• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
30 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor

Konu: Harf Devrimi

  1. #1
    mustanger adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-08-2004
    Mesajlar
    279
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı Atatürk'ün Dil ve Kültür Anlayışı...

    ATATÜRK’ÜN DİL VE KÜLTÜR ANLAYIŞI

    Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU

    -Dil Bayramını kutlarken...

    Cumhuriyetimizin kuruluşunun 78. yılını kutlayacağımız bu yıl, ayrıca o Cumhuriyeti bize armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ebediyen ayrılışının da 63. yılıdır. Kemal Atatürk, kurduğu Cumhuriyetin 15. yılını gördükten 13 gün sonra aramızdan ayrılmıştı. Cumhuriyetin ilânında doğan Cumhurlar 78. yaşını kutlarken Atatürk’ün ölüm günü doğanlar; Ogünler, Mustafalar, Kemaller, Mustafa Kemaller de 63 yaşına girmiş bulunmaktadır. Üç kuşağı geride bırakan Cumhuriyetimiz daha nice 78 yıllara bütün güzellikleriyle akıp gidecektir; buna olan inancımız tamdır.

    10 Kasımlar Atatürk’ün ağlanılarak anıldığı matem günleri olmaktan çıkmış, Onun yüce eserlerinin yeni kuşaklara tanıtıldığı bilgi günleri olmuştur. Cephelerin başarılı komutanı, barış günlerinin devlet, siyaset ve kültür adamı Atatürk, savaş alanlarının zaferlerini iktisadî zaferlerle taçlandırmış, tarih ve kültür çiçekleriyle de çelenkler örmüştü. 1928 yılından sonra hızla gelişen tarih, dil ve kültür atılımları, onun daha genç bir subayken hayallerini süsleyen güzelliklerin gerçekleşmesini sağlamıştır.

    Bir kültür adamı olan; okuduğu kadar da yazabilen Mustafa Kemal, bu alandaki görüş ve düşüncelerini olanca güzelliğiyle bizlere sunmayı başarmıştır. Okuduğu kitaplardan, ezberlediği şiirlerden yola çıkarak kendine has konuşmalar yapmış, Türk hitabet alanının güzel örneklerini ortaya koymuştur.

    O, 1936 yılında, “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.” derken, belki de hiçbir devlet adamının söyleyemediği bir gerçeği dile getiriyordu. Yıllardan beri süregelen her alandaki çalışmaların yanında bu vecizenin aydınlattığı yolda ilerleyerek 1936’lara gelen genç Cumhuriyet elbette sağlam temeller üzerine kurulacaktı.

    Önce Atatürk’ün dil anlayışına kısa bir göz atalım; bakalım o bu konuda neler istiyor, bizlerden neler bekliyor ve nelerin gerçekleştirildiğini görebilmiştir. O, dilimizden düşürmediğimiz, bugün dille ilgili kitaplarımızı süsleyen bir vecizenin de sahibidir.

    Türk bilim adamlarından Sadri Maksudî Arsal 1930 yılında Türk Dili İçin adlı eserini yayımlamıştı. Arsal, bu kitabında “dili değiştirme” ile “dili düzeltme” işlerinin ayrı ayrı şeyler olduğunu söylüyor, dilde sadeleşmenin öncüleri arasına giriyordu. Atatürk bu eseri son derece yararlı bulmuş ve beğendiğini bir küçük yazı ile Sadri Maksudî Beye iletmişti. İşte, Atatürk’ü, harf inkılâbından iki yıl sonra, dil inkılâbından iki yıl önce heyecanlandıran kitabın başına eklenen cümleler:

    “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin inkişafında [gelişmesinde] başlıca müessirdir [etkendir]. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

    Aynı yıllarda, sonradan adı Ulus olacak olan Hakimiyeti Milliye gazetesinde bir haber yer alır. Bu habere göre Başbakan İsmet Paşa’nın yönlendirmesiyle dönemin önde gelen fikir ve sanat adamları bir araya gelerek bir sözlük ortaya koymak isterler. Bu toplantıya, o zaman adı Dârülfünun olan İstanbul Üniversitesinden de pek değerli bilim adamları davet edilir. O yıllarda “Sözkitabı” olarak adlandırılan bu sözlük çalışmasının ilk toplantısına katılanlar arasında şu adları saymak gerekir:

    Namık İsmail, ressam, Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü,

    Celâl Esad [Arseven], aynı okulun öğretmeni,

    Tahir Bey, Hukuk Fakültesi Reisi,

    Süreyya Ali Bey, Tıp Fakültesi Reisi,

    Hüseyin Hamid Bey, Fen Fakültesi Reisi,

    Fuad Bey, Edebiyat Fakültesi Reisi,

    Neşet Ömer [İrdelp] Bey, Darülfunun Emini yani üniversite rektörü,

    Talim Terbiye Kurulu Kurulu üyeleri,

    Dil Heyeti üyeleri,

    Ziraat Bakanlığı müsteşarı,

    Çeşitli fakültelerden hocalar...

    Bu adların içinde, sonradan dil işleriyle uğraşanların sayısı oldukça azdır. Ancak, her biri birer aydın olarak, yeni açılan yolda kendilerine düşen görevi kavramışlar ve sözlük için görüşlerini dile getirmişlerdir.

