Laiklik ve Ekonomi
KİTLELER "Türkiye laiktir, laik kalacak!" diye bağırdıkça susup oturmak ya da buna sevinip güven tazelemek yerine bazı soruları kendi kendimize sorarak Cumhuriyetin laik kalması için
yapılacakları düşünmek ve kafamızdaki yanıtları insanlara açıklamak daha doğru değil midir?
Özellikle ekonomi alanında.
Laiklik karşıtı hesapların ve siyasal girişimlerin peşine takılanlar yalnız tarikat şeyhleri, koyu dinciler ya da Mustafa Kemal'in " meczup" dediği kişiler midir? Akıllarından böyle sivrilikler geçmeyen sıradan insanlar, köylü yığınları, işçi kesimleri, orta halli aileler de niçin onlara kanıp oy veriyor?
Sadece koyu dinci sözlerin ikna edici gücü müdür onları sürükleyen?
Nedir ara sıra mahalle aralarında dağıtılan un, pirinç, şeker torbalarını bunca etkili kılan? İktidar belediyelerinin kış aylarında bedava kömür dağıtmasıyla insanlar kendilerinden geçip de mi bu oyları veriyorlar?
Böyle soruların ilk akla getirdiği en basit yanıt, elbet, yoksulluğun, işsizliğin, çaresizliğin, ufuksuzluğun, geleceği gösterecek bir aydınlığa muhtaçlığın yaygın olmasıdır. Ampul, hiçbir şeyi aydınlatmasa da, bu muhtaçlık ortamında belki simgesel bir yol gösterici gibi gelmiştir kitlelere.
Cumhuriyetçi partilerin en büyüğü olarak ya da aynı mirası paylaşarak seçim alanlarına inenler, yoksulluğun, işsizliğin, çaresizliğin, ufuksuzluğun karşısına, iri laflardan öteye, ulusal ekonomik kalkınma konusunda somut plan, program ve tasarımlarla, inandırıcı kadrolarla çıksalardı, kamusal ve özel kesimlerdeki güçlerin ortak seferberliği üzerine formüller üretseler ve bunları yerel beklentiler doğrultusunda ayrıntılara indirip insanlara anlatabilselerdi dincilerden daha mı az etkili olurlardı?
Doğrudur, dinsel temaları kullanamayış, Anayasa'daki deyimle "dini ve din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar" edemeyiş, siyasal yarışta cumhuriyetçi cephenin en önemli handikapı olagelmiştir. Ama bu handikap, kitlelerin önüne hep sözlerinin eri olmuş, donanımlı, inanılır ve güvenilir kadrolarla çıkarak giderilemez miydi?
Laikliğe karşı olanlar seslendikleri kitlelerin "iman" gücüne güveniyorlar diye yalnızca cumhuriyetçi "inanç" ın sağlamlığına güvenerek siyasal yarışa girmek yetmiyor. İnanılan ilkeleri günlük yaşamın en belirleyici etkeni olan ekonomiye uygulayarak, muhtaçlığı ortadan kaldıracak çarelerde de uzlaşılmalı.
Ama bu da yetmez. Demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olması gereken Cumhuriyeti, IMF bağımlılığı ve AB tutkusu, uluslararası tahkim, dinci kadrolaşma, kamu işletmelerinin talanı, eğitim ve sağlık ticareti gibi yollarla zayıflatıp onun laiklik karşıtı tehdide karşı koyma gücünü kemiren konularda ortak bir cephe oluşturmak zorunluluğu var. Başka türlü, laikliğin korunması hep eksik kalır.
Mümtaz SOYSAL