Konuklar: Sabah Gazetesi Yazarı Abdurrahman Yıldırım, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkel Minibaş ve Ekonomist Mustafa Sönmez
Oğuz Haksever: Siyasetin tozu dumanı piyasaların dişlilerindeki işleyişi bozmadı. Gerilime ve hararetli ortama rağmen borsa sarsılmadan, pek sarsılmadan, paniklemeden işliyor. Döviz piyasaları 2001 yılının hatıralarını canlandıracak rüzgarlar estirmiyor. Şimdilik herkes kendi işine bakıyor, ancak sandık meydana çıktığından kendi işine bakan bir kurum, "benim işimi bozmayın" mesajı gönderiyor. Fiyat istikranını sağlamak ve sürdürmekle yükümlü merkez bankası kendini "seçim ekonomisi uygulamayın" demek zorunda hissetti. İyi günler. Merkez bankası başkanı'nın seçim ekonomisi kaygısı dolayısıyla yaptığı uyarıdan hareketle seçimlerin ekonomik durumun bugününe ve yarınına etkilerini Yakın Plan’a alıyoruz. Önce merkez bankası başkanı'nın kaygıları ya da uyarıları veya mesajları.
-Merkez bankası hükümete, yasa gereği yılda 2 kez yapmak zorunda olduğu sunumların bu yıl ilkini öncekilerden farklı bir yöntemle gerçekleştirdi. Yoğun gündem nedeniyle bakanlar kurulu toplantılarına katılamayan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, sunumunu bakanların her birine ayrı ayrı gönderdiği raporla gerçekleştirdi. Yılmaz, 71 sayfalık sunumunda enflasyonla mücadelenin önemli ayaklarından birinin maliye politikası olduğunu vurguladı, "sıkı maliye politikası mutlaka devam ettirilmeli" dedi. Yılın ilk iki ayında bu konuda bir bozulma olduğunu belirten Yılmaz, daha sonra alınan tasarruf tedbirlerinin olumlu olduğunu söyledi. Yılmaz, 2007'nin seçim yılı olduğuna dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu.
Durmuş Yılmaz (Merkez Bankası Başkanı): Tarihsel olarak bakıldığında bütçe dengesinin gayrisafi milli hasılaya oranının 1975'ten bugüne her genel seçim döneminde bozulduğunu görmekteyiz. Bu konuda son derece dikkatlı olunması gerekir. Yerel yönetimlerin harcamalarının takibi şeffaf bir yapıya kavuşmalıdır. Gelirler politikası enflasyon hedefini tehlikeye atmamalıdır. Mali uyumun kalitesi, gerek enflasyonla mücadele gerekse mali disiplin alanındaki başarıların kalıcılığı açısından son derece önemlidir.
-Yılmaz, sosyal güvenlik başta olmak üzere yapısal reformların kesintiye uğramaması gerektiğini de vurguladı.
Oğuz Haksever: Telefon hatlarındaki konuklarımızla başlıyoruz önce. Abdurrahman Yıldırım, Sabah Gazetesi Yazarı bizlerle birlikte. Sayın Yıldırım iyi günler.
Abdurrahman Yıldırım: İyi günler.
Oğuz Haksever: Ana konuya, seçim ekonomisi meselesine merkez bankası başkanının mesajlarına sağlıklı bir giriş yapmak için belki piyasaların bugünkü durumuna bir bakmakta yarar var. Ne dersiniz, neden etkilenmemiş görünüyorlar veya size göre neden etkilenmediler?
Abdurrahman Yıldırım: Yani ana nedeni dünya piyasalarının ve dünya ekonomisinin son 30-35 yılın en iyi dönemini yaşıyor olması ve işte dünyadaki ekonomik büyümenin yine en yüksek düzeyine çıkması, arka arkaya 5. nci, 6. ncı yılına varmış olması, dünya piyasaları ve borsa alanında yine tarihi rekor düzeylerine ulaşmış olması. Dünya likitidesi bol, faizler nisbeten düşük ve risk alma iştahı yüksek, özellikle de gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışı yani portföy yatırımı, yani kısa vadeli sermaye olarak, hem de uzun vadeli doğrudan yatırım olarak çok fazla, her zamankinden çok yüksek. Dolayısıyla bu rakamlar Türkiye için de bir rekor. İşte geçen sene Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı 20 milyar doları buldu ki daha önceki yılların ortalaması işte diyelim 2000-2001 krizine kadar ki yıllık ortalama 1 milyar dolardı. Bu sene ilk 3 aydaki gerçekleşme 12 milyar dolar. Rahatlıkla işte dün yabancı sermaye koordinasyon ..... çıktı adı, bu seneki beklenti yine 20 milyar dolar. Dolayısıyla bir taraftan doğrudan sermaye olarak 20 milyar dolar geliyor, gelecek. Bir taraftan da portföy yatırımlı olarak hem devlet içi borçlanma senetlerine, hem borsaya yatırımlar devam ediyor 10 milyar, 15 milyar mertebesinde. Böyle bir kaynak girişi, yabancı sermaye girişinin getirdiği bir istikrar, olumlu ortam, pozitif konjonktür var. Bir de tabi yurt içi yerleşikler de her zamankinden daha dikkatli böyle bir dalgalanma, siyasi kriz ya da seçim belirsizliği, cumhurbaşkanlığı seçimi riskine hazırlık yaptılar. Her zamankinden daha fazla yaptılar. Neden derseniz, bunu işte döviz tevdiat hesaplarına son 1 yıl demeyeceğim, son 9 ayda, geçen yılın ortasından itibaren 22 milyar dolarlık artış yaptılar. Yüzde 37 artırdılar döviz tevdiat hesaplarını, borsadan çekildiler ya da borsadaki yatırımlarını azalttılar. Borsadaki payları yüzde 35’den, yüzde 29’a düştü. Devlet iç borçlanma senetlerindeki yatırımlarını azalttılar, kısa vadeli mevduata gittiler, repoya gittiler, işte döviz tevdiat hesaplarına yöneldiler. Dolayısıyla yerli yatırımcılar da ki bütün finansal varlıklarının Türkiye’de olduğunu varsayıyoruz. Yatırımlarını hem kısa vadeli Türk lirasında ama bu arada bir de yabancı mevduatta yani dövizde konuçlandırmış durumdalar. Savunmacı bir tutuma geçmiş durumdalar. Dolayısıyla herhangi bir dalgalanma sırasında ya da kötüleşme sırasında da zaten hazırlıklılar ve buradan pek zarar görmeyecek gibiler, öyle bir pozisyon almışlar. Dolayısıyla endişeli değiller, piyasada ekstra stres kaynağı olmuyorlar. İşte yabancı yatırımların da durumu ortada. Onlar daha uzun vadeli bakıyor ve Türkiye'nin risktlerine, iç siyasi risklerine o kadar da odaklı değiller, hassas değiller. Bu olayları kısmen gelip geçici varsayıyorlar. Bu iki önemli etken yanında bir de ekonomik yapının geçmiş seçim ortamlarına göre artık daha sağlam olduğunu söylememiz gerekiyor, teslim etmemiz gerekiyor bunu. Çünkü nedir o ortam dersek işte tek haneli enflasyon, işte dün açıklandı 10.76 ama yani tek haneli enflasyonu gördük artık 35 yıllık aradan sonra. Kamu borç stokunun düşürülmesi demeyeceğim ama kamu borç stokunun milli gelire oranının düşmesi. Yüzde 44 civarına düşüyor, yüzde 90 civarından. Bu önemli bir mesafe, vadesi uzadı. Faiz oranlarının düşmesi söz konusu. Bir de asıl yüzde 6.5’luk faizdışı fazla işte bunu 6, 7 yıldır sürdürmekteyiz. Bu hakikaten dünyada bir rekor. Böyle bir fazlayı da veriyoruz biz, mali disiplini uyguluyoruz. İşte seçim yılına geldik, belki bütçe de bazı aksamalar olacak, bu 6.5’u bu sene tutturamayacağız seçim yılı olması nedeniyle ama bu seneye kadar tutturduk.
Oğuz Haksever: Evet peki.
Abdurrahman Yıldırım: Dolayısıyla ekonomik yapıda bu tür oynaklıklara ve darbelere karşı artık daha dayanıklı. Ayrıca Avrupa Birliği yoluna girmiş olmamız, Ab ile müzakere yapan ülke statüsüne kavuşmuş olmamız bu tür dalgalanmalara ve şoklara karşı Türkiye’yi ve Türkiye ekonomisini daha dayanıklı hale getirmiş durumda.
Oğuz Haksever: Pekala o zaman diyelim ki yani biz içeriden baktığımızda bazı belirsizlikler görüyoruz. Anlaşıldığı kadarıyla dışarıdakiler pek öyle görmüyorlar. Anayasa değişikliği meselesi de bir şekilde hallolduktan sonra, ya gündem dışı kaldıktan sonra ya da çözüldükten sonra önünde bir tek o zaman netleşmiş bir seçim kalıyor. Seçim meselesi iyice netleştikten sonra yaklaşık 1.5 aylık bir zaman. O dönemde neler olur? Ekonomi ve piyasalar sizce nasıl etkilenir seçim tam o canlı atmosferinde?
Abdurrahman Yıldırım: Şöyle düşünebiliriz; Türkiye’deki seçimler, genel seçimler finansal piyasalarda kısmen dalgalanmalar yaratabiliyor. Ekonomide de bazı kötüleşmeler yaratabiliyor özellikle bazı dönemlerde hükümetlerin aşırı dozda seçim ekonomisi uygulamaları yapmaları seçim sonrasında yaklaşık bir 10-15 milyar dolarlık ek bir fatura ortaya çıkartabiliyor ama bunu ancak seçim sonrasında ortaya çıktığını görebiliyoruz. Seçim sırasında pek göremiyoruz. Hükümetler bize göstermiyor maalesef. Dolayısıyla şimdi de belki bu olabilir ama dediğim gibi mesela hiçbir zaman Türkiye hazinesi yaklaşık 15 milyar dolarlık bir hazır parayla böyle bir seçim ortamına girmedi ama şu anda var, hazinenin işte merkez bankasında duran 20 milyar Ytl, 21 milyar bazen 25 milyar varan bir hazır parası var. Böyle bir kara gün parası var. Bunun önemli bir etkisi var faizler üzerinde. Bir de harcayacaksa işte hükümet diyelim, buradan harcayabilir. Borçlanmamızı aşırı şekilde artırmamış olabiliriz, faizleri aşırı şekilde zorlamamış olabiliriz. Yani burada hükümetin bu seçime, özellikle de çifte seçim olması nedeniyle hem piyasaların bir dalgalanma yaşamaması için, hem de siyasi yönden belki kendisini zayıflatmamak için ekonomiyi güçlü tutmak istemiş olmasından dolayı ciddi bir hazırlığı olduğunu gözlemliyoruz. Bu hazırlığında bir sonucuyla belki bu sefer biz daha az bir dalgalanma yaşayarak bu seçim dönemini atlatabiliriz ama seçim zaten bir milletin hakimliğine gitmektir, bir belirsizliği çözmektir. Dolayısıyla bir belirsizlik vardır ortada. Seçim sonuçları çünkü ne kadar tahmin edilse de yüzde 100 tahmin edilemez. Dolayısıyla seçime böyle yaklaşık bir kaç hafta, eğer 3-4 hafta kalana kadar bu düğüm çözülemiyor. O zamana kadar piyasalarda belli blir kötüleşme olabiliyor, bir belirsizlik hakim olabiliyor. Belirsizliğin dip noktası o sıralar olabiliyor. Onun o sırada seçim sırası gelişmelerinin nasıl olacağı, seçimin nasıl sonuçlanacağı az çok daha iyi tahmin edildiğinden piyasalarda bir iyileşme başlıyor ve seçim sonrası dönem satın alınmaya başlanıyor. Piyasalarda bu eğilim var. Bu sefer de böyle olma ihtimali var, ancak bu seferki seçim diğerlerinden daha farklı, üstüne bir cumhurbaşkanlığı seçimi var. Yani genel seçimden hemen sonra meclis bir cumhurbaşkanlığı seçimi yapacak. Dolayısıyla seçim sonuçları bu seçim için çok çok önemli hale gelmiş durumda. O cumhurbaşkanlığı seçimlerini nasıl aşacağımız da yeni dönemde siyasi istikrara kavuşup kavuşamayacağımızı belli edecek. Eğer siyasi istikrarsızlık ufukta görülüyorsa bu piyasalara olumsuz yansımaya devam edebilir. Böyle bir tehlike söz konusu olabilir.
Oğuz Haksever: Sayın Yıldırım çok teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için, sağolun.
Abdurrahman Yıldırım: Biz teşekkür ederiz.
Oğuz Haksever: Akademik bir bakışa yönelmekte yarar var. Profesör Doktor Türkel Minibaş, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi bizlerle birlikte. İyi günler sayın Minibaş.
Türkel Minibaş: İyi günler efendim.
Oğuz Haksever: Sizinle bilmiyorum piyasaları değerlendirir misiniz, neden pek fazla etkilenmediler bu siyasi toz dumandan, o ayrı bir şey gibi görünüyor bağlantının şu aşamasında. Dilerseniz sizinle merkez bankası başkanının kaygılarını ya da mesajını veya uyarısını ele alalım. Neden böyle bir açıklama yapma gereği ya da böylesine bir mesaj sokuşturmayı gerekli gördü merkez bankası? Hükümet seçim ekonomisi uygulamayacağım deyip duruyor.
Türkel Minibaş: Şimdi hükümet daha önce tabi normal koşul dikkate alındığında 2006 sonunda IMF ile yapmış olduğu toplantılarda ki bunlar hep bir mutabakat toplantısıydı. Çünkü Türkiye'nin önünde iki tane seçim olduğunu Türkiye de, IMF de biliyordu ve bir seçim ekonomisi uygulanmayacağına dair de mutabakatı vardı. Ne var ki şu anda bir baskın seçim durumuyla karşı karşıyayız. Bundan dolayı da hükümetin kendisine ani bir seçim karşısında kaynak yaratmasındaki karşılaşacağı zorluklar kadar IMF’ye de verebileceği bir cevap var. Yani beklenmedik zamanından önce bir seçim olacağından dolayı esneklik talep edebilir ama biraz önce galiba Abdurrahman Yıldırım sesten çıkardığım kadarıyla. Onun da söylediği gibi hazinede belli bir para var. Bunu kanalize ederek kullanabilir ama merkez bankası başkanının tarafsız olması yeni özellikle merkez bankasının konumu nedeniyle borsası ve bir para kurulu var ve bu birdenbire hükümetler eskiden olduğu gibi bastım parayı veya belli kaynaklardan alıp sonra yerine koyarım şeklinde artık ekonomiyi yönetmeleri mümkün değil. Her ne kadar merkez bankası başkanı iktidar partisi ile uyumlu çalışıyor da olsa veya onların adayı da olsa o tarafsızlığını korumak zorunda yani. Ekonomide zaten tarafsızlık şartı var herşeyin ötesinde ama bu seçim gerek cumhurbaşkanlığı, gerekse genel seçime kadar geçecek zamanın aradaki yaz mevsimi nedeniyle çok fazla piyasaları etkilemesi gerekiyordu. Değişen durum karşısında yine de ben cumhurbaşkanlığı seçiminin etkilememesi ama biz olabilecek her türlü dalgalanmayı ne yazık ki Türkiye’de tek bir siyasi arkasında nedene bağlamak istiyoruz. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı seçiminin olacağını 7 sene öncesinden biliyorduk. Yani A veya B kim olursa olsun ama Türkiye sıcak para üzerine oturan bir ülke olduğu için bu paranın da ilahinihayet bu ülkede kalmayacağı için, kaldı ki son dönemlerde ki bunun seçimden bağımsız olarak yabancı yatırımların danışmanlık şirketlerinin zaten artık alımların yapılmaması, piyasadan çıkılmaya hazırlıklı olması konusunda kendi tiyolarını vermişti. Dolayısıyla Türkiye’den öyle bir gecede yani yüzde 70 yabancı çıkacak diye bir durum tabiki söz konusu değil ama artık alımların olmayacağı, kendi içinde sıcak paranın dengeleneceğini yabancı da biliyor. Kaldı ki Türklerin hepsi zaten pozisyon açmıyorlar. Böyle bir durumda bizim kendimizi artık pek pembe öykülerle değil, gerçekçi öykülere dönmemiz lazım.
Oğuz Haksever: Peki efendim.
Türkel Minibaş: Ama bunu da sadece cumhurbaşkanlığı seçimi veya işte yapılan iki mitingle birlikte değişen siyasi konjonktüre bağlamamak lazım. Bunlar tabiki ekonomiyi etkiler ama asla ekonomide büyük sallantılar meydana getirmez. Sadece bunları ortaya koymak bahaneden öteye bir şey olmaz. Artık Türkiye ekonomisinin yatırımcısı da, üreticisi de, sanayicisi de bunu bilmek zorunda.
Oğuz Haksever: Peki efendim.
Türkel Minibaş: Ben şu anda Viyana’dayım ve burada Avusturya ... Mezunlar Derneği’nden oluşan işadamlarının odalar birliğinde yapmış olduğu toplantıda dinlediğim bütün yabancı yatırımcılar bizden daha ekonomik kısıma dikkatlerini koymuş bir durumdalar. Onlar siyasi etkenlerin fazla etkili olmayacağını ama Türkiye’de bir fandimental hükümet yapısı olduğu sürece yabancıların da biraz daha Türkiye’ye temkinli bakacağı yönünde uyarılar veya yorumlar yapıyorlar.
Oğuz Haksever: Peki efendim. Sayın Minibaş çok çok teşekkür ediyoruz yayınımıza katıldığınız için, sağolun ve İstanbul’daki stüdyomuza dönüyoruz. Her ne kadar siyasetteki toz duman piyasaları etkilemedi ama trafik bizi etkiledi. Sizi biraz programa geç ağırladık ama teşekkür ediyoruz yetiştiniz, sağolun. Merkez başkanın seçim ekonomisi “aman yapmayın, benim işimi bozarsınız” uyarısını ele alıyoruz. Bir kere şöyle başlayalım o zaman farklı bir soruyla. Teknik olarak mümkün mü, 40 küsur gün var galiba seçimlere. İşte ay sonuna 27 gün, ardından da bir 22 gün. Teknik olarak böyle birdenbire hızlı bir seçim ekonomisi ortalığı toz dumana boğacak bir imkanları var mı?
Mustafa Sönmez: Ya da şöyle bir soruyla başlayalım; hükümetin bir seçim ekonomisi uygulamaya ihtiyacı var mı? Uygularsa bir kere işi bozulan merkez bankası olacak diyoruz ama merkez bankasının da hesap verdiği yer IMF. Yani Akp hükümeti diyelim hedeflerinden sapan bir performans gösterirse seçim konjonktüründe bundan dolayı IMF acaba Akp hükümetine bir anlayışsızlık davranışında bulunur mu? Dolayısıyla hadiseyi biraz dar ekonomik meseleleren çıkarıp daha politik hatta diplomatik boyutlara kadar taşımamız gerekli. Çünkü burada sonuçta hedeften niye saptınız ya da niye seçim ekonomisi uygulayıp sulandırdınız sorusunu soracak olan IMF’dir. Dolayısıyla yani bir seçim ekonomisini IMF yeşil ışık yakar mı ya da ne kadar yakar? Bu durumda meseleyi böyle koymamız lazım.
Oğuz Haksever: Evet. Sizin bakış açınız IMF hakkındaki düşüncelerinizi biliyorum, burada biraz işe yarıyorlar gibi görünüyor. Çünkü seçim ekonomilerinin ülkeyi ne hallere getirdiğini merkez bankası başkanı da 75’ten yaşananlara dikkat çekip biliyoruz, o da dikkat çekiyor bilmiyorum tabi düşünceli göründünüz birden böyle söylediğimde.
Mustafa Sönmez: Şimdi zaten baktığınızda evet eski dönem seçim ekonomilerini uygulatabilecek araçlar ve şeyler de çok fazla kalmadı.
Oğuz Haksever: Bir yapısal reform ...
Mustafa Sönmez: Yani şimdi eski tarıma destekler yani bir kere ürün bazında desteklenen tarım politikaları kalmadı. Çiftçiye destek politikaları vs.ler bunlar kalmadı. Kamu kesimi son derece daraltıldı, yani devlet eskisi kadar kitler, vs.lerle çalışan bir devlet değil. Bir memur kesimi var, dolayısıyla kamu kesimi epey küçültüldü, daraltıldı. Ekonomi piyasalaştırıldı, piyasaya bırakıldı. Destek mekanizmaları azaltıldı. Şimdi böyle durum var ama dediğim gibi burada bence hükümet hani böyle seçim şekerleri dağıtmak yerine seçmene şunu söyleyecektir. Yani ben istikrarım, istikrar getirdim.
Oğuz Haksever: Evet o mesajda artık yeni bir değer taşıyor.
Mustafa Sönmez: O mesajdı, evet yani ben olmadığım taktirde bakın bu kur burada kalmayacak. Biz gittiğimiz taktirde başkaları gelirse onların ne yapacakları belli değil. Biz hem Ab nezdinde, hem IMF nezdinde makbul insanlarız ve dolayısıyla bizi seçmeniz aslında istikrarı seçmeniz olacaktır. Şimdi baktığınızda aslında seçmenin de ister işadamı, ister hane halkı olsun böyle bir istikrar ihtiyacı var. İhtiyacı var, çünkü şöyle riskler üstlenmiş durumdalar; yani iş dünyası özellikle bu düşük tutulan kur sayesinde inanılmaz bir dış borçlanma gerçekleştirdi. Dolayısıyla sırtında şu anda bütün hem reel sektörün, hem finans sektörünün müthiş bir dış borç yükü var. Hane halklarına baktığınızda hane halkı da tüketici kredileri ile kredi kartı harcamalarıyla dehşetli borçlanmış durumda. Dolayısıyla bir istikarsızlık gerçekten ne iş dünyasına, ne de hane halkına yarayabilecek durumda ve hükümet bunu görüyor, bunu da kullanacak. Yani bunu da kullanacak. Bunun üçüncü ayağı olarak bütün bu temayı işlemek üzere ciddi ölçüde bir medya gücü elinde bulunduruyor. Yani hem hakim medyayı rehine almış durumda, hem de işte en son TMSF vs. aracılığıyla medyanın çok önemli bir ayağını kontrol altına almış durumda. Dolayısıyla medya hakimiyeti iş dünyasının üstlenmiş olduğu borçlanmadan dolayı riskler ve hane halkının altına girmiş olduğu tüketici kredisi ve benzeri kredi kartı harcaması yüklerini tepesinde seçim sırasında bir sopa gibi sallayacak ve istikrarı esas olarak kullanacak. Seçim ekonomisine çok fazla da ihtiyaç duymayacak.
Oğuz Haksever: Anladım. Temel bir sav olarak bunu ortaya koyuyorsunuz. Bir başka konu merkez bankası başkanı yerel yönetimlerin harcamalarına dikkat diyor, bunu söylemeye gereği duyuyor. Sanki bir by-pass olasılığını mı gündeme getiriyor. Yerel yönetimler seçim ekonomisini üstü örtülü uygulamış olabilirler mi, uygulayabilirler mi bu sürede?
Mustafa Sönmez: Böyle bir imkanları olur. Özellikle büyük metropellerde belediye imkanlarının. Bunun ille de akçeli olması gerekmiyor, likit, nakit şekilde olması gerekmiyor. Çeşitli belediye hizmetleri şeklinde belli kesimlere götürülmüş olan hizmetleri kaydırma veya ....
Oğuz Haksever: O da belirli bir yerden gidecek o paralar yani akçeli olmasa bile bir maliyeti olacak.
Mustafa Sönmez: Evet belli kaynaklardan gidecek ama bunları bence kitabına uydurmak deyimi burada kendisini kullandırtıyor. Çok zor değil, yani bunun usülleri yöntemleri vs. bulunacaktır ama mutlaka yerel yönetimler de bir şekilde bu süreçte devreye sokulacaktır özellikle büyükşehirlerde.
Oğuz Haksever: Son 1 dakikaya girdik. Bir de seçim sonrasına bakalım. Bu iktidar olmazda başka bir iktidar gelirse o zaman ekonomide bir sıkıntı vs. yaşanabilir mi? Yoksa aynı bağlar onu da mı bağlayacak?
Mustafa Sönmez: Vallahi ben mevcut alternatifler içerisinde çok radikal bir değişiklik, bir paradigma değişikliğine gidebilecek bir şey göremiyorum programları ve yaklaşımları itibariyle. Yani nasıl bir alternatif hükümet çıkabilir ortaya onu şu anda kestirmek kolay değil ama ister bir koalisyon, yani Akp dışındaki bir koalisyon. Çünkü gerçekten yapılması gereken şeyler çok radikal adımların atılması, bir paradigma değişikliğine gidilmesine, hem uluslararası taahütlerde, hem iç bağlantılarda, iç dengelerde bazı radikal adımlar atılması gerekiyor ama şu seçim sathı mahalli giren iktidarlarda ben böyle birden bire bir değişim, unutmayın ki Akp iktidara gelirken ....
Oğuz Haksever: Eskisinin devamı niteliğinde, eski uygulamaları sürdürmek.
Mustafa Sönmez: Yani söylem olarak çok farklı şeyler söylerken IMF ile hesaplaşmalar, onunla masaya oturmalar vs. gibi bir savla seçim meydanlarına çıktıktan sonra iktidara geldiğinde biliyorsunuz düzeni restore etme ve daha da güçlendirme yönünde bütün herkese işte parmak ısırttıracak bir liberal politika izlemekten de hiç uzak kalmadı.
Oğuz Haksever: Çok teşekkür ediyoruz sayın Sönmez programımıza katıldığınız için, sağolun.
Mustafa Sönmez: Ben teşekkür ederim.
Oğuz Haksever: Merkez bankası başkanının seçim ekonomisine ilişkin uyarılarından hareketle seçim ekonomisi konusunu ve seçim ve ekonomiyi Yakın Plan’a aldık. Yeni bir programda görüşmek üzere, hoşçakalın
www.ntvmsnbc.com


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
