Ölmeden önce aç kalbe


Uyku haplarından aldım. Ölecek miyim acaba ?... Veronika’nın o intihar sahnesi canlandı gözümde.
Son anlarını yaşadığını düşünürken neler hissediyordu, şimdi anlayabiliyorum galiba. Ben muhtemelen ölmeyeceğim.
Hem az hap aldım, hem de şuan ölüm çok uzak görünüyor bana.

Neden yaşamalıyım ? Neden düzgün, güzel bir hayat yaşamalıyım ?
Dürüst olmak, ahlaklı olmak, iyi kalpli olmak, hoşgörülü olmak, sevmek, affetmek,
özür dilemek, inat etmemek, gurur yapmamak, hatta aşık olmak…
Neden ?
İnsan birinden tokat yediğinde ne yapmalı ?
A) Öbür yanağını da dönmeli.
B) Teşekkür etmeli.
C) Gülümsemeli ve sevinçle oradan uzaklaşmalı.
D) Hiçbir şey olmamış gibi davranmalı.

Son seçenek en çok yaptığım galiba. Yapması en kolay, kabullenmesi en zor olanı…
Ama ben kendime tokat attığımda da, öyle davranıyorum.
Karşımdakini kendim sanmam olası mı ?
Evet.
Onu kendim sanıyorum, bir parçam…
Ama eğer benim bir elim bana devamlı tokat atsaydı, onu keserdim.
İşlerim için kullanamadığım, üstelik devamlı bana vuran bir el hiç olmasın daha iyi.

Bir söz var : “İnsanın kendine yaptığı kötülüğü, cümle alem toplansana ona yapamaz.”
Ben kötülük yaptım…

Herkesin bilgiçce yaptığı bir şeyi yapacağım şimdi…
Aşkın tarifini yapacağım, ölmeden önce :

“ Aşk; bir şey için sevmek değildir, bir şey ise sevmek değildir, ama bir şeye rağmen de sevmek değildir.
‘Rağmen’ olacak şeyleri göremeyecek kadar kör olmaktır. Sadece sevdiğini görmektir.
Gülü sever gibi ama uzaktan değil, yakından da değil !...
İçine alarak sevmektir.
Dikenini de sevmektir ! Yada görememek…
Gülü avuçlarına alıp, dikenlerini etine batıra batıra sevmek !…
Ondan gelen acıyı da sevmektir AŞK.
Yeterki o, acı çekmene değsin…”