İnsan ve dolayısıyla “tür”lerin kökenine ilişkin çeşitli spekülasyonlar, tarihsel toplumsal öznenin bilinç edindiği sınırlı dönemde bir sorun olarak karşımıza çıktıysa, bu durum, maalesef insanların macera yaratma ve hayal kurmadaki başarısının da somut bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle bu kara bahtlı sorun, bilimin bir sorunu olarak görülmüyorsa, bu nedenle de “felsefe” yapmaya itiliyorsa insanlık, demek ki salt bu olgu, insan zihninin yarattığı maceraperestlikten başka bir şey değildir. Bu son derece basit (kimilerine göre de “yüce” tansıklı, kimilerine göre de doğuştan(!) ölmüş) konuyu, karmaşık bir noktaya çeken zihinsel çelişki, araştırmacının bilisizliğinden, dar ve sınırlı “entelektüel” çalışmalardan,(*) yalnızca belli bir felsefi alana çakılıp kalmaktan, belli “entelektüel” eserler okumaktan, belli bir felsefi kuruntuyu gizem noktasına taşıyarak felsefi-orgazm arama arayışından başka hiç bir şey değildir.
Felsefeyi yaratan önemli dış etmenlerden biri de, iş-oluş-hareket kesintisiz kozmolojik sürecinin belli özellikli bir noktasına gelindikten sonra, tuhafça sorulan sorular, örneğin, “tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?” gibi sorulardır.
Bu sorudaki yaygın ve egemen yanılgının kaynağı, tarihin her döneminde, toplumsal olarak edinilmiş bilinç fetişizmi ekseninde hazırlop “tavuk” aranmasından ileri gelir.
Nasıl ki, tarihin her döneminde “insan” yoktuysa, yani insan, derin bir dizi tarihsel hareketin apaçık bir ürünüyse,(**) demek ki aynı doğal süreç, bir “tür” olan tavuğun biyolojik ve doğabilimsel evrimini de gündeme getirmek zorundadır.
Yanılgının özünü oluşturan çelişki, tavuk, her zaman bir “tavuk”muş gibi düşünülerek, tarihsel sürecin belli bir noktasında, örneğin, sürecin sonal bir sonucu olan günümüze yoğunlaşarak bu noktaya komşuluk eden önel ve ardıl noktaların doğal koşullarla kuşatılan evrimini budalaca bir tutumla zihin sorununa dönüştürerek, yani meseleyi kesintisiz doğal ekseninde değil de soyut zihin alanında çözümlemeye kalkarak, ve keyfi kesintide açığa çıkan zihinsel bönlüğü değil de eylemi yadsıyan bir tutum içine girerek, “tür”ün doğal koşullar tarafından sıkı sıkıya koşullandırdığı apaçık gerçeğini soyutlayan genel felsefi yaklaşım, işte yukarıdaki mantık dışı soruya yanıt aramaya kalkar. Sorunun niteliğini anlamadan güncel koşullar içinde yanıt arar. Bu, 1453 yılında fethedilen İstanbul'un fetih koşullarını bugün içinde aramak kadar mantık dışı bir sorudur. vb. vb.
Bu büyük bönlüğe, başka burjuva filozofların yanında, ödüllü burjuva dalkavuğu W. Durant’da katılmakta gecikmemiştir. Burjuva Will, budalaca bir tutumla, “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan" sorusuna yanıt arayan felsefi bönlüğü kendi felsefesinin çıkış noktası yapar. Bu soruya yanıt verecek zekadan yoksun olduğu için de içinden çıkamayacağı kuşkulara teslim olur.
Bu sorunun özniteliğinde açıkça ortaya çıkan toplumsal bilinç fetişizmi, işte bu ve buna benzer soruların toplam niceliğinin karşısında her geçen gün birbirinden gülünç bilgeler üretmeye devam ediyor...
Dipnot:
(*) Toplumsal işbölümünün yarattığı en büyük talisizliklerden biri budur. Yargıç, baktığı her yerde hukukun üstünlüğünü; mühendis, kendi projesinin dâhiyane yanını; filozof, usa yakın en erdemli insan ve gerçeği yalnızca kendisinin tuttuğunu; doktor, tüm insanlığın kalp atışlarını avucunda tuttuğunu vb. düşünür. Oysa hiç biri, mesleğine yukarıdan bakabilme kifayetine erişebilmiş değildir. Her yerde kendi eserlerinin büyüklüğüyle ruhsal coşkuyu yakalamaya çalışırlar. Aslında tüm bunlarda açıkça ortaya çıkan şey, toplumsal üretim ilişkilerinin ürettiği insan tipleridir.
(**) Bun noktada biriken kuşkuları dağıtmak için şu soru yeterlidir: Madem “insan” tarihin her döneminde “insan”dı, neden kendi kökenini kaybedecek kadar bönleşmiştir? Eğer söz gelişi, on bin yıl önceki insanın yaşam koşulları ve akılsal evrimi söz konusu değilse nasıl oluyor da en az 60 milyon yıllık bir evrimin(derin tarihsel hareketin) yalnızca son on –on beş bin yılını anlayabilecek durumda bulunuyor?


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı Yaparak Cevapla

