Haldır Haldır Litfiyyee !!!




Sokağın sonunda dönüp bakıverdim mahalleye bir kez daha herkez oradaydı, yerli yerinde, zaman hiç uğramamıştı bu mahalleye

Yıllar sonra hiç ama hiç aklımda yokken görmüştüm O'nu. Önce tanıyamadım ama konuşmaya başlayıpta “Miraaaad” derdemez tanıyı verdim. Geçen yıllar şivesi dışında hemen her şeyini değiştirmişti. Lütfiye gelindi bu, mısırcıların Lütfiye gelin. Eski mahalleyi anımsayı verdim birden. Zamana inat hala ilk gelin olduğu günlerde ki gibi zeki ve umutlu parlamaya çalışan gözlerine bakınca, öptü beni sıcacık, özlem dolu, samimi bir şekilde, şaşırdım biraz hiç bi muhabbetimiz olmazdı ki Lütfiye gelinle.

Ben daha yeni gençlik yıllarındaydım o mahalleye gelin geldiğinde, küçük mahallemizde pek ilginç şeyler olmazdı, arasıra ölenler, kavga edenler ve gelin gelenler dışında. Ha bide mahallenin en yakışıklı oğlanlarının yaz akşamları merdivenlere doluşup yüksek ve sulu kahkahalarla çekirdek yemesi vardı sahi. Mısırcıların oğlu askerliğini bitirip de babası ona yepyeni pırıl pırıl bi mısır kazanı alınca artık evlenme çağına geldiği de anlaşılmış oldu . Nasıl ve nezaman bilinmez evleni verdi delikanlı mısırcı. Lütfiye gelinde geliverdi, başlangıcının koca evi, sınırlarının da cuma pazarının sonunda bittiğine inandığı İstanbul’a.

O'nu ilk kez her zaman ki gibi balkonda gizlice sigara içmeye uğraşırken gördüğümü ve günlerce yürümesini anımsayıp için için güldüğümü hatırladım. Lütfiye gelin pek bi hoştu, tombul ama etine sıkı, diz altına kadar uzanan mantosunun altından iyi kumaş bi etek ve altında pazen bi pijamayla mantosuna uygun renkte seçilmiş ayakkabılarıyla. Pembe yanaklı yüzü, pırıl pırıl umut dolu bakan utangaç gözleri, ucu kınalı tombul beyaz hamarat elleriyle ve yıllar sonra gördüğümde O'nu tanımama ve hatırlamama yarayacak meşhur haldır haldır yürüyüşüyle tam bi Anadolu gelini. Tüm bunlar aklımdan geçerken o ayak üstü anlatmaya devam ediyordu . . .

“Miradı everdik, Suvat askere gitti geldi O’nuda everecem yahında, gaynanam size ömür, gayın baba yatalak 5 yıl önce mısır satarken araba çarptı gaçtı bılamadık namerdi, yatalak galdı bi gonuşa biliyye bi de yiyip işiye biliyye ben yıhıyom . O'nun gazanı verecem Suvata çalışsın avradın ekmeeni gazansın. Mirad ahıllı cıhdı tamircide çalışıyye, gelin havalı bize gelmiyye gitmiiyye, olsun Suvat'a ben bahacam gızı gelsin, bi eli süpürgelide bana yardım olsun.” Beni sordu arada, “seni evlendi gurbete gelin gitti diye duyduh annenden” dedi. Ağlamış benim için Lütfiye gelin kendi gurbete gelişini hatırlamış beni duyunca . O konuşup anlatmaya devam ederken düşündüm bi an demek böyle oluyor insan Istanbul'lu Dilek'de olsa mısırcıların Lütfiye gelinde olsa bazı duygular aynı yaşanıyor. Demek insan yıllar önce haldır haldır Lütfiye diye güldüğü bi gelini, yıllar sonra özlemle ve sevgiyle dinleye biliyor yol ortasında, beni kahkahalara boğan sesi geldi aklıma, bağırırdı kapı önünde oynamaya çıkan oğluna "Miraaaaaaaaat buban geliyyeeee"ne gülerdik kız kardeşimle perdenin arkasından. Bide istisnasız ne zaman pazara gitmek için evden çıksa kaynanası seslenirdi pencereden "Litfiyyeee Litfiyyeeeeeeee ezik domates alma, ekşimiği unutma, limonları eskisinden al" diye.

Konuştu anlattı sordu bi çırpıda, ayak üstü belki 15 dakika kaldık karşılıklı ama ben 17 yıllık bi sefere çıktım Lütfiye gelinin gözlerinde. Öpüştük vedalaştık pazara gidiyormuş yine, gelin gelene kadar devammış. Uzaklaştı Lütfiye gelin, bende uzaklaştım adım adım eski mahalleden . Sokağın sonunda dönüp bakıverdim mahalleye bir kez daha herkez oradaydı, yerli yerinde, zaman hiç uğramamıştı bu mahalleye, eski komşular, eski bakkal, eski yakışıklılar, el salladım bana balkondan elimde gizlemeye çalıştığım ama dumanını hesaba katmadığım sigarayla.

alıntı..