Conkbayırı’nda açar gelinciklerin en kırmızısı…
TOPRAĞIN GÖZYAŞLARI
Yenilmez armadanın komutanı
İngiliz Amiral Karden,
Gururla seyretti gemilerini
Goliath’ın küpeştesinden.
Sabahın sisi karşı tepeleri
Bir duvak gibi örtüyordu.
Denize doğru bir dost eli gibi uzanan
Güzelim yarımada uysal, sevecen
Soylu ve utangaç görünüyordu.
Bunca donanım, bunca askere gerek yoktu ama
Ardında İstanbul’u, Anadolu ve doğuyu gizliyordu.
Kolay mıydı vazgeçmek, Tanrıların bin yıllık ülkesinden,
Onu,Truvalı Helen bir ödül gibi kıyıda bekliyorken….
Ancak hiç de olmadı
Dev donanmadan umulan.
Ansızın titredi tepeler, dikildi uzaklardan
Gök yarılarak indi sisli yamaçlarından
Cehennem, yangın, çığlık, ölüm yankılanan
Havada bir lanetin bıçak gibi kokusu
Kan, barut, ateş, duman
Denize doğru bir dost eli gibi uzanan
Çanakkale dev bir yumruk oldu, kalktı ufuktan…
Gözleri deniz gibi mavi
Bir komutan emir verdi, “İleri!..”
Fırladı Mehmetçik “Allah Allah!..” diye siperinden
Düşmanın karşısında bir dağ gibi kocaman
Anasından, sılasından kimi yavuklusundan
Geçerek ölmeye gönüllü koşan…
Artık günler cehennem, geceler karabasan
Güneş al kan içinde kızaran topraklardan
Her doğduğunda yılmadan, usanmadan, savaşan
Türkü selamlıyordu, batarken utancından.
Gün geceye kavuşsa da kurtuluş yok düşmana
Yıldız ışıltısında, gece karanlığında
Kopmuş başını elinde tutan
Şehitlerin ruhları savaşıyordu..
Bir de mavi gözlü bir dev vardı, kalktı mı ayağa
Gölgesi karayı geçip gemilere uzanıyordu,
Elini kaldırıp ufukları gösterdi mi tek parmağıyla
Tepeler ayaklanıp ardından yürüyordu…
Hayır!.. Hiç tekin değil bu deniz ve bu toprak
Bilinmedik bir sır bu, tutmuyor hesap kitap
“Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı”
Deyip düşmüşlerdi yollara binlercesi,
Mekteb-i sultanili, öğretmeni, mülkiyeli, tıbbiyelisi,
100.000'i aşkın aydın, okumuş, eğitimlisi.
Anadolu bağrından gelmiş daha nicesi
Ki içlerinde denizi hiç görmemişler vardı
Deniz de bir vatandı, elbet korunacaktı…
Yedi düvelin kurşun rengi dev savaş gemileri
Ak köpüklü menevişli denizin üzerini
Kaplamıştı alınları lekeler gibi…
Oysa onlar siperlerinde
Yavan çökeleği kuru ekmeğe
Katık ederken destan
Yazdıklarının farkında bile değillerdi.
Yıllarca Osmanlı’nın dört bir yanda savaştırdığı,
Anadolu insanı ilk kez kendi öz vatanını
Aslanlar gibi savunuyordu, işte sır buradaydı.
Çanakkale’de savaş, yalnız savaş değildi
Binbir türkü yakıldı, onca destan dizildi;
Her bahar yeşeren tepelerinde
Şimdi binlerce gelincik açar,
Kan kırmızı bir denizmişcesine
Dalgalanır yamaçlar.
Esen yele, köpüren denize
Hele bir kulak ver de dinle
Nice genç, yaşanmadık
Sevda türküleri fısıldar.
Derler ki hiç gelincik açmazmış öncelerde
Ansızın fışkırmışlar savaşın ertesinde
Ölenlerin çoğu genç olduğundan
Toprak kabul etmezmiş, her bahar acısından
Kanlı kanlı ağlarmış.
İşte bu yüzden kırmızı gelincikler
Ağlayan toprağın gözyaşları imişler…
13.3.2001
Aygün COŞAR
(Cumok Yazarı)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


