• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 6 123456 SonSon
53 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9

    Sezai KARAKOÇ Şiirleri

    Sezai Karakoç'un Hayatı (1933 - )
    Sezai Karakoç, 1933 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelir. Babası Yasin Efendi’nin koyduğu isim Muhammed Sezai’dir. Nüfus kayıtlarında Ahmet Sezai olarak geçer. Dedeleri, Ergani ve yöresinde oldukça etkin kişilerdendir. Babasının babası Hüseyin efendi, Plevne savaşına katılmış; Gazi Osman Paşa’nın takdirini kazanmıştır. Aile Leventoğulları olarak anılır.

    Şairin çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçer. Altı yaşında ilkokula başlar ve 1944’te Ergani’de ilkokulu tamamlar. Maraş ortaokuluna parasız yatılı öğrenci olarak kayıt yaptırır.1947 de burayı bitirerek Gaziantep’te yine parasız yatılı lise öğrenimine başlar. Gaziantep lisesinden 1950’de mezun olur. Felsefe okumak istediği için İstanbul’a gider. Fakat babasının arzusu ilahiyat fakültesidir. Kendi parasıyla okuyamayacağını anlayınca, o zaman parasız yatılı kısmı bulunan Siyasal Bilgiler Fakültesi sınavına girer. Sınav sonuçlarını beklerken de Felsefe bölümüne kayıt yaptırır. Eğer sınavı kazanmazsa felsefe eğitimi yapacaktır.

    Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak başladığı yüksek öğrenimini, 1955’te fakültenin mali şubesinden mezuniyetle tamamlar. Pek çok resmi görevde bulunur. Görevi icabı Anadolu’yu çok gezer ve birçok il, ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı bulur. 1960-1961 yıllarında yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirdikten sonra görevine kaldığı yerden devam eder. 1965’ten 1973’e kadar birçok kez istifa eder. 1973’ten bu yana da hiçbir resmi görev almaz.

    Kurucusu bulunduğu ‘Diriliş Yayınları’ ve ‘Diriliş Dergisi’ ile İstanbul’da hizmete devam eder. 1990 yılında ‘Güller Açan Gül Ağacı’ Amblemiyle Diriliş Partisini (DİRİ-P) kurar. Yedi yıl Partinin Genel Başkanlığını yürütür. Ancak 1997’de iki genel seçime girmedi gerekçesiyle parti kapatılır.

    Devlet, millet ve medeniyet kavramlarına farklı boyutlarda anlam yükleyen Sezai Karakoç’un kırk-bir yıllık ‘Diriliş’ doktrini etrafında düşünsel alanda bir Diriliş Nesli oluşur.

    Şiir, sanat ve düşünce ile yüklü hayatına, çilesine, duygu ve duyarlıklarına değinmek çok da kolay değil. Bunun için büyük bir çalışma gerekir. Kısaca, ‘şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni’ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temalar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir’ demek mümkün.

    Şiir Kitapları:

    Körfez (1959), Şahdamar (1962), Hızır'la Kırk Saat (1967), Sesler (1968), Taha'nın Kitabı (1968), Kıyamet Asisi (1968), Mağara ve Işık (düzyazı şiirler, 1969), Gül Muştusu (1969), Zamana Adanmış Sözler (1970), Ayinler (1977), Leyla ile Mecnun (1981), Ateş Dansı (1987)...




    MONA ROZA

    Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar

    Açma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek...

    Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    Ellerin ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin ellerin ve parmakların

    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    Akşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları

    Ki ben Mona Roza bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki ben Mona Roza bulurum seni

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım sığmaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

    Artık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı

    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    Altın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler o kokulu ten

    Mona Roza siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    MONA ROSA II-ÖLÜM VE ÇERÇEVELER

    Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
    Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
    Bir hançer bölüyor, ah, rüyaları:
    Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...

    Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Gece kar yağacak sabaha kadar.
    Toprakta et, kemik çıtırtıları...
    Yarı ölüleri bir korku tutar
    Değince bir taşa kafatasları.
    -Ölüler ki yalnız tırnakları var,
    Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...-

    Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
    Açıyor elini göğe bir kadın.
    Uzuyor, uzuyor altın saçları
    Uğrunda ölünen güzel kızların...

    Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
    Esmer delikanlı, hatıra ve kan.
    Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları
    Sızıyor bir kapı aralığından;
    Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı.

    Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Çocuklara açar mağaraları
    Gün görmemiş kuşlar ve örümcekler.
    İlân-ı aşk eden dil balıkları
    Aşina suları çabuk terkeder..

    Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Bakıyor ateşe, küle böcekler.
    Köpekler parçalar kanaryaları,
    Mektupları bir boz ağaç kurdu yer.
    Baykuşlar ötüyor harabelerde;
    Yanıyor lâmbalar, hafif ve sarı.
    Bir kaza kurşunu bulur her yerde
    Süvarisiz şaha kalkan atları...
    Bir ruhun ışığı vardır göklerde,
    Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Ötüyor baykuşlar harabelerde.

    Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
    Titriyor yıldırım düşmüş gibi yer.
    Bekledi arzuyla karanlıkları
    Anneler, babalar, erkek kardeşler.
    Ta içinde duyar ani bir ağrı,
    Bir hüzün şarkısı tutturur gider
    Anneler, babalar, erkek kardeşler.

    Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı;
    Her yatak dopdolu, bir yatak bomboş.
    Bir neşe şarkısı tutturur gider

    Birinci, ikinci, üçüncü sarhoş;
    Kurşunlar sıkılır göklere doğru,
    Serçe yavruları yuvada titrer.
    Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı...

    Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı;
    İnce yelkenleri alıyor yeller.
    Titretir kalpleri ve bayrakları
    Gemiden toprağa uzanan eller.
    Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı,
    Bir yosun köküne hasret kalacak
    Gizli hazineler, su yılanları...

    İnce yelkenleri alıyor yeller;
    Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı.
    Beyaz pelerinli hür tayfaları
    Kendine bağlıyor siyah kediler;
    Titriyor gönüller ve kara bayrak,
    Bir yosun köküne hasret kalacak
    Gemiden toprağa uzanan eller
    Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı.

    Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı,
    Garip bir yolculuk, tren ve Gülce.
    Bölüyor bir hançer, ah, rüyaları:
    Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve...
    mazeretim var

  2. #2
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    ADAK IŞIĞI

    Sıcak yaz göklerinde
    Önde uzanan ovada
    Birden bir ışık sağdan
    Bir ışık soldan çıkar
    Ve bunlar
    Şimşek hızıyla birbirlerine ulaşırlar
    Bunu halk adak için uğur sayar
    Derler: Leyla ile Mecnun buluştular
    Bu göz açıp kapama anında
    Ne varsa dile muradında
    Mutlak yerine gelir arzun
    Yerde kavuşmayanlar gökte kavuşurlar
    Ve bir uğurlu anda
    Kavuşmak isteyenleri kavuştururlar

    ALINYAZISI SAATİ (İSTANBUL)

    Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
    Yaklaştıkça büyüyen
    Ayrıntıları setleri bahçeleri
    Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
    İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
    İstanbul'da parça parça
    Çeşmelerinde ayı yaşadım
    Servilerinde ayla birlik bölündüm
    Ayla birlik yaralandım
    İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
    Soludum bölük bölük ahiretin
    Keskin çizgili özgürlüğünü
    Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
    İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
    Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
    İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
    Taşlarına adeta resmim işledi
    Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
    İstanbul damla damla içimde birikti
    Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
    Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
    O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
    Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
    Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
    O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali
    İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
    İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
    İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
    Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
    Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
    Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
    Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni
    Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
    Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
    Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin
    Kozmik bakış metafizik sezgi
    Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi
    Hep İstanbul'da kırık dökük
    Parçalanmış silinmiş sönmüş
    Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
    Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
    Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu
    Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
    Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
    Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
    Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
    Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
    Kimbilir belki o da dirilecek benimle
    İslam Milletinin dirilişinde
    O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
    İnsanın insan olduğu o günde
    Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
    Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
    Doğrul ve kalk ayağa
    Kemiklerinle etin arasında
    Sonsuz güç topla korku ve muştuyla
    Mucize muştusuyla
    Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
    Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
    Gecenin tüyleri savruluyor havaya
    Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
    Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
    Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
    Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
    Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
    Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

    Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
    Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
    Denizle yaşadım denizle öldüm
    Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
    Denizden denize yükseldim
    Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
    Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
    Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
    -Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
    Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
    Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
    Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken
    Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
    Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
    Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
    Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
    Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
    olup biteni
    O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
    Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
    Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
    Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
    Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
    Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
    Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
    Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
    Bir kartal taşırken yere düşmüş
    Ve kalakalmış kaldığı yerde
    Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
    Yemişler ötesini berisini
    Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
    Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı
    Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
    Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
    Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
    Yeniden sularından içelim kana kana
    Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
    Gerekirse
    Ruhumuzun susadığı hakikat olan
    Evrensel İslam Barışının zaferi için
    Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
    Göğe çıkan İsa yere insin diye
    -Fazla çıkardılar göğe-
    Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
    Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
    Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
    Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
    Savaşırım doğudan daha doğu
    Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
    Zulme karşı savaşabilirim
    İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
    Ebedi hakikat budur
    Bunun için savaşırım ben
    Bunun için kanım helal olsun
    Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
    İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak
    Bunun için savaşırım ben
    Servi için savaşırım çınar için savaşırım
    Tozlanmamış gün doğuşu için
    Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
    Tuz deniz damlasında gülsün
    Çam denizle gülüşsün
    Su tenimizle barışsın
    Ruhumuzla ışısın diye
    Savaşçıyım ben atalarım gibi
    İstanbul için savaşırım
    Bağdat'ın dervişlik ortağı
    Şam'ın kılıç kardeşi
    Olan İstanbul için
    Benim güneşimden öteye kimse gidemez
    Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
    "Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır"
    Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk
    İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
    Kıyamete kadar söylenecek türkü
    mazeretim var

  3. #3
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    ANNELER VE &#199CUKLAR

    Anne ölünce çocuk
    Bahçenin en yalnız köşesinde
    Elinde bir siyah çubuk
    Ağzında küçük bir leke

    Çocuk öldü mü güneş
    Simsiyah görünür gözüne
    Elinde bir ip nereye
    Bilmez bağlayacağını anne

    Kaçar herkesten
    Durmaz bir yerde
    Anne ölünce çocuk
    Çocuk ölünce anne

    AŞK VE ÇİLELER

    Monna Rosa siyah güller, ak güller;
    Gülce'nin gülleri ve beyaz yatk
    Kanadı kırık kuş merhamet ister;
    Ah, senin yüzünden kana batacak,
    Monna Rosa, siyah güller; ak güller!

    Ulur aya karşı kirli çakallar,
    Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
    Monna Rosa, bu gün bende bir hal var,
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
    Ulur aya karşı kirli çakallar.

    Zeytin ağacının karanlığıdır
    Elindeki elma ile başlayan...
    Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
    Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
    Zeytin ağacının karanlığıdır.

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
    Işıksız ruhumu sallar da durur,
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

    Ellerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi...
    Ellerinden belli olur bir kadın.
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin ellerin ve parmakların.

    Açma pencereni, perdeleri çek:
    Monna Rosa seni görmemeliyim.
    Bir bakışın ölmeme için yetecek;
    Anla Monna Rosa, ben öteliyim...
    Açma pencereni, perdeleri çek.

    Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
    Saat on ikidir, söndü lambalar.
    Uyu da turnalar gelsin rüyana,
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
    Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.

    Akşamları gelir incir kuşları,
    Konarlar bahçemin incirlerine;
    Kiminin rengi ak, kiminin sarı.
    Ah, beni vursalar bir kuş yerine!
    Akşamları gelir incir kuşları...

    Ki ben Monna Rosa, bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında.
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar... Su kenarında
    Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa:
    Henüz dinlemedin benden türküler.
    Benim aşkım uymaz öyle her saza,
    En güzel şarıkıy bir kurşun söyler...
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    Birgün gözlerimin ta içine bak;
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

    Artık inan bana muhacir kızı,
    Dinle ve kabul et itirafımı.
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı,
    Artık inan bana muhacir kızı.

    Altın bilezikler, o korkulu ten,
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
    Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
    Bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
    Altın bilezikler, o karkulu ten!

    Monna Rosa siyah güller, ak güller,
    Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
    Kanadı kırık kuş merhamet ister;
    Ah, senin yüzünden kana batacak,
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller!
    mazeretim var

  4. #4
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    BAH&#199 GÖRMÜŞ &#199CUKLARIN ŞİİRİ

    İlkin sakin kiraz bahçeleridir andığım eski günlerden
    Şehrin çocuklara mahsus kaydıraklardan olduğu
    Fi tarihinde kutsal sözleri kale almadıkları için
    Harap bırakılmışlar tabiatüstü güçlerle

    Bir kere elime aldım mı çocukluğumu
    Üstüne kerametler yazılı derilerde
    Geleceği bildiren derilerde
    Başlar yeni bir mantığın bağbozumu

