Yazan: esra yalazan
Sonunda ben de o klişe genellemeyi yapabilmek için makul bir sebep buldum. İnsanlar ikiye ayrılır: Sabahları müthiş bir hayat enerjisiyle yataktan fırlayanlar ve sabahları yataklarından uzaklaşma fikrine bayılmayanlar. Ben tabii ki ezici çoğunluğun bulunduğu ikinci grupta yer alıyorum, üstelik sabah istediğim saatten daha erken hayata başladığımda kendimi iyi hissetmeme rağmen…
Bu hafta, ateşli bir hastalık sebebiyle yatay vaziyette kucağımda bilgisayar dinlenmeye çalışırken tesadüfen eğlenceli bir yazarla tanıştım. Tom Hodgkinson, kitabı tembellerin iş düzenine karşı savaş verebilmeleri için bir cephanelik gibi hazırlamış. Bunu yapmak için de insanlığın son üç bin yılına bakarak, felsefe, edebiyat, şiir ve tarihte tembelliği araştırmış. Araştırmanın sonucunda şunu söylüyor; “İnsanlık tarihinde o kadar çok tembel var ki kendinizi kötü hissetmenize hiç gerek yok!”.
YATARAK DÜŞÜNÜYORDU, ÖYLEYSE VARDI
İtiraf etmeliyim ki, “Erken kalkmanın yararları okulda sistematik bir şekilde öğretilir. Şahsen ben o yaşlarda ciddi ciddi bir sağlık sorunum olduğuna inanmıştım” diyen yazar gibi hissederek geçirdim çocukluğumu. Hodgkinson, "Tembel Ayaklanması" isimli kitapta, tekdüze bir hayat sürmenin insana kazandırdığı suçluluk duygusunu esprili bir dille anlatıyor.
Büyük şair Walt Whitman, çalıştığı gazeteye sabah on bir otuzda gelip yarımda öğle yemeğine çıkar ve iki saat dışarıda kalır, tekrar bir saat işe dönüp saat üç buçukta çıkar gidermiş. 17. yy tembellerinden Descartes, sabahları asla kalkmayan bir öğrenciymiş. Papazlar kovalarca buz gibi su dökerek onu uyandırmayı denedikleri halde, Descartes tekrar öbür tarafa dönüp uyurmuş. Yani, yatakta yatıp keyif çatarken matematik problemleri çözen felsefeci, ‘yatakta yatıp düşünüyordu, öyleyse vardı!’.
“Tembelliğin vakit kaybı olduğu şeklinde yorumlanması, ruhsuz insanların uydurduğu tehlikeli bir yargılamadır. Böyle bir yorum tembelliğin gücünü hiçe saymaktır. Müzisyen, yazar ve ressamlar çoğunlukla ‘iş kaytaran’ kişiler addedilmiştir" diyen yazar, bu kez Stevenson’dan alıntı yapıyor: "Tembellik… hiçbir şey yapmamakla aynı değildir. Yönetici sınıfın dogmatik kuralları içinde onların gözüne görünmeyen büyük işler yapmaktır”.
Tom Hodgkinson, tembelliğin manifestosunu yaparken Keats, Rousseau, Mark Twain, Proust, Victor Hugo, Beethoven, Yutang, Marx, John Lennon, William Blake ve Oscar Wilde’den çarpıcı örnekler veriyor. “Bir zamanlar işten kaytarmanın açık ve hatta gurur duyarak yapıldığını biliyor muydunuz?” gibi sorularla da okura sık sık geçmiş yüzyıllardaki çalışma koşullarıyla bugünkü düzen arasındaki uçurumu hatırlatıyor.
PATRONLAR KİMİ SEVER?
Şirketlerde çalışanların hastalık gibi en basit sorunlarına karşı bile baskıcı bir tavır takınan işverenleri de her fırsatta dalgasını geçerek eleştiriyor: “Yöneticilerin artık çalışanlara birkaç gün izin hakkı bile tanımamasının şirket adına bir kazanç olmadığını artık görmeleri gerekir. Bugün şirketler yaratıcılığı ne kadar önemsediklerinden bahsetmiyorlar mı? Ama aslında istedikleri sadece ‘sadık’ elemanlar. İşin acıklı yanı da bu. Koltuğundan ne kadar uzun süre kalkmıyorsan, o kadar çalışkan görünürsün, patronlar bunu sever”.
Hızla değişen iş hayatının yönetim anlayışı sadece ‘sadık’ eleman aramıyor elbette. Bugünün moda deyişiyle şirketler daha ‘inovatif’ insanlar yetiştirmek için çalışanlarını farklı yöntemlerle destekliyor. Yetenek yönetiminin ne kadar önemli olduğunu hemen her iş, yönetim ve ekonomi dergisini okurken fark ediyorsunuz.
Yine de, netice itibarıyla ben prensip olarak insanların belirli saatlere hapsedilmesi fikrinden hep sıkıntı duydum. Zaten iş hayatının dinamikleri de patronlara rağmen değişiyor. Dolayısıyla çalışanın ‘sadakat’ anlayışı da değişmek zorunda, değişecek! Bir ‘tıkla’ dünyanın herhangi bir yerinden halledilebilecek işler için hangi patron daha fazla para harcamak ister ki?
Fransız düşünür Pascal, bundan üç yüz yıl evvel yürekten katıldığım şu cümleleri yazmış: “Bazen insanların koşuşturmalarını düşünüyorum da, savaşlar, mahkemeler, ayaklanmalar, kötü niyetli girişimlerin hepsi ve insanın mutsuzluğu evinde sessizce oturmayı becerememesinden kaynaklanıyor".
Kaynak : milliyet


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
