Bu açıklamalardan sonra elbette, “insan kaynağını iyi yönetmek için neler yapılmalı?” sorusu akla geliyor. Bu sorunun yanıtını da “hepimizin bildiği İK süreçlerini en doğru şekilde uygulamak ve yönetmek” şeklinde verebiliriz.
“O öyle söylendiği kadar kolay değil” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Çok haklısınız. İnsanın olduğu yerde tek düze, herkese uyan standart uygulamalardan söz etmek zor. Bireyler birbirlerinden çok farklı. Kişilikleri, kültürel geçmişleri, hem özel yaşamları ve aileleriyle ilgili deneyimleri, hem de profesyonel deneyimleri birbirinden çok farklı. Bunlara, bizi birbirimizden farklı kılan genetik yapımız gibi daha başka özellikler de ekleyebiliriz, hatta bazılarımız “burçlardan” bile söz edebilir. Aslında saydığımız bütün bunlar, bizi “biz” yapan özellikler. Aynı okullardan mezun, aynı yaştaki iki kişiyi işe alıyorsunuz ve çok farklı sorunlarla karşılaşabiliyorsunuz. Biri hemen işe adapte olurken, diğeri uyum sağlayamıyor. Biri kendisine sunulan olanaklardan tatmin olurken, diğeri yetersiz bulup şikâyet ediyor. Biri çok çalışıyor, diğeri az. Biri yaratıcı işlerde, diğeri tek düze işlerde başarılı oluyor. İşte bu yüzden, biz insan kaynakları süreçlerini ne kadar iyi bilirsek bilelim, uygulamada hep sürprizlere hazır olmak durumundayız.
İşte “bir insan kaynakları masalı” da -yukarıda sözünü ettiğimiz bu çok değişkenli çalışma ortamında yaşanabilecek olaylarla ilgili- gençlere biraz ipucu vermek amacıyla yazıldı. Kitabın kahramanı Ezgi, üniversiteden yeni mezun olmuş bir gençtir.
Öykü, Ezgi’nin bir şirketin insan kaynakları bölümünde işe girmesiyle başlıyor ve bu şirkette başına gelenleri aktarıyor. Ezgi’yle birlikte kimi zaman komik, kimi zaman da üzücü olaylarla bir insan kaynakları bölümünde uygulanan süreçleri yaşıyorsunuz. Ezgi her yaşadığı olaydan sonra kendine bir ders çıkarıyor ve bir karar veriyor. Kitapta koyu renkli baskıyla verilen bu kararlar aynı zamanda, bölümün ana mesajını da okuyucuya vermiş oluyor.
Örnek vermek gerekirse Ezgi; iş görüşmesinde yaşadığı kesintiler ve sıkıntılardan sonra aşağıdaki kararı verir:
Ezgi o gün eve giderken bir karar verdi. İnsan Kaynakları alanında çalışmaya başladığı zaman, iş görüşmesi için gelen adaylarla görüşme programını aksatmadan ve ofisinin dışında, görüşmenin kesintiye uğramayacağı başka bir odada görüşecekti ki aday kendisine değer verildiğini, saygı duyulduğunu daha ilk tanışmada anlasın. O işyerinde çalışmayı yürekten istesin.
İşe başlayan Ezgi, katıldığı verimsiz bir toplantı sonrasında yeni bir karar alır:
Ezgi o toplantıdan sonra bir karar verdi. Böyle zaman kaybı ve çalışanları birbirinden soğutmanın ötesinde, bir işe yaramayan toplantıları önleyebilmek için, şirket içi eğitimler kapsamında “Toplantı Yönetimi” konusuna öncelik verilmesi için çalışacaktı.
Şirkette çalıştığı süre içinde, asılsız dedikodularla yaşadıkları çok ciddi bir sorun sonunda yine bir karar alacaktır. Bu kez:
Ezgi o toplantıdan sonra bir karar verdi. Kurum içi iletişime çok önem verecekti. Çalışanlarla bilgi paylaşmak çok önemliydi. Bilgi boşluğu olunca, birileri boşlukları nasıl olsa dolduruyordu. Özellikle yöneticilere yeni projeleri, sistemleri, anlaşmaları hemen anlatmak ve onları gelebilecek sorulara karşı donanımlı kılmak çok önemliydi. Yoksa hiç suçunuz olmasa da, sizi suçlayabilirlerdi.
Çalıştığı şirkette, aynı bölümde çalışan bir gençle yaşadığı yakınlaşma sonucunda yaşadığı olaylara çok üzülen Ezgi, böyle bir yakınlaşmanın çok yanlış olduğunu anlar ve bu kez aşağıdaki kararı alır:
O akşam eve giderken Ezgi bir karar verdi. İş yaşamında yapılacak en büyük yanlışlardan biri, iş arkadaşlarından birine romantik duygular beslemek olmalıydı. Böyle duygular yaşayıp mutlu olanlar varsa bile, sayıları çok az olmalıydı. İş ve özel yaşam birbirinden o kadar farklıydı ki, ikisini karıştırmak içinden çıkılmaz sorunlara neden olabiliyordu.
Kitapta, son yıllarda çok gündemde olan “psikolojik terör” konusu da işleniyor. Ezgi de bu terörün bir kurbanı olarak zor günler geçiriyor, hatta istifa etmeyi düşünüyor. Sonunda bir çıkış yolu bulan Ezgi yeni bir karar veriyor:
Ezgi o akşam evine dönerken bir karar verdi. İstifa etmeyip, kendisine uygulanan bu psikolojik terörle mücadele edecek ve çevresindeki herkesi de bu olguya karşı bilinçlendirecekti.
Öykü içinde; performans yönetimi, iş analizi ve iş değerlemeleri, ücret etüdü, eğitim ihtiyaçları analizi gibi temel insan kaynakları süreçlerine değiniliyor. Bu süreçler uygulanırken de yine çeşitli sorunlar, sıkıntılar yaşanıyor. Sonunda çözümler üretiliyor. Ezgi, eğitim ihtiyaçları analizleri yaparken yine bir karar alıyor:
Ezgi tüm bu çalışmaları yaparken bir karar verdi. Kurumlarda eğitim yönetimi çok önemliydi. Kişilerin gelişimi, bilgi ve beceri düzeylerinin yükselmesiyle, kurumun başarı grafiği de yükselecekti. Üstelik çalışanlar kendilerini geliştirebildikleri ortamlarda daha mutlu ve verimli olacaklarından, kurumdan ayrılmalar azalacaktı. Ancak; kaynakların kurumun hedefleri doğrultusunda harcanması ve doğru kişilere doğru yatırımların yapılabilmesi için, eğitim ihtiyaçlarının iyi analiz edilmesi şarttı.
Genç Ezgi’nin başına gelenler, bir başka şirkette farklı şekilde yaşanabilir elbette. Ancak kitabı okuyanların içinde, “bizim şirketi nereden biliyorsunuz” diye soranların ya da “benim yaşadıklarımı aynen aktarmışsınız” diyenlerin sayısının bir hayli yüksek olması, temel sorunların hemen her yerde benzer şekilde yaşandığını düşündürüyor insana.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla