• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    KendindenZiyade adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    346
    Karizma Gücü
    0

    Siyahbeyazöyküler'den...

    "Hep böyle içimi eksik bırakan bahar tozlarının arasından yürürken canlanıyor o sakin bakışların. Birkaç adımda sonlanacak gibi görünse de başıboş yağmurların kulaklarımda bıraktığı sesler, yanımda olmadığın zamanları özlüyorum. Hani, sanki sabahları duş alırken beni öptüğün zamanlardaki ıslaklık da olmasa içimde, tıkanıp kalacak ve bir daha nefes alamayacaksın gibi."


    Durmadan başkaldıran olayların en sevimsiz parçaları gibi savrulan yanların yoktu senin ve savrulan yanlarımızda toparlanması zamanla güçleşen yara bere izleri.. Belki geçmişten ufak bir iz büyütüyordun o sessiz duruşunun hemen ardında. Hem anlatmasan nasıl bilebilecektim ki senin de bana yakın bir yol ağzında beklediğini..

    Kim bilir kaçıncı saatindesin yolculuğunun. Fark ettirmeden gecene doluyorum. Eski bir şehrin anıları henüz kapanmamış sayfalarındaydım ve geçmişin satırları arasında, yavaş yavaş oluşmaya başlayan yeni bir kelimenin baş harflerini yazıyordum. Doğumumla eş bir harf seninkisi. Gündelik kısaltmalara maruz bırakılmış, coşkulu. Biliyorsun değil mi en çok huzur der bakışlarım, kimi zaman lâl olmuş dilim.. Adımlarım ne kadar ürkek de olsa yarına giden yollarda, herhangi bir durakta bir ömür beklemeyecek kadar da eminim artık.. Çünkü durakların hatırlatmalar arasındaki yerini sevmiyorum.

    Evindesin.. Evinin sayısını bilmediğim odalarından birinde, latin müziklerinin ezgisini duyuyor gibiyim. Boylu boyunca uzanmışsın ve göz kapaklarında birikmiş yorgunluğun kırıntılarını temizliyorsun.. Bilsen ne çok isterdim şu anda yanında olup hiçbir şeyi düşünmeksizin kollarına bırakıp çocukluğumu uyumayı. Tüm saçma sözleri geride bırakıp o kalın çizginin gidişine gülümseyerek el sallamayı...

    Gece yarısının en güzel taraflarından biri ne biliyor musun, seni düşündüğüm bir ana denk düşen ve beni mutlu eden mesajlarından birini, aklımın bir köşesine koyup birazdan onunla tasasız bir uykuya kendimi yatıracağımı biliyor olmak.
    Onca yitirilmiş sevda kalıntısının üzerinden seninle çekip çıkmak, belki de hiç düşünmediğim bir mevsimde yine hiç düşünmediğim bir şeydi. Varlığının bir resmiyete bağlı olmayışı ve çıkıp gittiğin yolculuklarda neler geçirdiğini bilmesem de aklından, seninle paylaştığımız zamanların hep çocuksu bir tarafının kalıyor olması, seni bana hep hatırlatacak biliyor musun? Sakinliğinden bir parça bana ayırdığında, benim ona ne denli ihtiyacım olduğunu elbetteki tahmin etmemiştin.
    Benimkisi büyük bir savaştı...
    Çok kan kaybettik.
    Çok yaralar verdik.

    Bir bardak sütü içme anında hiç olamadım senin yanında; ama ellerinle bana yedirdiğin cornflakeslerin tadını hiç unutmayacağım hayatım boyunca. O gece bir şişe şarabı içip sabaha karşı nasıl da acıkmıştık. Sonra beraberce uyumuştuk.
    Sabah hiç olmasaydı...


    Uğultularla kapatıyor yeni bir günü daha İstanbul.. İç Anadolu'nun o bir zamanlar uğradığım şehrinde, kim bilir hangi sakinliğin saatindesin. Bu gece de diğer tüm gecelerde olduğu gibi seninle kapatacağım gözlerimi. İyi ki geldin ve belki de cennetin kapıları seninle açıldı, onca söze, onca haksız ithamlarına karşın hayatın.


    "Hep böyle durup durup da nerden başlasam diye düşündüğüm anların birinde gelip karşıma kuruluyor, o küçük taburede oturuyorken beni sakince izleyen bakışların.. Birkaç cümle sonra sonlanacak olmasa, sabaha kadar her anını anlatabilirim o turuncu duvarların sıcaklığını.
    Hani, sanki gecenin bir yarısı dansın bacaklarında bıraktığı yorgunluğa rağmen, uykumun arasında yanaklarımdan öptüğün o an, o an da olmasa duracak gibi oluyor kalbim..."



    Siyahbeyazöyküler
    Dikkat edin!
    Dünya hayatı sizleri
    birbirinizi aldatmaya sürüklemesin
    ve
    O aldatıcı sizi
    "Allah"la
    aldatmasın.

    Kur'an; Lokman Suresi
    33. Ayet



  2. #2
    KendindenZiyade adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    346
    Karizma Gücü
    0

    Öyküde Kronik Karşılaşmalar...

    Karşı yakanın elleri nasırlı düşleri..

    Bir dizede okumuştum:

    “ Sana dair geçişlerin zamansızlığında boğulurken gece, ay gündüze dokunup kaçarmış her sabah.”
    Sonrası uzun ve soluklanmadan geçen koşuşturmalar.
    Pencereden göz ucuna nokta nokta düşen harflerin serseri aldanışları…
    Yağmursuzluğuna denk düşen yalnız tıkırtılar.


    Kıskançlık çizilmiş duvarlarımın üstüne, kaçamıyorum sana dokunan anlamların yoğunluğundan…

    Şimdi oturduğun yerden dalıp baksan, yangın yeri satırlarım…İç içe geçmiş bağlarımın karmaşıklığında yoğuruyor bir sevda kendini, apansız, amansız..
    Salkım salkım oldu içimizin harfleri, tutma içinde..

    Bir sahnede izlemiştim:

    “ Kadın yavaşça, parmak uçlarına basarak giriyordu adamın hayatına. Tam da ‘son’ dediğimiz anlardan birine yaklaşmıştı adam. Önce ellerini omzuna koydu adamın, sonra yanaklarını usulca dayadı. Belki de zaman ilk defa o yan yanalıkta durmuş, gözlerini kapamıştı. Birazdan tensel bir yolculuğun kapıları onlar için açılacaktı. İşte o an anladım, sebeb-i ziyaretini aşkın…”

    Birdenbire değişen hücrelerin kendi içindeki kıkırdamaları…
    Çıplaklığın olağanlaşması…
    Ter yağmurlarının yorganı, çarşafı ıslatışı…

    Yanağımdan ayrılmayan ıslaklığın sebebi değil beni derbeder eden; geçimsiz düşlerim… Yürek, tüketiyor ilkbaharı; koynunda saklı aşkın faili meçhul?!

    Dün geceydi…:

    “ Gencecik bir kızın yüreğinden yansıdım gözlerine. Aşkına terk edip gitmişti ruhunu. Hastaneye kaldırılırken halsiz bedeninde kıpırdayan aşk, canımı yaktı. “Sen varken, ben de…” diyecek oldu; gözlerimi kaçırdım dayanmak adına…
    Böyle acımasız değildin sen, böyle tarifsiz… Rüyama düşen on sekizlik kızın çıldırmış görüntüsüyle irkildim rüyamın ortasından. Devam etsem dayanabilir miydim o kızın anlattıklarına, bilemiyorum. Ben varken, varolanlar… Bir kalp nasıl titrer? Bir kalp her kapakçığından nasıl gerilir ruhun yollarına?
    Bir kalp böyle yıkılır mı?”


    Uyku ve uyanıklık arasında sıyrılırken bakışlarından, çizgilerime düşen öykünün hazımsız durağında iniyorum…


    Siyahbeyazöyküler
    Dikkat edin!
    Dünya hayatı sizleri
    birbirinizi aldatmaya sürüklemesin
    ve
    O aldatıcı sizi
    "Allah"la
    aldatmasın.

    Kur'an; Lokman Suresi
    33. Ayet



  3. #3
    KendindenZiyade adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    346
    Karizma Gücü
    0

    Saat 17:55, Perşembe...

    ........ama sen özlenmelisin...öyle ya

    Okyanus dalgasında ölümlü bakışlarıyla geride bıraktığın tüm aşkları selamlıyor musun hala?
    Güzel şeyler yazıyorum...


    -İnanılmaz, dinlemek isterim..

    Bak! yine sessizce kollarını kapadın batan güne... Gece seninle güneşi koynuna alıyor ve aydınlıklar usulca geceye sokuluyor..
    bir gün bitirirsem dinlersin... oysa çığlıkların içindeki sessizliklerim konuşur en çok benim..
    Keman tellerinde kendini asan acılara sahip olmak! ve sana, bana, bize en çok yakışan, dilsiz öpüşleri hiç dokunmamışçasına, notaların çizgilerinde hapsetmek...


    Bunu kesin senden duymalıyım. Ne zaman birlikte olacağız?
    Şarap..
    Müzik..


    Biliyorsun bunun zamanı sana ait; sorun değil şu malum sorun: Otururuz senin odanda, şekilci değilimdir ben.. Yanımda olacaksın işte..

    'Akşam sesini duyurur musun bana telde?
    hayat...
    seni sevmeme engel değil ve umarım senin de beni..'


    Ben seni seviyorum; yalnız anlayamadığım bir şey daha var ki; o da bugüne kadar engel mi vardı?

    'engel...
    hayat her şeye engel.'


    Engeller var; ama bazı engeller var ki, onlar bizimle oluşurlar... Hayatın engeli mi senin engelin mi? Burası önemli..

    'haklı olmadığını söylemeyi isterdim..'

    Seni geniş zamanla seviştiren geçmişten biraz uzaklaştırmak lazım bana kalırsa...

    'uzaklaştır o halde.. Birbirimizi birbirimizden uzaklaştıracak şeyler olmasın...'

    Sen, sebepsizliğinle yaşayabilecek bir güçle varsın hayatımda... Bazı şeyler için konuşmak ve bazı şeyler için uzun zamanlara gerek yoktur.. En büyük zaman çalan şey aslında ruhlarımız, düşlerimiz... Seni tanıyanlar nedense hep bir "sen" deşifrasyonuna başlıyorlar... Yani yıkımların yarattığı şey sanki bir "tanım" koşturmacasından başka bir şey değil..

    'doğru...'

    Herkesin hoşuna gider, savaş sonrası o meydana dönüp bakmak ve zaferini görmek... Ölüler ve yerde yatan yaralılardır en çok da bir savaşın gerçekleştiğini gösteren.. Ama bazen de bir şehrin balkonundan, belki çok soğuk bir gece ya da çok sıcak bir gece, palyaço elbisesini yıldızlara karşı giyen adamın sol alt makyajının deli gibi aktığını hiç kimse bilmeyebilir.. Yani …'m, bazen birisin öyle ya da böyle varlık sebebi; ya da o zaman içinde birilerinin hayatındaki varoluşu bile anlamlıdır...Yeter şarttır. Beklentilerin ve günlük kaygıların kucağına düşmeden..

    Saat 17 : 55, Perşembe.. Düşünsene ne kadar çok kelime sıkışıp kalmış ikimizin arasında, söylenilmemiş. Hangi şehir sessizliklerimizi bozacak dersin? Ya da öteye beriye savurduğumuz yenilgilerimizi, ikimizden kim toparlayacak vakti çizilmemiş gecede?


    'bunları senden duymak farklı bir anlam..
    aslına bakarsan..'


    Sessiz ol ne olur... Ayak uçlarındaki sızlanmayı bir tek ben duyayım. Göğsündeki ölümlü geceleri bir tek ben göreyim. Resmiyetsiz sözcüklerimiz olsun. Seyircisiz bir ömrümüz...
    Ben şu koltukta oturuyorum, içindekileri topladığın zaman seni orada bekliyor olacağım.. Kumsaldaki ayak izlerini, bavula yerleştirdiğin bütün o havluları, kırışmış yatak örtülerinde hapsettiğin tütün kokusunu ve sabırsız dünlerini katla gel!

    Hadi, bu defa seyircisiz olsun...
    ve bu defa biz sadece bizi izleyelim tek nefeste...


    Siyahbeyazöyküler
    Dikkat edin!
    Dünya hayatı sizleri
    birbirinizi aldatmaya sürüklemesin
    ve
    O aldatıcı sizi
    "Allah"la
    aldatmasın.

    Kur'an; Lokman Suresi
    33. Ayet



  4. #4
    KendindenZiyade adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    346
    Karizma Gücü
    0
    Bekle biraz...
    Tam şuramda parmak izlerinin gölgesi kaldı...
    Yanağıma konan en güzel ten, sensin sevdiğim...



    Onca hareket arasında gözlerime çarpıp tüm utangaçlığımı dilime vuran hecem, sanadır bu cümlelerim, yalnız sana...


    Kâlbim...


    Uzak deniz yolculuklarının heyecanlı bekleyişlerinden birindeyim. Güneş kendi kızgınlığından(!) uzakta ve zaman ilk defa göz kapaklarıma değmiyor.... Elime aldığım bardağın içinde, henüz yazmadığımız gecelerimiz var. Yol boyu hareket ettikçe, su kendinden geçtikçe, seninle daha da derinlere inmek istiyorum. Bu köhne taşların arasında nasıl da güzel parlıyor gözlerin. Sanki, meydan okuyorsun var ettiğim onca parçalanmış geçmişe inat...

    Sahi, aynı karanlıktan mı çıktık biz seninle?

    Yaşam düşerken düşlerimize, aynı salıncağın giderek hızlanan yerinde ikimiz de mi düşüp incittik içimizi..?


    Anlat sevdiğim, el yazması harflerle yüreğinden akan nehirlerin kokusunu... Anlat ki sen ol masalımın kahramanı içimde ve ben bir tek sana dolanayım bu şehirde yâr diye...


    Siyahbeyazöyküler
    Dikkat edin!
    Dünya hayatı sizleri
    birbirinizi aldatmaya sürüklemesin
    ve
    O aldatıcı sizi
    "Allah"la
    aldatmasın.

    Kur'an; Lokman Suresi
    33. Ayet



  5. #5
    MeDiD adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2006
    Mesajlar
    33,295
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    13
    çok tanıdık bu öyküler

    devamını bekleriz

    ...Kuyruguna basilMAdikca, tirmalaMAyan KeDiGiL...


  6. #6
    KendindenZiyade adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    346
    Karizma Gücü
    0

    Yemyeşil Bir Deniz..., Okyanusa Fısıldananlar

    Merdivenleri yavaşça çıktı. Çıt çıksa, bırakıp kendini metrelerce boşluğa düşecek kadar yılgınlık, bacaklarında hazır bekliyordu. ‘Ölüm’ dedi, “ Ölüm, yalnızlığın çalıları arasından gizlice beni takip ediyor.” Korkunun bir süre damarlarında dolaştığını hissetti. Oysa kaç defa aynı yaşamsal tanışıklığın yamacında solumuştu günlerini. Ölüm güzeldi, ölüm, soru sorulmayı gerektirmeyecek kadar ondan, onun içindi. Ama artık daha fazla baş edecek gücü kalmamıştı. Doğduğu günden bu yana kara bir yazgı gibi ardındaydı. Her yenilgi sonrası, avuçlarında saklı duran aynadan yansıyan, onun varlığıydı. Bir gün terk edip gidecekti elbet buralardan ve yine bir gün, kapıyı çalmasına fırsat bile olmadan, o karanlık yolda sessizce ilerleyecekti. Ölüm için kapıda kimin beklediğinin bir önemi yoktu. Hiçbir zaman olmayacaktı da! O sadece gelir, alır ve giderdi.

    Ahşap kapının yarı açık tek başınalığına yaklaştığı zaman, saat epeyce ilerlemişti. Sanki zeminle ikinci kat arasındaki uzaklık, ona koskoca bir an gibi gelmişti. Her zamanki yerine geçti. Gazetesini sıkıştırdığı cebinden çıkardı ve son altı aydır okuduğu haberi bir kez daha okumaya başladı.


    “ İkinci katta yaşadığı taciz sonrasında baygın ve her yerinden darbe almış bir şekilde bulunan Ş.B, kaldırıldığı hastanede dört saat süren bir yaşam mücadelesinden sonra hayatını kaybetti. Yapılan soruşturmada genç kızın İstanbul’a kısa bir süre önce geldiği ve sevgilisi F.Y ile aynı evi paylaştığı öğrenildi. Kat sakinlerinin verdiği ifadeye göre, olay gününün gecesinde saatlerce süren bir tartışmanın olduğu ve genç kızın sürekli olarak çığlıklarının duyulduğu biliniyor. Ayrıca otopsi raporunda Ş.B’nin kollarında ve bacaklarında saptanan morluklar da genç kızın şiddete maruz bırakıldığını da ortaya çıkardı. Polis, Ş.B’nin ölümüne sebep olduğu düşünülen F.Y’yi bulmak için tüm kentte harekete geçti.”

    Bir kez daha soğukkanlıydı… Yüzündeki o çelik ifade yerli yerindeydi ve bir kez daha gözlerinde oluşmaya başlayan gözyaşlarını yok etmeyi başararak, gazetesini katlayıp altı aydır üzerinden çıkarmadığı ceketinin cebine yerleştirip oturduğu yerden kalktı ve yürümeye devam etti.
    Günlerdir uyumamıştı. Tek yaptığı şey, uzun uzun yürümek ve gazetesini ilk bulduğu yerde çıkarıp okumak oluyordu. Sanki okumak, kendisine yapılan en ağır işkenceydi.
    Satır aralarına ondan başka kimse bu denli inemeyecek, haberin gerçek ayrıntılarını, izini kaybettirmeyi başardığı müddetçe kimse öğrenemeyecekti.


    “ Geçmişini kaybettirecek izler sürüyordu. Bir tek kendisinin haberdar olduğu görüntüler saklıydı gözlerinde. Dolaşırken, uyurken, dalıp giderken, hep aynı bakışlar… Yalvararak ayakuçlarına kapanan kadının, aşk ve şaşkınlık dolu sözleri… “Neden?” diye, durdurak tanımadan haykırışı… ve onun yalnızca duvarları yumruklayan çaresizliği…”biliyordum” deyişindeki tuhaf ama aslında gerçek olmayan geçersizlik.. Tüm bunlar birer birer belleğindeki o kutuda yer almıştı.”

    Biraz daha yürüdü. Geçmişle gelecek arasındaki geçimsizlikten şikayet etmiyordu belki bedeni ama ruhunun her köşesinde ağır yanık kokusu vardı. Yaşadıklarının düzenli tekrarlarını yapıyor olmanın ve aslında yaşıyor olmanın getirdiği bıkkınlık, zaman zaman düşünceleri arasına sıkışsa da; bir zamanlar kendinden vazgeçebilecek kadar sevdiğini söylediği kadının, teninden, düşlerinden, gecelerinden böylesine uzakta, toprağın altında bir yerde olması, onu kahrediyordu. Artık yapabileceği bir şey yoktu. Bunu her şeye, tüm yaşadıklarına rağmen çok iyi biliyordu.
    Bir gece, ansızın başlayan tartışmanın kalıntılarını sevgilisi ölümle ödemiş; o ise, ölümden de beter bir sorgulama sürecinin izleriyle, hala ödemeye devam ediyordu.
    Yaşadıkça hatırlayacağı bir geçmişin yükü omuzlarına, hayata yalnız bırakılmak için doğurulmuş bir çocuğun, yıllar sonra bir sorudaki serzenişi kadar ağır gelmeye, başlamıştı bile.

    Koşuyordu..
    Çocuktu ve aşkın kanatları henüz yeni yeni çıkmaya başlamıştı yüreğinde.
    Düşten bahçelerin içerisinde siyah beyaz karelerle anlatılan yazgı, önemsiz bir ayrıntı gibi orada asılı kalan bir elbise –ki önemi bir zaman sonra görülecekti- gerçeğin ve gerçekliğin betimlenişi, hala dün gibi parmaklarında, kulaklarında ve ona ilk defa anlattığı yerde, yani kalbinde, sapa sağlam duruyordu.

    Elini yavaşça boşluğa uzattı. Adımlarını kendine çevirdi ve gazetesini o hep koyduğu yerden çıkarıp şehrin en işlek yerlerinden biri olan otogarda, 20 numaralı peronun önünde bir yere boylu boyunca uzandı. Birazdan otobüs gelecek ve sevdiği kadın, basamakları daha inmeden, yüzündeki biriktirdiği o çocuksu tebessümle gözleriyle ona sarılacaktı..

    Olanları ise ondan başka hiç kimse, hiçbir zaman bilemeyecekti…



    10/03/2007 Karakedi - Beyoğlu

    Siyahbeyazöyküler
    Dikkat edin!
    Dünya hayatı sizleri
    birbirinizi aldatmaya sürüklemesin
    ve
    O aldatıcı sizi
    "Allah"la
    aldatmasın.

    Kur'an; Lokman Suresi
    33. Ayet



 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •