Konuk: Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürü Prof. Dr. Yüksel Özden


Esra Sert: NTV'ye Sorun programından iyi günler. Bugün NTV'ye Sorun'da ilköğretim müfredatındaki yeni uygulamaları ve bu uygulamaların şimdiye kadar verdiği sonuçları ele alacağız. Öğrenciler okullarda yaratıcılıklarını ortaya koyacak çalışmaları yapabiliyor mu? Okullardaki sınıf içi uygulamalarda ve grup çalışmalarında ne kadar başarı sağlanabiliyor? Ezberci eğitim anlayışını gerçekten geride bırakabildik mi? Bu soruları ve sizden gelen çok sayıda başka soruyu Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürü Profesör Doktor Yüksel Özden'e yönelteceğiz. Programımıza başlamadan önce her zaman olduğu gibi telefon numaralarımızı hatırlatmak istiyorum. Telefon numaralaramız: 0 212 335 40 35, faksımız 0 212 335 00 35. İnternet üzerinden de programımıza www.ntvmsnbc.com adresli haber portalından ulaşabilirsiniz. Sayın Yüksel Özden merhabalar diyelim öncelikle. Gelecek nesilleri ve halkımızı yakından ilgilendiren bir konu dolayısıyla çok sayıda soru geldi. Hemen bu sorulardan Harun Koçtaş’ın sorusuyla bir mimarın sorusuyla başlıyoruz.

Harun Koçtaş (Mimar): Milli eğitim bakanlığı'nın hazırlamış olduğu ilköğretim müfredatı tüm okullarda ne kadar başarıyla uygulanabildi? Elimizde bununla ilgili bir istatistiki sonuç var mı?

Yüksel Özden: Evet efendim iyi yayınlar diliyorum, merhabalar. Bu konuda bizim bir çalışmamız oldu. Bildiğiniz gibi geçen yıl ilk 5’e biz yeni programımızı uyguladık. Bu sene de 6. ncı sınıfta uyguladık. Geçen dönem içerisinde eğitim araştırmaları merkezimizden bir anketle tüm Türkiye’de bu uygulamanın nasıl gittiği, nerelerde iyileştirmeler gerektiği, nerelerde değişiklikler yapılması gerektiği konusunda bir anket yapıldı ve elimizde sonuçlar var. Bunları biraz açıklayacak olursak programdaki çok büyük alanda bir başarı elde edilmiş durumda. Bir kaç alanda iyileştirme, düzeltme yapmamız gerekiyor. Onların başında da ölçme, değerlendirme ve performans ve proje ödevleri geliyor.

Esra Sert: Ölçme değerlendirmeyle ilgili önümüzdeki dakikalarda gelen sorular var, bunları size yönelteceğim. Bir başka soruyla hemen seri bir biçimde devam edelim. Dediğim gibi çok ilgi çeken bir konu ve çok soru geldi. Emre Sevgin’in bir sorusu, kendisi emekli.

Emre Sevgin (Emekli): Yetkililer sürekli ezberci eğitim anlaşının geride bırakıldığını ifade ediyor ama ortaöğretim sınav sonuçlarına baktığımız zaman pek çok öğrencinin bu sınavlarda başarılı olamadığını görüyoruz. Ezberci eğitim anlayışı gerçekten geride bırakıldı mı?

Yüksel Özden: Bu bir anlayış meselesi. Bizim şu an sistemimizde görev yapan öğretmenlerimiz yeni başlayanlar, yeni sayıdakiler hariç bu eski bir anlayışa göre yetiştirilen ve o dönemde ezberciliğin ön planda olduğu yani mevcut bilgileri saklamanın değerli olduğu bir dönemde yetiştik. Yani o zamanki o çok yanlış bir şey değildi. O dönem içerisinde insanların daha çok bilgiyi saklaması, depoloması, koruması lazım olduğunda da tekrar etmesi gerekiyordu. Öyle bir anlayışla yetişen ve böyle bir anlayışla yıllardır öğretmenlik yapan meslektaşlarımız da şimdi biz bunun tersi bir anlayışı yerleştirmeye çalışıyoruz, bu da birdenbire olacak bir şey değil. Çünkü uzun dönemlerin birikimi ve biraz da zaman alacak bu anlayışın tamamen değişmesi için ama 1 yıllık, 1.5 yıllık uygulama sonuçlarına baktığımızda epey yol katettiğimizi görüyoruz.

Esra Sert: Sizde az önce ölçme değerlendirmede bazı sorunlar var demiştiniz. Selin Okçu’nun bir izleyicimizin bu konuyla ilgili bir sorusu var, hemen bunu size yöneltelim.

Selin Okçu (Memur): İlköğretimdeki sınav sistemi halen ezbere dayalı. Bu konuda bir düzenleme yapılacak mı?

Esra Sert: Ölçme değerlendirme ile ilgili bir kaygıyı aktarıyor.

Yüksel Özden: Haklı. Yani bazı yerlerde halen ezbere dayalı kim, ne, nerede, nasıl gibi işin çok detayına, derinine inmeyen nitelikte soruların sorulduğu vardır ama biz bu konuda onbinlerce öğretmenimize seminer verdik. Halen de vermeye devam ediyoruz. Ayrıca internet sitemizden bu konuda öğretmenlerimizi bilgilendirmeye, bu konuda örnek uygulamalar koymaya devam ediyoruz. Burada çalışmakta başka alternatifte yok önümüzde. Çünkü gerçekten yapılan değişim reform niteliğinde bir değişim ve yılların anlayışını bir çırpıda yoketmek, bir çırpıda değiştirmenin bir yolu yok. Yani keşke bunun bir reçetesi olsa, akşamdan sabaha herşeyi değiştirsek ama daha çok anlayış ürünü olduğu için zaman alacak, bizde sabırla, kararlılıkla ve yapılması gerekenleri yapma konusunda zerre kadar tereddüt göstermeden yani yaptığımız şeyler bazen eksik oluyor, yanlış oluyor, düzeltilmesi gerekiyor. O konuda da hemen geri adım atarak, düzelterek ilerleyeceğiz. Biz bugün esasen bu konuda öğretmenlerimiz de yardımcı olacak bir kampanya başlattık. İlköğretim programının temel felsefesini, ilkelerini yansıtan bir kampanya bugünden itibaren tüm Türkiye’de pankartlarla, posterlerle yeni programın tartışılmasını, sorgulanmasını ve herkesin aynı doğrultuda neler oluyor, bitiyor sorusu tartışmalarını yönlendirebilecek bir takım pankartlarla bugün başladık. Böylelikle evden de destek almış olacağız. Toplumun diğer kesimlerinden de destek almış olacağız. Çünkü bu bir anlayış, yani böyle formüle edilen reçete edilipte ertesi gün herkesten uygulamasını bekleyeceğimiz bir şey değil.

Esra Sert: Siz eğitimcilerin eğitilmesinin ne kadar önemli olduğunu söylediniz. Bu konuyla ilgili yine bir eğitimciden bir soru gelmiş, Erkan Edibali’den.

Erkan Edibali (Eğitimci): Yeni müfredata göre öğretmenlerin, bir takım antrenörünün oyuncularını motive ettiği gibi öğrencileri motive edeceği söyleniyordu. Öğretmenlere bu eğitim verilmedikten sonra bu alanda başarıyı yakalamak ne kadar mümkün?

Esra Sert: Az önceki açıklamalarınızı biraz daha açmanız gerekecek zannediyorum.

Yüksel Özden: Evet aynen orada. Şimdi izleyicimiz eğitimci meslektaşımız haklı. Biz programda bir takım iddialarla, ilkelerle ortaya çıktık. Bunun hepsi şu anda okullarımızda uygulanmıyor. Bu düşündüğümüz şeylerin hepsi yüzde 100 programlarımıza yansımamış olabilir, yüzde 100 ders kitapları bu şekilde düzenlenmemiş olabilir ve eğitimcilerimiz de aynen bunu yapıyor değildir. Şimdi şöyle bir paradoksla karşı karşıyayız; herkese ne yapacağını bir merkezden birilerinin söylemesi doğru değil, artık mümkün de değil. Bundan dolayı biz öğretmenlerimizi bu programın felsefesini, bu anlayışın temel ilkelerini anlatmaya devam edeceğiz, örnekler koyacağız, bu tür etkinlikleri daha da genişleteceğiz ve bugün başlattığımız gibi bunun toplumun tüm kesimlerinde tartışılmasını sağlayacak, böylelikle ortaya herkesin kendisinin yapabileceği uygulamaları geliştirmenin zeminini hazırlamaktan başka çaremiz yok. Oradaki temel ilkemiz şu; biz herkese ne yapacağını söylemek durumunda değiliz, bunu doğru bulmuyoruz. Ancak herkese kendi işini daha iyi yapması için hangi tür destek sağlanması gerekiyorsa materyal olarak, program olarak, seminer olarak bunu yapmakta kararlıyız ve büyük bir titizlikle bu çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Esra Sert: Şimdi ezberci eğitimden daha başka türlü bir eğitime geçebilmek için kuşkusuz projeleri kullanmak gerekiyor, uygulamaya önem vermek gerekiyor. Nergis Bilgiç adlı izleyicimiz ki kendisi bir öğrenci, bunu atıfta bulunuyor bu sorusunda.

Nergis Bilgiç (Öğrenci): Öğrenciler ''pamukta fasülye yetiştirme'' dışında projeler geliştirecek mi acaba?

Yüksel Özden: Çok güzel, çok güzel. Şimdi bu sefer gerçekten programımızın odağında öğrencilerin proje hazırlaması lazım, kendi kendine çalışma üretmeleri var. Burada tabiki her alanda yani sosyal alandan, fen bilimlerine kadar çok çok geniş proje örnekleri biz kitaplarımıza koyduk, kendi sayfamızda var ama izninizle ben bunların arkasındaki düşüncemizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biz burada öğrencilerimizden bilimsel düşünmeyi kazanmalarını istiyoruz. Hangi öğretmenimiz hangi etkinliği yaptırırsa yaptırsın bunun arkasından şöylesine basit bir mantık var; biz istiyoruz ki öğrencilerimiz kendileri için önemli olan, toplum için önemli olduğunu düşündükleri, gelecek için anlamlı buldukları bir takım soruları sorsunlar, o soruların cevabını araştırsınlar ve bulgularını da rapor etsinler. Yani 3 başlıkta özetleyecek olursak; projenin temelinde bu vardır ve arka planında da bilimsel düşünme mantığını yerleştirmek vardır. Çok güzel proje örneklerimizi okullarımızdan görüyoruz, öğrencilerimiz bizlere gönderiyor ve bu daha da öğretmenlerimiz bu konuda kendilerini yeterli gördükçe, projenin mantığını, espirisini kavradıkça öğrencilerimizde bundan daha çok keyif alacak ve çok daha güzel projeler çıkarmaya devam edeceğiz.

Esra Sert: Bunun devamı olabilecek nitelikte bir soruyu hemen size aktarmak istiyorum. Ayşegül Pekgün sormuş bu soruyu.

Ayşegül Pekgün (Avukat): Yeni program araştırmaya, yaratıcılığa dayalı, ancak okullarda yeterli laboratuvar, cd, vcd, tepegöz, film, bilgisayar gibi eğitim araç gereci yok. Bu altyapı eksiklikleri ne zaman tamamlanacak?

Esra Sert: Son derece bağlantılı ve önemli bir soru aslında.

Yüksel Özden: Evet teşekkür ederim. Şimdi yeni programı desteklemek için ilk yapmamız gereken şeylerden birisi okulları bilgisayarla donatmaktı. Bunu çok büyük oranda başardık. Bu sefer bu bilgisayarların içlerine yazılım koymak gerekiyor. Onlar için de önümüzdeki zaman dilimi içerisinde çalışmalarımız devam edecek. Şimdi imkanlara baktığımızda Türkiye çok büyük bir ülke. İlköğretimde biz yaklaşık 11 milyon öğrenciden bahsediyoruz, 35 bin okul 400 bin öğretmenden bahsediyoruz. Bunun içerisinde imkanları açısından hiçbir sıkıntı olmayan okullarımız olduğu gibi bu imkanların hiçbirine sahip olmayanlar da var. Yani buradaki kast, amacımız herkesi eşit kabul ederek ve bütün koşulları sağladık, buyrun uygulayalım diye düşünmüyoruz, böyle bir durum olmadığını biliyoruz ama ortalama itibariyle baktığınızda mesela Türkiye’deki derslik başına düşen ilköğretimde öğrenci sayısı 35 civarındadır. Bu demektir ki bunun altında binlerce okulumuz var, binlerce dersliğimiz var ama aradaki büyük farklılıklar, uçurumlar olacaktır ve bizde bunu düzeltmek için çalışıyoruz.

Esra Sert: Siz aslında bütün mesajlarınızdan biraz zamana ihtiyaç olduğunu anlıyorum. Aytaç Özdemir’in bir doktorun sorusu ile devam edelim.

Aytaç Özdemir (Doktor): Öğrenciler yazıyı, "bitişik el yazısıyla" yazmak zorunda. Oysa kitaplar dik temel harflerle yazılmış. Bu farklılık öğrencinin heceleri karıştırmasına, okuma hızının yavaşlamasına yol açmaz mı?

Yüksel Özden: Araştırmaların gösterdiği yol açmadığı. Açık ve net bir şekilde cevaplayacak olursak kesinlikle böyle bir şey yolaçmıyor. Çünkü el yazısı, hatta şöyle teklifler de geldi, dediler ki; bitişik el yazısı öğretiyorsunuz, o zaman kitapları niye bu şekilde yazmıyorsunuz diye. Böyle bir şey yok, yani daha çok el yazısı kişinin kendi düşünme tarzıyla ilgili, not tutma tarzıyla ilgili kendisine has bir şey. Öbür tarafta ne kitapları bitişik el yazısı ile yazabiliriz, ne de kitaplarda matbaa harfleri kullanıldığı için el yazısından vazgeçebiliriz. Çünkü ikisi ayrı şeyler ve el yazısını çok iyi yapabilen insanlar notu çok iyi tutabiliyorlar, bütünlüğü sağlıyorlar. Daha bu tarafta çok ciddi çalışmalar var ama ikisinin karışıklığa yolaçmadığına dair hem ulusal, hem uluslararası vurgular var. Yani böyle bir karışıklık yok.

Esra Sert: Bir başka soru hemen, Sinem Petekçi’nin sorusu.

Sinem Petekçi (Danışman): OKS'nin 2009'da kaldırılmasından bahsediliyor. Buna bağlı olarak müfredatta yeni bir değişiklik yine gündeme gelecek mi?

Yüksel Özden: Hayır açık ve net. Zaten OKS’deki değişiklik müfredattaki değişikliğin bir sonucu olarak yansıyor, tekrar sınavdan hareketle müfredatta yapacağımız herhangi bir değişiklik yok. Tam tersine OKS yeni müfredata uyumlu hale getirilecektir.

Esra Sert: Yüksel Özden çok teşekkür ederiz efendim katıldığınız ve sorularımızı yanıtladığınız için.

Yüksel Özden: Ben teşekkür ediyorum efendim.

Esra Sert: Hoşçakalın efendim.

www.ntvmsnbc.com