Kırk güzel şey… Yani kırk güzel kelime, kırk güzel arkadaş, kırk güzel renk…
Anne, Papatya, Bulut, Uğur Böceği, Ay, Deniz, Yağmur, Rüzgar, Ağaç, Ev, Kitap, Bayram, Alaaddin’in Cini, Gül, Elma Şekeri, Kedi, Uyku, Rüya, Gökkuşağı, Kardan Adam, Salıncak, Baba, Arkadaş, Kurşunkalem, Dua, Gece, Sabah, İlkbahar, Kuş, Nar, Uçurtma, Kelebek, Yıldız, Kandil, Kağıt gemi, Güneş Balık, Melek, Tavşan, Leylek, Kırk Güzel Şey…

Hepimizin vardır böyle kelimeleri, arkadaşları…
Yok mudur?

Şimdi size “en çok sevdiğiniz kırk şeyi bana sayabilir misiniz?” dediğimde, hiç tereddüt etmeden “Annemiz, gökyüzü, elma şekeri, toprak, kitap, çiçek” diyerek başlamayacak mısınız saymaya?
(aLıNTı)

Yapmayın Allah aşkına, içimizde yer etmiş bu kelimelerin çoğu. Biz istemesek de dilimizin ucuna gelip kendileri bize söylettiriverir bu kelimeler. Tavşan uğurböceği, balina, deniz yıldızı, kaplumbağa…

Ya güneşe, ay’a ne demeli? Gökyüzünün geceleri parlayan o sayısız konukları yıldızlara… Ya ikindi rüzgarlarıyla gelen sonbahar yaprakları, evimizin bahçesinden geçip giden kediler, sabahları ağaçları şenlendiren kuşlar, gökyüzünden gülümseyerek geçen beyaz bulutlar?

Ya gülleri açmışsa bahçelerimizin.
Ya uyanmışsa kasımpatılar, hercai menekşeler…
Ya çıkıp gitmişsek bir okyanus uzağına annemizin.
Ağlamaz mıyız?
Ağlarız tabii. Özleriz bahçemizin güzel çiçeklerini, annemizi.
Geceler uzun geçer uzaklarında ülkemizin.
Geceler hiç bitmeyecekmiş gibi çoğalır gökyüzünde.
Ağlarız…

Ya yağmur, ya sonbahar, ya kış günleri evlerimizin bahçelerinden bize bakıp gülümseyen kardan adamlar…
Onlar da kırk güzel şeyden yalnızca bir tanesi değil midir?

Kırk güzel şey içinde yaşayıp giderken, fark etmiyoruz bunları. Yalnızca bu kırk güzel şeyi değil; dünyamızın içinde bizler için var edilen kırk bin güzelliği de fark etmiyoruz çoğu zaman.

Hayvan dostlarımızı, toprağın bin çeşitli yüzünü, ağaçların, dağların gökyüzüne dua ediyor gibi uzanan gövdelerini, sessizce büyükdenizlere akan ırmakları, yüzyıllardır içimizden geçip giden zamanı, uzayın içinde parlayan sayısız yıldızları, kalbimizin sonsuzca yaşama isteğini…

Bütün bunları iyi bilmeliyiz. “Kırk güzel şey” diyerek geçmemeliyiz. Kırk güzel şeyle başlıyor çünkü her şey. Kırk güzel kapıdan geçip gidiyoruz, kırk bin güzel kapıya…