Gazetelere bakıyorum ve bu aralar hep aynı resmi görüyorum.
Kaybediyoruz.
Neleri mi kaybediyoruz? Gençleri ve değerleri kaybediyoruz. Daha da kötüsü bunun farkına varmak istemiyor gibi bir halimiz de var.
Zaten toplum olarak insan hayatına fazla önem vermeyiz. Yıllardır onca trafik kazası olur, susarız. Kendimizin veya yakınlarımızın başına gelmedikçe umursamayız bile.
Bize ne oluyor? Gençlerimizi, çocuklarımızı kaybediyoruz ve susuyoruz. Saman alevi gibiyiz, önce hışımla ortalığı birbirine katıyoruz. Sonra aynı tepkisizliğin içine dönüyoruz.
Hatice’yi kaybettik. Televizyonda görüp inandığı bir sahne yüzünden intihar etti. Tekrar hayata döneceği inancıyla. Şimdi kanallar birbirini suçluyor, kurumlar topu birbirlerine atıyorlar.
Geçmişte, konuşulduğu zamanlar konuların üzerine dikkat ile eğilsek, boş vermesek belki bu gün Hatice hala yaşıyor olacaktı.
Dilara da yaşıyor olabilirdi. Şayet biz yaptığımız işleri maganda gibi yarım değil de adam gibi tam yapabilseydik. Sorumlu olduğuna inanılan bir kişi görevden alındı, gazeteler işi alan firmanın patronu ile hükümetin yakınlığını yazıyor.
Ben ise üzülerek biliyorum ki bunlar unutulacak. Yeni Dilaralar, Haticeler olacak çünkü biz duyarlılığımızı kaybettik. Çocuklarımızın ölümünde ki gerçek sebepleri bulmadan unutuyoruz onları.
Üstelik bu unutuş her şekilde kendini gösteriyor. Daha 40 gün olmasına rağmen Hrant Dink’i de unutmaya başladık. Hatta cinayet zanlısının adını açıkça yazıp resmini basan gazeteler ceza ödemeye mahkûm edildi.
Sadece üç olay ve üç ölüm ayrıca kaybolan birkaç genç. Kahraman olacakları inancı ile bu işe sokulan ve unutulacak, dışarı çıktıkları zaman değişen dünya karşısında şaşkına uğrayacak gençler.
İrlandalı ünlü yazar ve düşünür Bernard Shaw’ın kahramanlık üzerine söylediği sözü bilseler ve biraz özümseselerdi bu işlere kalkışmazlardı bekli de. Ne demişti Bernard Shaw: “Kahramanca can vermek, yeteneksiz kişilerin ünlü olabildikleri tek yoldur.”
Kahraman ve ünlü olmak istiyorlardı. Ünlü oldular. Bazı kesimler için negatif, bazıları için pozitif de olsa ünlü oldular. Hatta bir kesim için kahramanlar fakat kahramanlık çoğunlukla yeteneksiz kişilerin işidir.
Pop-Art’ın en ünlü simalarından Andy Warhol ise ün üstüne “Gelecekte her insan 15 dakika ünlü olabilecek” demiştir. Hakikaten şu sıralar 15 dakika değilse bile birkaç aylık ünlülerimiz de var. Bu kişilerin çoğunluğu maalesef yine gençler.
Toplumsal duyarlılığın, sağduyunun yitirilişinin yanı sıra kültürel yozlaşmada yaşamımıza işliyor.
Çeşitli sanat dallarında yetenekli ama çoğunlu konservatuar eğitimi olmayan gençler şöhret olmak için kıyasıya yarışıyorlar. Peki, hangimiz geçen senenin birincisini, ikincisini veya ilk elenenini hatırlıyoruz?
Kısa bir şöhret ve hayran kitlesi, ilk zamanlar çıkılan televizyon ve sahne performansları. Peki sonra? Bu konuda merak ettiğim bir diğer meslek gurubu ise futbolculardır ama o ayrı bir yazının konusu olacak kadar uzundur.
Kaybettiğimiz gençler ve yitirdiğimiz değerler.
Saman alevi gibi öfkeler, hayranlıklar.
Unutmalar.
Yalnızlığa bırakmalar. Ve bu bırakmaların, unutmaların içinde çocukça bir masumiyet olması.
Bizim unutuşlarımız hainlikten değil, alışkanlıklarımızdan. Böyle görüp, öğrendiğimiz için.
Bir türlü Osmanlıdan gelen ve padişaha olan bağlılık misali itaatten kurtulamamak. Padişah ne derse doğruydu. Cumhuriyette tek parti ne derse doğruydu. Sonra ordunun dediklerini doğru kabul ettik. En son medya bize ne derse kabul ediyoruz. Etmeye zorlanıyoruz.
Biz gördük ki muhalefet bu ülkede her zaman ezildi ve cezalandırıldı.
İttihat Terakki zamanı muhalif gazeteciler vuruldu. Mustafa Kemal zamanında kurulan İstiklal mahkemeleri bazı muhalifleri astı, bazılarını sürgüne gönderdi bu sefer. Sonra tekrardan egemen güçlere muhalif olanları vurmalar, bombalar ile öldürmeler başladı. Ve hala da sürüyor.
Düşünmekten, açıkça şikâyet etmekten hep korktuk ve hala korkuyoruz.
Bu korkuya karşılık kaybettiğimiz gençler ve yitirdiğimiz değerler oluyor.
Ancak biz yitirilen değerlere de alışık bir ülkeyiz. Nice değerler yitirdik sesimiz çıkmadı ki o değerler Nazımlardı, Ruhilerdi, Rıfatlardı, Kerimlerdi, Fakirlerdi, Suatlerdi, Orhanlardı, Sabahattinlerdi, Abidinlerdi…
Yitirmeye devam ediyoruz ve sesimiz hala gür çıkamıyor, Uğurları, Çetinleri, Bahriyeleri, Hrantları kaybettik.
Orhanların, Yaşarların, Ahmetlerin, Canların, Perihanların, Ecelerin, Ethemlerin, Muratların kaybolunmasına çalışılıyor ve biz onların yanında duramıyoruz.
Biz zaten Hatice ile Dilara’nın yanında duramadıktan sonra kimlerin yanında durabiliriz ki?
Çocuklarımızı, gençlerimizi kaybettikçe görüyoruz ki geleceğimiz ve sağduyumuzda yavaş yavaş yok oluyor. Yüzyıllar boyunca bize miras kalmış kölelik koşullandırmasını maalesef aşamamışız. Bizim daha iyi bir ülkede yaşamamız için gayret etmiş ve bu gayreti, isteği nedeniyle cezalandırılmış nice değerlerimizi unutuyoruz. Unutmasak da sahip çıkamıyoruz.
Korku içinde bir gün gelir de belki her şey kendiliğinden, maslarda ki mucizeler gibi düzelir düşüncesi ile bekliyoruz.
Her gün biraz daha kaybediyor, yitiriyor ve unutuyoruz.
Bir gün kaybedecek ne gençlerimiz olacak ne de yitirilecek değerlerimiz ve o gün mucizelerin gerçekleşmediğini öğreneceğiz.
Belki de o gün kaybetmeyi ve yitirmeyi bile unutmuş zavallılar olacağız.
Ali ABADAY, ODTÜ, Uluslararası İlişkiler, Mezun


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


