Estetiğe Göre Güzel Olan Nedir?
Estetik telakkinin temelde kişiden kişiye, kültürden kültüre, sanat türünden sanat türüne değiştiğini kabul etmesek de, pratikte insanın doğaya ve çevreye karşı takındığı tavır dolayısıyla estetik anlayışı değişiklik gösterebilmektedir. Şu halde bizi estetiğe sevk eden kökleri bulmak zorundayız.
Lalos’a göre estetik kalpten gelmektedir, akıldan değil, o bir ilhamdır, bir düşünce, muhakeme ve muakale değildir. Kant’ın hayatındaki düzen ve titizliğe bakarsak Kant estetiğinin radikallerinin akla dayandığını görürüz. Ona göre güzellik eşyanın içinde değildir, estetik duygudan (akıldan) ayrı olarak mevcut değildir. Tümdengelimci estetik tereddüddedir. Onun içinde bulunduğu ikilem güzelliği bir açıdan güzel gösterirken diğer bir açıdan çirkin gösterir. “İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar” yazan Schiller’in durumunu tespit etmek zor. Yalnız ağır basan kök akla uzanıyor gibi. “Kişi sessiz durarak bir başkasını kurtarabileceğini anladığı zaman estetik buna izin verdi, (İbrahim) evet kişinin sessizliğini tercih etti.” dediğine göre Kierkegaard da bir kalpçidir.
Estetiğin ve güzelliğin kaynağı konusunda bireyler düzeyinde farklılıklar olduğu gibi, ülkeler (kültürler) düzeyinde de farklılıklar vardır. Örneğin İngiliz estetiği (bir yanı denemeci, bir yanı ülkücü

, Alman estetiği eleştirici-ülkücüdür, Fransız estetiği ussaldır. Söylemeye dilim varmıyor ama-eğer varsa-son 150 yıl için Türkiye estetiği asosyaldir.
Kaynağı ne olursa olsun bizi güzele ve güzelden doğacak sonuçlara götüren tüm estetik telakkileri güzeldir. Güzeli anlatmak ve savunmak bir tarafa, güzel anlatmaları bile yeterlidir.
Estetiğin dünyasında güzelliğin kendisine ve özüne karşı takınılacak tavır (estetik tavır) ne olacaktır ki bu estetiğin esprisi olsun. Güzelliğin yaratılmışlar nezdindeki nitelikte nispi olduğunu kabul edersek, o zaman estetikten güzellikten bahsetmenin hiçbir esprisi olmayacaktır. Güzellik nitelik bazında nispi değildir. Ama nicelik bazında o güzellik şekil değiştirebilir. Yine güzeldir, ama başka bir sıfatla anılır artık o güzel olan hal. Örneğin güzel bir kuş tek başına bir cemal yankısıdır. Binlerce kuşun yanımızdan bir anda havalandığını fark ettiğimizde orada cemal’i değil, celal’i görürüz. Esmanın her biri birbirinin alta kümesi olduğu gibi burada da cemal celal’in içine girmiştir. Bunun gibi iyilik, kemal, hayır... gibi sıfatlar içine de güzel gizlenmiştir. Biz o zaman şöyle deriz: İyiliğin güzelliği... kemalin güzelliği...
Peki salt güzellik nedir ki bir bilimin konusu olacak kadar hacime sahip olmuştur? Bu kavramı açmak için önermelerimiz nelerdir? İlk önermemiz güzel olan faydalıdır, faydalı olan güzeldir ilkesi. Güzelliği sembolik bir olgu olarak gördüğümüzde ve sembolün fonksiyonel olmadığını kabul ettiğimizde güzelin sonu gelmiştir. Bunun için biz estetiği pratik ve teorik diye ikiye ayıramayız. Böyle bir ayrım yaparsak herhalde Rus estetikçilerin nihilist olanlarının çelişkilerine düşeriz. Rus Nihilist Pisarev estetik değerlerin programik değerler lehine biriktiğini söyler ve bir Rus Raphael’i olacağıma bir Rus ayakkabıcısı olurum daha iyidir, der. Ona göre bir çift ayakkabı Shakespeara’dan daha faydalıdır. Şair Wekrossaw ise bir parça peyniri Puşkin’e tercih eder. Burada pratiğin yanında yer alınıyor gibi ise de gerçekte çirkinin safındayızdır. Pratik olarak kabul etmesek de estetiğin daha iyi anlaşılması için Tecrübi Estetiğin metodlarından yararlanabiliriz. Tecrübi Estetikte iki metod vardır. Birisi derecelendirme, ikincisi de ikili mukayesedir (Garrett). İki güzel kuş bir güzel kuştan nicelik olarak daha güzeldir. Ama bir güzel kuş diğer bir kuştan daha güzel değildir. Böyle mukayese ve derecelendirme yapılacaksa “güzel olan” her zaman “daha güzelden” daha güzeldir.