Doğruluk ve Entersübjektivite
Gencay Şaylan –Postmodernizm
(...) Doğruluğu belli bir frekansı ifade eden herhangi bir anlaşmaya indirgemek bilimin yapılabilirliği açısından önemli ve olumlu sonuçlara yol açacaktır. Doğruluğu şu ya da bu ölçüde bir frekansı ifade eden anlaşmaya indirgemek, doğruluğu bir entersübjektivite olarak tanımlamak anlamına gelmektedir. Doğruluğun ölçütü, buna, göre herhangi bir test edilebilirliğin ötesinde, şu ya da bu sayıda insanın bir önermeyi “doğru” kabul etmesi olacaktır. Böylece, doğruluk ile gerçekliğin temsili gereksinmesi arasında, dilden kaynaklanan gerilimin aşılabilmesi söz konusu olabilecektir.
Doğruluğu, bir entersübjektiviteye indirgemek, değinildiği gibi bazı olumlu sonuçları gündeme getirecektir. Bunların başında, bilimin fetişleşmesinin önlenmesi gelecektir. Her anlamlı önermenin şu ya da bu ölçüde bilgi verdiği ve bu önermelerin doğruluğunun sonuç olarak bir entersübjektivite düşüncesine dayandırılması bilginin fetişleştirilmesine son verecek, bilgi bir baskı aracı olma özelliğini ciddi ölçüde yitirecektir. Aynı zamanda bu yaklaşım ile bilim adamlarının ayrıcalıklı konumlarının da marjinalleşeceği akla gelmektedir ve bu da olumlu bir gelişme olarak nitelenebilecektir. Bilginin ve bilimin tabusal olmaktan çıkması gerçekten önemli bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Bilginin doğruluğunun bir entersübjektivite olarak nitelenmesi, bilginin ortadan kalkması anlamına gelmeyecektir. Doğruluk bir entersübjektivite olsa bile, bilgi doğru kabul edildiği sürece o doğruluğun gereği yapılmak durumundadır.
Burada asıl üzerinde durulmak istenen sorun dilsel doğruluk ve entersübjektivitedir. Bununla beraber, entersübjektivite kavramı yeni değildir ve klasik felsefe içinde ele alınmış olduğundan, çok kısa da olsa Hegel’in ve Husserl’in bu kavramla ilgili çözümlemelerine göz atmak yararlı olacaktır.
Hegel, insanın bilinç özelliklerini tartışırken tanınma arzusunun çok belirleyici bir konumda olduğunu ileri sürmektedir. Bilincin bu özelliği, diyalektik gelişmeyi sağlayan dinamik süreç olarak ele alınmakta ve tanınma arzusu ( selfconsciousness) bilincin kendi kendinin farkına varmasını sağlamaktadır. Yani, Hegel’e göre bilinç ancak başkalarının bilinci tarafından tanımlanınca kendi kendinin farkına varacaktır. Buna göre, bilincin kendi farkına varması bir entersübjektivitedir –öz saygınlık, gurur, onur ve benzeri bilinç öğeleri başkaları tarafından tanınmanın çıktıları olarak değerlendirilebilmektedir.


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı Yaparak Cevapla


