Doç. Dr. Kasım Karataş

Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Öğretim Üyesi






Bu yazının amacı, toplumsal yaşama katılmada, kendimizi ve çevremizi değiştirmede birey olarak taşıdığımız sorumluluğu vurgulamaktır.

Toplumsal yaşama katılımda bireysel sorumluluk konusunda birinci belirleme, katılımın önündeki engellerin büyük ölçüde iletişim sorunlarından kaynaklandığıdır.

İkinci belirleme, insanın toplumsal bir varlık olduğudur. İnsan içinde yaşadığı topluma katılarak yaşar. Burada üzerinde durulması gereken konu, katılmanın varlığı ya da gerekliliği değil, düzeyidir. Her insan içinde yaşadığı topluma çeşitli düzeylerde katılırken hem çevresel/toplumsal etkenlerden hem de kişisel özelliklerden etkilenir

Üçüncü belirleme bireyin toplumsal kimliğini, taşıdığı roller ve içinde bulunduğu statüler aracılığıyla kazanıp yansıttığıdır. Başka bir ifadeyle bireyin toplumsal işlevselliği, sahip olduğu toplumsal roller ve statülerden etkilenir. Bilindiği gibi statü, bireyin içinde bulunduğu nesnel koşulların ve bu koşulların etkisiyle toplumsal çevrenin yaptığı değerlendirmelerin etkisi altındadır. Sahip olduğumuz roller de, bu koşullar içinde kendimizi gerçekleştirmenin, ifade etmenin bir yolu olarak değerlendirilebilir. Yine bilindiği gibi, yaşam boyu birden çok toplumsal rol içinde kendimizi ifade ederiz. Bunlar cinsiyet, meslek, iş, siyasal görüş, yaş v.b. değişkenler altında kazandığımız ve yerine getirmek durumunda olduğumuz rollerdir. Bu rolleri yerine getirerek topluma katılır, çevreyle ilişki kurarız. Bu rolleri başarıyla yerine getirmenin, çevremizle etkili bir iletişim kurmada oldukça büyük bir etkisi vardır. Bu süreci çift yönlü algılamak gerekir. Daha açık bir ifadeyle, taşıdığımız toplumsal roller, çevreyle kurduğumuz iletişimin niteliğini; içinde yer aldığımız iletişim örüntüsü de toplumsal rollerimizi yerine getirmede gösterdiğimiz başarıyı etkiler.

Gerek toplumsal rollerimizi yerine getirirken gerekse çevreyle/toplumla iletişim kurarken çok sayıda bireysel, çevresel/toplumsal değişkenden (eğitim, sosyal köken, yaş, cinsiyet v.b.) etkileniriz. Engelli olma hali de bu değişkenler arasında sayılabilir. Engelli bireyin toplumsal çevresiyle etkili bir iletişim kurma çabasının önünde, kendi kişisel özelliklerinin (engelli olma ve engelinden kaynaklı olsun ya da olmasın diğer kişisel özellikler) yanı sıra içinde yaşadığı toplumsal-ekonomik koşullar, önyargılar, çevre kaynaklı engelleyici (frustration) tutum ve davranışlar önem kazanmaktadır.

Toplumsal çevreyle iletişim kurarken böylesi geniş bir etkenler kümesi içinde bireyin kendi konumunu belirlemesi ve geliştirmesi gerekir. Bireyin çevresini değiştirme ve geliştirme çabası, kendini geliştirme ve değiştirme çabasından bağımsız değildir. Bunlar arasında, birbirlerine tam karşılık gelmese de, güçlü bir ilişki olduğu inkar edilemez. En genelde toplumsal çevrenin, toplumsal dinamiklerin, bireyi ve bireyin konumunu belirlediği gerçeği, son çözümlemede, her birey için bu doğru olsa da, bu belirleme ilişkisinde bireyler arasında farklılıklar olduğunu da kabul etmek gerekir. Bir başka ifadeyle çevrenin bireyi belirlediği sosyolojik bir gerçekliktir; ancak bu, bireylerin, her koşulda, çevre karşısında tümüyle edilgen oldukları anlamına gelmez.

Yapı, kurum ve ilişkiler bütünü olarak toplumsal çevrenin değiştirilmesinde bireyin rolü nedir? Her birey çevre karşısındaki konumunu daha etkin bir tanımlama içinde değerlendirmelidir. Bu etkinlik, öncelikle (ve gerekirse çevreye karşın) kendini değiştirmeye başlamakla, yani bireyin kendisini, yaşadığı çevrede, daha etkin bir kimlik kazandıracak özelliklerle donatmasıyla kazanılabilir.

Değişime kendisinden başlayan ve değişen kişiliğiyle daha etkin bir kimlik kazanarak çevreye yönelen bireyin, çevreyi değiştirmek konusunda da daha başarılı ve inandırıcı olma olanağı vardır. Burada bireysel ve toplumsal sorumluluk kavramları öne çıkmaktadır.

Çevreden etkilenmek, çevrenin maksimum etkisini “ortalama insan” için geçerli kılmaktır. Buna karşılık kendi konumunu ortalama insandan farklı tanımlama eğiliminde olan “aydın bireylerin”, kendilerine ve çevrelerine karşı “ortalama üstü” bir sorumlulukla karşı karşıya oldukları bir gerçektir.

Bu noktada kendisini değiştirmek-geliştirmek konusunda isteksiz, yetersiz olan kimi bireylerin, çevresel belirlenim unsurunu, kendi hareketsizlikleri için bir kalkan olarak kullanma eğilimi göze çarpmaktadır. Bu tür bireylerin, çevre gerçeğini, onu aşmak için değerlendirmek yerine sıklıkla bir yakınma malzemesi yaptıkları görülmektedir. Böylece birey bir yandan çevreyi tüm olumsuzluklarıyla yargılarken bir yandan da kendi yetersizlikleri konusunda sorumluluğu tümüyle çevreye bırakarak rahatlamakta/arınmaktadır. Bu tavrı taşıyan bazen bir öğrenci, bir kadın, bir engelli ya da bir başka özellikteki kişi olabilmektedir. Aynı tavır ve tutumu paylaşan farklı rol ve statülerdeki bu kişilerin ortak özelliklerindeki belirleyici özün kaynağını kültür-kişilik özelliklerinde aramak gerekir. Burada altı çizilen özellik, engelli bireylerde de oldukça yaygın gözlenen bir özelliktir. Bu demektir ki engelli bireyler de işe, öncelikle kendilerini değiştirmekle/geliştirmekle başlamalıdır. Çevremizdeki engelleri bilmek onları aşmak için bir avantaj oluşturacaktır. Burada sorumluluk, neden sonuç ilişkisini doğru kavrayan, toplumsal çevreyi doğru çözümleyebilenlerdedir. Değişerek değiştirmek çok daha kolaydır