Aşk; Sapanla Kaş Yarmaktır…
Güneşin tenimizi kavurduğu bir ağustos sıcağında
Heybetli iğde ağacının altında bilye oynuyordu mahallenin erkek çocukları…
Ayhan bir yandan misketleri çizginin üzerine diziyor bir yandan söyleniyordu.
_”Oğlum getirme şunu yanımıza yaaa… Erkeklerin arasında kızın ne işi var ?”
Hakan bıkkınlıkla
_“Ne yapayım oğlum annem takıyor işte peşime…”
_”İyi de bizim aramızda ne işi varmış kız çocuğunun. Kız kardeşinin peşine taksaya annen, örgü dantel falan öğrensin.”
_”Ne bileyim ben boş ver oyuna bak sen…”
Hakan dönüp kız kardeşine nefret dolu bir bakış gönderdi.
Canan aldırmadı…o sırada Ümit ve Ayhan dan üttüğü misketleri saymakla meşguldü.
Canan 5-6 yaşlarında, yuvarlak yüzlü, minik burunlu, saçları oldukça kısa olan bir kız çocuğuydu…
Cananın saçları hep kısaydı… Kısacık…
İşçi bir baba ev hanımı bir annenin en küçük yavrularıydı.12 yaşında olan abisi Hakan’ın peşinden hiç ayrılmaz adeta bir gölge gibi takip ederdi. 15 yaşında bir ablası olmasına rağmen hiçbir zaman ablasının ortamında bulunmaktan hoşlanmaz ona uyum sağlamazdı…
Mahallenin çokbilmiş hanımları Canan’ı hiçbir zaman alan olmayacağını ondan ev hanımı olmayacağının zamanla evde kalacağının dedikodusunu yaparlardı.
O yaşlarda küçücük bir kız çocuğunun bu denli çirkin söylemler arasında adını geçmesi ne isyan ederdim.
Canan bir erkek edasıyla futbol oynar… Canan misket oynar… Canan kavga ederdi…
Canan’ın saçları hep kısaydı çünkü o hep bitlenirdi.
Annesi her banyo seansında gözleri sabundan yanmasın diye kapattırdığı anda gelişi güzel kesiverirdi kestaneye çalan, dalgalı saçlarını…
Abisini gördüğüm her anda muhakkak üç adım geriden Canan’ın toz toprağa bulanmış hali beliriverirdi yanında.
Bir gün kan ter içinde, yüzlerine korku yerleşmiş kapının önünden koşarak geçtiler
Önde Hakan yine 3 adım geride Canan.
_”Hayırdır çocuklar?” dedim.
_Çok kötü abla çok kötü…
Canan Aliş’in kafasını yardı sapanla. Aliş’in başı kanıyor hem de çok kötü.
_Oda benim misketlerimi çalmasaydı diye haykırdı Canan.
_Koş xxxxx Aliş ölecek birazdan polisler gelecek eve. Kaçalım!
_”Gebersin bana ne” dedi canan…
O günden sonra iki hafta Canan ve Hakan hiç ortalarda görünmediler. Korkudan mı yoksa anne, babasının uyguladığı bir ambargomu bilinmez.
Aliş korkulacak kadar ağır yaralı değildi hâlbuki… Sadece sağ kaşının üzerine irice bir yarık vardı ve eminim ki bu iz büyüdüğünde de silinmeyecekti
Bir süre sonra o sokak, o mahalle, o mekân dar gelmeye başladığından mı yoksa babamın mesleği gereğimi bilinmez uzak bir şehre göç etmek zorunda kaldığımda, yol boyu Canan’ın o sevimli, o bebeksi yüzü, o minik burnu aklımdaydı…
Yıllar sonra yolum düştü o diyarlara…
Ne tuhaftır ki oradan ayrıldığım gün ki gibi dönüşümde de yolculuk esnasında gözümde aynı portre çiziliyordu
Canan’ın minik burnu o sevimli yüzü…
Bir takım konu komşu ziyareti esnasında Canan’ın lafı geçti…
_“Sahi” dedim “nerelerde o deli kız?”
_Buralarda dediler…
ee neler yaptı evlendi mi, hala aynımı? Hep aklımdaydı anlatın onu bana dedim heyecanla
çağıralım gelsin dedi birisi
Ve telefonun tuşlarına basmaya başladı.
Bir müddet sonra…
Canan hanım orada mı? Görüşebilir miyim?
İnanamıyordum. Bir zamanlar Canan’ın o küçücük kız çocuğunun dedikodusunu yapan bundan ev hanımı olmaz diyen bu kadınlar, Canan’dan hanım diye söz ediyorlardı.
Aradan yarım saat geçmişti ki kapı zilinin sesiyle irkildim. Kalbim yerinden fırlayacaktı…
Az sonra kapıda bir güzel belirdi. Beline zarifçe uzanan kestaneye çalan dalgalı saçlar. yılların değiştiremediği sevimli yüz o minicik burun… O boy o pos…
_Benim Canan’ıma ne yaptın sen dedim gülerek.
_Senin Canan’ın burada ablacım… Sadece biraz büyüdü dedi ve hasretle kucaklaştık.
_Burada mısın dedi.
_Hayır, döneceğim dedim.
_Kesinlikle bırakmam bu gece bizdesin.
_Sizde?
vet, ablacım ben evlendim ve eşimle tanışmanı istiyorum…
_Peki dedim umarsız
Canan’ın gösterişli evinin bahçesine dikilmiş Japon gülleri, hanım elleri yürüdüğüm avluda iç açıcı bir koku sergiliyordu.
O gece Canan ben ve sevgili eşi bahçenin mis kokulu havasında, bir ağustos gecesinde yılları yâd ettik.
Evlenmiş Canan ve şehrin en saygın kişilerinden olmuşlar. Canan sosyal yardımlaşma dernekleri kurmuş
Eşi ise sevilen bir işveren olmuş.
Veranda da otururken o gece Canan’a aşkın ne olduğunu sordum.
Başını kaldırdı ve gülen gözleriyle şöyle dedi Canan.
Aşk sapanla kaş yarmakmış…
Aliş’e döndüm kaşının üzerindeki iz halen duruyordu ve çokta yakışıyordu…
Gönül Sevinç


LinkBack URL
About LinkBacks


ee neler yaptı evlendi mi, hala aynımı? Hep aklımdaydı anlatın onu bana dedim heyecanla
Alıntı Yaparak Cevapla