    Atatürk’ün de uygun bulduğu bu çalışmanın iki önemli sonucu ortaya çıkmıştır:

    a. Dilimizin sınırlarını çizmek ve kelime hazinesini meydana çıkarmak,

    b. Dilimize ve yazımıza uymayan yabancı kelimelerin yerine, Türkçe karşılıklar bulmak.

    Böylece dil çalışmalarında tutulacak yol gösterilmiş oluyordu. Sınırları çizilmemiş bir dilimiz vardı. Onlarca yıl önce Şemseddin Sami, “Lisanımızı tahdid edelim” (Dilimizi sınırlandıralım.) derken herhâlde bunu kastediyordu.

    Gerçi, bu çalışmalarla hedeflenen “Söz kitabı” hazırlanıp yayımlanamadı ama 1929-1930 yıllarında derlenen sözlerin bir bölümü, alfabetik sıraya konularak 1932 yılında yayımlanmıştır. Hamit Zübeyr [Koşay] ve İshak Refet [Işıtman] Beylerin yayımladığı Ana Dilden Derlemeler adlı bu eser, gelecekte hazırlanacak pek çok eserin de öncüsü olmuştur. Böylece eski sözlüklerdeki binlerce kelimenin yanında, halk ağzından derlenen kelimeler yer alacaktı.

    Dil İnkılâbı konusunda Atatürk’ün yürüyeceği iki yol vardı; ancak bu yollarla inkılâp gerçekleşebilecekti.

    1. Kendisi var gücü ile bu iş üzerinde çalışıp soruyu temelinden öğrenmek ve ondan sonra o konudaki yaratma yeteneğini kullanmak,

    2. Dil bilginlerinin gösterecekleri yollar arasında bir seçim yapmak.

    O, bu yolun her ikisinde de çalışmıştır. Bu çalışmaların sonucu olarak 12 Haziran 1912 tarihinde, kendisinin “Hami” başkanlığı altında, Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. “Cemiyetin reisi” Samih Rifat, “umumî kâtibi” Ruşen Eşref [Ünaydın], üyeleri ise Celâl Sahir [Erozan] ile Yakub Kadri [Karaosmanoğlu]’dir.

    Yeni kurulan dernek 26 Eylül 1932 tarihinde, İstanbul’da, Dolmabahçe Sarayı’nda, Atatürk’ün huzurunda Birinci Türk Dili Kurultayı’nı toplamıştır.

    Atatürk, Türk dilinin bugünkü gelişmiş ve zenginleşmiş şeklini alabilmesi için çok uğraşmış, bir hayli çaba sarf etmiştir. Bilim ve sanat adamlarının görüşlerini alırken kendisi de çeşitli görüşler ileri sürmüştür. Onun yazdığı Geometri kitabının dilimize kazandırdığı kelimeleri, bugün hâlâ kullanmaktayız.

    Ancak, çevresindeki dil uzmanları ile sanatkârların bu konuda gösterdikleri faaliyetler arasındaki farklılıklar dil çalışmalarında sık sık yön değişikliklerine yol açmıştır. Belki bunlar da dilin sağlıklı bir kanala akmasına yardımcı olmuştur; ancak bazı aksamaları da beraberinde getirmiştir.

    Gazi Mustafa Kemal’in inkılâplarının en önemlilerinden biri olan harf inkılâbı, elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık savaşından sonra kazandığı yeni bir zafer olacaktı; çünkü Türkler, dillerini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaracak ve bugün, 70 yıl öncesinin Türkçesine göre çok durulaşmış bir Türk dili ile yazacak ve konuşacaklardı. Dilimiz yeni kelimelerle zenginleşirken artık aydınlarımızın bile ne anlama geldiğini bilemediği doğu kökenli kelimeleri büyük ölçüde terk etmeye başlamıştı. Ancak, bu sefer de batıdan gelen kelimeler dilimize giriyor, yayılıyordu. Eğer Atatürk sağ olsaydı, bugün yeni bir atılımı başlatır, batı kökenli kelimelerin önüne set çekecek tedbirleri alırdı.

    Atatürk’ün kültür anlayışına gelince... Bu konuda onun çeşitli toplantılarda ve Büyük Millet Meclisinin açılışlarında yaptığı konuşmalara göz atmak gerekecektir. Biz, onun Konya ile ilgili görüşlerini değerlendirmek istiyoruz.

    Atatürk Konya’ya 13 defa gelmiştir. Bunlardan bazıları onun transit geçişleridir. Fakat bazılarında Konya’da uzun süre kalmıştır.

    Onun Konya’ya ilk gelişi 3 Ağustos 1920’ye rastlar. Konya’da iki gün kalan Mustafa Kemal 5 Ağustos günü Konya’dan şehrimizden ayrılmıştır. Son gelişi ise, güneyden Ankara’ya dönerkendir ve Konya’da birkaç saat kalır.

    Atatürk, bu gelişlerinde Konya’nın kültür değerlerini de inceler; onların korunmasını ister. Bazı gezilerinde sanatkârlarla da görüşür, onların görüşlerini dikkatle takip eder.

    Onun Konya’daki en uzun kalışlarından biri dokuzuncu gelişindedir. 18 Şubat 1931’den 1 Mart’a kadar Konya’da kalır. Atatürk bu arada Konya’daki tarihî eserlerin sergilendiği yerleri de ziyaret eder. Onların harap hâlde olmasından dolayı duyduğu üzüntüyü 20 Şubat 1931 tarihli bir telgrafla dönemin Başbakanı İsmet Paşa’ya [İnönü] bildirir.

    Telgrafın Konya ile ilgili bölümleri şöyledir:

    “Son tetkik seyahatimde muhtelif yerlerdeki müzeleri, eski sanat ve medeniyet eserlerini de gözden geçirdim.”

    “1. İstanbul’dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya’da mevcut müzeleri gördüm. Bunlarda şimdiye kadar bulunabilen bazı eserler muhafaza edilmekte ve kısmen de ecnebi mütehassısların yardımı ile tasnif edilmektedir...”

    “2. Konya’da asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabî içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakikî şaheserleri kıymettar bazı mebani (binalar) vardır. Bunlardan bilhassa Karatay Medresesi, Alâeddin Camii, Sahip-Ata Medrese, Cami ve Türbesi, Sırçalı Mescid ve İnce Minare derhâl müstecalen (acele olarak) tamiri muhtaç bir hâldedir.”

    Atatürk, telgrafın devamında bu anıtların, uzmanların ilgisiyle en kısa zamanda onarılmasını istemektedir. Yukarıda sayılan eserlerin tamamı zamanla yapılan bakım ve onarım çalışmalarıyla kurtarılmış ve bugün oldukça sağlam yapılarıyla yerli ve yabancı gezginlerin ilgisini çekmektedir.

    Atatürk’ün, hepimizin bildiği, sanatkârı öven bir sözü vardır: “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.” Bu anlamlı söz, 17 Mart 1923 tarihinde Adana’da esnaflarla yapılan bir toplantı sırasında söylenmiştir. Pek çokları bu vecizedeki “sanat” kavramını, resim, müzik, heykeltraşlık gibi gibi güzel sanatları olarak anlamaktadır. Oysa bu sözlerin söylendiği topluluk bir esnaf topluluğudur. Aralarında zanaatkârların da bulunduğu bu topluluğa hitaben yapılan konuşmada kastedilen de zanaatkârlardır. Bu yanlışlığı bir defa daha düzeltmek isteriz.

    Ancak Atatürk’ün sanatkârlarla ilgili pek güzel sözleri de vardır. Yazarları, şairleri, bestekârları, ressamları, heykeltraşları, kısaca sanatın bütün dallarıyla uğraşanları nasıl takdir ettiğini, onları nasıl yüreklendirdiğini biliyoruz. Bu konuda, şu örnek olay onun olaylara bakışını ortaya koymaktadır.

    O, bir tiyatro oyununu seyrettikten sonra, sanatçılarla görüşmüş ve onları şöyle değerlendirmiştir:

    “Sizleri çok takdir ederim. İnkılâbımızda sizin de mühim hizmetleriniz vardır. Şimdiye kadar gördüğüm temsiller içinde sizin temsilleriniz gibi muntazam ve sanatkâranesini seyretmemiştim; sanatınızı meslek ittihaz ederek azmetmenizi, arkadaşlarınızla samimi olarak geçinmenizi bilhassa tavsiye ederim. Sizin en büyük hizmetiniz Anadolumuzu baştan başa dolaşıp halkımıza sanatın ne olduğunu anlatmanız olacaktır. Turnelerinize muntazaman devam ediniz.”

    Onun şairleri nasıl yüreklendirdiği, İstanbul’un ünlü meydanlarına Türk büyüklerinin anıtlarının diktirilmesini istemesi, konservatuar heyetlerini koruması, kısaca sanatın bütün dallarına koruyucu kanatlarını germesi, önde gelen özelliklerindendir. Herhâlde onun bu konudaki en önemli sözü şu olmalıdır:

    “Efendiler, hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz; fakat sanatkâr olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim.”

    Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzünü ağartan ne kadar kültür kurumu varsa hepsi Atatürk’ün sağlığında, onun ısrarlı çabaları sonucunda kurulmuştur. Müzesinden tiyatrosuna, operasından konservatuarına, hepsinde onun izleri vardır. Bugün bazı sanat ve kültür dallarında sesimizi duyurabiliyorsak, bu, onun attığı temellerin üzerine yükselen binalar olabilmektedir. Günümüzün gençleri onun eserlerini, ancak iyi öğretilebilirse kavrayacaktır.

    Dilimiz ve kültürümüz, zaten var olan cevherine Atatürk’ün kazandırdığı yeni bir ruh ve yeni bir ivme ile gelişmiş, bugün gurur duyacağımız bir seviyeye gelmiştir. Ancak batıdan alınan kelimelerle yabancı kültürlerin etkileri bizi yeniden bir şeyler yapmaya yönlendirmelidir. Bu konuda, Atatürk’ün direncini göstermek zorundayız.



    “Dünya dil âlimlerinin Türk âlimleriyle beraber çalışmaları, dil ilminin şimdiye kadar hâlledemediği birçok güçlüklerin hâllini kolaylaştıracaktır. Bundan, büyük hakikatler de meydana çıkacaktır”.

    A T A T Ü R K

    Kaynak..: http://www.adaminsitesi.com

  2. #2
    MeLiH adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-08-2005
    Mesajlar
    736
    Karizma Gücü
    0

    Harf Devrimi

    [ Atatürk'ün 9/10. 1928 Ağustos gecesi Sarayburnu'nda (Türk Yazı Devrimi) hakkındaki nutkudur. ]



    Sevgili kardeşlerim,

    Huzurunuzla ne kadar bahtiyar olduğumu izah edemem. Duyduklarımı tek kelimelerle ifade edeceğim:

    Memnunum, mütehassisim, mesudum. Bu vaziyetin bana ilham ettiği hissiyatı huzurunuzda ufak notlar halinde tesbit ettim. Bunları içinizden bir vatandaşa okutacağım..,

    Atatürk ellerindeki küçük notları orada bulunanlardan bir gence verdikten sonra tekrar alarak şu sözleri söylemişti:

    "Vatandaşlar, bu notlarım Türk harflerile yazılmıştır. Kardeşimiz bunu derhal okumağa teşebbüs etti ve okuyabilir de. Ancak henüz tamamen istinas etmemiş olduğu görülüyor. İsterim ki, bunu hepimiz beş, on gün içinde öğrenesiniz.

    Arkadaşlar, bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harflerile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz. Anladığımızın âsarına yakın zamanda bütün kâinat şahit olacaktır. Buna kat'iyetle eminim.

    Yeni Türk harflerile yazdığım bu notları bir arkadaşa okutacağım, dinleyiniz..,

    Atatürk notlarını Bolu Meb'usu Falih Rıfkı'ya vererek okutmuştu:

    İstanbul halkının bu geceki içtimaına beni iştirak ettirdiğiniz için çok teşekkür ederim..,

    Herzaman, heryerde olduğu gibi, bu gece burada da halk ile karşı karşıya geldiğim anda, büyük, azametli bir kuvvetin tesiri altında kaldığımı duydum..,

    Bu kuvvet nedir?.

    Türk halkının, Türk içtimai heyetini teşkil eden yüksek insanların, kalp membalarından hislerin, arzuların, heyecanların, kastlerin, bir hedefte, bir gayede birleşmesidir.

    Bu kuvvetin bu kadar maşeri olabilmesi, onun çok temiz, çok asil olması ile mümkündür. Bu benim ve bütün dünyanın gördüğü kuvvet, muhakkak, en yüksek vasıflarla mütemayizdir.

    Bir millet, bu mahiyette bir kuvvet ve bir hayatiyet gösterdiği zaman, o milletin beşer tarihinde yepyeni bir safha açmakta olduğuna şüphe etmemelidir.

    Bu gece burada güzel bir tesadüf eseri olarak şarkın en mümtaz iki musiki heyetini dinledim. Bilhassa sahneyi birinci olarak tezyin eden Müniretül Mehdiye Hanım san'atkârlığında muvaffak oldu.

    Fakat benim Türk hissiyatı üzerindeki müşahedem şudur ki, artık bu musiki, bu basit musiki, Türk'ün çok münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi gelemez. Şimdi karşıda medeni dünyanın musikisi de işitildi.

    Bu ane kadar şark musikisi denilen terennümler karşısında cansız gibi görünen halk, derhal harekete ve faaliyete geçti. Hepsi oynuyorlar. Bu pek tabiidir. Hakikaten Türk, fıtraten şen, şatırdır. Eğer onun bu güzel huyu bir zaman için farkolunmamışsa, kendinin kusuru değildir. Kusurlu hareketlerin acı, felaketli neticeleri vardır. Bunun farikı olmamak, kabahattir.

    İşte Türk milleti bunun için gamlandı. Fakat artık millet hatalarını kanı ile tashih etmiştir; artık müsterihtir; artık Türk şendir; fıtratinde olduğu gibi.

    Artık Türk şendir, çünkü ona ilişmenin hatarnak olduğu tekrar ispat istemez, kanaatindedir.

    Bu kanaat aynı zamanda temennidir.

    Nutuk bitince halk arasından bir zat Reisicümhura heyecanlı bir sesle hitap etti. Atatürk tekrar ayağa kalkarak şu hitapta bulundu:

    Vatandaşlar, arkadaşlar,

    Çok söz, uzun söz bir şey için söylenir: Hakikati anlamayanları hakikate getirmek için... Ben bu devirleri geçirdim.

    Şimdi sözden ziyade iş zamanıdır. Artık benim için hepiniz için çok söz söylemeye ihtiyaç kalmadı kanaatindeyim. Bundan sonra bizim için faaliyet, hareket ve lâzımdır.

    Çok işler yapılmıştır, amma bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil, lâkin çok lüzumlu, bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki bir milletin, bir heyeti içtimaiyenin yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu, ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lâzımdır.

    Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir; Türk'ün seciyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları tashih edeceğiz. Bu hataların tashih olunmasında bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk heyeti içtimaiyesi yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün âlemi medeniyetin yanında olduğunu gösterecektir.
    öğrenim görevlisi



    Fettullah Gülen dosyası isimli konuya erişmek için tıklayınız

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    11-02-2007
    Mesajlar
    634
    Karizma Gücü
    0
    Emeğine sağlık Melih...

    Atatürk daha sonra bir çok şehre gezilerek yaparak Başöğretmen sıfatıyla halka alfabeyi tanıtmakta rehberlik etmiştir

  4. #4
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Arap Alfabesini kutsallaştırmaya hiç gerek yok. Zaten kutsal bir yanı da yok. Sonuçta Arap Alfabesi gökten inmedi. Kök bakımından da Latin Alfabesiyle akrabadır. Ne olduğu bellidir, gayrimeşru alfabe muamelesi yapmak sizin cehaletinizi gösterir.

