• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
11 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0

    Lale Müldür'ün Şiirleri

    Lale Müldür'ün Hayatı (1956 - )


    Şair Aydın’da doğar. Fakat Aydın’ı hiç hatırlamadığını söyler. Robert Koleji’ni bitirdikten sonra bir şiir bursu ile Floransa’ya gider. Türkiye’ye döner ve ODTÜ Elektronik ve Ekonomi Bölümleri’ne birer yıl devam eder. 1977 yılında İngiltere’ye gider ve Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü bitirir. Sonra Eddx Üniversitesi Edebiyat Sosyolojisi Bölümü’nden master derecesini alır. 1983’te Belçika’lı bir ressamla evlenir. 1986’da İstanbul’a döner. Halen edebiyat ve müzik dünyasında çalışmaları devam ediyor.
    İlk şiirleri 1980'de Yazı ve Yeni İnsan dergilerinde çıkar. Gösteri, Defter, Şiir Atı, Oluşum, Mor Köpük, Yönelişler, Sombahar dergilerinde çok sayıda şiiri ve yazısı yayımlanır. Şiirlerinden bazıları bestelenir, filmlerde kullanılır. Kitapları Voyıcır II (Ahmet Güntan'la birlikte), Kuzey Defteri, Buhurumeryem, Uzak Fırtına, Seriler Kitabı ve Divanü lügat-it Türk… Birkaç yıldır Avrupa çıkarmasında. Seçme şiirleri "Water Music" adıyla Dublin'de, Fransız Ressam Colette Deble'in resimleri üzerine yazdığı şiirler de "Yağmur Kız Böyle Diyor" adıyla Fransızca yayımlanır. 1998'de yazdığı Divanü lügat-it-Türk kitabı, Fransız bir Türkolog tarafından Fransızca'ya çevrilir. Halen çok sayıda yabancı yayınevinden teklif alıyor. New York'ta yayımlanacak şiir kitabının çevirisi sürüyor. Şiirleri İsrail'de İbranice'ye çevriliyor.

  2. #2
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    BEYAZ



    İz!

    Beyaz bir ülkeden çıkıp gelen ikiz!

    Lacivert çarşaflara buzdan siluetini çizen sonsuzluk

    ve giz, Yaklaş!

    Beden nerede parçalandıysa kartallar oradadır. Uykunun

    beyaz kum tanecikleri gibi dağıldığı bir gün şeffaf

    kanatlar seni yerden kaldıracaklar.

    Tuz! Buzu çözen formül, kanallardan akan kar ve pus

    Beden nerede parçalandıysa kanatlar oradadır.

    Dev kanatların yalayıp geçtiği tuz çölleri,

    kızgın havanın ve tuzun örttüğü, örterek çizdiği figürler,

    prizmatik kuşlar, bale, beyaz değme noktaları....

    Kim yaşamını kurtarmaya çalıştıysa kaybedecek. Kim

    kaybettiyse bulacak onu yeniden. Fezanın

    lacivert bir serap gibi insanları sardığı bir gün

    dağınık hafif bir uykudan kalkar gibi

    teyelleyeceksin kendini.

    Yırtık neredeyse beyaz uyum noktaları oradadır sevgilim.

    Uz! Yırtık bir göğün altında yaşıyor muyuz?

    İşyerlerini saran beyaz yası

    Unla kaplanan hasta yataklarını

    Çocukluğun kırık kollu eğitimini düşündüğümde

    Bana değdiğinde

    O bilinmez elektrikte

    Seni düştüğün yerden birisi kaldırdığında

    Mutsuz bilincin beyaz kelebekleri savrulduğunda

    savrulduğunda

    Şok

    Elektroşok

    Kim rezerve ranzada yattıysa bilir.

    Parçalar neredeyse kanatlar oradadır.

    Seninle geçirdiğim bütün beyaz anların toplamı bu sevgilim

    kendimi bütünlemeyi beklerken diktiğim.



    İz!

    İkiz bir ülkeden çıkıp gelen ikiz!

    Lacivert çarşaflara buzdan siluetini çizen makas

    ve sis, Yaklaşma!



    Tuz! Tuz ve buz! Kendinden ayrılarak akan kar ve pus!

    o beyaz ülkeden çıkıp giden ikizindi

    ardından gelen yağmuru dinle şimdi



    İkizinle geçirdiğim bütün beyaz anların toplamı bu sevgilim

    kendini bütünlemeyi beklerken diktiğim.

  3. #3
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    BUĞU BANYOSU



    Kırgızistan'da batık bir vadide

    Men seni bela sandım.



    Kalbimden uzakta çok uzakta bir kurt öldü.

    Şarap kızılı bir lale sızıpdur şimdi orada farkında mısın?



    Geceyarısı batkıları ve al kanlar içinde ekşimden

    öle budum. Yıllar ve yıllar var ki Bizansiyya'nın

    tungasında erguvani balıkçıl gibi yaşadım.

    Çünk heeç, heç görmedim dosttan vefa. Gözyaşım duştu.



    Gözelsiz, vefasız, hakikisiz

    Meleksiz, çeçeksiz, heykelsiz

    Ben bu yerde yaşamadım.



    Sonunda bir gün könlüme bir buğu banyosu yaptım.

    Bulanık bir yağmur yağdı. Batkın eşklerden kendimi

    kurtarıp başka bir tür Aşk'lara aldım.



    Ben bu Aşk'a düşeli kimse yüzüm bakmaz.

    Sevmiş bulundum güzelim gayri ne çare.



    Ela gözlerim teninizin en derenlerine getti.

    Batıl bir evlenme yaşadım. Sevsem de öldürüyorlardı

    Sevmesem de. Düşerler onlar da yıkılıp düşer bir gün.

    Heeç ağlamadım. Mavi kuzgun buğday başaklarını sıyırdı.

    Gözyaşım duştu. Ben bu yerde heç yaşamadım.

  4. #4
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    CAM SESLERİNDEN BİR ANI



    kısacık bir andı, bana cam sesleri gibi

    bir anı kaldı

    kısacık bir andı, o çok duyarlı dengeler

    yansıdı



    ipe dizilen inci

    dünya ile kişi



    ilk yazdı, sonradan saydam birşeyler

    yağdı

    uyum karıştı ince havaya



    kısacık bir andı, belki farkında bile

    değildin sen

    ben sonsuz kişiydim, o kapıdan

    çıkarken



    anıların cam kırıkları gibi

    toplandığı o an

    başka anıların anıları

    geçiyor aklımdan...

  5. #5
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    DESTİNA



    Dün gece sen uyurken

    İsmini fısıldadım

    Ve hayvanların korkunç

    Öykülerini anlattım



    Dün gece sen uyurken

    Çiçeklere su verdim

    Ve insanların korkunç

    Öykülerini anlattım onlara



    Dün gece sen uyurken

    Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana

    İşte bu yüzden sırf bu yüzden

    Yeni bir isim verdim sana



    DESTİNA



    Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede

    İşte bu yüzden sırf bu yüzden

    Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için

    Seni bu denli yıktıkları için DESTİNA

    Yaşamımın gizini vereceğim sana

  6. #6
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    ESKİL BİR AŞK ÖYKÜSÜ



    boynumda yağmurdan bir kolye...

    ıslak taşlara oturuyorum bugünlerde...

    bir siyam kedisi ve ben... pek çok şeyi geriye doğru unutuyoruz...

    eski rus bir sevgilim vardı...

    başka birisini göze alamam bugünlerde...

    öykü safir aynalı bir salonda geçiyordu...

    herşey önce çok güzel başlıyordu...

    sen, gözünde siyah bir bant, beni dansa kaldırıyordun...

    ben seni portekizli bir korsan sanıyordum...

    sonra ortaya çıkıyordu eski bir rus soylusu olduğun...

    yelkenbezi fularını çıkarıp... bir reverans yapıyordun...

    odadan yavaş yavaş herkes, soylu soysuz herkes çıkıyordu...

    ikimiz bir de kediler kalıyordu... hava alamıyorduk...

    kapıları mühürlüyorlardı... eskil bir aşk öyküsünün içinde

    kalıyorduk... biz seni portekizli bir korsan sanıyorduk...

    bir siyam kedisi ve ben...

  7. #7
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    KADİFE ŞAİRLER



    ölüyorlar kadife şairler...

    pazarların tozunda ve kulelerin sisinde gömülü



    gün geceye akıyor... güne gece...

    ölüm yaşama akıyor yaşam bilince...



    bilinç de akar / daha karar vermediler

    gitse odalarından / gitse odalarından birileri...

    Yalnızlık ve melankoli...



    heryerdeydiler...

    dönecek yerleri yok şimdi...

  8. #8
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    LA LUNA



    bana Zaman ve La Luna

    herşey gitti bak

    herşey ağlayarak gitti

    sular soğudu

    bir Kurban düşüyor şimdi aramıza La Luna

    üçümüzden biri kurban

    serin bir çizgi çekiliyor gökyüzüne

    çok geç çok geç artık



    terkedip gidiyor beni teker teker bütün güneşlerim

    bir daha hiç dönmeyecekler mi yaşamıma

    alnımdan fırlayan bir Kartal yarıp

    geçiyor göğü

    görünmez bir Çarkın çıldırtıcı gürültüsü

    duyuluyor bir yerlerden



    uzak anılar

    yengeçler gibi

    çıkıyorlar bir gün batımına



    son güneşler son güneşler de düşüyor

    bak

    tüm metal dairelerinle sen çıkıyorsun yaşamıma



    görünmez güçlerle

    karanlık ve anlaşılmaz acılarla, uyandırdığın,

    tıpkı kendin gibi,

    korkutucu gözüküyorsun

    sende hiç insani bir şey yok mu La Luna



    herşey mümkün herşey açıklanabilir gözükse de

    birşeyler kenetlenmiş bir yerlerde

    sen yine de gel İmparator, Gece

    ve beni al son bir kez karanlık gözlerine



    saçımı ör eskil bir anahtarla La Luna

    yüzümü yaralarımı sar sarmala

    çaputlar ve karalarla La Luna

    beni o yabanıl şölene hazırla

    karanlık duvarlardan geçen siluetler gibi

    lacivert geceyi bekleyen buzdan çiçekler gibi

    belirsiz bir denizi tarayan bir fener gibi

    uzayda gümüş bir sarkaç gibi sallanan

    Darağacındaki Adam.

    bir Keşiş, bir Lehimli

    adamotu büyütüyor gözyaşlarından...



    isli bir camın altından geçirilen

    zehirli bir duman gibi

    bulutlar, senin üstünden, kayıyor

    kayıyor, La Luna, başlar ve sonlar



    bana Zaman ve La Luna

    biraz zaman

    duyayım bir kez daha o selenli liri

    ve Sirenleri, mor şarkılarıyla, uzaklardan...

  9. #9
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    PİRİNÇ



    pirinç ülkesi

    pervazlarda beliren ilk

    bir erik yeşili gibi dağılan tepelere

    güneş nasıl kayarsa

    gölge-tarlaların üzerinden

    kalem öylesine kayıyor pirinç kelimelerle

    bu sabah yatağımın kenarında

    bütün günahlarımın silindiğini gösteren

    bir işaret buldum:

    kayık şeklinde bir leğenin içinde

    yüzen bahar dalları...

    ah evet, uzak okuyucu,

    günahların hatırlanmadığı bir yer olmalıydı

    bizim için...



    hiç kimsenin göndermediği

    artık gönderseler de fark etmez çünkü yazdım

    bundan sonra da göndermeyeceği

    cam bir kutuda yüzen bir krizantem olmalıydı

    evimizin önünden geçen beyaz boneli

    Hollandalı bir kız olmalıydı

    ki elindeki kumral köy ekmeği bana daima

    güzel şeyler hatırlatır

    veya ne bileyim ben sarışın spiral

    bulut halinde saçlarıyla Rapuntzel

    ya da her an bir çam ağacına dönüşüverecekmiş

    duygusunu veren çünkü bordo flütünden daima

    koyu yeşil ezgiler dökülür dökülürdü

    bir Pan olmalıydı...

    bizim için...





    herkesin küçük bir bahçesi olmalıydı

    üzerinde fikir teatisinde bulunabileceği saatlerce

    mesela aramızdan biri bahçesinde gece yarısından sonra

    enteresan bir durum gözlemişse hemen hiç çekinmeden

    arkadaşlarını arayabilmeliydi

    hareket eden cisimler üzerinde pembe mumlar

    kendini gizlemeliydi

    tam gece yarısı olduğunda birdenbire

    Mona Lisa çalmalıydı...

    gümüş kapların içinde bir tadımlık

    yiyecekler olmalıydı...

    ne kötü şimdi şu an dışarı baktığımda

    sana bu derece yabancılaşmam...

    o kadar yakındık ki...

    ama işte şimdi elimi dışarı uzattığımda

    yağmurun yağıp yağmayacağını kavramak dışında

    sana dair hiçbir şey bulamıyor olmam

    sana tutunamamam ki katiller bile geride

    el izi bırakır, ne acı...

    şu an üstümde sarı simlerle işlenmiş

    lacivert kadife eşofman olmasından son derece

    memnun olmama karşılık bütün bunları

    ve başka birçok şeyi bırakıp

    çiçekli ince elbiselerle

    kafamda hasır üçgen bir şapkayla

    sulak pirinç tarlalarında

    seninle yan yana dolaşamayacağımızı

    bilmek ne kötü...



    ah senden bir işaret

    en ufak bir işaret gelse...

    ama belki de o zaman sen Napoli’ye, Sicilya’ya

    hatta Korsika’ya gitmek isterdin de yine bu

    pirinç tarlaları ideası suya düşerdi...

    hatta hiç unutmam bir seferinde ikimiz

    Mısır’a gitmek istemiştik de

    ben kendimi Salzburg’da sense evde bulmuştun...

    senin benimle hiç konuşmadığın günlerdi

    sanki aramızda bir çatlak açılmıştı

    Salzburg’da seni unuttuğum söylenemezdi

    unutmadığım da...

    hiçbir şey çözümlenemiyordu öncesinde de

    sonrasında da geriye dönülmez haerketlerin...

    ben şimdi Paris’te bir Çin lokantasında oyalanıyor

    olsam da bu ancak gülünç bir tedavi, soytarılık

    çünkü biliyorum hatta hepimiz biliyoruz ki

    pirinç tarlaları projesi asla gerçekleşmeyecek

    ve artık hiçbir şey eskisi gibi değil

    olamaz da

    seninle ayrıldığımız günden beri

    bunun için yatak odalarımızda

    başuçlarımızda su dolu bardakların yanında

    mumların yanması gerekmiyor

    artık sözcüklerle sonsuza dek

    oynamak istemiyorum

    bazan gri-mavi bulutların içinden

    sessizliği yararak bir jet uçağı geçiyor

    bu basit gibi görünen gerçeklik imajı birçok şeyi

    bütün sözcüklerin ötesinde

    birden açıklıyor sanki

    bunu bilmek bana yetiyor.

  10. #10
    Misafir PandorA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-05-2006
    Mesajlar
    2,296
    Karizma Gücü
    0
    SENİ BIRAKIYORUM



    seni bırakıyorum semender ellerimle

    seni bırakıyorum

    seni bırakıyorum

    duvarlarda kurutulan anemon ellerimle



    içimdeki sulara

    içimdeki sazlıklara

    içimdeki bataklıklara



    seni bırakıyorum



    seni bırakıyorum kendine kapanmış

    kollarımın anarşik güzelliğiyle



    içimdeki yosun yeşili sulara

    içimdeki tehlikeli kıyılara

    içimdeki siyah ışığa



    seni bırakıyorum



    seni yatıracağım ellerimde

    bir ıhlamur yaprağı gibi

    seni yatıracağım göğüslerimde

    menekşeler gibi

    seni yatıracağım gözlerimde

    bir yağmur suyu gibi...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •