• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    csyasoo adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-07-2005
    Mesajlar
    16,466
    Karizma Gücü
    10

    Başarılı Postmodernizm ve Tüketim Kültürü / TF Sendıkası Çalısmasıdır !



    Postmodernizm ve Tüketim Kültürü (Mike Featherstone-Ayrıntı Yayınları-Çeviri: Mehmet Küçük-1991) adlı yapıtın “ Kentkültürleri ve Postmodern Hayat Tarzları” bölümünün “Sonuç” bölümünü alıntılıyorum.



    Amacım;

    - Hazırlığı sürdürülen, ana teması “Postmodernizm” olan E-Dergi’mizin 2. Sayısı’na üyelerimizin dikkatini çekmek.

    - 1970 ve 1980’ lerde özllikle Batı’da görülen kentleşme olgusundaki yeni kültürel anlayışların ve değişimin, yaşadığımız dönemde bizim metropollerimize yansımasına yönelik farkındalık oluşturmak,

    - “Kentsel Dönüşüm” adına gündeme gelen büyük projelerin niyetini algılamak adına düşünmemizi yöneltmek

    - Kendi hayat tarzımız üzerine düşünmek

    - Özellikle postmodern tüketim kültürü üzerine yeni bazı kavramları dil dağarcığımıza dahil ederek , değişimin betimlenmesi temelinde dilsel araçlarımızı çoğaltmak diyebilirim.

    Not: Metinde yer alan bir çok kavram, E-Dergi’nin Felsefe Ekibi tarafından derlenen “Kavramlar” çalışmasında yer alacaktır.



    C.SONUÇ





    Postmodernizmin yandaşları, var olan simgesel hiyerarşilerin yapıbozumuna uğratıldıkları ve daha oyuncul, popüler demokratik dürtünün belirginleştiği kültür içerisinde cereyan etmekte olan esaslı bir dönüşüm olduğunu düşünür. Bu bağlamda, Batı modernliğinin başat motifleri haline gelen daha önceki sıkı sıkıya yapılanmış simgesel hiyerarşilerin ve evrensel tarih, ilerleme, yetişkin kişi, devletin politik yapıları ve estetik idealler konusunda yerleşik tikel nosyonların uzamsallaştırılmasıyla karşı karşıyayız.



    Günümüzün Batılı kentleri açısından, kent dokusunun ve halkın gündelik hayatlarının daha büyük oranda estetikleştirilmesine, yeni tüketim ve aylaklık ortamlarının (alışveriş merkezleri, konulu parklar, müzeler gibi) gelişmesine ve yeni orta sınıf nüfusun kent merkezlerine gerisin geri taşınmasına işaret eden yeni kent mekanlarında postmodern ve postmodernleştirici eğilimlerin gözlemlenebileceği savunulmuştur.



    Bu postmodern dürtüler; mahalledeki ortamla özdeşleşmelerin zayıflamasını, insanlararası ilişkilerin içerisine oturtulduğu . çerçeve işlevi gören alışkanlığın daha . az sabit olmasını ya da daha az katı eğilimler ve sınıflandırmalar ortaya koymaktadır.



    Kentli yeni hayat tarzlarının kimileri kimliğin merkez ve duyguların denetimsizliğiyle ve estetikleştirilmiş oyunla uğraşmada daha büyük bir kapasite edinilmesine işaret eder.



    Ayrıca, küresel düzeyde, birkaç metropoliten merkezin sanatsal ye entelektüel hayat üzerinde kurmuş olduğu egemenliğin sona erişine tanık olduğumuz da savunulabilir (R Williams, 1983). Kültür, sanat, moda, eğlence endüstrileri, televizyon, yayıncılık ve müzik merkezleri sıfatıyla Paris ve New York çok çeşitli yönlerden gelen daha büyük bir rekabetle yüz yüzedir. Şimdilerde giderek küreselleşen -yani, finansal güç (para) iletişim (yolculuk) ve enformasyon (televizyon yayıncılığı, basılı yayın, medya) yoluyla daha kolay erişilebilir hale gelmiş- . dünya kentleri alanında yeni, kültürel sermaye biçimleri ‘ve daha kapsamlı bir simgesel tecrübeler silsilesi arzedilmektedir. (Bizde de İstanbul Ankara’da dev heykeller , egzotik devasa mekânlar v.b. tasarlamakla yapmak istediğimiz bu sanırım)

    İSTANBUL - Haydarpaşa'nın geleceği konusu, hâlâ bir bilmece. Son olarak basında yer alan 'lale şeklinde yedi gökdelenli' projenin 'Haydarpaşa Turizm Bölgesi' için hazırlanan çok sayıda öneriden biri olduğu, nihai projenin ise ihaleyle belirleneceği ve imar planlarına aykırı olmayacağı öğrenildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Kadir Topbaş ise "Haydarpaşa'da gökdelen tarzı binalar olmayacak" dedi.
    Haydarpaşa Limanı ve çevresiyle ilgili çalışma Ulaştırma Bakanlığı tarafından yürütülüyor. 'Yedi gökdelenli' projeye ilişkin açıklama yapan bakanlık yetkilileri, yerli ve yabancı uzmanlara tasarımlar yaptırıldığını, proje hazırlama sürecinin devam ettiğini belirtti. Haydarpaşa'nın iş, alışveriş ve eğlence merkezine çevrilmesini amaçlayan çalışma, 'gökdelenler içerdiği, ayrıntıları tartışmaya açılmadığı ve tarihi kentin içine sorgusuz sualsiz birkaç yüzbin kişilik ikinci bir kent konduracağı' için sivil toplum örgütleri tarafından protesto ediliyor.
    Spekülasyon konusu olan bölge ile ilgili son olarak mimar Şefik Birkiye'nin hazırladığı proje basına yansıdı. Projede Haydarpaşa Garı'nın arkasında lale şeklinde yedi gökdelen ve eski İstanbul evlerini andıran yapılar, denizden havaya su fışkırdan fıskiyeler göze çarpıyor. Projede 8 bin yataklı otel, hastane, yat kulübü ve ticaret merkezleriyle bölgede 800 bin kişiye iş imkanı sağlanabileceği savunuluyor

    Şu halde, postmodernizmin işaret ettiği yenilik ve tarihsel olayları vurgulayan kımselerle birlikte, eski kulturel hiyerarşılerin hükümsüz kılındığı yeni bir evreye girmekte olduğumuz savunulabilir. Hiyerarşilerin defedilmesini getiren dürtü, toplumsal hayatın her zamanki görünümleri olduğu savunulan yüksek/aşağı, seçkin/popüler, azınlık/kitle, beğeni/zevksizlik, sanat/hayat gibi dikey sınıflandırma hiyerarşilerinin bundan böyle geçerli olmadığını önerir (Goudsblom, 1987; Schwartz, 1983).



    Tarihin sonunu anlatan bu, insanı baştan çıkaracak ölçüde aşırı , basitleştirilmiş postmodern öyküye karşı, kentlerde sınıflandırma, hiyerarşi ve bölümlenmenin ısrarla devam ettiğine işaret etmek zorundayız. Daha önce değindiğimiz gibi, yeni orta sınıf ve yeni zenginler,başlıcalarını dışlamak üzere tasarlanmış dışa kapalı gentrification ve yeniden gelişme bölgelerinde yaşamaktadır. Bu dışa kapalı bölgeler çevre düzenlemeleri, üsluplaştırılmış biçim ve gündelik hayatın estetikleştirilmesi açısından yüksek ölçüde yatırım yapılan bölgelerdir.



    Buralarda yaşayan gruplar alışveriş yaparken eğlendirilme beklentisindedirler ve eğlence sunulan ortamlardan alışveriş yaparlar. Bir yaşama üslubu geliştirmenin yoluna bakarlar, sanatlara ve zevk veren estetikleştirilmiş bir yaşama ortamına ilgi duyarlar (Boyer, 1988).



    Yeni orta sınıfın belli fraksiyonları açısından bu hayat tarzının postmodern olarak tarif edilen karakteristikler ve tecrübe silsilesiyle kesinlikle bir yakınlığı var. Bedensel sunumun, modanın, hayat tarzının ve boş zaman uğraşılarının yorumlanmasını zorlaştıran aşırı bir enformasyon ve gösterge yüklenmesini işaret eden eğilimler var.



    İnsanlar “küresel vitrin”den alınmış çok daha geniş ve anında erişilebilir olan simgesel mallardan ve üsluplardan yararlanabilmektedir ve bu durumda üslup ve hayat tarzından hareketle insanların sınıfsal konumu hakkında hüküm vermek daha zordur. 1960’lı yıllardan bu yana daha genel bir enformelleşme ve daha önceki kısıtlı davranış kodlarının esnekleşmesi söz konuşudur. Sözgelimi, tüketim kültüründe öne çıkmış olan güzellik nosyonları 1960’lı yıllarda klasik Batılı nosyonların ötesine uzanarak öteki kültürlerin standartlarını göz önünde bulundurmağa başlamıştır (Marwick, 1988).

  2. #2
    csyasoo adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-07-2005
    Mesajlar
    16,466
    Karizma Gücü
    10
    Ama, tüm demokratikleştirici eğilimlere rağmen statü farklılıkları var olmayı sürdürmektedir. Douglas ve Isherwood’un işaret ettiği (1980) gibi, tüketim mallarının enformasyonel bileşkesi sınıf ölçeğinde ilerleme kaydedildikçe yükselmektedir. Sınıfsal ölçeğin orta ve üst noktalarında yer alanlar kendilerininkine benzer bir zihniyete sahip insanlarla aralarında köprüler kurmak ve dışarlıklı gruplara kapılarını kapamak için tüketim malları hakkındaki enformasyonu kullanmayı sürdürmektedirler.

    Sanatlara ilişkin bilgi konusunda bu durum daha da geçerli.



    Şu halde, bedensel sunum ve hayat tarzlarının halâ toplumsal statü göstergeleri olarak yorumlanmasının olanaklılığını savunuyorsak eğer, bu, söz konusu oyunun şimdilerde çok daha karmaşıklaştığı anlamına gelir. Postmodern terimi bir şeyleri işaret ediyorsa eğer, işaret ettiği şey bir bütün olarak kültürün niteliğini oluşturmuş olan Batılı yüksek ve orta sınıflarda başatlık kurmuş tikel bir tutunumlu. kültür duygusu ve bununla bir tutulan hayat tarzının karanlığa gömülmesidir.



    Bu olay, söz konusu kültürü taşımış olan tarihsel kuşakların nicellik ve etki açısından yavaş yavaş geri çekilmesiyle gerçekleşir. Burada, eğitime dayalı biçimlendirici bir projeye sırtını veren, birleşik bir şey olarak, bir kimsenin kişiliğini geliştirmek için mücadele ederek baş etmek zorunda olduğu bir bilgi totalitesine (edebiyat, müzik ve sanatlarda klasikler) dayalı bir hedef sıfatıyla bir genel/ortak! evrensel kültür nosyonu akla geliyor. Medenileşme sürecinin bir ürünü olarak kültürlü ya da yetişmiş bir kişi, bir beyefendi ideali bu nosyonla el eleydi (Elias, 1978b, 1982). On dokuzuncu yüz yılın ikinci yarısında orta ve üst sınıflar bu kültürel idealin başlıca taşıyıcısıydılar ve bu ideali müzeler ve eğitim kurumları yoluyla yaygınlaştırmaya çalışıyorlardı.



    1960’lı yıllardan beri gelişen kültürel sınıflandırmaların bozulması süreci bu idealin ölmesini ve görecelileştirilmesini sağladı. Şimdi sorulan soru; postmodern olarak yaftalanan bu eğilimlerin



    -yalnızca, yeni bir yerleşik kuruluşun gerçekleştireceği yeniden tekelleştirme sürecinden önceki yerleşik bir hiyerarşinin çöküşünü,

    -keskinleşmiş rekabet, değişken standartlar ve değer komplekslerinden oluşan bir kültürel perde arasını işaret edip etmediğidir.



    Yoksa halihazırdaki bu eğilimleri ad infinitum’ tarihin sonu olarak mı kabul etmeliyiz?



    Bu bağlamda, buna benzer kültürel kargaşa ve tutunumsuzlukların görüldüğü tarihsel çağlara gönderme yapılması hayırlı olur. Bugün modanın değil, yalnızca modaların söz konusu olduğu ilan ediliyorsa eğer, Simmel’in 1390’lar civarında Floransa’da buna benzer eğilimler keşfettiğini, o tarihlerde toplumsal seçkinlerin üsluplarının taklit edilmeyip her bireyin kendi üslubunu yaratmaya çalıştığını unutmamalıyız. Simmel’in metaforunu kullanmak gerekirse, moda ve diğer hayat tarzı uğraşıları, birleştirmek ve dışlamak amacıyla “köprüler ve kapılar” olarak kullanılır. Bu işlevler bugün ölüm döşeğine yatmış görünüyorsa bu sadece geçici bir perde arasında bulunduğumuz anlamına mı gelir?



    Yoksa, oyunun daha fazla gruplu kültürler ve ulusların genişletilmiş bir küresel sisteme çekilmek üzere yaygılaştırılması, belli başat seçkin grupların beğeni ve kültür üzerinde küresel hegemonya uygulama koşullarının çökertildiği ve öngörülebilir bir gelecekte yeniden tekelleştirmenin ihtimal dışı olduğu anlamına gelmekte ve bu da bizi postmodern olarak nitelendirilip yaftalanan dürtülerin , kimilerinin daha da yaygınlaşabileceği bir tarihsel gelişmeye mi yöneltmektedir?

  3. #3
    wedsa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-11-2005
    Mesajlar
    1,616
    Karizma Gücü
    7
    teşekkürler emeğine sağlık

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •