• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    Rüzgar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    3,713
    Karizma Gücü
    6

    Filozofların evrensel ahlak yasaları ...

    Platon’a göre asıl gerçeklik idealar evrenidir. Varlık evreni ise idealar evreninin bir kopyasıdır. Platon ahlâk anlayışını da idea anlayışıyla açıklar. İnsanın amacı mutluluğa ulaşmaktır. Mutluluğun tek yolu da erdemdir. Erdem insanı mutlu kılar. İnsan iyiye varmak ister. İyi ideası zaman üstüdür, ne doğar ne de yok olur. Nesneler dünyasında insanın verdiği ahlâk yargıları, ahlâkî değerler, bu iyi ideasının bir yansımasıdır. Eylemlerimizin ahlâkî ilkesi bütün zamanlar için geçerli olan iyi ideasında temelini bulur. Buna göre ahlâklılık, iyi ideasının bilgisine dayanır. Platon için de “ kimse bilerek kötülük yapmaz.” Buna göre, iyi ideasını bilmek, doğruluk (hakikat) ile aynı anlama gelmektedir.

    Platon ‘un ahlâkı tek kişiyi değil toplumun mutluluğunu esas alır. Bu mutluluk da ancak devlette bulunur. Devletin amacı insanlara erdemli, iyi olan bir yaşam sağlamaktır.

    Fârâbî (870-950)’ye göre de evrensel bir ahlâk yasası vardır ve bu yasanın objektif özellikle oluşacağını belirtir. İnsanlar için iyilik ve mutluluk yöneldikleri hedeflerdir. Bu hedeflere insan akıl yoluyla ulaşır. Yani iyi ile kötü akıl yoluyla belirlenir. İnsana özgür iradeyi akıl verir.

    Spinoza (1632-1677)’ ya göre, insan tutkular ve düşünce ikilemi içinde yaşar. Tutkular, ruhun karışık ve bulanık yanını oluşturur ve bunlar güçsüzlük, erdemsizlik ve yetkinsizlik halleridir. İnsan tutkularıyla bir köle, düşünce durumunda ise özgürdür. Özgürlük erdemdir. Buna göre, ahlâkın hedefi düşünce ile tutkuları yenmektir. Ahlâkî hayat, aklın tutkulara karşı savaşıdır ve insanı tutkuların kölesi olmaktan kurtarıp, onu özgür kılmaktır.

    İ. Kant (1724-1804) kendisinden önceki filozofların öne sürdüğü ahlâksal eylemlerin mutluluk olduğu görüşünü kabul etmez. Çünkü, mutluluk kişiden kişiye göre değişen bir durumdur ve yaşamın amacı olamaz. Oysa ahlâkın temelini herkes için değişmeyen bir şey oluşturmalıdır. Bu şey ise iyiyi isteme dir. Asıl olan amaç, ister gerçekleşsin, ister gerçekleşmesin iyiyi isteme dir. Bu bir ahlâk yasası olmalıdır. Kant bu ahlâk yasasını şu yargı ile dile getirir: “ Öyle hareket et ki, senin hareketlerin aynı zamanda başka insanların da hareketleri için bir ilke ve yasa olsun.”

    Kant bu yasayı insanın kendi özgür iradesi ile karar verdiği ve uyduğu için, evrensel ahlâk yasası olarak değerlendirir. Özgür iradenin bu yasayla birleşmesi gerçek özgürlüktür. Gerçek özgürlük ise insanın değerini tam olarak ortaya koyar.

    Kant , evrensel ahlâk yasasını akıl yoluyla temellendirmiştir. Bu yasa hem sübjektif hem de objektif özellikler taşır; kişinin özgür kararına bağlı olduğu için sübjektif, evrensel olma özelliği taşıdığı için de objektiftir.

    Kant’ın bu görüşleri şöyle örneklendirilebilir: Öğrencinin derslerine çalışması onun ödevidir. Öğrenci, ödev olduğu için derslerine çalışıyorsa, bu ödeve uygun eylemde bulunuyor demek olur ve bu da ahlâkî bir eylem olur. Ama, sınıf geçmek gibi bir fayda amacı ile çalışıyorsa, o zaman bu çalışma eylemini ödev olduğu için değil, onu bir başka amaç için , bir fayda amacı için yapmış olur ki, o zaman bu ders çalışma eylemi ahlâkî bir eylem olmaktan çıkar.

    Yine örneğin, yoksula yardım etmek bir ödev olarak yerine getiriliyorsa, bu ahlâkî bir eylem olur. Ama, yardım kişinin kendi duygularını tatmin etmek amacıyla yapılıyorsa, bu eylemin ahlâkla bir ilgisi yoktur.

    Bu akılcı ve formalist (içeriksiz) niteliği ile Kant’ın ahlâk anlayışı, ahlâk yasasını birey üstü ve evrensel bir boyutta temellendirirken, bir yandan ahlâk felsefesinin mutluluk ahlâkı ve dinsel ahlâk gibi içerikli ahlâk anlayışlarından olan bağımsızlığını, öbür yandan da ahlâk değerlerinin göreliliğine karşı genel-geçerliğini ve mutlaklığını savunmuş olur.

    Ahlâk problemi yalnızca felsefede kalmamış, dinler de ahlâk yasasıyla ilgilenmişlerdir. İslâm dünyasında gelişen tasavvuf düşüncesi, ahlâk yasasını kendine özgü yorumuyla temellendirmeye çalışmıştır. Bu görüşler Türk-İslâm kültüründe ortaya çıkmış olan önemli kişilerde örneklendirilebilir.

    Mevlânâ (1207-1273): Mevlânâ’ya göre, evrensel ahlâk yasasının kaynağı Tanrı’dır. Tanrı insanı , kendi mutlak gücünü ve büyüklüğünü bilmesi için yaratmıştır. İnsan yaratılanların en değerlisidir. İnsan bir takım sorumluluklar taşır. Bu sorumlulukları Tanrı’nın güç, güzellik ve yüceliğini en saf biçimde bilmek ve buna göre yaşamaktır. İnsan gelip geçici zevklerden arınarak ilahî aşk ile Tanrı’ya yaklaşmalıdır. İlahî aşkı içinde duyan kişi tüm insanları sevecektir. Evrendeki varlık ve düzenin kaynağı Tanrı olduğu için, kim ve ne olursa olsun sevilmeli ve hoşgörüyle davranılmalıdır.

    Yunus Emre (1238-1320): Mevlânâ gibi tek gerçeklik olarak Tanrı’yı kabul eder. Tanrı ilk önce sevgiyi yaratmıştır. Bu nedenle bütün canlılara sevgi ile yaklaşılmalıdır. İnsan, kendine kötülük yapılsa bile iyilikle karşılık vermesini bilmelidir. Ancak böyle davranılırsa erdem sahibi olunur. “ Dünyadaki her yaratığa aynı gözle bakmayan, dinin evliyası olsa bile, gerçekte asidir.” Sözü Yunus Emre’nin görüşlerinin özünü oluşturmaktadır.

    Hacı Bektaş Veli (1210-1270): Mevlânâ ve Yunus Emre’nin görüşlerini benimsemiştir. Onun ahlâk anlayışı ve dayandığı ilke Tanrı’ya duyulan sevgidir. Onun felsefesinde iki temel kavram vardır. Biri “fark”, diğeri “cem” kavramıdır. Fark, Tanrı ile yaratmış olduğu insanı birbirinden ayrıymış gibi bilmek ve tanımaktır. Cem ise, Tanrı ve insanı birlik olarak bilmek ve tanımaktır. Bu bilme ve tanıma, varlığın sırrıdır. Bu sırra yükselen ve onu bilen kişi ise, kâmil, bilge kişidir. Kâmil kişi, yaratan ile yaratılanı birbirinden farklı görmez. Bilge kişi yaratanın, yaratılanın iç yüzü olduğunu, yaratılanın da yaratanın kendisinin ve bilgisinin dış yüzü olduğunu bilir. Tanrı ile insan arasındaki bu beraberlikte ve varlıklar arasındaki , diğer varlıklara ve insanlara sevgi ile yaklaşmanın ve sevgiye dayanan evrensel ahlâkın kaynağı bulunur.
    Bu mesaj en son " 20.04.07 " tarihinde saat 02:03 itibariyle Burberry's Touch tarafından düzenlenmiştir...

    "İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi.
    Düşünüyordu: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.
    Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış.
    Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umuluyor.
    Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu;
    asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.
    "

  2. #2
    sahte_plaka adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-07-2006
    Mesajlar
    3,478
    Karizma Gücü
    6
    Immanuel Kant canım yaa ahlakla ilgili söylemiş olduğu şeyleri okuyunca ağlayasım geliyo

    immanuel canımsın
    __________


    .The Boy Who Lived, Come To Die.


  3. #3
    cevabı rüzgarda saklı devinizm adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-07-2005
    Mesajlar
    4,427
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Evrensel ahlak yasasını özetleyen bir seçki olmuş.

    İlk çağ filozoflarının idealizmi yerini katı bir gerçekçiliğe bıraktı günümüzde.

    Doğu filozoflarının ahlak felsefesinin büyük ölçüde dinle bağıntılı olduğunu görmekteyiz.İslam felsefesi, Müslüman düşünürlerin anlayışlarını büyük ölçüde etkiledi.
    "diyelim ki, sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.neler olacağını merak ettim.hepsi bu."(jim morrison)

    türkforum'da sosyal bir deney başlıyor...
    mesajları rapor etme özelliğinin önemi
    şikayet merkezinin kullanımı




  4. #4
    Misafir
    Ziyaretçi
    bugünki birleşmiş milletlerin var olması evrensel ahlak yasasına dogru gidişatının bir ölçümümüdür? bunu pozitivizm çerçevesinde örneklendirerek açıklayabilir misiniz ? yardımcı olursanız sevınırım x(

  5. #5
    _Che_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-07-2006
    Mesajlar
    4,073
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Epikros " Ölüm bizi ilgilendirmez , varolduğumuz sürece ölüm ortada yoktur . Ölüm geldiği anda da biz artık ortada yokuz.

    Yürüüüü be..
    Yanıma Oturmak İçin " Bir G.tlük Yer Aç " Dediğinde, Komple Bir G.T Olduğunu Nasıl Anlayamadım Ben

  6. #6
    izsiz Fhilosophia adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-09-2007
    Mesajlar
    334
    Karizma Gücü
    5
    Düşünürün biri ''ben ahlakı,ahlaksızdan öğrendim'' demiş. Zıtlığı kapsayan bir anlayışa sahip olan zaten evrensel bi ahlak yasasını varlığında oluşturabilmeyi başarmıştır.Bu arada ahlak, ahlaksızlıktan oluşmuştur.Bana göre tüm iyiliklerin anası kötülüktür.

    Yukarıda bu görülmektedir.Farklı kelimelerle hep aynı anlar tarife geliyor.
    Biz bugün ''canlı''nın nerede yaşadığını,neden ibaret olduğunu,adını sanını bile bilmiyoruz.Bizi tek başımıza bırakın,elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner,ne yana gideceğimizi,kimden yana çıkacağımızı,kimi sevip,kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.İnsan olmak,yani gerçek,kendi vücuduna sahip,kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor ; bundan utanıyor,ayıp sayıyor,bildik,genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep.Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız ; zaten çoktandır canlı olmayan babalardan dünyaya geliyoruz ve bundan da gittikçe daha çok hoşlanıyoruz.Bundan zevk alıyoruz.Yakında bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleri olarak dünyaya geleceğiz.

    Dostoyevski

  7. #7
    cevabı rüzgarda saklı devinizm adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-07-2005
    Mesajlar
    4,427
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Çağımızın akademisyenleri daha çok evrensel bir ahlak yasasının olamayacağı hususunda birleşiyorlar.

    Şimdi bize ve başkalarına göre "kötü"yü tanımlayan birçok şey vardır.6,5 milyar insan, sayılamayacak kadar çok sayıda "iyi" ve "kötü" yargısı ortaya koyabilir.Bu da bir izafiyet-görelilik doğurur.

    Elimizde belli hukuk sistemleri var.Toplumu bunlarla düzenler, bunlarla en azından ulusal bir denetim mekanizması kurarız.Fakat anayasalar da nihayetinde mevcut sistemin kendini korumaya aldığı metinlerdir.

    Her ülkenin anayasasında farklı değerler öne çıkarılır.Kıta Avrupası'yla Anglo Sakson geleneği arasında bile dağlar kadar fark vardır.

    Nietzsche'nin eserlerinde birçok farklı şekilde işlediği anlayış, değişmez bir ahlak yasasını reddeden sistem, bunların da etkisiyle etik felsefesinin merkezine oturmuştur.

    Bundan sonra yeniden eski Yunan felsefesini diriltmek artık bence de pek mümkün görünmüyor. Onlar bir başlangıcı temsil ediyorlar.Post modern toplum çok farklı boyutlarda gelişti.

    Artık dünya farklı şekilde dönüyor ve günümüzde yapılabilecek en zor şey bir konuda yargı koymak olacaktır.Etik de buna dahildir.
    "diyelim ki, sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.neler olacağını merak ettim.hepsi bu."(jim morrison)

    türkforum'da sosyal bir deney başlıyor...
    mesajları rapor etme özelliğinin önemi
    şikayet merkezinin kullanımı




 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Şovenizm her yerde (Evrensel)
    2005 Konuları bölümünde Cemo tarafından açılmış
    Yanıt: 106
    Son Mesaj: 14.04.05, 22:09
  2. Evrensel Gezegen Kümesi
    2003 - 2004 Konuları bölümünde Seçkin tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 07.12.04, 20:42

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •