Toplum olarak, yanlış ve eksik gördüğümüz konulardan şikâyet etmek, bunu da başkalarının düzeltmesini beklemek gibi bir alışkanlığımız var. Artan şiddet olayları, fırsat eşitsizliği, çevre sorunları, kısacası gördüğümüz her sorun karşısında söyleyecek sözümüz çok. Peki yaşadığımız dünyayla ve yaşadığımız olaylarla ilişki kurarken kaçımız aynı zamanda sorumluluk alıyoruz?

Bırakın ilköğretimi, üniversite hayatında bile, topluma olumlu yönde katkıda bulunmanın sadece gönüllülük olmadığı, bunun aynı zamanda topluma karşı bir sorumluluk olduğu anlayışı kazandırılmıyor.

Üniversitede tek bir öğretmenimiz, 'imkânı olmayan üniversite adaylarına ders verebilirsin', 'sosyal imkânları olmayan ilköğretim öğrencileriyle resim yapabilirsin' diyerek bizi yönlendirmedi. Kantinlerde öldürdüğümüz saatleri verimli kullanmanın yolunu göstermedi.

Tüm bunların eğitim kurumlarıyla ne ilgisi var diye düşünmeyin. Duyarlı olmak, sorumluluk almak, kişilik özelliği değil, öğrenilen davranışlardır.

Üniversitelerin görevlerinden biri de öğrencilerini toplumun ihtiyaçları ve sorunları konusunda bilgilendirmek, duyarlı kılmak ve sorunların çözümüne katılmaları konusunda yönlendirmektir.

SABANCI ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ

Bunun farkına varan üniversiteler son birkaç yıldır çeşitli sorumluluk projelerine imza atıyor. Öğrencilerin kurdukları kulüpler, üniversite yönetiminin desteğiyle dikkat çekecek faaliyetlerde bulunuyor. Ancak bunlar tamamen gönüllülük esasına dayalı. Tüm gençlere öğretilmesi gereken bir konu isteğe bırakıldığı için, yalnızca almayı değil, vermeyi ve katkıda bulunmayı öğrenen öğrenci sayısı devede kulak.

Oysa toplumsal duyarlılık gönüllülük değil, sorumluluktur. Avrupa ve Amerika'da pek çok okul, toplum hizmeti çalışmalarını mezuniyet kriterlerinden biri olarak ele alıyor. Ülkemizde de Sabancı Üniversitesi bunu uyguluyor. Birinci sınıfa başlayan tüm öğrenciler, mezun olabilmek için Toplumsal Duyarlılık Projeleri'nden birine katılmak zorunda. Üniversitenin yalnızca gönüllü olanlar değil tüm öğrencileri sağlık, kadın, yaşlı, çocuk, cinsellik, çevre konularındaki problemlere kendi çözümlerini getirerek katkıda bulunuyor. Böylece olumsuz şartları değiştirmek için kendisine de gereksinim olduğunu anlıyor, şikâyet etmek yerine çözümün bir parçası oluyor.

Tüm eğitim kurumlarında aynı uygulamayı başlattığımız zaman televizyonun karşısında 'Bu ülke nereye gidiyor' demek yerine 'Ben ne yapabilirim' düşüncesini öğrenen bir nesil yetiştirebiliriz.

Sibel Kahraman
www.insankaynaklari.com