• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 16 1234567891011 ... SonSon
155 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    TCCCLive adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-05-2007
    Mesajlar
    361
    Karizma Gücü
    0

    Mucize ve Tarikatler ??? ---(Sonuçlandı)---

    Açtığım konu sonuçlanmıştır. Bu konunun ana soruları ve konu ile yorum yapılırken akla takılan soruların yanıtları aşağıdadır.

    SORULAR

    1. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) den sonra mucize olacak mı? Yahut oldu mu?

    2. Tarikatler dinimiz İslamı bölmekte midir?

    3. Ahmet El Rufai Hazretleri'nin Cemaatinde bulunan ve onlara has bir gelenek haline gelen BURHAN hadisesinin dinimizde yeri varmıdır? Bu bir keramet midir?

    CEVAPLAR

    1. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'den sonra mucize olmayacaktır. Mucize sadece Allahü Teala tarafından peygamberlere verilen bir olaydır. Mucizedeki amaç insanların hakikati görmelerini sağlamaktır. Mucizeler ile kimi inanların imanı kuvvetlenmiş, kimi inanmayanlar imana gelmiş ve kimileri ise inanmamaya devam etmişlerdir. Mucizeler dışında Allahü Teala evliyalara KERAMETLER vermiştir. Keramet Mucize ile eşdeğer değildir fakat her ikisindeki amaçlar aynı yöndedir.

    2. Tarikatler; Kur'an-ı Kerim'i ve Peygamber Efendimizi (s.a.v.) referans aldıkları sürece dinimizi bölmemekte hatta dinimizin ayakta durması için bir nevi vesile konumundadır. Bunun aksini yapan tarikatler için bu dediklerimizin tam tersi geçerlidir.

    3. Burhan olayını anladığım kadarı ile izah etmem gerekirse; burhana yetkili kimse elindeki şişi etrafındaki gönüllü insanlara batırmasıdır denilebilir. Yine şahit olduklarını yada bu cemaatte bulunduklarını söyleyen arkadaşlarımızın yazdıklarına göre şişlenen insanların gerek şişlenme esnasında gerekse sonrasında hiçbir acı çekmemeleri söz konusudur. Bu olay sadece belirli kişilere (acı çekmeye alışmış kişilere denilebilir) yapılmış olsa idi bunda şüphe duyulabilirdi. Fakat burhana yetkili kimsenin elindeki şiş istisnasız hiçkimsenin canını yakmıyor. Bu durum (gerçek ise) keramet olarak nitelendirilebilir. Bu şekilde düşünmeyenler de olabilir. Fakat o kişilere önerim şudur. Görmediğimiz halde (ben de görmedim) OLMAZ demeyelim. OLABİLİR tabirini kullanmamız en uygunu olacaktır. Nasip olur da birgün burhan olayını görürsek o zaman hakikat daha net olarak ortaya çıkacaktır. Tekrar söylüyorum şimdilik "olabilir" dememiz daha uygundur. Burhan olayı günümüz çağında METAFİZİKİ olay olarak nitelendirilmektedir. Bazı insanların kendilerini kancalarla asması yada şişlemesi (dikkat edilirse bu kişiye özgüdür ve acıya dayanıklı hale gelmiş yada alışmış kişiler tarafından yapılır. Hindistan'da olduğu gibi. Bunları sadece belirli kişiler yapabilmektedir. Herkes için geçerli değildir.) METAFİZİK i olay yada bizim tabirimizle KERAMET olarak sayılmaz. Baya bir gösteri yada istidraç olarak nitelendirilebilir. Hindistan'da gerçekleşen bu olay ile Burhan arasında çok belirgin bir fark vardır. Burhan da acı olayı olmadığı için (söylemler acı olmadığı yönünde) nefse zulm de olmaz. Dolayısı ile Kur'an'a aykırıdır da denilemez. (Tabi söylemler doğru ise )

    NOT : Konumuz değerli arkadaşlarımızın katkıları ile bu şekilde sonuçlanmıştır. Bu uygulamayı yapmamda ki amaç kimsenin kalbinin kırılmaması ve dargınlık olmaması içindir. Unutmayalım bütün müslümanlar kardeştir. Değerli bilgileri ile katkıda bulunan kardeşlerime tekrar teşekkür ediyorum.

    Selam VE Dua ile...
    Bu mesaj en son " 22.06.07 " tarihinde saat 23:36 itibariyle TCCCLive tarafından düzenlenmiştir...
    ---------------------------------------

    İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur.

    ---------------Mevlana---------------

    -------------------------------------------------------

    Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz?

    Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur.

    --------------Whoopi Goldberg----------------------

  2. #2
    recognizer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-04-2007
    Mesajlar
    509
    Karizma Gücü
    6
    TCCCLive kardeş,
    Sana da selam olsun

    İki sorunu birbiriyle alakalandırarak katkıda bulunayım:

    Sen de bilirsin ki olağanüstü olaylar, din açısından 3 kategoride incelenir
    1-Mucize: Mucizeyi Allah, Peygamberlerine mahsus kılmıştır ve vahiy ile de desteklemiştir.
    Bunu da peygamber'lerin isteğine bırakmamıştır. Yani mucize, peygamber değil Allah dilediği zaman olmaktadır.
    Peygamberlik müessesesi, Hz.Peygamber'imiz ile son bulduğundan mucize de artık olmayacaktır.

    2-Keramet: Bu ise vahiy ile desteklenmeme haricinde mucizeye benzerdir.
    Aynı şekilde Allah dilediği mümin kullarının elinde olağanüstü olaylar gerçekleştirebilir.
    Yine bu da kişinin değil Allah'ın dilemesiyledir.
    Hatta bir çok rivayette bazen o kulun bundan haberi dahi olmadığı zikredilir.

    3-İstidrac: Bu ise yukarıdaki ikisiyle alakası olmayan,
    bir takım özel çalışmalarla inançsız insanların elinde gerçekleşen ve
    olağanüstü görünen olaylardır.

    Buradaki gerçeğin yanısıra incelik: Dikkat edilirse bu olağanüstülükte de yapanın niteliği bakımından bir ayrım var. Birinde inançsız diğerinde Peygamber veya mümin.

    Bir dinin müntesibliği ona tabi olmakla, dindarlıktaki duruşu ise o dini ne kadar referans aldığı ile ölçülür.
    Yani dini parça parça edip grup grup olmak, dinin kötülediği bir olgu ise (ki öyle) bu insanlar onu referans almıyorlar demektir.
    Onu referans almamak illa o dinin kaynaklarına bakmamak anlamına gelmez:
    -zaten bakmayanlar hem zararsızdır hem de bilgisizliği sebebiyle fikir yürütmezler, onlar sadece kullanılırlar-
    Birileri ya bildiği halde kasten dünyevi bir meta, makam veya zevk uğruna veya bilmediği halde kendini biliyor göstererek keyfi davrandığı takdirde dinin kaynaklarına bakmamış olurlar.

    Hicri 3.YY. sonlarına doğru ortaya çıkan Tarikatler, referanslarını doğrudan Kur'an ve Sünnet'ten aldığı sürece her zaman dinen meşru kurumlar olarak kabul görmüştür. Çünkü Fıkıh insanın kendi başına ve toplumla yaşama kuralları koyar yani insanı toplum içinde kötülükten kaçınan güzel işler yapan biri olmasını kanunen sağlar. Dolayısıyla bir terbiye kurumudur. Aynı şekilde insanın iç dünyasını temizlemeye yönelik kurum da tasavvuf ve ondaki yollar olan tarikattir.

    Buraya kadar herşey güzel:
    Nasıl ki hak mezhebler dediğimiz mezheblerin yanısıra bir sürü de hak olmayan mezhep çıktı, aynı şekilde referansını Kur'an ve Sünnet'ten almayan bir sürü tarikat ve güya tasavvuf ehli de türedi. Peki neler yaptılar. Kendilerinden önce Kur'an ve Sünnet'in nasıl anlaşılacağına dair alimlerin gerekli çalışmaları yapmış olmasından dolayı çarpık fikirlerine Kur'an ve Sünnet'i dayanak gösteremediler. Şeytanca bir plana başvurarak, batınî tefsire kalkıştılar.
    Tefsir kaideleri gereği bir ayet veya ayet topluluğu ne için yorumlanacaksa yorumlansın ulaşılacak yorum ayetlerin zahirine aykırı olamaz. Yani Kur'an ve Sünnet'e anlamca paralel yorumlar yapmakla zorunluyuz. Bunu çiğnediler, ayetleri-hadisleri kendi menfaatlerini, görüşlerini destekleyecek şekilde tevil ederek anlamlarını tahrif ettiler.

    Dindeki ayrılık dinin temel inanç referanslarından hareketle o dinin iki müntesibinin zıt iddialarda bulunması ile başlar. Kur'an ve Sünnet'ten iki kişi zıt şeyleri anlıyorsa zahirine bakılır, zahire aykırı olan reddedilir. Aklı başında müslüman Kur'an ve Sünnet'in zahirine aykırı konuşmaktansa susmayı tercih eder ki bu selef-i salihîn'in metodudur.

    İşte her kafadan bir ses çıktığı, herkesin keyfine-menfaatine uygun bulduğu şekilde Kur'an ve Sünnet'e aykırı konuşan, uyduran (bugün böyle çok grup var) herkes aşağıdaki ayetlerin kapsamına girenlerdir:
    "Dinlerini parça parça edip grup grup olanlar", "din işlerini,aralarında parçaladılar, ayrılıklara düştüler",
    "dinleri hususunda aralarında parçalara bölündüler. Her grup kendi din ve mezhebine güveniyor,hak olduğuna inanıyor"

    Kısaca referansları Kur'an ve Sünnet'e uygun olan tasavvufi kurumlar, tarikat, şeyhler islamı bölmüyor ayakta durmasına yardımcı oluyorlar.
    Fakat böyle yapmayanları ise evet bölüyorlar. Yoksa başka bir dine müntesip görünen biri bölme yapmaz, olsa olsa bölümeye yardımcı olur veya tahrik eder.

    Şimdilik bu kadar
    Saygılar

  3. #3
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Buraya kadar herşey güzel:
    Nasıl ki hak mezhebler dediğimiz mezheblerin yanısıra bir sürü de hak olmayan mezhep çıktı, aynı şekilde referansını Kur'an ve Sünnet'ten almayan bir sürü tarikat ve güya tasavvuf ehli de türedi. Peki neler yaptılar. Kendilerinden önce Kur'an ve Sünnet'in nasıl anlaşılacağına dair alimlerin gerekli çalışmaları yapmış olmasından dolayı çarpık fikirlerine Kur'an ve Sünnet'i dayanak gösteremediler. Şeytanca bir plana başvurarak, batınî tefsire kalkıştılar.Tefsir kaideleri gereği bir ayet veya ayet topluluğu ne için yorumlanacaksa yorumlansın ulaşılacak yorum ayetlerin zahirine aykırı olamaz. Yani Kur'an ve Sünnet'e anlamca paralel yorumlar yapmakla zorunluyuz. Bunu çiğnediler, ayetleri-hadisleri kendi menfaatlerini, görüşlerini destekleyecek şekilde tevil ederek anlamlarını tahrif ettiler.
    Birileri şimdi bunu Ledün ilmi sahipliği adı altında yapıyorlar.


    selam ve dua ile,



    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  4. #4
    TCCCLive adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-05-2007
    Mesajlar
    361
    Karizma Gücü
    0
    Çok sevgili din kardeşlerim olan " recognizer " ve " student " e verdikleri alaka ve bilgiden dolayı teşekkürederim. Verdiğiniz bilgiler gayet yerinde ve doyurucu olmuş.
    Her iki sorununda şuan da (sayenizde) kafamda cevabı oldu. Böylece birtakım şüphelerimden arınmış oldum.

    Ben arkadaşımdan bir söz duymuştum. Tarikat sorusunu bu sebeple sormuştum. Duyduğum sözün (Hadis-i Şerif ti diye hatırlıyorum) bire bir karşılığını hatırlamıyorum. Bahsettiği şey şu idi: (Hatırladığım kadarı ile) " İslam bilmem kaç (hatırlamıyorum örneğin 100 olsun) fırkaya bölünecek ve bu fırkalardan sadece 1 tanesi cennete girebilecek " şeklinde idi. Yani manası bu yönde idi. Eğer bu söz gerçekten Hadis-i Şerif ise durum önem kazanmaya başlıyor. Hatta çok önemli bir konu olma statüsüne girmesini sağlıyor. Örneğin çok bilinen (ben o şekilde düşünüyorum) Said Nursi'nin talebelerinin oluşturduğu tarikat ile Süleyman Hilmi Tunahan'ın talebelerinin oluşturduğu tarikat var. Şimdi bu hadis-i şerif (doğru ise) bu tarikatlere yönelik midir? Daha doğrusu bu konulardaki tercihi nasıl yapmalıyız? Yine bu hadis-i şerif gerçek ise ve bu tarikatlere yönelik ise iş çok ciddi olur değil mi?

    Bu konuda da beni bilgilendirirseniz çok mutlu olurum.

    Selam ve dua ile...
    ---------------------------------------

    İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur.

    ---------------Mevlana---------------

    -------------------------------------------------------

    Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz?

    Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur.

    --------------Whoopi Goldberg----------------------

  5. #5
    recognizer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-04-2007
    Mesajlar
    509
    Karizma Gücü
    6
    TCCCLive kardeş,
    Evet bu ve benzer anlamda sahih hadisler mevcuttur.
    Bu tarikatların bir çoğunun hem diğerlerine üstün hem de eksik yönleri var.
    Bunları toptan reddetmek veya kabul etmek doğru olmaz.
    Bizler herbirinin üstün ve güzel yönlerini almalı, diğer yönlerini ise eleştirip düzeltmeye çalışmalıyız.
    Biliyorsun hepten kabul etmek de batılda yardımlaşma olur.
    Tabii bu sözlerim, ismi anmaya değmeyecek sapık tarikat ve fırkalar için geçerli değil.

    Bu ayet ve hadislerde geçen 7, 70, 700 benzeri rakamlar arapçada çokluk ifade etmek içindir (bizdeki hani yüzlerce, binlerce gibi) yani gerçekten bir rakam tahsisi değildir.

    Bir ara, o ve benzeri rivayetlerden bir kaçını forumda yazmıştım. Bakarsanız:
    http://www.turkforum.net/557427-sahih-hadislerde-gunku-durum.html

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı TCCCLive tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Evvela herkeze selam olsun.

    Benim 2 sorum olacak.

    1. Peygamber Efendimiz (Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ) den sonra mucize olacak mı? Oldu mu?

    2. Tarikatler dini bölmektemidir? (Bu sorumda bir kasıt aramayınız. Sadece sizin görüşlerinizi öğrenmek istedim. Doğru olanı bulmaya çalışıyorum. )
    Hz.Allah, ne zaman bir peygamber yolladı ise, insanların bir kısmı onları kesinlikle yalanladı,diğer bir kısım,peygamberliğin alametlerinden olan mucize göstermesini istedi.Peygamber efendilerimizde zuhur eden olağanüstü haller,Hz.Allah'ın takdiri olup , güç ve kuvvet O'na aittir.

    Keramet ise, özde mucize kabilinden olup ,zuhur mercii peygamberler değil, peygamber varisleridir, evliyalardır.Tereddüt içerisinde olan kullar için Hz.Allah'ın bir lütfudur diyebiliriz.Gerek mucize,gerekse kerametlerde zuhur mercine bir güç isnat etmek şirktir.Yapan ve edenin Hz.Allah olduğu unutulmamalıdır.
    Kerametlerin devamı niteliğinde olan,mümin kullarında zuhur eden metafizik hallere de buhran adı verilir.Menşei itibariyle kadri- rufaiden gelen, galibi dervişlerinden bazıları, mürşidlerinin icazeti ile şiş buhranı yapabilirler.Dünyada şiş burhanının kaynağı rufai şeyhleridir.Ucu sivriltilmiş bir demir parçası,vücuda girer-çıkar ama zerre kadar zarar vermez.Herşeyi maddede arayan materyalistlerin çok düşünmesi ve ders alması gereken bir hal.Bir demir parçası bile Hz.Allah'ın ''kuluma zarar verme'' emrine itaat etmektedir.
    Hakkımızda yanlış değerlendirmelere yol açabilir düşüncesi ile son 12-13 senedir,şiş burhanının yapılması Galip efendi tarafından yasaklanmıştır.Bazen soruyorlar, bu işi hintliler de kendilerine yapıbiliyorlar diye.Doğrudur. Birinde şahıs, şişi, konsantrasyon ve acıya dayanarak kendine batırmaktadır.Gerçeğinde ise, kendine yada bir başkasına yapması farketmez.Konsantrasyon ve acı söz konusu değildir. Kuranda anlatılan Hz.Musa ile firavunun büyücüleri arasında geçen kıssa , bu anlatıklarıma güzel bir misal teşkil eder.Musa peygamber eliyle teccelli eden halin, hak ve gerçek olduğunu gören firavunun büyücüler hemen Musa'nın rabbine inandık diye secdeye kapanmışlardır.Ama bu olayları dışarıdan seyreden halk, maalesef gerçek ve batılı, önce aynı sandı.
    İstidrac ise imansız kullarda görülen metafizik haller olarak tarif edilmekle beraber, biraz açıklamaya ihtiyaç vardır.Şuan konumuz bu olmadığı için detaya girmiyorum.
    Tarikatler, ehli tarik ve vahşi tarik olarak ikiye ayrılırlar.Ehli tarik, kökleri bin yılı aşan,başında Allah ve resulü tarafından vazifelendirilmiş bir evliyanın olduğu kurumlardır.Dini bölen değil, hakikatlerin yaşandığı, Allah'ın varlığına ve birliğine inanan tüm insanların kucaklandığı kurumlardır.
    Bunların dışında kalan, çirkinlik timsali,insanları Allah'dan korkutan ve uzaklaştıranlara da kısaca vahşi tarik denir.
    Saygılarımla..
    Akla, ''iman nedir ?'' diye sordum
    O, kalb kulağıma dedi ki,'' İman edebtir.

    Ey rüzgar, mademki o semte gideceksin, O nazenin sevgili ile yüz yüze geleceksin, bizden ona çok selam ve saygılar götür.

    Aşk namesinin taşa ne tesiri olur? Aşka yabancı olana musiki haramdır.Çünkü ateş yanmayan yerde duman çıkmaz.

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    20-05-2007
    Mesajlar
    329
    Karizma Gücü
    0
    İslam dininde mezhep yoktur..
    tarikat diye bir ayırımcılıkta yoktur.. bunu Kur'an yasaklamıştır.
    Mucize diye birşey de yoktur.. zaten yaratıcının ortaya koyduğu herşey bir mucizedir...!
    lütfen samimi müslümanların beynini bulandırmaktan artık vazgeçin.

  8. #8
    recognizer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-04-2007
    Mesajlar
    509
    Karizma Gücü
    6
    "Mucize diye birşey de yoktur..." diyorsun ???
    RA'D SÛRESİ 38. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin bir yazısı vardır.


    İyi de o zaman bu ayetler neyi anlatıyor:BAKARA SÛRESİ 73. "Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun" dedik. İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.
    BAKARA SÛRESİ 87. Andolsun, Mûsâ'ya Kitabı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryemoğlu İsa'ya mucizeler verdik. Onu Ruhu'l-Kudüs ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
    BAKARA SÛRESİ 92. Andolsun, Mûsâ size açık mucizeler getirmişti de, arkasından sizler nefislerinize zulüm ederek buzağıyı ilah edinmiştiniz.
    &#194-İ İMRÂN SÛRESİ 49. Allah onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek: "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü'minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır."
    &#194-İ İMRÂN SÛRESİ 50. "Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
    MÂİDE SÛRESİ 110. O gün Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de diriltiyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkar edenler, "Bu ancak açık bir büyüdür" demişlerdi.
    MÂİDE SÛRESİ 114. Meryem oğlu İsa, "Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize zamanımızdaki dindaşlarımıza. ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın" dedi.
    A'R&#194 SÛRESİ 73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için ondan başka bir ilah yoktur. Gerçekten size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah'ın şu devesi... Bırakın onu da Allah'ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar."
    TEVBE SÛRESİ 70. Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim'in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.
    YÛNUS SÛRESİ 74. Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.
    YÛNUS SÛRESİ 75. Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de Mûsâ ve Hârûn'u mucizelerimizle gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.
    HÛD SÛRESİ 64. "Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar."
    HÛD SÛRESİ 97. Andolsun, biz Mûsâ'yı âyetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi.
    İBR&#194İM SÛRESİ 9. Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin ?ki onları Allah'tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar ellerini ağızlarına götürüp, "Biz sizinle gönderileni inkar ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz" dediler.
    İSRÂ SÛRESİ 59. Bizi, mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. Nitekim. Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
    İSRÂ SÛRESİ 101. Andolsun, biz Mûsâ'ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor: Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, "Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!" demişti.
    TÂ HÂ SÛRESİ 23. "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, alaca hastalığı gibi. bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın."
    TÂ HÂ SÛRESİ 47. "Ona gidin ve şöyle deyin: ?Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selam, doğru yola uyanlara olsun.' "
    MÜ'MİNÛN SÛRESİ 46. Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.
    ŞU'ARÂ SÛRESİ 15. Allah dedi ki, "Hayır, korkma! mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, işitmekteyiz."
    NEML SÛRESİ 12. "Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir."
    ANKEBÛT SÛRESİ 39. Kârûn'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da helak ettik. Andolsun, Mûsâ kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip kurtulamazlardı.
    RÛM SÛRESİ 47. Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.
    MÜ'MİN SÛRESİ 22. Bunun sebebi şu idi: Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkar ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O güçlüdür, cezası da çok şiddetlidir.
    MÜ'MİN SÛRESİ 24. Andolsun ki biz Mûsâ'yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a, Hâmân'a ve Kârûn'a3 gönderdik. Onlar ise; "Bu çok yalancı bir sihirbazdır" dediler.
    MÜ'MİN SÛRESİ 28. Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü'min bir adam şöyle dedi: "Rabbim Allah'tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez."
    MÜ'MİN SÛRESİ 50. derler ki: "Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?" Onlar, "Evet, getirmişti" derler. "Öyleyse kendiniz yalvarın" derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır.
    ZUHRUF SÛRESİ 46. Andolsun, biz Mûsâ'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, "Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
    ZUHRUF SÛRESİ 47. Mûsâ. mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar!
    SAFF SÛRESİ 6. Hani, Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici peygamberiyim" demişti. Fakat onlara apaçık mucizeleri getirince, "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler.
    TEĞ&#194UN SÛRESİ 6. Bu, peygamberlerinin, onlara apaçık mucizeler getirmeleri ve onların da, " insanlar mı bizi doğru yola iletecekmiş?" deyip de inkar etmeleri ve yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye layıktır.
    NÂZİ'ÂT SÛRESİ 20. Derken Mûsâ O'na en büyük mucizeyi gösterdi.
    Ibn Abbas (r.a)’tan, Peygamber (s.a.v):"Sen Allah’ı bollukta bil, Allah da seni şiddet anında bilsin, istediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Olacak şeyler hakkında kalem kurudu. Eğer yaratıkların tümü Allah’ın hükmetmediği birşeyle sana fayda vermek isteseler, buna güç yetiremezler. Şayet Allah’ın senin aleyhine yazmadığı birşeyle sana zarar vermek isteseler, buna da güç yetiremezler. Bil ki hoşlanmadığın şeye sabırda çok hayır vardır, zafer sabırladır, çıkış kapısı sıkıntıyladır ve zorlukla beraber kolaylık vardır."
    [Hadis Hasen-Sahihtir. Tirmizi, Sünen - Ahmed b. Hanbel, Müsned - Abd b. Humeyd, Müsned - İbn Receb, Câmiu'l-Ulûm, vd.]

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    23-01-2007
    Mesajlar
    359
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı ADAMIN_1'i tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    İslam dininde mezhep yoktur..
    tarikat diye bir ayırımcılıkta yoktur.. bunu Kur'an yasaklamıştır.
    Mucize diye birşey de yoktur.. zaten yaratıcının ortaya koyduğu herşey bir mucizedir...!
    lütfen samimi müslümanların beynini bulandırmaktan artık vazgeçin.
    Sayın ADAMIN_1'i,
    Yaratıcının ortaya koyduğu herşey zaten muhteşemdir.Ama mucize dediğimizde ise fizik kuralları ile açıklanamayan, olağanüstü halleri anlıyoruz.Bunları anlatmak neden samimi müslümanların beynini bulandırmak olsun? Sizden ricam odur ki, burada yalnız fikirlerinizi söyleyin bizlerde istifade edelim.Karşınızdakini doğrudan itham ederseniz, burası bir tartışma forumu olmaktan çıkar.Gerekli kontroller zaten moderatörlerimiz tarafından gereğince yapılmaktadır.
    Eğer yazdıklarımız, sizin beyninizi karıştırdı ise, sorularınıza özel ve genelden cevap vermeye hazırız.
    Saygılarımla..
    Akla, ''iman nedir ?'' diye sordum
    O, kalb kulağıma dedi ki,'' İman edebtir.

    Ey rüzgar, mademki o semte gideceksin, O nazenin sevgili ile yüz yüze geleceksin, bizden ona çok selam ve saygılar götür.

    Aşk namesinin taşa ne tesiri olur? Aşka yabancı olana musiki haramdır.Çünkü ateş yanmayan yerde duman çıkmaz.

  10. #10
    ELaNuR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-02-2007
    Mesajlar
    1,597
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı celika tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Dünyada şiş burhanının kaynağı rufai şeyhleridir.Ucu sivriltilmiş bir demir parçası,vücuda girer-çıkar ama zerre kadar zarar vermez.Herşeyi maddede arayan materyalistlerin çok düşünmesi ve ders alması gereken bir hal.Bir demir parçası bile Hz.Allah'ın ''kuluma zarar verme'' emrine itaat etmektedir.
    Kendisine sis sokan kisi o sisi karin boslugunun kenarindan veya ona benzer bir yerden degilde kalbinin hizasindan soksun bakalim o sis yine allahin kuluma zarar verme emrine itaat edecekmi
    Derdini SöyLemeyen iyi eder , birde onun derdiyLe ugrasamam !
    Ne kadar kücük seyler icin aglardik
    Bir tutam sac, bir oyuncak araba, bir bebek
    Simdi büyüdük..
    Cok büyük olaylar bile aglatmiyor bizi, ölümler, savaslar, iflaslar
    Simdi daha mi güclüyüz? Yoksa daha mi aliskin?
    Hayati ögrenmek, alismak mi acaba?

    Keşke Hep Cocuk KaLsaydım..da, Dizimdeki Yarayı En Büyük Acı Sansaydım..

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Mucize
    2006 Konuları bölümünde Bill_90 tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 27.03.06, 20:48
  2. Mucize diriliş!
    2003 - 2004 Konuları bölümünde babaorhan tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 16.07.04, 09:44

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •