• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
1 sonuçtan 1 --- 1 arası gösteriliyor
  1. #1
    Umut Güneşi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-02-2007
    Mesajlar
    3,095
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6

    ....Yağmurlarda Yaşamak Varken....


    biraz hüznlü ama bir okadarda anlamlı bir hikaye...

    (NedenDir BiLmem Ama Bugun İçim Çok Yanıyor Ve Bu Saat Sabahın 5:50 Ama Bu Gözler Nedense Başka ŞeyLer Yapmak İstiyor)


    Cadde sakın, sokak tedirgindi. İnsanların yüzünde garip bir korku hakimdi. Çıkar ilişkilerinin sindiği şehrin bu halde olmasına göz yumamıyordu. Sinirlendi. Anlamsız gözlerle etrafına baktı. Yanında bir şeylerin eksik olduğunun farkındaydı. Bir kaç dakikalığına sevdiği kadının yanından ayrılmıştı. İçine sebepsiz bir sıkıntı çökmüş ve temiz hava almanın buna çare olacağını düşünmüştü. Kafeye geri döndü. Merdivenlerden indi. Sevdiği kadının yüzünde tebessüm kendini belli etmiş ve yüreğinin en hazin yanında tuhaf bir sıcaklık hissetmişti.

    “gittiğini düşünmüştüm canım” dedi.

    “hayır, biraz bunaldım bu loşluktan yasemin. Temiz hava almak iyi gelir diye düşündüm, bitanem.”


    “anladım hayatım, istersen çıkalım. Sen burada sıkıldın ” dedi. Yüzünün asıldığını fark etti. Parmaklarını çehresinde dolaştırdı.

    “ Senin yanında sıkılmak mümkün mü? ” dedi.

    “Hadi çıkalım o zaman… “

    Yağmur çiselemeye başlamıştı. Sokaklar gittikçe tenhalaşmış, insanlar yağmur tanelerinden kaçmak için, kendini korunacakları kuytu köşelere atmıştı.
    Genç adamın en çok sevdiği şeydi; yağmurda sevdiği kadınla yürümek. Her fırsatta bunu dile getirmekten kendini alamıyordu. Yağmura inat, sıkıca sarıldı Yasemin’e. Dudakları sırılsıklam olmuştu. Kendine has kokusu, toprak kokusuyla karıştı ama yinede Emrah için çekiciliğini kaybetmemişti.
    Tren istasyonuna doğru yürümeye devam ettiler. İkisinin de gözleri parlıyordu. Mutluluk sözlerine öylesine yansımıştı ki genç adamın, başladığı her sözü seni seviyorum diyerek bitiriyordu.
    Zaman yine akıp gitmişti. Beraberken saatleri durdurmak mümkün olmuyordu. Zamana da, saate de çatmak geldi içinden ama yapamadı. Yasemin’le olan o kısa anları değerlendirmek onun için daha önemliydi. Öylede yaptı. Kızgınlığını bastırıp, içine attı.

    İstasyona gelmiştiler. Ayrılık zamanıydı. Fakat ikisi de hiç ayrılmaktan yana değildi. Sıkıca sarılıyor, küçük öpücükler bırakıyordu sevdiği kadının yanağına. Ellerini bırakamıyordu. Bıraktığında bir daha asla tutamayacak kadar büyük bir acı yaşıyordu. Susuyordu, bu acıyı her yaşadığında. Belli etmiyordu ama onsuzluk onun için ölümdü ve her akşam bu ölümü yaşıyordu. Dile getiremediği bir başka şeyde. Her ayrılık anında ona olan sevgisinin gittikçe arttığı gerçeğiydi. Nedense bunu sevdiği kadına söyleyememişti. Oysa öylesine bağlanmıştı ki ve öylesine seviyordu ki ellerini bırakmak ona ölüm gibi geliyordu.

    Arkasına dahi dönüp bakamıyordu. Biliyordu ki baksa, geri dönecek, koşar adım ona gidecekti. Yanından hiç ayrılmak istemiyordu çünkü. Bıraksalar bir ömrü onunla tüketecekti. Bütün günlerini ona esir etmek istiyordu. Gecesini, gündüzünü ona adamak, dahası onunla olmak onun için en büyük mutluluktu. Her gün kimseye söyleyemese de bu mutluluğun hazzını yaşıyordu. Gururluydu öyle birini sevmekten. Yanında olmak onun için her şeye bedeldi ve hiç bir şeyden korkmuyordu. Yaşam yalnızca ondan ibaretti. Öylesine seviyordu ki kalbinin atışını bile ona bağlıyordu. Ölüm beklide ilk defa bir aşkta bu kadar değersiz kalabilmişti.

    Göz göze geldiler. Masum ama suçlu bir ifadeyle kolları kollarından ayrıldı. Ellerinde gezinen parmaklarının da veda zamanıydı ve ikisi de bunun farkındaydı. Yavaşça ellerini ellerinden çekti. Durdu. Ellerini bırakmak istemiyordu… Nedense içindeki sıkıntı gittikçe artmıştı

    “Bugün senden ayrılmak istemiyorum. Ellerini bırakmak ve gitmek istemiyorum. İnan içimde çok büyük bir sıkıntı var.”

    “ ne sıkıntısı, hayırdır ne oldu bir sorun mu var.”dedi, merak içerisinde. İçini sorgulamaya başladı yasemin.

    “bilmiyorum, sebepsiz bir sıkıntı. İnan şuanda içimde volkanlar patlıyor. Tüm lavlar vücuduma akıyor. Her yanım yanıyor. Öylesine içime kapanıyorum.”.başını öne eğdi bir süre.

    “hayırdır. İnşallah bitanem.”dedi, Yasemin. Aslında onunda içinde bir şeyler vardı. Bir şeylere canı sıkılmıştı, fakat sevdiği adama bunu belli etmek istemedi. Genç kadının içinden oradan ayrılmak ve Emrah’ı orada bırakmak hiç gelmiyordu.

    “hadi,git hayatım.Daha fazla burada durma. Eve geç kalacaksın. Hem biraz daha burada kalırsan telefonun çalmaya başlar. Bak! Tren saatimde geldi. Son bir kere seni öpmek istiyorum.”

    Yasemin şaşırmış bir ifadeyle Emrah’ın yüzüne baktı. Bir şeyler söylemek istiyordu. Boğazı düğümlenmişti genç kadının sanki. Yutkunmak istedikçe bir şeylerin acısını duyuyordu genzinde.

    “neden son kez, bitanem. Neden öyle dedin. Bizde son yok ki. Biz ebediyeti ömrümüzle getireceğiz unutma.” Titrek bir ses tonuyla kelimeleri ardı ardına sıraladı.

    “bilmem. İçimden öyle geldi. Özellikle söylenmiş bir söz değil. Biliyorsun sana doyamıyorum ben. Hem ben seni ölüme inat seviyorum. Hayatım öleceksem de senin için hazırım buna. Son nefesim yeter ki senin için olsun.”

    “hayır, aşkım bir daha duymak istemiyorum, ölüm kelimesini ağzından. Hem ölüm o kadar kolay mı? ”

    “değil aşkım değilde… Bilmiyorum… Neyse kapatalım artık bu konuyu. Hadi burada daha fazla durup eve geç kalma…”

    Yasemin istemeyerekte olsa ellerini çekti genç adamdan. Doyamadığı sevgilisinin yanağına sevecen bir buse bırakarak
    “iyi akşamlar, bitanem” dedi.

    “iyi akşamlar hayatım.”

    Ağır adımlarla yolun karşına geçti. Arkasına dönerek bir kez daha baktı sevdiği adama. El salladı.
    Büyük bir heyecanla karşılık verdi Emrah. İçindeki sıkıntı istasyona ilerledikçe iyice arttı.Köşe başını dönerken arkasından birinin seslendiğini duydu.Şaşırmıştı.Ne olduğunu bile anlayamamıştı henüz.Arkasını döndüğünde iki kişinin koşar adım kendisine yaklaştığını fark etti.Akşama yakın olduğu için karanlık yavaş yavaş çökmeye başlamıştı şehre.Yaklaştıkça gölgelerin yüzü netleşmeye başlamıştı.
    Kim olduklarını bilmiyordu. Yüzleri yabancıydı onun için

    “bir dakika bakar mısın? Hatırladın mı bizi.”

    “hayır, tanıyamadım”

    “biz eceliniz şimdi tanırsın bizi.”

    “ne oluyor, bu ne demek şimdi durup dururken… Ne saçmalıyorsunuz siz…”

    “Vur..Ne duruyorsun oğlum…göreceksin saçmalığı sen…”

    Emrah ne olduğunu henüz anlayamadan iki kişi tarafından saldırıya uğramıştı. İtiş kakış arasında bir silah sesi duyulabilmişti ancak.

    “öldürdün onu abi…öldürdün…Bu o değil.Benzetmişim…Baksana ne olduğunu bile bilmiyor…Hiç bir şeyden haberi yok..Hayır abi bu o değil bak…Ne yaptık biz, ne yaptık…Onu öldürdük…”

    “Sus… Yeter… Hadi al silahı yerden… Yürü… Kimse görmeden bizi gidelim buradan… Hadi kendine gel salak herif ne duruyorsun… Yakalanacağız…”

    Koşar adım Emrah’ın yanından uzaklaştılar… Acılar içinde kıvranan bir beden… Haykırışlarını kendinden başkası duyamıyordu oysa…

    Koşun…İstasyondan silah sesi geldi..Birini vurdular sanırım…Koşun….Sokaklar hareketlenmeye insanlar koşuşturmaya başlamıştı…Yasemin ise henüz dolmuşa binmemişti..İnsanların istasyona doğru koştuğunu dalgında olsa fark etmişti..İçinde ki sıkıntı kasırgaya dönüşmüş, en duygulu anında onu uzaklara götürmüştü…Kulağına gelen bağrışma sesleriyle kendine gelebilmişti nihayetinde…Durdu…Kıpırdayamıyordu bile…Ayaklarına prangalar vurulmuş gibiydi.Bir adım atmak gelmiyordu içinden.Telefonu eline aldı.anlamsızca telefon rehberini kurcaladı bir süre..Bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı…ne yaptığını da bilmiyordu…Bir süre daha dayanabildi buna…Koşar adım istasyona doğru yürümeye başladı.İçinden nedense ağlamak geliyordu…Sustu…Aklına Emrah geldi..Ona sözü vardı ağlarsak bir gün beraber ağlayacağız diye…Gözyaşlarına gem vurdu.Ağlamadı…inatla direndi…

    Kalabalığın olduğu yöne doğru ilerledi… İçindeki sıkıntı nedense yerini korkuya bırakmıştı. Gözleri kararmaya başlamıştı. İçindeki korku arttıkça gözlerindeki bulutların sayısı da gittikçe artıyordu… Beş dakika öncesi sevdiğini burada uğurlamıştı nede olsa…Kalabalıklar arasından sıyrılabilmişti…Başını yere eğdiğinde yerde yatanın Emrah olduğunu fark etti..Donup kalmıştı adeta…Yere eğildi..Ellerini tuttu.Başını göğsüne yasladı…Etrafındakilere seslendi çığlık çığlığa…

    “Ambulans çağırın… Ne bakıyorsunuz be… Ambulans çağırın dedim size…”

    “ambulans geliyor …merak etmeyin…siz konuşturabilirseniz onu konuşturun…gözlerini kapatmasın…”
    “aşkım…duyuyor musun beni..Hayatım ne olur aç gözlerini …Yüzüme bak …O bakmaya doyamadığın yüzüne..Hadi aç gözlerini bak ben geldim…Bu akşam gitmemi istiyordun bak buradayım gitmedim…Seninleyim…Ellerini tutuyorum o hiç bırakmak istemediğin ellerim ellerinde aşkım…Ne olur aç gözlerini…Bak ben geldim…Ne olur aşkım aç gözlerini …Beni burada yalnız bırakma …” Gittikçe kan kaybediyordu…Gözlerini hafifçe kımıldatmaya başladı…yavaş yavaş kendine geliyordu..Hafif hareketlerle doğruldu.

    “a..a…a…ş…kım…(titrek ve zorlanarak konuşabiliyordu) se.en buradasın…Neden eve gitmedin…Ben seni yolcu etmiştim oysa…Evden merak edecekler seni …Hem gitmezsen eve yarın izin alamazsın…Hadi git s…” Yasemin elini dudaklarına götürerek…

    “sus bitanem… Şimdi bunu düşünme… Şuanda seninle olmak istiyorum… Senin yanından ayrılmak gelmiyor hiç içimden… Gitmek istemiyorum ne olur bir şey deme… Sana sarılmak istiyorum ve bir daha hiç bırakmamak… Ellerimi tut hayatım… Sıkıca tut hiç bırakma ne olur… Bak ben senin için buradayım…” Yağmurun şiddeti gittikçe armaya başlamıştı… Genç sevgililerin etrafındaki meraklı gözler, bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun etkisiyle azalmaya başlamıştı…

    “a…ş…şşşkımm… Hatırlar mısın? (konuştukça kendine gelmeye başlamıştı) .Seninle hep yağmurlu havalarda yürümek isterdim… Çılgınca ıslanmak isterdim.. Hatta ilk çıktığımız günlerdi galiba yağmurlu bir havada yürümüştük seninle… O gün iki yabancı gibiydik. Nasılda üşümüştük… Sana sarılmaktan korkmuştum. Beni yanlış anlarsın diye düşünmüştüm… Üşümüştük değil mi bir birimize sarılamadığımız için? ”

    “ Evet. Hayatım… Sırılsıklam olmuştuk… “

    “Şimdide yağmur yağıyor ama bu sefer ben sana sarılamıyorum bile… Bu sefer yürümek değil de senin kollarında öleceğim galiba…”

    “Sus..ne olur aşkım…Ne olur böyle söyleme…Birazdan gideceğiz buradan…Hastaneye gideceğiz her şey düzelecek…Sen iyi olacaksın…Beni bırakıp gitmezsin sen hiçbir yere…Biliyorsun ben sensiz yapamam..Sen gidersen bende en kısa zamanda arkandan gelirim..Ben seni çok seviyorum…”

    “Bende seni çok seviyorum ama biz hep farklıyız biliyorsun… Bu seferde bir fark var… Oda ben seni ölümüne seviyorum. Ben sana hep derdim bir gün ölürsem senin kollarında diye… Sanırım bu gerçek olacak hayatım… Kollarında öleceğim…..”

    “Aşkım sen ölmeyeceksin… Bu muydu bana verdiğin söz… Hani biz bir birimizi hiç bırakmayacaktık.. Hem ben kabul etmiyorum…sen beni bırakmazsın…bırakamazsın…gidemezsin aşkım..gidemezsin”

    “gitmem bitanem.gitmem..sen merak etme..Ben seni zaten yalnız bırakmam…biliyorsun ben sensiz kaldığımda ölürüm… Aşkım senden bir ricam olacak… bir şey söylersem yapar mısın? ”

    “tabiî ki de yaparım.Sen yeter ki söyle…”

    “Beni son kez öper misin? ”

    “Hayır aşkım…Hayır lütfen böyle söyleme…”

    “O zaman ilk kez öpüyor muş numarası yap sende”

    “aşkım…”

    Sessizce eğilip dudaklarına masum bir öpücük bırakır… Emrah iyice kan kaybetmiştir… Sesi soluğu kesilmek üzeredir nerdeyse… Nihayet ambulansın sesi duyulmaya başlar uzaklardan… Yasemin’in gözlerine umut dolar…

    “Aşkım bak ambulans geliyor… Gideceğiz buradan… Sende kurtulacaksın… Hadi aç gözlerini bitanem ne olur aç… Seni çok seviyorum bitanem… Hem de çok seviyorum… ne olur aç… Ben sensiz yapamam… Beni bırakma… Ne olur bırakma… Sıkıca tut ellerimi… Bak yağmur yağıyor bitanem… Hadi kalk gidelim buradan… daha gideceğimiz çok yer var… Hadi aşkım ne olur bir şeyler söyle… Susma… Susma… Susma…”

    Kendini fazlasıyla zorlar Emrah… Dudaklarını hafifçe kımıldatmaya başlar… Son kez bir şeyler söylemek istercesine gözlerini açmaya çalışır… Ellerini sıkıca tutar Yasemin’in…

    “ Aşkım Seni Çok Seviyorum… Sevgi güçlüyse inan ölümü de yenecektir… Gözün arkada kalmasın… Geleceğim… Bekle hayatım bekle… Geleceğim… Yağmurda ölmek değil yaşamak var… Yağmurlarla geleceğim Aşkım…”

    Sıkıca sarıldı iki sevgili....Ölümü beklercesine ama aşk yaşamak demekti..Aşk söz vermek demekti...Son nefeste de olsa umut demekti...Umudu yaşatmak demekti...




    Alıntı...
    Bu mesaj en son " 17.04.07 " tarihinde saat 13:21 itibariyle freya555 tarafından düzenlenmiştir... Neden: alıntı oldugunu belirtiniz...
    UMUT GÜNEŞİ
    bir anlamı olmalı her sabah doğan güneşin, yağan yağmurun, açan çiçeğin...
    Uçan kuşun, kelebeğin...
    Yüzde beliren bir tebessümün...
    yanaktan süzülen damla damla gözyaşının...
    Ne çok neden var yaşamak için yorulmamalı yaşanmış acılara direnmeli! yağan yağmur gibi düşsede acılar yüreğine bir bir..
    bir gülümseme ile dağıt hüzün bulutlarını! tıpkı doğan güneşlerin doğayı yeşerttiği gibi...
    yeşertip umutları filizlenmeli yaşam sevinci!



    İNSANLAR YANLIŞ YAPABİLİRLER,
    YALNIZ BÜYÜK İNSANLAR
    YANLIŞLARINI ANLARLAR...
    BİR BENİ BİLİRİM ,BİRDE BENDEKİ BENİ

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İslâm varken milliyetçiliğe gerek var mı?
    2005 Konuları bölümünde kılıçbek tarafından açılmış
    Yanıt: 9
    Son Mesaj: 18.07.05, 13:01

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •