Kutlu Doğum Haftası’nda neler yapabiliriz?
İnsanlığı içinde bulunduğu karanlık dünyadan kurtarmak, onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya teşriflerinin kutlanıldığı Kutlu Doğum Haftası’na ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bugünleri nasıl değerlendirelim, neler yapalım diyorsanız size şu tavsiyelerde bulunabiliriz:
* O’nun getirdiği mesaj bir huzur kaynağıdır. Bu huzur kaynağından istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdiği n?anımak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanıtan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarımızın kalıcı olması için de öğrendiğimiz bilgileri başta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz.
* Akşamları çocuklarımıza Efendimiz’in (sas) yaşadığı örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabıyla arasında geçen diyalogları hikaye tarzından anlatarak çocuklarımızın dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yoğunlaştırabiliriz.
* Nebiler Serveri’ni hayatını anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkıyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatından kesitler sunan veya O’nunla alakalı yazılan şiirlerin bulunduğu ses kasetlerini dinleyebiliriz.
* Yaşadığımız yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatırlatan ne varsa oraları ziyaret edip hayalen asr–ı saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanımıza çocuklarımızı da alabiliriz.
* Bir gül satın alarak yanında da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir, onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz.
* Allah, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andığımız zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu İlahi emir doğrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasıl salavat getirelim?” diyorsanız işte size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma flmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihiadedi ilmike ve biadedi ma’l?p;acirc;tike. [via]
DİN VE ÇAĞDAŞLIK
Prof.Dr. Ali Bardakoğlu
Diyanet İşleri Başkanı
İlahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası İslâm’ın ve onun peygamberi Hz. Muhammed'in insanlığa çağrısını doğru ve etkin bir şekilde tanıtmak, Hz. Peygamber sevgisi etrafında toplumumuza birlik ve beraberlik mesajları sunmak amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından ülkemizde ve yurt dışında 1989 yılından bu yana Kutlu Doğum Haftası programları düzenlenmektedir.
Kutlu Doğum haftası denildiğinde, Hz. Peygamberi anmak, daha da önemlisi onu anlamak, onun temsil ettiği aşkın değerler bütününü tanımak ve hayatımıza ışık tutan bir meşale yapabilmek çabası akla gelir. Kur’an-ı Kerimin evrensel mesajı, Hz. Peygamberin örnek şahsiyeti ve ahlakı bu değerler bütününün temel öğeleridir.
Hz. Peygamberi örnek almak demek tarihe gitmek ve gömülmek değil, O büyük şahsiyeti tanımak ve sevmek, onun insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıyı güncelleştirerek hayatımıza yansıtmak, onun ahlakını ve çizgisini davranışlarımızın mihveri ve rehberi yapabilmek demektir.
Bir ölçüde tarihteki kutlama faaliyetlerinin canlandırılması, günümüzle Hz. Peygamber dönemi, Selçuklu, Osmanlı dönemleriyle bir köprü kurulması, geçmişle geleceğin bütünleştirilmesi şeklinde de anlatılabilecek Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri bugün özellikle dinî ve kültürel hayatımızda meydana getirdiği canlılık ile ayrı bir önem arz etmektedir.
İlk yıllardan itibaren toplumun bütün kesimleri tarafından coşku ile kutlanan Kutlu Doğum Haftası, artık ülkemizin beklenen bir kültür faaliyeti, güzel bir geleneği oldu.
Geçim telaşı, gelecek kaygısı, bencillik, mevki ve gücün sanal mutluluğu ya da yoksulluğun yol açtığı umutsuzluk gibi farklı yönlerden hayatımıza giren bir dizi olumsuzluklar karşısında o rahmet peygamberinin mesajına, Onu tanımanın ve sevmenin sağlayacağı güven ortamına hep ihtiyacımız oldu ve olmakta.
Peygamber efendimiz bizler için Kur’anın adeta yaşayan bir örneğidir. Kur’an bizleri onu örnek almaya çağırır. Bizler onun sünneti etrafında toparlanıp bilinç ve kimlik kazandık. O hiç kimseyi ayıplamadı, kötülüğe karşılık vermedi ve nefsi için intikam almadı. Af ve hoşgörü sahibi idi. Etrafındakileri hiç incitmedi. Kendisinden talepte bulunanı geri çevirmedi. Onun hayatında ve öğütlerinde bireysel ve toplumsal hayatımızı aydınlatacak güçlü bir ışık vardır.
O rahmet ve sevgi peygamberiydi. Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek ve merhamet etmek onun sünnetidir. Nitekim Kâinatın Efendisi “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.” buyurarak imanı toplumsal barışın temel taşı yaptı. Kendisinden düşmanlarına karşı beddua isteminde bulunanlara onun verdiği cevap, kendisinin bunlar için değil rahmet ve merhamet peygamberi olarak gönderildiği şeklinde olmuştur. Öz bir ifadeyle o, insanı insan yapan erdemlerin, değerlerin odaklandığı bir şahsiyetti. İnsanlık, artık iyi ile doğruyu, güzel ile çirkini onun penceresinden bakarak daha berrak görme şansına sahip oldu.
Hz. Peygamberi örnek almak deyince onu taklit etmeyi ve sünneti belirli şekillere hapsetmeyi değil onu tanımayı ve sevmeyi, getirdiği mesajın özünü kavramayı ve aktüelleştirmeyi, ondan davranışlarımıza yön verecek ilkeleri ve amaçları çıkarabilmeyi anlıyoruz. Onun sünnetinin etkinlik ve dinamizm kazanabilmesi için, tarih bilincinin de devrede olduğu böyle bir bakış açısına ihtiyaç vardır. Böyle olduğu için de bu sene İzmir’de yapacağımız Kutlu Doğum Haftası sempozyumunda “Din, kültür ve çağdaşlık” konusunu ele almak istedik. İslam dünyası yaklaşık iki yüzyıldan beri bu ana mihver etrafındaki konuları tartışmakta. İslam ve çağdaşlık konusunda bir nebze de olsa kazanılacak zihni durulma, dinin asıllarının yorumlanmasında ve kendi dindarlığımızı inşa etmede bizler için yol gösterici olacaktır.
Yaklaşık iki asırdır Batı ve onun etkisinde kalan kültürlerde dinin sonunun yaklaştığı ve modernite karşısında varlığını sürdüremeyeceği tezi hakim oldu. Genelde ideolojik bir yönelim arzeden bu teze göre, modernleşme ile birlikte hem toplumsal hem de bireysel bilinç düzeyinde din gerileyecek ve zamanla yer küreden tamamen silinecekti. Hatta bunun için tarih öngörüsünde bulunanlar bile oldu. Kimisi 19. yüzyılın, kimisi de 20. yüzyılın sonunu dinin ölüm tarihi ilan etti. Bu öngörü sahipleri bilimin ilerlemesi, teknoloji kullanımının yaygınlaşması, şehirleşme ve rasyonelleşmenin artmasıyla birlikte dinin kaybedenler hanesinde yer alacağını savundular.
Kısacası, onlara göre din ve bir adı da çağdaşlık olan modernite birbiriyle çelişen iki ayrı dünyanın olgularıydı. Birinin varlığı diğerinin yokluğu anlamına gelmekteydi. Din ve Çağdaşlık bir arada bulunması hoş karşılanmayan iki kavramdı. Pozitivist ve materyalist düşünce akımlarının tesirinde kalan ve kendilerini entelektüel kategorisine yerleştirenler Din ve Çağdaşlık kavramlarının yan yana bulunmasına dahi tahammül gösteremediler; dini çağdaşlığın bir düşmanı olarak algıladılar ve sundular. Bunun karşısında belki de bu sunuma bir reaksiyon olarak din hanesinden de aynı şekilde düşünüp Çağdaşlığı dinin karşıtı olarak görenler oldu. Tabii bu durum yıllarca sürecek bir çatışma ortamı doğurdu. Batı’da çok keskin bir şekilde yaşanan ve kilise ile bilim dünyasının arasını kalın çizgilerle ayıran bu ortam maalesef İslam dünyasına da taşındı. Popüler dinî kültürün gelenek adı altında var olan üretimleri bilim ve rasyonellik adına hor görüldü. Müslüman toplumların sosyo-kültürel yapılarını yansıtan çeşitli refleks ve karakteristikleri İslam’a mâl edildi. Böylece İslam modernin, çağdaşlığın ve değişimin karşıtı ya da en azından engelleyicisi olarak görüldü.
Bunun karşılığında Müslüman dünya sosyo-kültürel yapısı gereği kendi kültür dokusuna dayalı bir formül geliştirerek kendi modernliğini üretemedi. Dolayısıyla, modernliği hep ithal etmek zorunda kaldı ve bu da gerek tarihsel süreçte müşahede ettiğimiz, gerekse bugün bizzat yaşadığımız çeşitli problemlere yol açtı.
İslam dünyası yıllarca modernite karşısında tamamen dışlayıcı bir tavır takındı. Moderniteye direndi ve başarısız oldu. Ancak sonunda modernite ile barıştı. Belki boyun eğdi. Oysa başlangıçta moderniteyi tamamıyla reddetmek yerine onu şekillendirici bir tavır takınsaydı, bugün çok daha güçlü bir konumda olurdu.
Fakat artık memnuniyetle ifade edebiliriz ki, bugün İslam dünyasının bir kısmı, özellikle de ülkemiz fizik dünyamızın gerçekliği ile maneviyat dünyamızın ihtiyaç ve derinliğini birleştirdi; aslında probleminin moderniteyle değil, ideolojik veya pozitivist modernizmle olduğunu fark etti. Dolayısıyla bugün artık Müslümanlar belki ideolojik anlam içeren “çağdaşlaşma” ve “çağdaşlaştırma” kavramına karşı çıkabilirler, ama “çağdaşlık” kavramına karşı çıkamazlar. Çünkü “çağdaşlık” kendimizi içinde bulduğumuz ve din adına kayıtsız kalamayacağımız bir olgudur.
Gerek İslam’ın iki temel kaynağı Kur’an ve Sünnet, gerekse sahih dinî gelenek, statikliği savunmak bir tarafa, çağdaşlığın en temel iki öncü kavramı olan değişim ve dinamizmi teşvik eden bir duruş sergilemektedir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim insanı dinamizme çağırmakta ve bugün “insan hakları”nın en temel unsurlarından sayılan “tercih hakkını” insana tevdi etmekte, hatta bir haktan öte onu insanın boynuna bir borç olarak asmaktadır. Hz. İbrahim’i “putlara tapan babalarının yolu”ndan ayıran, ona rasyonel bir yolculuktan sonra “tevhid” durağını buldurtan işte bu hakkın veya “irade”nin kullanılmasıdır. Ahiret öğretisini, cennet vaadini veya cehennem tehdidini anlamlı kılan şey de zaten insana irade gücünün tevdi edilmesi değil midir?
“Din”, “değişim”, “çağdaşlık” veya “modernlik” üzerine yapılan en önemli hata “modern olanın belirli bir zaman ve coğrafya ile sınırlı olduğunu zannetmekten kaynaklanmaktadır. Oysa çağdaşlık veya modernlik, mesela sadece Batı Avrupa’da veya Kuzey Amerika’da olup bitenle özdeşleş görülemez. Böyle bir özdeşleştirme peşinde olanlar özellikle dindar bir görüntü sergileyen dünyanın diğer bölgelerini hem zaman hem de yaşadıkları sosyolojik evre bağlamında “geri” olarak görmektedirler. Oysa Londra gibi İstanbul da, Paris gibi Tokyo da, Washington gibi Pekin de pekala kendi modernitesini, kendi çağdaşlığını üretebilir. Yukarıda değindiğimiz tarihsel süreçten kaynaklanan olumsuz nedenlerden dolayı belki bugün hala bu üretimin din ile çelişeceği endişesi zihinlere takılabilir. Ancak şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki, İslam dünyası artık bu üretimin eşiğinde olduğunun farkındadır ve özellikle Türkiye bunun için gerekli birikime ve irade gücüne sahiptir.
Dinin tarih boyunca en önemli toplumsal belirleyici olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu gerçek çağdaş dünya için de geçerliliğini korumaktadır. Bugün, insan potansiyelini geliştirme adına ortaya çıkan psikoterapi yöntemlerinden, ekolojik sorunlara ve uyuşturucu ile mücadeleye varıncaya kadar belki de tüm dünya toplumları, dinin müdahalesine, katkısına, daha açıkçası “kutsal”a ihtiyaç duymaktadır. Ve İslam çağdaşlık adına bu katkıyı sağlayabilecek, çağdaş dünya için yeni dinî formlar üretebilecek en dinamik dindir.
Kutlu doğum haftasında Peygamber Efendimizin dünyayı teşriflerini anarken, onun üstün şahsiyetini ve güzel ahlakını tanımaya, getirdiği evrensel mesajı anlamaya ve bütün bunları özünde barındırdığı dinamizmi içinde çağımıza taşımaya olan ihtiyacımızı bir kez daha fark ediyoruz.
Toplantımızın bu yönde önemli açılımlar getireceğine olan inancımı ifade eder, bilimsel katkılarını esirgemeyen katılımcılara teşekkür ederken hepinize ayrı ayrı selam ve iyi dileklerimi sunarım.
kaynak
HUTBELER
Değerli Müminler!
Yüce Allah, insanı diğer varlıklardan üstün kılmış, farklı cinslerin bir araya gelerek, sevgi ve saygı temeline dayalı huzurlu aileler kurmalarını istemiştir. Zira aile, toplumun temeli ve çekirdeğidir. Aile, belirli bağlarla birbirine bağlı olan, karşılıklı hak ve ödevlere sahip bireylerin oluşturduğu bir kurumdur. Eşler için huzur, paylaşım ve iffet mekanı; çocuklar için terbiye, sevgi ve şefkat ocağı olan ailenin son derece önemli olduğu inkar edilemeyecek bir gerçektir. Bu nedenledir ki ilk insan ve ilk peygamber hayata eşiyle ve ailesiyle başlamıştır. Aile hayatında dertler, kederler, problemler bir bütünün parçaları olan aile bireyleri arasında paylaşım ve fedakarlıkla hafiflerken, sevinçler bayrama dönüşür. Anne-babanın şefkat kucağında yetiştireceği merhamet, doğruluk, dürüstlük gibi milli ve manevi değerlere saygılı yavrularla toplumun geleceği teminat altına alınır.
Saygıdeğer Müslümanlar!
Yüce Kitabımız Kur’an’da hemen her konuda bizler için en güzel örnek olarak gösterilen Peygamberimiz Hz. Muhammed’in sadakat, fedakarlık, sevgi, hoşgörü ve mutluluk örnekleriyle dolu aile hayatı da ayrı bir önem arz etmektedir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber sadakat sahibi bir eş, sevgi ve şefkati eksilmeyen bir baba, emin ve fedakar bir dost idi. Onun aile yuvasını, huzur, paylaşım, adalet, fedakarlık ve saygı tabloları süslerdi. Allah Resulünün baba olduğu aile ocağında, coşkun ırmaklar gibi gönülden fışkıran muhabbet, şefkat, merhamet ve değer verme, yokluğu hissedilmeyen temel unsurlardı. Onun yuvası, eşiyle, çocuğuyla insanî erdemlerin yaşandığı bir yuvadır. Bu duygu ve temeller üzerine kurulan aileden, eş olarak sadakatin asla esirgenmediği Hz. Hatice’ler, bilgi ve hikmet kaynağı olan Hz. Aişe’ler, sevgi, saygı ve merhametin evlada dönüştüğü Hz. Fatıma’lar edep timsali Hz.Hasanlar, Hz.Hüseyinler yetişmiştir. Hasılı bütün bu güzellikler Kutlu elçinin yuvasında insanlık için birer sembol haline gelmiştir.
Değerli Kardeşlerim!
Çağımızda toplumlar büyük ailevî problemlerle karşı karşıyadır. Boşanan çiftlerin, yıkılan ailelerin, şefkat, saygı ve sevgi ortamından mahrum eş ve yavruların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öyle ki, “anneciğim, babacığım, evladım” gibi sevgi ve şefkat yüklü sözcüklere hasret kalan insanlar hiç de az değildir. Bu problemlerin aşılmasında Allah’ın en güzel örnek olarak takdim ettiği kutlu elçinin aile yapısını süsleyen değerlerin hayata geçirilmesi kaçınılmazdır. O yüce Resul bir eş olarak; “Mü’minlerin imanca en mükemmeli, ahlaken en güzel olanlarıdır ve hayırlı olanlarınız da ailesine karşı hayırlı olanlardır.”[1], “Bir kimse hanımına kin duymasın; zira onda hoşlanmadığı huyları varsa buna karşılık, memnun kalacağı huyları da vardır.”[2] diye ümmetine sesleniyordu. Hz. Peygamber; “Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”[3] diyordu.
Kardeşlerim!
Müminler olarak eşimize, çocuğumuza Hz. Peygamberin sadakatini, sevgisini, merhametini, fedakarlığını göstermenin gayreti içinde olalım. Ailemizde ahlak, edep, hoşgörü, haklara saygı temel prensipler olmalıdır. Bu prensipleri hayata geçirmek, hem inancımızın hem de sağlıklı ve erdemli bir toplum olmanın gereğidir.
Hutbemi başlangıçta okuduğum âyetin mealiyle bitirmek istiyorum: “İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, Allah’ın varlığının belgelerindendir. Bunlarda düşünen bir toplum için dersler vardır.”[4]
[1] Tirmizî, Radâ’, 11; İbn Mâce, Nikâh, 50; Müsned, II, 472.
[2] Müslim, Rada’, 63; Müsned, II, 329.
[3] Tirmizî, Birr, 15.
[4] Rum, 30/21
Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevî (Hicri Rebiulevvel ayının 12. gecesi), asırlardır milletimiz tarafından "Mevlid Kandili" olarak kutlanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilân etmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılından itibaren Peygamber Efendimizin doğum yıldönümleri, her yıl "Kutlu Doğum Haftası" adıyla ilmî ve kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır. Kutlamaların 18. si bu yıl 9-20 Nisan tarihleri arasında Türkiye genelinde konferans, panel ve diğer sosyal-kültürel faaliyetlerle icra edilecektir. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı bu etkinliklerle Peygamber Efendimizin insanın mutluluğuna yönelik mesajlarını günümüz şartlarını da dikkate alarak geniş halk kesimlerine ulaştırmanın faydalı olacağına inanmaktadır.
Bu yıl 18 yaşına basmış olan Kutlu Doğum Haftası, milletimizin arzusu ve tarihî geleneği üzerine bina edilmiştir. 1989 yılında sadece Ankara'da başlayan kutlama programları, bugün artık bütün Türkiye'ye, Türk dünyasına, Balkanlar'a, Kıbrıs'a, Avrupa, Amerika ve dünyanın bir çok ülkesine yayılmış durumdadır.
2006 yılı "Kutlu Doğum (Hz. Peygamberi Anma ve Peygamberlere Saygı) Haftası" çerçevesinde Türkiye genelinde düzenlenen programlarda ağırlıklı olarak "İslâm'da Çalışma ve İş Ahlâkı", "İslâm'da Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt Sevgisi", "İslâm'da İnsan, Aile ve Çocuk Sevgisi", "İslâm'da Peygamberlere İman", "İnsanlığın Peygamberlerin Rehberliğine İhtiyacı", "Türk-İslâm Kültüründe Peygamber Sevgisi" ve "Türk Halk Edebiyatında Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt Sevgisi" konuları üzerinde durulacaktır. Bu etkinlikler ilahiyat fakülteleri, diğer fakültelerin öğretim üyeleri ve müftülerimizin işbirliği çerçevesinde icra edilecektir.
Ayrıca, hafta münasebetiyle 11-12 Nisan 2006 tarihleri arasında "İslâm Ahlâkı ve Sevgi" konulu bir sempozyum da düzenlenecektir. Türkiye'nin dörtbir yanından çok sayıda ilim adamının katılımıyla 11 Nisan 2006 Salı günü saat 10.00'da Elazığ Edibe Can Müftülük Konferans Salonu'nda başlayacak sempozyum 12 Nisan 2006 Çarşamba günü yapılacak değerlendirme toplantısıyla sona erecektir.
Sempozyumla broşürü için tıklayınız...
Yine bu kutlamalar çerçevesinde, insanları bir sevgi hâlesi etrafında toplamak amacıyla, 10 Nisan 2006 Pazartesi günü "Sevdiklerinize Bir Gül Verin" kampanyası başlatılacaktır
Ay desem nûruna, aydan daha parlaksın Sen.
Su desem, cümle sulardan daha berraksın Sen.
Şaşırıp inci desem, inci de Senden doğuyor.
Sade bir katresi deryâ gibi ırmaksın Sen.
Gül desem, ey yüce mahbûb, terinin damlası o
Neye teşbih edeyim, mahzar-ı levlâksın Sen.
Ey Rauf, anneler evlada dönüp bakmazken,
Bir Rahimsin ki, bütün aleme kundaksın Sen.


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla


