Tamamını okumadan hemen saldırıya geçen olucaktır ,alıntılar orjinal Nutuk'tan Atatürk'ün silah arkadağı Rauf Orbay'ın hatıraları ,Genelkurmay yayınlarından Yarbay Hikmet Bayur'un eserindendir ...
Bunu yazan Tosun amma iyi sallamış simdi. Çok açık bir şekilde belli ki Taner Akçam radikal gazetesinde çıkan makalesini kısaltıp kopyalayıp yapıştırmış buraya. Bir de bunları sanki okumuş gibi alıntılar orjinal kaynaklardan demez mi, buna insanları aptal yerine koymak denir.
Arkadaş belli ki Taner Akçam dan çok etkilenmiş, ortak yönleri de yok sayılmaz simdi Taner Akçam aslında onun gibi diğer tarihçilerin argümanları kopyalar, hatta kendisini Ermeni yazar Dadrian in Türkçe diline olan iz düşümü seklinde tanımlayanlar da vardir.
Simdi Tarih bilimi ve yazımından bihaber olan bu nonpeasant adli arkadaşın saçmalıklarına ufaktan bir dokunalım.
*Y.H. Bayur isminin başındaki “Y” harfi Yarbay Hikmet Bayur değil “Yusuf” Hikmet Bayur için kullanılmış bir kısaltmadır. Kendisi asker değil Tarihçidir. Sıfatı ise yarbay değil, Ordinarius Profesör dur.
Non-peasant arkadaşın bahsettiği Yusuf Hikmet Bayur’un Genel Kurmaydan yayınlarından çıkmış eseri ise gerçekte var olmayan bir eserdir yani bu arkadaşın cehaletinden kaynaklan bir hayal urunudur.
Ayrıca Yusuf Hikmet Bayur’un tam anlamıyla bir klasik olmus eserinin adi “Türk İnkılâp Tarihi” degil “Türk İnkılâbı Tarihi” dir. Ve yayıncısı da yukarıda nonpeasant tarafından yanlış bir şekilde sunulduğu gibi Genel Kurmay degil “Türk Tarih Kurumu” dur.
1)O yıllarda, Ermenilere yönelik yapılanların bir katilam olduğu tartışma konusu bile değildir, hatta suçluların cezalandırılması gerektiği açık olarak savunulur. 1919 Eylül’ünde, İstanbul’daki Ali Rıza Paşa Kabinesi ile M. Kemal arasında bir dizi yazışma yapılır. İstanbul adına yazışmayı yürüten Harbiye Nazırı Cemal, M. Kemal’in (Heyet-i Temsiliyenin) “Harp esnasında yapılan her nevi cinayet faillerinin cezayi kanuniyeden kurtulamayacakları”, yolunda bir açıklama yapmalarını ister. Cevabi yazıda M. Kemal,
”harp esnasındaki suiidarelerin meydana çıkarılıp tecziyesi, vatanımızda mes’uliyetin büyük ve küçüklere seyyan olduğunu, kanun devrinin tamamen bitarafane ve kemali adlü hakkaniyetle başladığını idrak etmek ehassi amalimizdir“ der. Üstelik bu cezalandırmanın, "birçok münakaşalara sebep olacak olan kağıt üzerinde reklam tarzında neşriyattan ziyade bilfiil tatbikatile yârü ağyare izharını daha muvafık ve faideli“ gördüğünü ekler. Yani M. Kemal'in beklediği cezalandırmaların kağıt üzerinde reklam amaçlı değil, somut uygulama biçiminde olmasıdır. (Nutuk, Cilt III, Vesikalar, Vesika 141-2, s. 164-6)
Öncelikle sunu belirtelim, tehcir sırasında bazı Ermenilerin büyük acılar yaşamış olduğu ve bazı görevlilerin görevini kötüye kullandığı konusunda şüphe yoktur. Bunu bizzat Talat Pasa anılarında kendisi söyler. Bu konuda önlemler alınmasına ragmen bunların yetersiz kaldığını ve taşradaki bazi görevlilerin bunu firsat bildiğinden yakınır. Buna rağmen Ermenilere karşı işlenmiş suçlar icin sadece Savaş sırasında 1600 den fazla kisi yargılanmış, bazıları idam ve omur boyu hapis olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılmışlardır.
Mustafa Kemal’in bu konudaki tutumu da Talat’in kine benzer. Yalniz buradan hareketle Akcam gibi Mustafa Kemal soykırımı tanımıştır demek Talat Pasa soykırımı tanımıştır demek kadar abes kaçar.
Simdi nutuktan alınan kısma gecelim.
Mustafa Kemal’in burada bahsettiği konunun iddia edildigi gibi doğrudan Ermeni meselesi ile bir alakası yoktur. “Harp esnasındaki suiidareler(kotu yönetim[ler])“ savaş suresince yapılmış yolsuzluk, gasp, siyasi cinayetlerle vs vs ile alakalıdır.
Mustafa Kemal’in Ermeni meselesindeki görüşü belirttiğimiz gibi “hak edenlerin” cezalandırılmasıdır, Talat’in kine benzer bir şekilde. Fakat bundan Mustafa Kemal’in Ermenilere devlet tarafından bir katliam girişiminde bulunulduğunu inandığını ya da söylediğini iddia etmek saçmalıktan öte bir şey değil. Nitekim aşağıda sunacağım ve en basta Mustafa Kemal olmak üzere Milli Mücadelenin önde gelenleri tarafından imzalanmış ve kukla İstanbul hükümetinin yaptığı ve adaletten uzak olan tehcir yargılamalarına tepki göstermiş ve tutuklu bulunanların tahliyesini talep etmişlerdir.
Heyeti Icraiye Kararı
Tehcirden Tutuklu Bulunanların Tahliyesi
(8 Mayis 1920)
Harp esnasında yapılan tehcir dolayısıyla adalete ve hakkaniyete aykırı bazı cürümlerin vukuu Mütareke ilanını mutakip iddia olunmuş ve birçok kimseler uzun zamandan beri tutuklanmış olup, milli veya siyasi hislerine kapılan bir çok şahısların tehcir keyfiyetini şahsi maksatlarına alet etmekte oldukları da inkar edilemez bir hakikat halinde vukuat ile anlaşılmış bulunduğundan,… birtakım masumların mağduriyetine de mahal bırakmamak üzere, tehcir dolayısıyla vukuu iddia olunan cürümlerin su anda tutuklu bulunanların tahliyeleri ve tutuksuz olduklari halde muhakemelerinin icrasi gorusulmekle isbu mazbata Heyeti Icraiye’ce tanzim edilerek imza altina alindi.
Buyuk Millet Meclisi Reisi
M. Kemal.
Hariciye Vekili, Riza Nur – Dahiliye Vekili, Cami – Adliye Vekili, Celaleddin Arif – Mudfai Milliye Vekili, Fevzi– Ser’iye Vekili, Fehmi– Erkani Harbiyei Umumiye Reisi, Ismet – Sihhiye Vekili Adnan – Iksitat Vekili, Hakki Behic – Nafia Vekili, Ismail Fevzi – Maarif Vekili, Riza – Maliye Vekili, Hakki Behic.
TC Basbakanlik Cumhuriyet Arsivi, 08-05.2001, 030.18.1-01.16. “Eski defter, C. No. 1. S. No. 3, Karar No 5” .
2)Kırım suçlularının yargılanması Amasya görüşmelerinde ele alınır. Görüşmelerde üçü açık ve imzalı, ikisi gizli ve imzaxsız beş protokol karara bağlanır. 21 Ekim 1919 tarihli birinci protokolde “İttihatçılığın, İttihat ve Terakki fikrinin memlekette tekrar uyanması, hatta bazı alâiminin meşhut olması siyaseten muzırdır...