    Paganini bakışıyla ölümü inkar eden
    Anneleri şaşırtan çocukları büyüleyen
    Sevimli kahinlikleriyle fakirleri sevindiren
    Ve siz ey çingene kadınları

    O yıllar savaş yıllarıydı geceleri karartma
    Gündüzleri fırın önlerinde birikirdi halk
    Biz çocuklara büyükler arasındaki fark
    Bir yanda şehir bir yanda kiraz bahçeleri


    BALKON

    Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
    Ölümün cesur körfezidir evlerde
    Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
    Anneler anneler elleri balkonların demirinde

    İçimde ve evlerde balkon
    Bir tabut kadar yer tutar
    Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
    Şezlongunuza uzanın ölü

    Gelecek zamanlarda
    Ölüleri balkonlara gömecekler
    İnsan rahat etmeyecek
    Öldükten sonra da

    Bana sormayın böyle nereye
    Koşa koşa gidiyorum
    Alnından öpmeye gidiyorum
    Evleri balkonsuz yapan mimarların
    mazeretim var

  5. #5
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    BATIŞ

    Güneştir düşen turuncusunda menekşeler sunarım
    Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye
    Çocuklara kekik toplıyan o sevgiliye
    Bir kekik uzatan çocuk anne deyince
    Deniz dibinden çatı çeken
    Çocuk üstüne arkadaş üstüne

    Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner
    Değişmiyen o gençliğiyle sevgili
    Ölümden sonraki kurtulma gibi
    Döner döner de gelir karşıma
    Deniz dibinden cıkan ahtapot ölüleri
    Eski utanmaları çeker su yüzüne

    Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin
    Altın hatıralar hükümetinin
    Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış
    Soy utanc soy anış soy sevgi
    Gel artmaz azalmaz ey sevgi

    BEN KANDAN ELBİSE GİYDİM HİÇ DEĞİŞTİRSİNLER İSTEMEZDİM

    Kendinden birşeyler kattın
    Güzelleştirdin ölümü de
    Ellerinin içiyle aydınlattın
    Ölüm ne demektir anladım

    Yer değiştiren ben değildim
    Farklılaşan sendin
    Sendin bana gelen aynalarla
    Sendin bana gelen sendin

    Artık ölebilirdim
    Bütün İstanbul şahidim
    Ben kandan elbiseler giydim
    Bundan senin haberin var mı
    mazeretim var

  6. #6
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    &#199ŞMELER

    I.

    Benim yalnızlığımdan
    Damıtılmış çeşmeler
    Kurumuş unutulmuş
    Ceşmelerin akışıyım
    İnsanlık içinde

    Ay görmez onları onlar ayı görür
    Aydan haberlidirler
    Söylediklerinin çoğu
    Ay hakkındadır
    Aya dair
    Ayın tarihine ait

    Fındıklılı Mehmet Ağa
    Çeşmesi
    Silahtar Tarihinin yazarı
    Yenilmez karpuzlar
    Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda
    İçilmez
    Bozuk suyunda
    Gece yarısı
    Ayışığında
    Yaz ay ve ben
    Silinmeye yüz tutmuş yazı
    Ölümü hecelemiştik
    Ortalığı dolduran sesinde
    Ta... aşağılarda olan yatıra
    Bir türkü söylüyordu
    Ölüm ötesinde açmış
    Menekşeler kimliğinde

    Ölüydü insanlar
    Yalnız yaşıyordu o yatır
    Ve o çeşme
    Ben de
    Sıratı andıran bir çizgide
    Soluyordum devrildim devrileceğimi
    Hayatı ve ölümü birlikte
    Aynı geçmezlik ve değişmezlikte
    Aynı yenilik ve tazelikte
    Ürpererek geçiyordu yarasalar
    Uzaklardan
    Beyoğlu'nu bir telgraf gibi
    İleterek birbirine
    mazeretim var

  7. #7
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    &#199CUKLUĞUMUZ

    Annemin bana öğrettiği ilk kelime
    Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde

    Annem bana gülü şöyle öğretti
    Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi

    Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus
    Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus

    Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde
    Binmiş gelirdi Ali bir kırata

    Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından
    Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte

    Biz o atın tozuna kapanır ağlardık
    Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü

    Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü
    Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman

    Ali olmaktan bir sedef her çocukta

    Babam lambanın ışığında okurdu
    Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık
    Fetihlerde bayram yapardık
    İslam bir sevinçti kaplardı içimizi

    Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık
    Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık

    Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi

    Kediler mangalın altında uyurdu
    Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı
    İnanmış adamların övüncüyle
    Sabırla beklerdik geceleri

    Şimdi hiçbirinden eser yok
    Gitti o geceler o cenk kitapları
    Dağıldı kalelerin önündeki askerler
    Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi
    mazeretim var

  8. #8
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    DENİZİN KENTİNİ YAKTIM

    Denizin kentini yaktım
    Vızıldayıp duran kafamın ortasında
    Denizin kentini yaktım
    Hurma şırıltılarıyla

    Denizin kentini yaktım
    Beni çocukluğumdan koparan
    Denizin kentini yaktım
    Bir kent kadın kabuklarından

    Denizin kentini yaktım
    Miras kalmış bir alevle
    Denizin kentini yaktım
    Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle

    Tanrıyı anarak kalbi atan
    Cami sütunları boğdu
    Sararmış gözyaşlarıyla
    Kararmış denizin kentini

    İstanbul ey sevgili şehir
    Dön dön karadan gelen sesime
    Son veren zaman yatırında
    Denizden getirilen biçimine
    mazeretim var

  9. #9
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    DOĞUM
    (Leyla'nin doğumu için Mecnun'un sonradan söylediği)

    I.

    Çiğ düştü göklerden
    Ve bir bahar günü doğdun sen

    Güvercinler geçti menekşelerden
    Ve bir bahar günü doğdun sen

    Kendi kendine ayna olan nergislerden
    Leylakların gün doğuşu ürperişinden
    Zambakların kıyı kıyı bakışından
    Geldin sen
    Ve rüzgarlar karları süpürdüğünde
    Ve insanı çıldırtan kuş sesleri işitildiğinde
    Birdenbire aydınlandı annenin yüzü
    Ve bir bahar günü doğdun sen

    İlkin horozların gözüne göründün
    Dünyaya haber verdiler ötelerden
    Baban yeni dönmüştü eve ıraklardan
    Birden aydınlandı annenin yüzü
    Ve bir bahar günü doğdun sen

    Marta bakan biliyordu geleceğini
    Nisana bakan görüyordu alaca renklerini
    Kızıl ve yeşil seherini
    Mayısa bakan buldu seni
    Ve bir bahar günü doğdun sen

    Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda
    Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda
    Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da
    Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla
    Melekler gökten geldi armağanlarla
    Ve bir bahar günü doğdun sen

    Bir bahar günü doğdun sen
    Baharın ta kendisi oldun sen
    Şimdi her baharda doğan çocuklarla
    Sen en aşılmaz boya tenlerinde saçlarında
    Sen görünür görünmez ufuklarda
    Karlar erir erir kaçar kaçar da
    Gökler yağmur biçiminde güler ağlar ağlar da
    Güneş öğünerek yansır yansır da sularda
    Gelirsin her baharda
    Bir diriliş gibi ölü dünyaya
    Ölüler gölgenden ateş ala ala
    Ekilip biçilip yankı yapa yapa
    Yaz sıcaklığından arta arta
    Birer birer çıktılar gönlümüzün aynasına tarlasına
    Ki bir bahar günü doğdun sen

    Güller dönüştüler yatak çarşaflarına
    Leylaklar yaklaştılar korka korka
    Nergisler benliğimizin ortasından baka
    Gelip fon oldular insanın
    Bir kere daha
    Sende yeniden yaratılışına
    Bir bahar hali yaratışına

    Bir bahar günü doğdun sen
    Baharın ta kendisi oldun sen


    II.

    Sonbahar benim ölümüm kırmızı kırmızı yanışım karaağaçlarda
    Senin ak doğumunu daha çok ortaya koymak için
    Toplayıp gelişim güzü bütün sarılarımla loşluklarımla
    Çürüyen solan evrenin karşı koyuşu
    Senin baharda doğusunun anısına

    Ah o ne sıtmadır güneşteki sıtma baharda
    Her an senin doğumun yaşamaktan gelen
    Ve güzün güneşte bir kuruyuş bir dağılma
    Benim ölümümden gelen haykırış ve ağlayışlarla
    Bir ömür boyu oldum salt ölüm kemiği
    Parlamak için senin doğumundan gelen fosforlarla
    Eve girmekte geç kalan çocuklar görecektir geceleri
    Aşk baharının sessiz direnişini
    yanıp duran ışıklarda

    Yaz güneşi biriktirdi biriktirdi
    Sonbahar yapraklarda delirdi
    Kış derin çizgileriyle devrildi
    Bahar gül tanklarıyla çiçek çağlayanlarıyla belirdi
    Ve bir bahar günü doğdun sen
    mazeretim var

  10. #10
    saliha adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-05-2006
    Mesajlar
    11,844
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    DOKTORUN KARŞISINDA

    Doktor bir kavisim var bir kavisim var
    Geçen günden beri bir kavisim var
    Ondan bir akıntı mıdır yarasalar
    Bir kavis önünde linç mi demek kurtarılacak bir kent ki
    Yeşil bir toprak selameti
    Bir kabrin bir cihanlık cömertliği cesareti
    Kitaplardan kitaplara
    Atılarak erişilmiş bir saygı saati
    Bir kırağı yaprağında son direniş çiçekleri
    Ölen bir hristiyanda bir yahudi zambak sesi
    Çarşıların boşluğunda ben bir eski çeşme yası
    Affedersiniz doktor siz süryani misiniz
    (Hayır ben süryani değilim ama arkadaşim süryani)

    Ben çok incil gördüm çıkmamış boyalari
    Biraz daha gerilmiş yazıldığı ceylan derisi
    Ama silinmiş ölüme karşı dayatan
    Lazarı ayağa kaldıran muştu defnesi
    Bütün defnelerı kırdık bir güveç neşesi
    Fırınlar açıldı narlar kurudu
    Kuyu deştik sular çekildi
    Doğ ey kuyruklu yıldızı ülker kümesi
    Bilirim en çorak toprağın bile var bir kehaneti
    Bir kerameti
    Bir gelecek zaman ticareti
    Demet demet muştuları
    Demet demet nimetleri
    Doktor siz süryani misiniz
    Yani eski bir süryani
    (Hayır ben süryani değilim ama arkadaşım süryani)

    Bilirim bilirim incilden yola çıktınız
    Ama yolu çabuk şaşırdınız
    İncilden kendinize bir şeyler katacağınıza
    Kendinizden incile çok şeyler kattınız
    Sevdiniz öyle sevdiniz ki sevdiğinizi tutup mermere işlediniz
    Ama sonra tutup mermere taptınız
    Mermeri kadeh kadeh
    Bir alacakaranlik gibi içtiniz
    Sonra kustunuz mermeri
    Çağlarca kustunuz mermeri
    Ey mermer kusan ırk
    Ey oruçsuz tiyatro
    Acıkmış iftarsız acıkmışlar
    Güneşten başka ne bulmuşsa yemiş olanlar
    Doğuya hücum demek doğuya hücum var
    Işte size bir kent ki
    Yanlış yanan bir linç ampulünden
    Size eşsiz bir şölen var
    Kemiklerimin ışıklarindan
    İyi sanat doğrusu misyonerlik
    Doktorluk gibi doktor
    (Hayır ben süryani değilim ama bir arkadaşım var)

    ****

    Siz çin diyorsunuz anlıyorum
    Bir pirinç hastalığı falan
    Geçiyorsunuz da bengisulardan
    Bir hızır hızarından
    Bir tabut pınarından
    Gözümün hastalığından
    Nasıl ki Meryem de bir çocuk sezmişti Cebrail sularından
    Nasıl ki yeşil sancaklar inmişti bir gün Diyarbekir surlarından
    Kurtarıyordunuz beni
    Bana bir gemi gibi yaklaşan
    Üsküdar akşamlarından
    Fatih camii gibi aydınlıktınız
    Bir fakir ölüsü kadar sessiz ve sade
    Sağımda kırgın solumda çılgın
    Önümde Yakup Yusuf ve İshaktınız
    Arkada kaynak sular kadar berraktınız
    Dün akşam üzeri güneşi siz batırdınız
    Başkası değil doktor güneşi siz batırdınız
    Ama inandim ki doktorsunuz değilsiniz süryani
    Doktorsunuz doktordan başka birşey değilsiniz yani
    mazeretim var

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Karakoç Kahramanları...
    HABERLER ve GÜNDEM bölümünde dalamper tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 20.08.11, 22:39
  2. abuzer karakoç un aşk mektubu.
    2005 Konuları bölümünde mehmet48 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 29.12.05, 11:39
  3. Sezai Karakoç konulu yarışma
    2005 Konuları bölümünde dundik tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 10.11.05, 02:52

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •