarını azad ettim
    Geceye ay oldum ben...

    Gül bahçelerinde demlenmiş meltemleri çağırdım
    Gülsuyuyla yıkadım ufukları
    Gözcüler bıraktım kapılara
    Yük hangi yöne ağdırsa ağırlığıyla
    Öte yöne tay oldum ben...

    Gene bir müjdeyle kör kütük sarhoş oldum
    Gene her kadehteki şarap yârin adı
    İçtikçe çözüldüm, sabrım kalmadı
    Fırlamak üzere ok olan canım
    Hasretle gerilmiş bir yay oldum ben...

    Uzaktan geçip gidiyor kervân uzaktan
    Belki/ler eğiriyorum ince ince
    Birisi dese ki işte o geldi
    Ne kadar kızıl bakır gece varsa
    Hepsine o anda kalay olurdum ben...

    Nasıl gireceğim artık konuğu gelmeyen eve
    Helâl sofralar donatan gönlüme ne diyeceğim
    Yol kenarlarına dizilmiş ağaçlara
    Yalnızlığın hangi rengini giydireceğim?
    Kurban kimliğimle pay pay oldum ben...

    Diyelim ağyâr zevk için yalan söyledi
    Sanki yâr bilmiyor muydu beklediğimi?
    Kokusu vurup geçti, kendi gelmedi
    Gün doğacak, düğün gecemizse yaralı
    Yine ele güne rüsvay oldum ben...

    10.1.1988


    Bahattin Karakoç




    Gül Yüzünü Diken Etme
    Bu bulutta nerden ağdı havaya?
    Duam o ki, sel kesmesin yolları.
    Küskün kuşum dönsün artık yuvaya,
    Çiçeklensin gök zeytinin dalları.

    Ölümün yosunu sarmış gölleri,
    Kuğular hıçkırır kara düşlerde.
    Solarken umudun beyaz gülleri.
    Eski şamata yok mor gülüşlerde.

    Sözlümdün sevdalım, caymak da niye,
    Doğan ay'a perde germek iş midir?
    Gözlerini dizdim gümüş siniye,
    Bilesin ki yandığımın resmidir.

    Sana doğru uçan bir kuştur saat;
    Her tik-tak adınla bir düğüm atar.
    Dokunan kumaşta yansır kâinat,
    Mekikler koşarken baharat katar.

    Kavle sadık yürek kapına düştü,
    Bir gölge ışıkla oynarken dama.
    Gönlüm gönül nimetini bölüştü,
    Sıva sıcağını soğuk odama.

    Dön bana yüzünü, dön de barışak,
    Çözülsün buzullar muhabbetinden.
    Dağılsın saçların hep başak başak;
    İzin çıkar, tel tel devşireyim ben!

    Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi- Ocak Yay. Ankara- 1983)


    Bahattin Karakoç



    Güle Seranatlar Yapmak
    Tekmesiyle şişinene iflah olmaz katır derim
    Durmadan yemin edene her sözünüz kıtır derim.

    Gönül ehli hâle bakar, dili tek reçete bilmez;
    İnsan, gönlüyle insandır, her gönül bir yatır derim.

    Güle serenatlar yapmak bülbülün bir ibâdeti,
    Ben de olsam dikenini yüreğime batır derim.

    Her gün dostun kapısında gören benden sebep sorar
    En öncelikli sebebim evvel - âhir hatır derim.

    Bir dost sınamaya kalksa boynumu önünde görür
    Amaç et ile kemikse işte sana satır derim.

    Ölüm meleği koluma yâr gibi girerse bir gün
    Yol azığım hazır durur, al terkine götür derim.

    Yaradan bilir özümü, hiç esirgemem sözümü
    Bedeli ölüm olsa da sözümü şen-şatır derim…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. 2005 / Ankara)


    Bahattin Karakoç







    Gülümse

    Doğarken gülümse
    Acıyı tatmamış yüreğinle
    Bir siyah bir beyaz
    Gök ırgalansın…

    Büyürken gülümse
    Çağlayanlar gibi
    Bir erguvan renginde bir yeşil
    Ufuklar çalkalansın…

    Severken gülümse
    Rıza diye, tiryak diye
    Bir pembe bir sarı
    Sevgin yarınlara dal-budak salsın…

    Daha çok gülümse pîrliğinde
    Süzülmüş oğul balı renginde
    Bengi-su tadında
    Taşlar topraklar sevdalansın…

    Hep ileriye bak gülümse
    Her zaman sevgiliyle birlikte ol
    Vuslat renginde
    Taş-toprak hülyalara dalsın…

    Ölürken gülümse
    Tazele aşkını son nefesinde
    Birazcık gözyaşı bulunsun sesinde
    Gökyüzü hep ıslak mavi kalsın…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ley ü Nehar Aşk – Türk Diy. Vak. Yay. ANKARA -1997)


    Bahattin Karakoç
    mazeretim var

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Karakoç Kahramanları...
    HABERLER ve GÜNDEM bölümünde dalamper tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 20.08.11, 22:39

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •