Ben zaman zaman bazı şeyleri unuturum.
Bu yüzden çok güç durumlarda kaldığım olmuştur.
Yolda birisi ile karşılaşıp sohbete başlamışız.
Gelgelelim,ismini unutmuşum.
Kulağım onun söylediklerinde,beynim ise adını hatırlama çabasında.
Hani,’benim adım ne?’ diye sorsa,rezil olacağım.
Bilim adamları,beynin bir görevinin de unutmak olduğunu söylüyorlar.
Unutmak sayesinde yeni bilgiler öğrenebiliyoruz.
Beyin,aynı zamanda şaşmaz bir yöntemle gereksiz bilgileri eliyor.
Zaten başka türlü olsaydı,eski yıllardaki resmi dairelerin evrak depolarına benzerdik.
Oralarda her şey vardı,ama aradığınızı bulmak olanaksızdı.
Bir de çok iyi bildiğim isimleri unuttuğum olur.
Diyelim ki bir arkadaşımla tarihten bahsediyoruz.
Konu ile ilgili çok tanınan bir kişinin ismi bir türlü aklıma gelmez.
Yerimde tepinir dururum.
Ama beynimin sanki inadı tutmuştur.
Uzmanlar böyle durumlarda,düşüncelerinizi başka noktaya çevirmenizi söylerler.
Gerçekten,bir süre sonra unuttuğunuz şey birdenbire ortaya çıkar.
Çocukluğumuzda öğrendiğimiz pekçok bilgi aklımızdan hiç çıkmaz.
Genç beyinlerimizde depoladığımız bilgiler çeşit çeşittir.
Örneğin ben 1960 yıllarının Beşiktaş futbol takımının kadrosunu şimdi bile eksiksiz sayabilirim.
Bazı kişilerde çok ilginç unutkanlıklar gördüm.
Bu gibilerle tanıdık ile arkadaşlık arası bir ilişkim vardı.
Hepimizin bildiği durum işte.
Çok samimi değilsiniz, ama karşılaşınca konuşursunuz.
Bunlardan bazıları,diyelim ki zenginleşti,veya yüksek bir mevkiye terfi etti.
Onlarla bir ortamda karşılaşınca sanki hiç tanışmamışız gibi beni unuttuklarını gördüm.
Hiç yalan söylemediğinizi ileri sürebilir misiniz?
Ufak tefek yalanlardan söz ediyorum.
Örneğin arkadaşınız bir şiir yazmış.Size okuyor.
Pek beğenmediniz.Ama güzel olduğunu söylüyorsunuz.
Amacınız herhangi bir çıkar sağlamak değil.
Sadece onu memnun etmek istediğiniz için ufak bir yalan söylemiş oluyorsunuz.
Veya evinizdesiniz,TV de çoktandır seyretmeyi düşündüğünüz bir film başlayacak.
Tam o sırada samimiyetinizin orta seviyede olduğu bir tanıdığınız geliyor.
Eğer samimi olsaydınız,ona açıkça film seyretmek istediğinizi söylerdiniz.
Ama bu gelen kişiye söyleyemiyorsunuz,zira onun incineceğini düşünüyorsunuz.
Bu yüzden gelmekle ne iyi yaptığını söylüyorsunuz.
Bütün bunlar karşı taraftan bir şey beklemediğiniz,tam tersi onu kırmamak için söylenen yalanlar.
Ama tam tersi durumda iş değişiyor.
Bir kişi,kendisi çıkar elde etmek için karşısındakini kandırıyor.
Böylece o kişinin zarar görmesine yol açıyor.
Gerçi böyle bir durum yalan mıdır,yoksa dolandırıcılık mıdır? O başka.
Karşı tarafa söylenecek bir yalan ille de maddi menfaat için olmayabilir.
Yalana hedef olan kişi duygusal yönden de yara alabilir.
Pinokyo’yu bilirsiniz.Hani yalan söyledikçe burnu uzayan masal karakteri.
Bu masalı yazmış olan kişi günümüzde yaşasa idi ne yapardı?
Örneğin politika dünyasından birçok kişiyi dinleseydi.
Ya da iş dünyasınındaki bazı iş adamlarını.Örnekleri arttırın.
Acaba masalının karakteri olarak gene Pinokyo’yu mu kullanırdı?
Ben pek sanmıyorum.Zira amacı için yetersiz kalırdı.
Belki de bir ağaç seçerdi.
Hem de Amazon bölgesinde yetişen ve yukarıya doğru onlarca metre yükselen bir ağaç.