"Canım kan dökmek istiyor...
Kırmızı kanların; sümük ve gözyaşına karışarak toprağa düşüşünü görmek istiyorum.. Sonra karşısına geçip sigara yakmak ve o mükemmel görüntüye tükürmek.. Çok kötüyüm çok...."
Selim uzun uzun yazmıştı gene. Sandalyesini gacırdatarak geriye doğru çekildi yazı masasından. Ahmet'e dönerek "Nasıl olmuş abi beğendin mi?" dedi. Ahmet her zamanki bilgiçliği ile " Selim, bırak bu işleri... Edebiyat sana göre değil" dedi... Ve bir cigara uzattı Selim'e...
İçli çekişleri ile Selim cigarası ile sevişiyordu adeta... Gözleri kan çanağı bakıyordu Ahmet'e... Ahmet babası idi Selim'in on dokuz yıllık hayatının son on yılında. Anne ve babasını bir tiren kazasında kaybeden iki kardeş, arkadaş, baba oğullardı artık.
***
Babaları Orhan ile anneleri Ayşe toros yaylalarında keçi güden yörüklerdi. Çocuklarının eğitimi için, İstanbulun altın taşlarından toplamak için bir göçe çıkmışlardı bundan on yıl evvel...
Ölüme göçtü bu.
Ahmet Selim'e göre daha güçlü olsa da Selim kadar becerikli değildi. İstanbul halinde hamallık yapıyordu Ahmet. Selimde okumamıştı Ahmet gibi. Bir tornacıda emeği ile ekmek yiyordu...
Selim'in en büyük hayali kendisinin editörlüğünü yaptığı bir dergi çıkarmaktı. Bulduğu her kitabı okuyordu. Ustası Kenan'ın ortanca kızı Esra, Selim ile yaşıt ve iyi arkadaşlardı. Bazı öğlenler atelyenin üst katındaki evlerinden yemek getirirdi Esra... Ustası öğle aralarında gençlerin bilmediği isimleri tartıştıklarını görünce gözleri dolardı.. "Hey güzelim çocuklarım" derdi.. "Ne de çok şey biliyorsunuz siz" diye sevinirdi...
***
Ustasının kızı, öğle vakitlerinde domatesli pilav kazanını aynı anda kaşıklayan arkadaşı... Edebiyat üzerine söyleşiler... Bir de yeşil gözleri...
***
Öksüzlüğü, yetimliği, yoksulluğu... Sevgisi...
"Herşeyin birer birer anlam yitirmeye başladığı yorgun bir çağ yaşanıyor...***
Her gece birşeyler yazıyordu Selim.. İstisnasız hergece.. Düşüncelerini, yaşanmışlıklarını, yaşamayı ümid ettiklerini... Her yazışında tükenir diye umuyordu acıları ve her yazdığında artıyordu umutları... Bazan hikaye yazıyor, bazan şiir, bazan faklı türlerde yazmaya çabalasa da o kendini yazıyordu...
Abisi Ahmet cigarası ağzında dinliyordu kardeşini...
Küf tutan zihinler ve rengarenk boyanmış dünyada soluklaşan renkte bir hayat.
Sayfaların en sarı olduğu defterlere, kandan kırmızılar ile yazıldı "Yenilginiz Kutlu Olsun!"
İşte böyle garip bir hal içerisinde anlamlandırılması gerekenlere kutsallıklar atfediliyor.. Ve öteden beri kutsal olanların önünde diz vuruyor yorgun çeri..."
"Yenilgimiz kutlu olsun gardaşım" dedi ve uzattı yarısının yarısı kalan cigarasını Selim'e....
***Uzun bir hikayenin girişi olsun.. Hikayeye başladığım gün kendimi hiç iyi hissetmiyordum.. Üzerimde bir sıkıntı vardı... Sonra yazarım deyip bir köşeye bırakmıştım. Açtım ekleme yapayım dedim, hikaye daha farklı bir havaya girdi.. Devamını getireceğimi düşündüğüm hikayemin giriş kısmı.. Hadi hayırlısı
Topal olan ayağı, kör olan gözü, sağır olan kulakları değildi Esra'nın anası Gülay ablanın.. Yada usta Kemal'in evdeşinin...
Evet topal, kör ve sağırdı velakin dünyanının döndüğünü, güneşin doğdunu biliyordu.. Biliyordu Esra'nın güzel olduğunu.....
***
Esen Kalın...


LinkBack URL
About LinkBacks
Esen Kalın...
Alıntı Yaparak Cevapla


Farklı bir havaya girsin değil mi




