KÜRESELLEŞMENİN PSİKOLOJİK BOYUTLARI
Doç.Dr. Kemal Sayar
Sosyolog Anthony Giddens küreselleşmeyi konu alan bir konferanslar dizisine şu anekdotla başlıyor : ‘Bir arkadaşım Orta Afrika'daki köy yaşamı konusunda çalışıyor. Birkaç yıl önce alan çalışmasını yürütmeyi amaçladığı uzak bir bölgeye ilk defa gitmiş ve daha oraya vardığı gün, bir eve gece eğlencesine davet edilmiş. Hemen akla geleceği üzere, arkadaşım orada , dış dünyadan yalıtılmış durumdaki bu topluluğun kendine özgü geleneksel eğlenceleri hakkında bir şeyler öğrenmeyi umuyormuş. Oysa gecenin sebebi Basic Instinct (Temel İçgüdüfilminin videoda topluca seyredilmesinden başka birşey değilmiş. Üstelik film henüz Londra’da bile sinemalara gelmemişken!’ (Giddens 2000). Bir dönüşümler çağında yaşadığımız, etkisini hepimiz üzerinde hissettiren bir küresel düzene doğru sürüklendiğimiz sıklıkla dile getirilir oldu. Küreselleşme son yılların moda deyimi, sihirli sözcüğü, parolası : Kimilerine göre mutluluğa açılan kapı, kimine göre de burukluğumuzun en önemli sebebi. Bu yazıda iktisadi ve kültürel küreselleşmenin ruh sağlığıyla olan ilişkilerini tartışacağız.
Küreselleşme : Nedir, neye yarar?
Küreselleşme bilgi, eşya, sermaye ve insanların politik ve ekonomik sınırları aşan akışıdır. Küreselleşmeyle birlikte, fiziksel mekan idraklerimiz değişmektedir. ‘Coğrafyanın sonu’ ya da ‘mesafenin ölümü’ olarak adlandırılan bir süreçle hepimiz dünyanın küçüldüğünü hissediyoruz. Artık daha fazla insan, daha sık seyahat etmekte; elektronik iletişim dünyanın uzak bölgeleri arasındaki mesafeyi kaldırmaktadır. ‘Zaman-mekân sıkışması’ (Harvey, 1997) olarak da isimlendirilen bu durum sayesinde fikirler, kültürler ve değerler dünya ölçeğinde yayılmakta, film ve diğer medya aygıtlarıyla kültür transferi yapılmakta ve politik fikirler bütün dünyaya nüfuz edebilmektedir. Bugünün dünyasının, kapitalist ekonomik sistemin gücünü pekiştiren bir küreselleşme tarafından şekillendirildiği düşünülmektedir. Kavram üzerinde tam bir fikir birliği olduğunu söylemek güçtür : Kimileri için küreselleşme dünyanın Batılılaştırılması, kimileri için kapitalizmin yükselişi anlamına gelmektedir. Kimi yazarlar küreselleşmenin bir tektipleşme yarattığını dile getirirlerken, başkaları artan melezleşme ile çeşitlilik ve farklılığa izin verdiğini söylerler. Kimi kuramcılar küreselleşme ile moderniteyi eş tutarlar, öte yanda ‘küresel çağ’ın moderniteyi izleyen ve ondan tamamen farklı bir çağ olduğunu dile getirenler de vardır ( Kellner 1999). Küresel kültürü taşıyan iki önemli araç, bilgisayar ve iletişim teknolojileridir. Medya teknolojilerinin çoğalmasıyla dünya bir ‘küresel köy’e dönmüştür : Dünyanın farklı bölgelerindeki insanlar TV ekranından Körfez Savaşı’nı, önemli spor ve eğlence olaylarını izleyebilir, aynı reklâmlara mâruz kalabilirler. Bütün bunlar bir şekilde kapitalist modernizasyonun ilerlemesine hizmet ederler. Küresel bilgisayar ağlarına giren pek çok kişi de bilginin, fikirlerin ve imgelerin dünya boyunca değişimini ve yayılmasını sağlayarak, zaman/mekân sınırlarını aşabilirler. Küresel kültür yaşam biçimi,ürün ve kimlik pazarlamaktadır. Ulusaşırı (transnational) şirketler yerel pazarlara nüfuz ederek küresel ürünler satmak ve yerel direnci kırmak isterler, reklamcılık bunun için vazgeçilmez bir silahtır. Uydu ve kablo yayınlarıyla tüm dünyada ticari bir kültür yaygınlaştırılmak istenmektedir. Yeni teknolojilerin yayılması da toplum üzerinde çeşitli etkiler yapmakta, söz gelişi kol gücünün önemi azalmakta, daha esnek üretime geçilmekte ve üretimin kendisi ulusaşırı bir nitelik kazanmaktadır. ‘Yeni küresel iletişim otoyolu’ kimilerince kutsanmakta, kimilerince de yeni bir kültürel sömürgecilik dalgası olduğu gerekçesiyle eleştirilmektedir ( Kellner 1999). Küresel iletişim ağlarıyla ‘coğrafyanın sonu’ ilan edilmektedir : Küresel çağda sermaye ve enformasyon hareketlerinin hızı elektronik sinyalin hızıyla eşit olduğunda, mesafenin alt edilmesi anlık bir şey hâline gelir ve mekân maddîliğini, hareketi yavaşlatma, durdurma, ona direnme ya da başka bir yoldan kısıtlama yeteneğini yitirir (Bauman 2000). Öte yanda küreselleşen medya hepimizi birer antropolog haline getirmektedir, oturma odalarımızda kahvelerimizi yudumlarken, bütün o Öteki’lerin dünyasını ekranda izleyen antropologlara dönmüş bulunuyoruz. Yerel olmayan insanlar, yerler ve olaylar konusunda hepimiz büyük ölçüde medyaya bağımlıyız ve ‘olay’ bizden ne kadar uzak olursa, bilgilerimizin bütünlüğü itibarıyla medyaya o kadar bağımlı oluruz. Tarihsel olarak nasıl Batı antropolojisi ‘yerlileri’ temsil etmek hakkkını kendinde gördüyse, bugün de aynı şekilde Batı medyası, uluslararası iletişimin tek yönlü akışı içerisinde Batılı olmayan öbür bütün Ötekiler’i temsil etme hakkını kendinde görmekte ve bize, ‘biz’i ‘onlar’dan ayırt etme imkanı veren tanımları sağlamaktadır. Ekran sadece bize ‘onlar’ın görüntüsünün elenerek yansıtıldığı, belirli görüntülerin ulaştırıldığı bir ortam değil, kendi kimliklerimizi tanımladığımız ve inşa ettiğimiz, Öteki ile ilgili korkularımızı, düşlerimizi ve isteklerimizi yansıttığımız bir
ekrandır ( Morley ve Robbins, 1997). Küreselleşmenin ekonomik sonuçlarının da âdil olmadığı, ekonomik seçkinlerin ve şirketlerin küreselleşmenin meyvelerini topladığı ancak bu arada zenginler ve yoksullar, gelişmiş ve az gelişmiş bölgeler, sahip olanlar ve olmayanlar arasındaki uçurumun telâfi edilemez bir biçimde büyüdüğü dile getirilmiştir. Zengin uluslar daha zayıf ulusların insanlarını, kaynaklarını ve topraklarını istismar etmeyi sürdürmektedirler. Yoksul ülkelerin içine yuvarlandıkları borç batağı 1970’lerden bu yana genişleyip derinleşmektedir. Bugün dünyada her zamankinden daha fazla yoksul insan vardır ve gerek yerel, gerekse ulusal ve küresel ölçekli şiddet, yeryüzünü dehşet ve felâkete boğmaktadır. Gezegenin ekosistemi kuşatma altındadır ve geleceği de tehlikededir ( Kellner 1999).


LinkBack URL
About LinkBacks

filminin videoda topluca seyredilmesinden başka birşey değilmiş. Üstelik film henüz Londra’da bile sinemalara gelmemişken!’ (Giddens 2000). Bir dönüşümler çağında yaşadığımız, etkisini hepimiz üzerinde hissettiren bir küresel düzene doğru sürüklendiğimiz sıklıkla dile getirilir oldu. Küreselleşme son yılların moda deyimi, sihirli sözcüğü, parolası : Kimilerine göre mutluluğa açılan kapı, kimine göre de burukluğumuzun en önemli sebebi. Bu yazıda iktisadi ve kültürel küreselleşmenin ruh sağlığıyla olan ilişkilerini tartışacağız.

Alıntı Yaparak Cevapla