Tehcir dolayısıyla irtikabı (yeni türkçede kötülük) mcürmedenlerin kanunen mücazaxtı adlen ve siyaseten elzemdir“ denir. Üçüncü protokol yapılacak seçimlere ilişkindir ve Ermeni Kırımı nedeniyle aranan İttihatçıların seçimlere katılmasının engellenmesi gerektiği konusunda anlaşma sağlanır. Bunu için Anadolu hareketi seçimlere müdahele hakkını kendisinde saklı tutar. "İçtima edecek heyeti meb’usan meyanında şahsiyetleri ittihatçılığı mesavisile alâkadar ve tehcir ve taktil mesailile ve menafii hakikiyei millet ve memlekete münafi sair mesavi ile lekedar
olan kimselerin bulunması caiz olmadığından bu cihete mâni olmak için mümkün olan esbaba tevessül edilebilir.“ (Nutuk, Cilt III, Vesika 159-160, s. 193-4)
Belli ki verdigin kaynaklara bugunne kadar hic bakmamissin. Sözü edilen 2 vesika (ya da belge ) da İstanbul hukumeti Bahriye Naziri Salih Hulusi tarafindan yazilmistir.
Mustafa Kemal kendisi ise Ittihad ve Terakki hakkinda sunlari soyler:
“Biz anasiri gayri-muslime ile İtilaf Hükumatinin makasıdı siyasiye tahtında körükledikleri alelıtlak İttihatçılık düşmanlığını esas itibariyle doğru görmüyoruz” (Nutuk, Cilt III, Vesika 142, s. 165)
Fakat bununla birlikte Ittihad ve Terakki Cemiyetinin (ITC) artik mazide kaldigini vurgular. Bu da cok dogaldir. Yeni bir olusum gelistirip ulkeyi kurtamayi amac edinen bir grubun ve onderin ulkeyi savasa sokup malup cikartan bir yonetimi “hadi tekrar onlari basa gecirelim” demesini herhalde kimse beklemez.
Ayrica senin alinti yaptigin (ya da daha dogrusu Akcam dan kopyaladigin) ve İstanbul hukumeti Bahriye Naziri Salih Hulusi tarafindan yazilmis vesika 159 un en basinda soyle der (sayfa 193):
“Askerin siyasetle mesgul oldugu fikri verilmemeli hatta asker siyasetle istigal etmemeli”
Bunun Milli Mucadele hareketiyle tamamen celiski icerisinde oldugu aciktir ve herkesce malumdur ki milli mucadele hareketinin onderleri askerlerdir. Eger bu bahsi gecen hukum kabul gorucek olsaydi Mustafa Kemal, Ismet (Inonu), Fevzi (Cakmak) Ali Fuat (Cebesoy), Kazim (Karabekir), daha sonralari Rauf Orbay vs vs.. gibi isimlerin Milli Mucadele de ve Ankara da ki etkinliklerini surdurmeleri mumkun olmazdi.
1928 yilinda Genel Kurmayin yayinladigi kitap Maurice Larcher (Commandant Larcher ya da Commandant M. Larcher diye de gecer) in 1926 yilinda Paris de yayinlamis oldugu “La Guarre Turque Dans La Guarre Mondiale” baslikli kitabidirGenelkurmay'dan...
3)1928 yılında Genelkurmay Başkanlığı'nca, l. Dünya Savaşı'ndaki kayıplar üzerine yayınlanan kitap. Yarbay Nihat tarafından yayınlanan kitap Fransızca bir eserin tercümesi ve Türkiye'yi ilgilendiren rakamlar, değiştirilerek ve düzeltilerek veriliyor. Genelkurmay'ın verdiği sayılara göre, l. Dünya Savaşı sırasında, "800 bin Ermeni ve 200 bin Rum katl ve tehcir yüzünden veya amele tabularında öldürülmüştür" denir.
En basta bu kitabin I. Dunya Savasindaki kayiplar uzerine oldugundan daha buyuk bir yalan olamaz. 700 den fazla sayfadan olusan kitabin sadece 1-2 sayfasi kayiplar uzerinedir. Kitap birinci dunya savasinda Osmanli Devleti (yada Turkiye nasil kabul ederseniz) uzerinedir.
Ikinci olarak rakamlar degistirilmesi ya da duzeltilmesi konusu soz konusu degil, bu rakamlar Orijinal eserde verilenlerin aynisi, degistirilen yanlis verilmis kisi ve yer isimler, yazimlar, vs dir.
Ayrica orijinal metininde 800 bin kisi oldurulmustur dedigi de dogru degildir:
Kemal Cicek, Ermenilerin Zorunlu Göçü, 2005. sayfa 313-314.
Ermeni tarihçilerden Dadrian’in ısrarla, “Türk resmi kayıtlarına göre , doğrudan öldürülenlerin sayısı yaklaşık 800.000 olarak açıklandı” anlamında çeşitli eserlerinde ortaya attığı görüş kaynakların tahrifatına güzel bir örnek oluşturur. Çünkü bahsi gecen alintinin esas kaynagi olarak gösterilen Larcher’in eserinde bu anlamda bir cümle yoktur. Larcher Ermeni kayıpları ile ilgili cümlesi su şekilde tercüme edilebilir <<Anadolu’da savastan kacan ve veya sacas kurbani olan Dogu vilayetlerinde her şeyini yitirmiş 500.000 Müslümanın dışında; amele taburlarında ölmüs veya savas kurbani olan 800.000 Ermeni ve 200.000 Rum vardi.>> Burada Larcher Ermeni yazarlarin iddia ettigi gibi öldürülmelerden soz etmemektedir.”
Yusuf Hikmet Bayur bu sayilari demez “bunlari bizim resmi kaynaklara göre de doğru saymak” gerekir der. Bunu da ordunun kayıpları icin soyler Akcamin iddia ettigi gibi Ermeniler icin degil. Fakat yukarida bahsettiğim gibi tercüme de rakamlara dokunulmamıştır, rakamlar Larcher in orijinal Fransizca eserinde verilenler aynidir, değiştirilmemiştir. Ve bunlar Genel Kurmay’ın arşivindeki rakamlarla kesinlikle ayni degildir.Bu bilgileri aktaran Y.H. Bayur, bu sayıların "bizim resmi kaynaklara göre de doğru" sayılması gerektiğini söyler. (Y.H. Bayur, Türk İnkılap Tarihi, Cilt III, Kısım IV, s. 787)
Amerikalı Askeri tarihçi Edward J. Erickson, Genel Kurmay arsivlerinde yaptigi calisma ile arsiv belgelerine dayanarak hazilardigi “Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War ( Bu kitap Türkçeye “Size Ölmeyi Emrediyorum” başlığı ile çevrilmiş ve Genel Kurmay tarafından yayınlanmıştır)(Westport, CT, 2001), isimli kitapta Osmanli ordusunun kayiplarini su sekilde verir (sayfa. 211, 241.)
(Larcher’in eserinin Türkçe tercümesinden karsılaştırmalı olarak veriyorum, Kitabi çeviren kişi o dönemde henüz soyadı olmadığı için genelde sadece rütbesi ile Yarbay Nihad olarak anılır.)
Savasta Ölenler:………….Erickson: 243,598….Larcher/Yarbay Nihad: 50.000
Hastaliktan Ölenler:…….Erickson: 466,759….Larcher/Yarbay Nihad: 240,000
Yaralanarak Ölenler:…..Erickson: 68,378…..Larcher/Yarbay Nihad: 35,000
Simdi bu Larcher/Yarbay Nihad eserinde verilmiş eserin Turk resmi kayitlarina gore duzeltildigini soylemek mumkun mu? Sadece Canakkale de savastan olenlerin sayisi 50.000 den fazla. Bu demektir gibi Akcam’in manitigina (mantiksizligina desek daha dogru olur) gore Turk ordusu baksa hic bir yer de tek bir asker bile kaybetmemis savasirken.
Burada Taner Akcam in ortaya attigi ve non-peasant in da aynen kopyaladigi iddia en hafif tabiriyle bir bilimsel ahlaksizliktir.
Yusuf Hikmet Bayur’un 800 bin rakamini kabul ettigi iddiasina gelince, bana oyle geliyor bazilari kustahlikta sinir tanimiyor. Yusuf Hikmet Bayur Ermeni Tehciri meselesinin ayni eserin ( Turk Inkilabi Tarihi) 3. Cildi ve 3.kisminda ele alir. Ve sayfa 8 de adi gecen M. Larcher eserinin tercumesinden su alintilari yapar:
<<Bu tedbirler uygulanmasına 1915 yılında başlanır ki ve iki yıl sürer. Ermeni askerler amele birliklerine verilirler; bununlar birlikte Ermeni subaylar orduda bırakılır ve ilke bakımından depo ve taşıtlarda kullanılırlar. Ahali toptan Halep ve Diyarbakır yönlerine göçtürülür. Bunlar yanlarında jandarmalar olarak kafile halinde gönderilirler. Bir milyon kadar yola çıkar. Askeri makamlar ve Türk hakli bunlara karşı az cok iyi davranmışa benziyorlar. Yazık ki iç bölgede is böyle olmamistir, orada muavin jandarmalarla Kürtler tarafından yapılan kırımlar, yürüyüşlerden doğan yorgunluklar, salgın hastaliklar ve yoksulluk yarım milyon kadar kişinin canına mal olur>>
Yusuf Hikmet Bayur bu alinti ile ilgili su degerlendirmeyi yapar(sayfa 9):
“Hic de lehimize olmayan ve aleyhimizde oldukça mübalağaları kapsayan bu yaziyi oldugu gibi koymamiz garezle dolu propagandalar disinda kalan dusman kimselerin gorus ve dusuncelerinden bir örnek vermek içindir”
Şimdi Yusuf Hikmet Bayur’un 800 bin rakamını kabul ettiğini iddia etmek mümkün mü? Bırak 800 bini, adam 500 bin(yarım milyon) rakamını bile aleyhimize oldukça mübalağalı (abartılı) olduğunu söylüyor. Çarpıtmanın da bu kadarı olmaz.
Atatürk'ün Açıklamaları
4)14 Mart 1919 tarihinde, dönemin Dahiliye Nazırı Cemal Bey tarafından açıklandı. Osmanlı devlet kayıtlarına göre, 1914-18 döneminde ölen Ermeni sayısı 800 bin'dir. (Vakit, Alemdar, İkdam, 15 Mart 1919)
Bunun Atatürk’ün açıklamalarıyla ne ilgisi var anlayamadım da Biraz aydınlatsan bizi.
Dahiliye Nazırı Cemal’e gelince, non-peasant adlı arkadaş gene baltayı taşa vurmuş. Öncelikle verilen zaman yanlış, bu iddianın ilk yer aldığı tarih 13 Marttır ve Le Moniteur Oriental adlı Fransızca gazetede bir Ermeni yazara verilen röportajda yer almıştır. Vakit, Alemdar, İkdam vs bunun tercümesini yayınlamışlardır. Aynı röportaj da Nazır Cemal İttihad ve Terakki nin 4 milyon Türkü öldürdüğünü de iddia etmiştir.
Ama dahası var. Dâhiliye Nazırı Cemal 800 bin Ermeninin öldürüldüğünü söylediğinin iddia edilmesi üzerine, 19 Mart 1335 de(yani 1919 da) dönemin gazetlerinde yayınlan bir açıklama da 800 bin kişinin öldürüldüğünü söylediğini yalanlamıştır, ve moniteur oriental gazetesinin Ermeni yazarını suçlamıştır. Kendisinin 800 bin rakamını öldürülenler için değil, tehcir edilenler(yolllananlar) için kullandığını ifade etmiştir ve öldürülenlerin sayısının bu kadar yüksek olamayacağının da açık olduğunu eklemiştir. Belirttiğimiz gibi dönemin gazeteleri, İkdam, Hadisat, Alemdar vs bu açıklamayı 19 Mart 1335 de yayınlamıştır. (kaynaklar için bakınız: Ferudun Ata, Isgal Istanbul'unda Tehcir Yargilamalari, Ankara 2005, sayfa 141-142 ve ayrıca Nejdet Bilgi, Ermeni Tehciri ve Bogazliyan Kaymakami Mehmed Kemal Beyin Yargilanmasi, 1999 Ankara, sayfa 131)
Ayrıca donemin basını İttihadçılara karşı olan düşmanlığı ve hırsı nedeniyle Nazır Cemale “Artın Cemal” lakabını takmıştır.
Başka bir çarpıtma daha. İlk olarak bu adı geçen konuşmayı gerçek olarak kabul etsek dahi burada olaylar General Harbord’ın ağzından anlatılıyor ve onun yazdığı ve Amerikadan getirilen bir rapordan alındığı söyleniyor.Bu rapor için hiçbir kaynak gösterilmemiş [arşiv adı, dosya numarası, kitab adı vs gibi hiçbir referans yok.] Bu Harbord tarafından anlatılanları doğru saysak bile burada 800 bin Ermeni öldürülmüştür diye anlam kesinlikle yok. Şimdi konunun geçtiği metni veriyorum:5 )Tehcir ve öldürmelersonucu 800 bin Ermeni'nin hayatını kaybetmiş olduğu, tüm bir dönem boyunca herkes tarafından bilinen ve tekrarlanan bir olgu. Bu rakamı kullanan kişilerin başında Mustafa Kemal gelir. Mustafa Kemal, Amerikalı General Harbord ile görüşürken, 800 bin Ermeni'nin öldürülmüş olduğunu söyler. (Rauf Orbay'ın Hatıraları, Yakın Tarihimiz, Cilt 3, s.179)
“Konuşmamız arasında [Mustafa Kemal] Paşaya, memleketinin dünya nazarındaki mevkiini hatırlattım ki, onu Klemanso 1919 Haziranında Paris’de, Türk delegelerine pek kızdırıcı kelimelerle söylemiş ve Türklerin hiçbir vakit harpte kazandıklarını, sulhta sağlamlaştırmayı beceremediklerini ve tahakkümlerinden altından kurtulan kavimlerden hiçbirinin daha iyi hale gelmediği, görülmediğini anlatmıştı.Ona (kendi mevkiini bilen hiçbir devletin, eline tam salahiyeti ve hâkimiyet almadan iç ve dış idarelerini düzeltmek ve yürütmek sorumluluğunu kabul edemiyeceğini) söyledim
O vakit bana dedi ki << Amerika, Fransa ve İngiltere'de de adam öldürmeler vesair cinayetler oluyor ve hiçbir millet itham olunmuyor. Yalnız Türkler kendi ahalisinden 800 bin kişinin katlinden sorumlu oluyor>>” Yakın Tarihimiz Cilt 3, sayfa 179.
Görüldüğü üzere burada 800 bin ermeni demiyor, kendi ahalisinden 800 bin kişi diyor, buna Araplar, Rumlar vs Türklerin çatışma içine düştüğü kim varsa herkes dahil. Sadece Ermeni değil. Yani 800 bin Ermeni hikayesi bir uydurma.
İkincisi ve daha önemlisi, General Harbord ne kadar dürüsttür ve kendisine ne kadar güvenilebilir? Amerikalı Tarihçi Justin Mccarthy, Harbordun nasıl çarpıtmalar yaptığını 1990 yılında ki Türk Tarih Kongresinde uzun uzadıya anlattı. Gen Harbord komisyonu dışında Doğu Anadolu da araştırma ve incelemeler yapmaya gelen bir başka ekipte Kaptan (Captain) Emory Niles ve Arthur Sutherland tarafından oluşturulmuş ve doğu anadoluyu gezerek yerinde gerekli incelemer yazıp bunları rapor etmişlerdir. Fakat bu komisyonun bulguları Harbord komisyonu ile tamamen zıttır ve çelişkilidir. Bunların bulgularının Harbordun yazdıklarından farklı olması belikli Harbord u rahatsız etmiş ve Amerikan hükümetine yolladığı raporlarda bunları ‘onların bulguları da bizimkileri doğruluyor’ diyerek çarpıtmış ve hatta hiçbir kopyasını yollamayarak bu komisyonun bilgilerini saklamıştır. J. McCarthy den çok kısaca aktarıyorum(sayfa 1821):
Harbord reported that according to official government sources 1.1 million people were deported and 1 million people were killed. He stated that according to his belief 1.5 million Armenians were killed. Both statements are fabrications. Not only do they contradict other reports of the Ottoman or Turkish Government(no sources were offered) but they are statistical nonsense. Harbord even falsified the reporting of Americans. The Harbord mission did not go to the worst areas of wartime loss in Eastern Anatolia and Harbord oviously realized this was a disadvantage to his report. His statement on the Missions travels obfuscates that fact:
<< All of the vilayets(provinces) of Turkish Armenia were visited except Van and Bitlis… which had been well covered by Captain Niles, an army officers who inspected them on horseback in August, and whose reporting corroborates our observations >>
In reality saying “all of the vilyaets of Turkish Armenia were visited except Van and Bitlis” is deceptive because even areas of Northeastern Anatolia had been visited by sub-groups… More dceptive, Harbord’s statement on Captain Niles’ investigation of Bitlis and Van (the provinces where muslims the most at the hands of Armenians) was completely false. Captain Niles had assuredly visited those provinces and had written a report, but his report did not agree with that of Harbord. Most of its conclusions were opposed to Harbord’s but Harbord did not include a copy of Niles’ report with his, nor was it to be found anywhere in the printed Mission reports.
Justin McCarthy, “The Report of Niles and Sunderland: An American Investigation of Eastern Anatolia after World War I,” XI. Türk Tarih Kongresi (Ankara, 1994), sayfa 1821.
Yukarida yazdiklarim burasi icinde gecerli, Bir Olaylar Gen. Harbordun agzindan anlatiliyor, Ikincisi Harbord guvenilir ve durust bir kaynak degil.6))Mustafa Kemal'in Ermenilere yapılanları "alçaklık","vahşet" olarak tanımladığı, "katliam" olarak adlandırdığı onlarca konuşması vardır. Eylül 1919'da Sivas'ta M. Kemal'i ziyaret eden Amerikan Generali Harbord, "Ermeni kıtalını o da takbih ediyordu" der. M. Kemal'e göre, "Ermenilerin katledilip sürülmeleri hükümeti ele geçiren küçük bir komitenin eseri"ydi. (Rauf Orbay'ın yukardaki eseri)
Kasten yanlis tercume edilmis, asil ve dogru tercume yeni bir “şiddet” olmayacağıdır, vahşet değil. Bununda soykırımla falan zerre kadar alakası yok.7)Yine aynı tarihlerde, ABD Radyo Gazetesi'ne verdiği mülakatta "Hiçbir yayılma planımız yoktur... Ermenilere karşı yeni bir Türk vahşetinin olmayacağının garantisini veririz" der. (Bilal Şimşir, British Documents on Atatürk, Cilt I, s.171, Ankara 1973)
Pek alakasız oldu şimdi. Gayri Müslimlerin ve İtilaf devletleri ve basının, Ermenilerin tüm kışkırtmaları karşısında Müslümanların her hareketini kıtal olarak itham ettiklerini vurgulayıp ve bu tür bahanelere yol açacak hareketlerden kaçınılmasınıa ister bunu yalnızca Karabekire emrie altındaki tüm komutanlara yollar.8)Kazım Karabekir'e 6 Mayıs 1920'de çektiği telde, Karabekir'in, yeniden bir "Ermeni kıtalı" anlamına gelecek her türlü girişimden uzak durmasını ister. (K. Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 707)
Ben yazmaktan yoruldum artık o yüzden konuyu iyice araştırmış Turhan Alkandan kısa bir alıntı yapacağım:9)24 Nisan'da Meclis'te yaptığı konuşmada, 1915'te Ermenilere yapılanları, "fazahat" (alçaklık) olarak tanımlar. (Atatürk'ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, Cilt I, s.59), vb, vb...
Zaman, 01 Kasım 2006, Çarşamba
Gelelim meselenin can damarına. M. Kemal Paşa, Akçam'ın ileri sürdüğü gibi, o dönem Osmanlı Hükümeti'nin "utanç verici eylem" yaptığını söylemekte midir?
Gizli ve açık bütün celse zabıtlarını okudum. M. Kemal, gün boyunca yaptığı muhtelif konuşmalarda Ermeni meselesine defalarca değiniyor ve mezalim iddialarını reddediyor; ne var ki, 70 küsur sayfalık konuşma metni içinden cımbızla çekilen yukarıdaki alıntıyı gözönüne alıp, onu sadece kendi bağlamı içinde değerlendirirsek, "mâziye ait fazahat" tâbiriyle M. Kemal Paşa'nın zımnî bir kabulde bulunduğunu söylemek mümkün olabilir fakat bu zımni kabul, genel çerçeve ile bağdaşmıyor.
Arkadaşım senin daha kendi yazdıklarında haberin yok ki ben ne yapayım sana. Senin buraya yapıştırdığın Akçam kaynaklı makalede belge 164 e dair herhangi bir referans yok. Bunun yerine vesika 141-142 ve bunların yer aldığı sayfalar 164-166 arası olarak gösteriliyor.Konular ermenilerin öldürülmesleriyle ilgili olduğunu kendi cümlelerinizi bir daha okuyunca bile anlayabilirsiniz .Bir türk çetesi türkleri öldürmek için mi kurulur ermeniler öldürmek için mi ,akıl var mantık var .Bu çeteler ermenileri temizlemek için kurulmuştur Atatürk'te bu suçların cezalandırmalarının kağıt üzerinde değil somut uygulamalar biçiminde olmasını ister .Ayrıca sadece alıntılanan kısımlar değil önceleri ve sonraları (orjinal nutuktan okunursa) konunun 1915 ve sonrasındaki olaylar ile ilgili olduğu çok net anlaşılır
Alper isimli arkadaş yanlışlıkla sayfa numaralarını belge numarası diye alakasız olan belge 164 e bakmış. Fakat bununla ilgili ne Akçamın çarpıtma şaheseri orijinal makalesinde ne de senin buraya yapıştırdığın paçavrada hiçbir şey yok ama sen daha kendi yapıştırdığın paçavra da ne yazdığını anlamamışsın ki bunu söyleyip düzelteceğin yerde alakasız belge 164 ü Ermenilerle alakalandırmaya çalışıyorsun. Ağlasam mı gülsem mi bilemiyorum.
Atatürk ün bu konuda ne istediğine gelince yukarıda sunduğum tutukluların tahliyesini isteyen ve en başta Atatürk tarafından imzalanmış Heyeti İcraiye Kararına bir göz at istersen.
Al işte yapıştırdığın yazıdaki 9 maddenin 9 unu da detaylı bir şekilde inceleyip cevabını verdim. Şimdi bunca çarpıtma ve ahlaksızlığı buraya taşıdıktan sonra bu forumda tekrar ne yüzle dolaşacaksın ben de bunu merak ediyorum.Gücünüz 9 maddelik bir yazıda 1 tanesine yetti ,onuda elinize yüzünüze bulaştırdınız ,darısı diğer 8 maddeye Özellikle TBMM Gizli-Açık konuşmaları kısmına ne yorum yapıcaksınız çok merak ediyorum .
Üzerinde hiç bilgiye sahip olmadığın bir konuda bir sahtekarın makalesini alıp yapıştır mısın buraya, onu da eline yüzüne bulaştırmışsın. Yusuf Hikmet Bayur olmuş Yarbay Hikmet Bayur. Cumhuriyet döneminde yazılan çok iyi biline klasik ve temel TTK yayını olmuş Genel Kurmay yayını. Alakasız ve senin paçavranda aslında yer almayan vesika 164 ü Ermeni meselesiyle ilgilendirmeye çalışmak, ve saymakla bitmeyecek daha bir sürü saçmalık.
Senin haberin dahi olmayan bu kaynakları inceledim ve en hafif değimi ile bunca yalan ve çarpıtmayı yaydığın için tüm foruma bir özür borçlu olduğunu düşünüyorum.Gayem bunların DA bilinmesi .Kaynakları inceledikten sonra ilk mesajımı sildiğiniz için bana bir özür borçlu olucağınızı tahmin ediyorum .


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



