GÖZLERİNE YAZILMAMIŞ BİR DESTAN




bu şiirde iki göz var
biri senin; biri onun
senin o karanlık, o küf kokulu
matem gözlerini terkediyorum

biliyorum; saçlarının sarısı, gözlerinin yeşiline
karışmış
biliyorum; sana benzemek için melikeler birbiriyle
yarışmış
fosforlu ve derin bakışlarına çağlar boyu nice destan
yazılmış
oysa ben görülmedik bir lale yaprağına
gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum
gözlerin değişip kaplasın karanlığı
bütün ufukları sarsın gözlerin
gene de hep ben de kalsın gözlerin

kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
atlıları kaybeder yolunu, hasretimin
posta güvercinleri geri dönmez ülkeme
yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım

gözlerinin göklerinde
her yüzyılın başında bir güneş doğar
birer akkor olmuş kirpiklerinden
çekip çıkarsam da mısralarımı
ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında

hangi rüzgara verdiysem hayallermi
beni alıp yangınlara götürdü
muştu beklediğim bütün yelkenlilerden
ateş düştü içime

beni hangi urganla bağladın gözlerine
beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden
senden kopamıyorum gözlerin var oldukça
sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça
gözlerine bakarken duruluyor yüreğim
ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim
indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat
nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim
sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim

diyorlar ki ağla
ağla ki, dumanı dağılsın yollarının
ağlamayı denizlere bıraktım

yalnız gözlerindir hayatta kalan
uğruna adandığım
mahşeri surlarla çevirip dört yanından
gönlümde sakladığım
aynalarda arayııp bulamazken gün boyu
gölgesinde konakladığım
gözlerindir ufkumda dalgalanan

gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil
gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil
gözlerin tükeniş doruklarında
bulunmayanları aramak değil

gözlerine aşina olduğum günden beri
ben artık geceye sesleniyorum
düşe kalka
yorgun argın
derbeder
yapayalnız
duruyorum; yalnış anlaşılıyor
her hücremde bir inkılab
her gönlümde bir mahitab
evim harab; ömrüm harab
ne ay kaldı, ne de mehtab
gök bulanık; ufuk silik
gene de mağrur ve dimdik
yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın

bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan
bu son mezar kalbimde hicranına kazılan
senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken
benim gözlerim viran; ağlamaya değer mi
her cilven bir ıstırab; her nazın kapkaranlık
yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi
hiç güzel olur muydun, gözlerim olmasaydı
ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi
bir kevser ırmağında serinlemek dururken
sellerine karışıp bulanmaya değer mi
aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi
zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi
gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi


Nurullah Genç