Hepimizin derdi umut. Ama nedense ufak bir ışık yakalar yakalamaz, daha fazlası için çırpınarak boğuluyoruz. Bir sınır koymak istesek de kedimize, bunu bir türlü başaramıyoruz.
Aslında biran önce karar vermek lazım. Acaba hangisi daha kötü? Bu cehennemde nefessiz kalmak mı? Yoksa iç alanlarımızın hepten daralması mı? Gerçi adımlarmıza ayar çekip gerçekleri tüm çıplaklığı ile görme arzumuz, kazandığımız sahte zırhların parlaklığına aldanmadan, biçimsel değerleri gerisin geri güne iade etmemizi sağlıyor. Fakat yine de, her geçen an içinde düş kanallarımız biraz daha tıkanıyor. Üstelik gerçek diye nitelenen her durum sınırları dışına taşarak, tüm imgelere egemen oluyor. Ve böylece içimizde yanan mumlar kendi iç beklentileri ile eriyip , görevlerini yapmanın rahatlığıyla sönerlerken, bizler hayatı gizliden gizliye süzerek zamanda her şeyi yerli yerine koymanın imkansızlığını kavrıyoruz.
Ve böylece hayat boyu gözden kaçırdığımız yada kullanma şansına hiç sahip olamadığımız güçlerimiz bizlere sırt dönüp kendilerini yok sayıyorlar . Bizler ise, hiçbir nesneye etki edemeden çürüme korkusu ruhumuzu zangır zangır titretirken, düşlerimizi ayıltacak diri bir sesin üzerimizde yankılanmasını umuyoruz. Bir de hiç utanmadan bunun adına umut diyoruz.
Salih Demirci


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


Yani, aldığın nefesi sevmek için, son nefesine ihtiyacın yok, değil mi? Bana o kadar benziyorsun ki Özlem, bazen inanılmaz tanıdık geliyorsun. Ama benim mutsuz olmam, Bakanlar Kurulu kararı ile yasaklandı. 