Suskunluk elbisemizi üzerimize giydiğimizde başlar, konuştuğumuz onca sözle düşüncelerimizin zıtlığı arasında bocalayışımız...İşte bu yüzden, dakikalar saatlere bağlanır, sabahlar akşamlara kavuşur..Suskunluğumuza varamadan ve nokta koyamadan hayallerimizin sesimize yansıyan varlığına...
Kırgınlığı ve hüznü ne çoktur oysa insanoğlunun...Kendi kelimeleriyle konuşmaya başlasa, anlatacak ne kadar çok hikayesi vardır..Ne çok yalan duymuştur,ne çok örselenmiştir zamanın içinde...Ve ne çok yalan söylemiştir belki de, bile bile..
‘Yüksek sesle konuşan kimse, ince şeyleri düşünemez hemen hemen...’ der Nietzsche. Bu yüzdendir,kişinin içindeki nice fırtınaya rağmen sarfettiği durgun sözler..Bu yüzdendir onca acının önünde yer alan yüksek sesli sevinçler...Çünkü özünün panoraması ne kadar gri olsa da, sözcükleri hep beyazdır..Hep güçlüdür sesi..Hep yüksek sesli anlatır, anlatmak istediklerini...Ve her defasında başka suskunluk anlarına kalır,anlatmadan es geçtikleri...
Zamanın bir yerinde, bir aynayla karşılaştığımızda, kendimize biraz dikkatle,biraz şefkatle baktığımızda anlarız, ruhumuzla susarken daha iyi anlaştığımızı..Sonra yine başlar sesler zamanın üstünü örtmeye, kapladığı her şeyin varlığını olduğundan farklı göstermeye...
Ve biz,sıkı sıkı sarılırız o eski oyuncağımıza;yani sesimize ve sözcüklerimize...
Nietzsche’nin sözüne geri dönecek olursak, belki de sesimiz bir gardiyandır inceliklerimize..Hatıralarımıza ve zihnimizdekilere...Oysa, biraz susmak gerekir belki de...
Hatırlamak için kırgınlıklarımızı ve yaralarımızı..Yaralarımızı açanları..Hala kanamaya devam eden taraflarımızı...Çünkü belki de yalnız kendi kendimize iyileştirebiliriz, yara almış yanlarımızı...
Boşluklarda kalmalı,kendi acılarımıza ağlamalı,kendimize yabancılaştığımızı farkettiğimiz anlarda sadece susmalıyız...Boşlukta bir yer edinmeliyiz kendimize..Kendi hikayemize bir başlık bulmalıyız..Aşklarımıza bir virgül..Gözyaşlarımıza bir nokta...
‘Bir boşluğa düşersin,bir boşluktan birikip yeniden sıçramak için..’ der bir şiirinde Atilla İlhan....Yüreğimizde ne varsa, kendi boşluğumuzda biriktirmeliyiz...Yaralarımızdan arınıp
ya da kırgınlıklarımızı sevmeyi öğrenip yeniden geri dönmek için kaldığımız yerlere...
Şimdi,yüksek sesli bir hikaye anlatsak korkmadan,çevremizdekilere...Acılarımız olsa o hikayede, kırgınlıklarımız, ilk aşkımız ve ilk gözyaşımız..O hikayede, hatırlamaktan kaçtıklarımız olsa..Bizi yadsıyanlar ve bizim yadsıdıklarımız...Yüksek sesli bir şarkı söylesek şimdi, eski bir hatırayı anlatan...Yolun geri kalanına, zamanın bize ayrılmış olan devamına daha cesur, daha güleryüzlü devam etmez miyiz?
Kendi hikayesini yazmak ister de insan,
Hep korkar kendi kelimeleriyle,kendini yaralamaktan..
Örselenmişliğimiz bile başkasının dilinden olsun diye,
Hayallerdeki bütün acılar,üçüncü kişinin ağzından...
Kendi inceliklerimizi kendi dilimizden en yüksek sesimizle anlatmak umuduyla...Ait olduğumuz bütün zamanların ve sahip olduğumuz öznel acıların hatırına..
Rebia Ozduran


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



That's all folks.. C'ya another time.. Who knows. 