    Bir gecede çıkan bir fikir değilidir. Temelleri sağlam atılmıştır. Bir gecede halkın cahil kalma gibi bir durumu yoktur. Zaten halkın çok küçük bir kısmı okuma-yazma bilmektedir. Alfabe değişikliğinden sonra başlatılan seferberlikle okuma-yazma oranı büyük ölçüde artmıştır. Hadi sizin bir gecede cahil kalma tezinizi kabul edelim, halk bir gecede cahil kaldı ama 1 senede okuma-yazma yaygınlaştı. Gelecek 100 senede cahil kalacağına 1 gece cahil kalıp, sonra okuma-yazma öğrensin, bu daha makbuldür.

    Bugün tüm itirazlara rağmen çok başarılı bir devrim olduğu aşikardır. Türkçe'ye uygun bir alfabedir. Bugün buna karşı olanlar da bu alfabeyi kullanmaktadırlar, ve değiştirmeleri imkan dahilinde değilidir.

    Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundasınız. Anladığımızın belirtilerine yakın gelecekte bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum.


    Konuyla ilgili hoş bir yazı paylaşayim sizlerle:



    Hrf anklaby nh yapty?

    A. M. C. Şnkvr


    ansanavgly hbrlşmdh şbhsyz avvla vcvdv aylh yaptgy mhtlf aşartlry astmal atmş, bvnv mtaakban çkrdgy sslrh br antzam vrhrk aşrtlrh mayyn ss kymtlry atfatmk surty aylh kvnvşmayı aycad aytmyşdr. çk avzvn br mddt tmaman şfahy avlan mdnyt bşr, balhassh zraatyn zhurndn svkrh artn br svrtdh sabt br zbt systmnn ahtyacny hsaytmgh başlamşdr. zbt aydlck şylr abtda zraat mhsvlaty, tcary kydlr v baz dyny akydhlrdn abartdy. balhash dyn admlry krvn avlydh ayny zmandh hytşnas avldklrndn syyarh vancamn mhrklrny hsb aylmak ayçvn fvkalaadh dkyk mşahdh kydlrna ahtyac gvstryvrlrdy. svmrdn, msrdn babldn bzlrh antkal aydn mfssl hyt dftrlry bv msaaynn mhsvlvdr. valhasl, mzkvr ahtyaclr nhaayt sabt br takym aşrtlrn kyl tblhtlry yahvd papirvs avzrynh gçrlrk zbt aydlmlrnh sbb avldv. aşth yazv bv svrtlh aycad aydlmş bvlnyvrdv. yazvnn aylk tmsylclry bvtn bazy fkryyatn kvl avlrk rsmndn abart aydy. msla çinch dag manasnh gln "şan" klmsy bvgvn $(1) şklndh yazvlr. amma bvnn aylk şkly şvylh br DDDslsl cbly rsmdn br aydhvgrm aydy.

    yazv tkaml atdykçh, afkary tmsyl aydn aydhavgramlrdn afkary dlh gtyrn klmatn mrkkb avldvgv sslry afadh aydn smbvllrn yaplmsy dvşvnvldv. bv smbvllr balhash sslylry bvl kvllnn cnub lsanlrndh, klmalrh asas şhsyyt vrn sssz hrvfatdn mrkkb aydy. fylıhkykh bv abrany v arb hrvfatndh bvylh avldvgv gby, msla avrhvn ktablryndky trk alfabsndh dh ksman bvyldr. abtday lsanlrdh alfabnn ssly hrvfaty mhtvy avlmmsy hrkngy br zvrlvk çykrmz, zyra klma hznsy mhdvd avldvgv gby, yazvly mtnlr dh mahdvd v bsytdr. anck klma v mfhum hznsy ankşaf aydrk byvdkch, sadhch ssszlrdn hrktlh hr klmay tvgry avlrk tlâffzamkany klmaz, avkunşlrdh krgşh pyda avlvr v alfabh hty vzyfsny yrnh gtyrmz. msla arb alfabsy bv dvrvmh çarh avlark hrklmyy gtyrmşdyr. fkt arb alfabsylh yzvlmş aksry mtnlrn hrkelnmdn tbh aydldgy malvmr. hty, gvya sadhce almaya mahsvs avlmk avzrh, bv alfabhaylh hyç nktalanmdn dhy yazvlmş mtnlr vardr. yany mzkvr yazlrdh msla "b"y "n"dn, yahud bvnlry "t"dn yahud "p"dn, "a"y "g"dn, yahud "s"y "ş"dn tfryk nammkvndr. bv sbblh pak çk şrkyatcy asky mtnlrdh krşvlştıklry br klmyy, agr bv klma halhazrdh kullnylmvyvr aysh avkvyammktadr.

    aylk dfa yvnan alfabsi (griddky lynhr b dnyln yazv) hm sssz v hm dh ssly hrufath ayrv ayrv smbvllr tahsys aytmk svrty aylh fnykellrdn tvars aytdygy alfabay tkaml aytdyrrk rasyvnl, kvlay avkvnr br alfabe tşkylnh mvfk avlmvştr. malvm avldvgv avzrh, latyn alfabsi yvnan alfabsndn nşt aytmşdr. gne hrksn bildigi gby, aylk dfa yvnan ahalysy ayçrsindh avkvr-yazr avlmk br amtyaz avlmktn çkmş, hr frdn amkany dahlnh gyrmşdr. yvkse atyna tyrany pyzystratvs myladn avvl 550 snsndh bv şhrdh br ktab pzary t?kylnh mvfk avlablr my aydy?

    9 avğsts 1928'dh atatvrkn sraybvrny ntky aylh hlkh aalan aytdygy hrf anklabnn ygane mksdy, alfabmzy v yazmh kablytmzy br tkaml bsmgvndn alvb br astnh çkarmkdy. bv svrtlh avkvmh çk kvlaylaşacagı gby, hlh yazmk askysnh nzran çvck avyncagy avlvyvrdy. askydn anck lysh ayary br mktby btran kşy htasz yazblrkn şymdy bv artk aylkmktbyn aylk snflrndh mmkvn avlvyrdy. hrf anklaby bzh bv svrtlh yaygyn blgv alm v blgy yayme hrrytny bhşaytdy. blgy çagnn ayçynh gyrrkn bvnn faydasny anlmmk mvmkn mv?


    BU YAZIYI OKUYAMADINIZ DEĞİL Mİ

    Harf devrimi'nin neyi başardığını, bizi hangi dertten kurtardığını ortaya koymanın en iyi yolunun, Arap harfleri ve Osmanlı alfabesiyle imlânın nasıl olduğunu Arap harflerini bilmeyen okuyucuya birinci elden göstermek olduğunu düşündüm. Bunu yapabilmek için, bu haftaki "Zümrütten Akisler" yazımı şimdi kullanmakta olduğumuz imlâ kurallarıyla değil de, Osmanlıca'nın imlâ kurallarıyla yazdım, yalnız Arap kökenli Osmanlı harfleri yerine Lâtin kökenli Türk harflerini kullandım. Yazının günümüz imlâsıyla yazılmış şekli, bazı eski kelimelerin parantez içindeki açıklamalarıyla beraber aşağıdadır.

    HARF İNKILÂBI NE YAPTI?

    A. M. C. Şengör

    İnsanoğlu haberleşmede şüphesiz evvelâ vücudu ile yaptığı muhtelif işaretleri istimal etmiş (kullanmış), bunu müteakiben çıkardığı seslere bir intizam vererek işaretlere muayyen (belirli) ses kıymetleri atfetmek (vermek) sureti ile konuşmayı icad etmiştir. Çok uzun bir müddet tamamen şifahî (sözlü) olan medeniyyet-i beşer (insan uygarlığı), bilhassa ziraatın zuhurundan (ortaya çıkmasından) sonra artan bir surette sâbit (değişmez) bir zabıt (=kayıt) sisteminin ihtiyacını hissetmeğe başlamıştır. Zabt edilecek şeyler iptidâ (önce) ziraat mahsûlatı (ürünleri), ticaret kayıtları ve bazı dinî akîdelerden (inanç, dogma) ibaret idi. Bilhassa din adamları kurun-u ûlada (ilkçağda) aynı zamanda hey'etşinas (astronom) olduklarından seyyare (gezegen) ve encâmın (yıldızların) mahreklerini (yörüngelerini) hesabeylemek için fevkâlade dakik (hassas) müşahade (gözlem) kayıtlarına ihtiyaç gösteriyorlardı. Sümer'den, Mısır'dan Babil'den bizlere intikal eden mufassal (etraflı) hey'et (astronomi) defterleri bu mesainin (çalışmanın) mahsûlüdür (ürünüdür). Velhasıl, mezkûr (zikredilen) ihtiyaçlar nihayet sâbit bir takım işaretlerin kil tabletleri veya papirüs üzerine geçirilerek zabt edilmelerine sebeb oldu. İşte yazı bu suretle icad edilmiş bulunuyordu. Yazının ilk temsilcileri bütün bazı fikirlerin kül (bütün) olarak resminden ibaretti. Meselâ Çince dağ anlamına gelen "şan" kelimesi bugün i şeklinde yazılır. Ama bunun ilk şekli şöyle bir ??? silsile-i cebeli (dağ silsilesini) resmeden bir ideogram idi.

    Yazı tekâmül ettikçe (geliştikçe), efkârı (fikirleri) temsil eden ideogramlardan efkârı dile getiren kelimelerin mürekkeb olduğu (oluştuğu) sesleri ifâde eden sembollerin yapılması düşünüldü. Bu semboller bilhassa seslileri bol kullanan cenub (güney) lisanlarında, kelimelere esas şahsiyet veren sessiz hurufatdan (harflerden) mürekkep idi. Filhakika (gerçekten) bu İbranî ve Arap hurufatında böyle olduğu gibi, meselâ Orhun kitâbelerindeki Türk alfabesinde de kısmen böyledir. İptidaî (ilkel) lisanlarda alfabenin sesli hurufatı muhtevi olmaması (içermemesi) herhangi bir zorluk çıkarmaz, zira kelime haznesi mahdut (sınırlı) olduğu gibi, yazılı metinler de mahdut ve basittir. Ancak kelime ve mefhum haznesi inkişaf ederek (gelişerek) büyüdükçe, sadece sessizlerden hareketle her kelimeyi doğru olarak telâffuz imkânı kalmaz, okunuşlarda kargaşa peyda olur (görünür) ve alfabe hattâ vazifesini yerine getiremez. Meselâ Arap alfabesi bu duruma çâre olarak harekelemeyi (1) getirmiştir. Fakat Arap alfabesiyle yazılmış ekseri metinlerin harekelenmeden tab edildiği (basıldığı) mâlumdur (bilinmektedir). Hattâ, gûya sadece ulemaya (bilginlere) mahsus olmak üzere, bu alfabe ile hiç noktalanmadan dahî yazılmış metinler vardır. Yani mezkûr yazılarda meselâ b'yi n'den, veya bunları t'den yahud p'den, a'yı ğ'den, yahud s'yi ş'den tefrik (ayırmak) nâmümkündür (mümkün değildir). Bu sebeble pek çok şarkiyatçı (oriyantalist=doğubilimci) eski metinlerde karşılaştıkları bir kelimeyi, eğer bu kelime halihazırda (şimdi) kullanılmıyorsa okuyamamaktadır.

    İlk defa Yunan alfabesi (Girit'teki lineer b denilen yazı) hem sessiz ve hem de sesli hurufata ayrı ayrı semboller tahsis etmek sureti ile Fenikelilerden tevârüs ettiği (miras aldığı) alfabeyi tekâmül ettirerek rasyonal, kolay okunur bir alfabe teşkiline (oluşturulmasına) muvaffak olmuştur. Mâlum olduğu üzre, Latin alfabesi Yunan alfabesinden neş'et etmiştir (çıkmıştır). Gene herkesin bildiği gibi, ilk defa Yunan ahalisi içerisinde okur-yazar olmak bir imtiyaz (ayrıcalık) olmaktan çıkmış, her ferdin imkânı dahiline girmiştir. Yoksa Atina tiranı Pisistratos milâttan evvel 550 senesinde bu şehirde bir kitap pazarı teşkiline (kurulmasına) muvaffak olabilir mi idi?

    9 ağustos 1928'de Atatürk'ün Sarayburnu nutku ile halka ilân ettiği harf inkılâbının yegâne maksadı, alfabemizi ve yazma kabiliyetimizi bir tekâmül basamağından alıp bir üstüne çıkarmaktı. Bu suretle okuma çok kolaylaşacağı gibi, hele yazmak eskisine nazaran çocuk oyuncağı oluyordu. Eskiden ancak lise ayarı bir mektebi bitiren kişi hatasız yazabilirken şimdi bu artık ilkmektebin ilk sınıflarında mümkün oluyordu. Harf inkılâbı bize bu suretle yaygın bilgi alma ve bilgi yayma hürriyetini bahşetti. Bilgi çağının içine girerken bunun faydasını anlamamak mümkün mü?

    Bu yöntemle Osmanlıca'nın tüm güçlüklerini yansıtmak doğal olarak mümkün değildir. Bazı Osmanlı harfleri kelimenin başında, ortasında veya sonunda bulunduğuna göre değişik şekiller alır ve komşu harflere değişik şekillerde bağlanır. Noktalama, yazanın amacına ve yazının bulunacağı yayın ortamına göre değişik olabilir. Kullandığım transkripsiyonda (=çeviriyazıda), T.C. Millî Eğitim Bakanlığı'nın 1946'da yayımladığı ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarafından hazırlanmış olan Türk İlmî Transkripsiyon Kılavuzu'nu basitleştirerek temel aldım (Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 36 ss.). Meselâ hem te, hem de tı harflerini t ile gösterdim. Benzer şekilde hem Arabî kefi hem de kafı k ile, zeli, zeyi ve zıyı z ile yazdım. He harfini hangi sesi temsil ediyor olursa olsun h ile belirttim.Lâmelifi l ve a ile yazdım. Seslilerde elifi heryerde a ile gösterdim ve dolayısıyla med, üstün veya esresiz yazılmış farzettim. Şeddeli harflerin hepsini gazete (ve ekseri okul kitabı, roman vs.) geleneğine uyarak tek harf olarak gösterdim. Ancak transkripsiyon işinin ne denli karmaşık olduğunu görmek isteyenlerin yukarıda bahsettiğim kitapçığa veya Nijat Özön'ün Büyük Dil Kılavuzu'nun "Çevriyazı" bölümüne (2) bakmalarını öneririm.

    Kullandığım dili kasten ve pek yapmacık bir şekilde eskittim. Bunun amacı yazının içinde günümüz okuyucusuna hemen tanıdık gelmeyecek pek çok kelimenin bulunmasını sağlamaktı. Bu kelimelerin okunmasında ortaya çıkacak güçlük okuyucuya Osmanlı harfleriyle imlânın sarp yokuşlarının ilk lezzetini tattıracaktır. Osmanlıca kelimelere nisbeten alışık yetmişin üzerindeki neslin de hemen okuyamayacağı ideogram, Pisistratos gibi birkaç kelimeyi de yazının içine bilhassa serpiştirdim. Hele özel isim olan Pisistratos'u eğer okuyucu daha önce duymadıysa asla doğru olarak okuyamaz (3)

    Bu yazıyı eğitim ve görgü düzeyi değişik¯ancak Osmanlıca bilmeyen¯kırkbeş yaşın altında olan dostlar üzerinde denedim. Kendilerine metnin "Türkçe" olduğundan başka bir ipucu vermedim. Pek çoğu "bu ne biçim imlâ böyle?" diye isyan ettiler. Yalnız İngilizce bilenler, imlâyı değil de imlâ sistemini yadırgamadılar. "Eh, İngilizce de böyle, üniversiteye giden çocuk bile bilmediği bir kelimeyle karşılaştı mı onu adam gibi telâffuz edemez" dediler. Ben de onlara George Bernard Shaw'un 1913 yılında Pygmalion piyesinin önsözüne yazdığı yakınmalarını hatırlattım: "İngilizlerin lisanlarına hiç saygıları yoktur ve onun nasıl konuşulacağını çocuklarına öğretmezler. Dillerini yazamazlar, zira içinde sadece sessizlerin - onların da hepsi değil - belirli bir ses değeri olan eski ve yabancı bir alfabeden başka kullanabilecekleri bir araçları yoktur. Bu yüzden hiç kimse dilin nasıl seslendirilmesi gerektiğini sırf okumak yoluyla kendisine öğretemez. Dolayısıyla, herhangi bir İngiliz bir diğerinin nefretini üzerine çekmeden ağzını açamaz."(4)

    Benim yazıdaki yanlışlarıma ve Osmanlıca cehaletime gülerek, "adam gibi bilsen bunlar olmazdı" diyecekler çıkacaktır. Ancak "adam gibi bilebilmek" için ne kadar zaman ve emek yatırımı yapmalıyım? Bir işin kolayı varken, sırf gösteriş için zoruna kaçmanın ne gibi bir mantığı olabilir? Bugün ilköğretimin birinci sınıfını bitiren çocuklarımız ellerine verilen metinleri bülbül gibi okuyabilirken, bir üniversite hocasının, hattâ Arabist bir filoloğun daha önce duymadığı bir kelimeyi okuyamadığı bir yazı sisteminin neresi savunulabilir? Muhakkak hem Arapça'da hem İngilizce'de insanlığın göğsünü kabartan uygarlık anıtları dikilmiştir. Ama bunlar ne bizlerin Arap kökenli Osmanlı alfabesinden ne de Bernard Shaw'ın Lâtin kökenli İngiliz alfabesinden şikâyetçi olmasına engeldir. Yazı bir şifre değil, bil'akis açık haberleşme aracıdır - veya öyle olmalıdır. Yazı, aynen kodladığı dil gibi, herkesin ortak malı ise görevini yerine getirebilir. Bu nedenle mümkün olabildiği kadar basit olmalıdır. Daha da önemlisi, bir yazı sistemi temsil ettiği dili olabildiğince yanlışsız kodlayabilmelidir. Kodlama sistemi eksik olduğu için dili dile getiremeyen bir yazı sistemi tamire ve geliştirilmeğe muhtaç bir yazı sistemidir. 8 Ağustos 1928 Harf Devrimi ile elde ettiğimiz, Lâtin harflerine ve Yunan sesliler sistemine dayalı yeni Türk alfabesi daha ilkel olan ve a dışında sesli harf içermeyen Kenân sistemindeki (5) Arap harflerini kullanan Osmanlı alfabesinden hem daha basittir hem de sesleri dile getirmede çok daha az yanlışa neden olur, dolayısıyla daha gelişmiş bir sistemi temsil eder.

    Katkı Belirtme:

    "Osmanlıca" metnimi kontrol etmek lûtfunda bulunan muhterem Hocam ve azîz dostum Prof. Dr. Sırrı Erinç'e teşekkür eder, kalan tüm yanlışlardan ise yalnızca kendimin sorumlu olduğunun altını çizmek isterim. Oğlum Asım "Osmanlıca" metnin sağdan sola dizilmesini teklif etti. En doğrusu da o olurdu, ancak bunun okumada herhangi bir ek güçlük yaratmayacağını düşündüğüm ve bilgisayarım bazı noktalama işaretlerini sağdan sola koyamadığı için yazıyı soldan sağa dizilmiş olarak bıraktım.

    (1) Hareke: Arap alfabesinde okunuşa yardımcı olan sesleme işaretleri.

    (2) Özön, N., 1995, Büyük Dil Kılavuzu, gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 4. basım: Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, ss. 71-73.

    (3)Ben Pisistratos'un Osmanlıca imlâsını Ahmed Refik'in (Altınay) Büyük Tarih-i Umumî adlı kitabının ikinci cildinden aldım (1328[1912], Kitabhane-i İslâm ve Askeri-İbrahim Hilmi, İstanbul, S. 64 ve sonrası).

    (4) Shaw, G. B. 1913[1977], Pygmalion-Definitive Text: Penguin Books, New York, s. 5. Dolayısıyla, meselâ Ahmed Refik'in 1920 yılında Dersaadet gazetesinde yayımlanan bir röportajında söylediği "Yeryüzünde Türklerden başka imlâya gelmeyen millet kalmamıştır" (Dersaadet Gazetesi, Sayı 62, 15. 9. 1336; bkz. Gökman, M., 1978, Tarihi Sevdiren Adam Ahmed Refik Altınay: İş bankası Kültür Yayınları, İstanbul, s. 81) sözü doğru değildir. Bu o tarihlerde pek yaygın bir izlenimdi. Hele o zamanlarda tam tersi doğruydu halbuki. Bu durum da Atatürk'ün büyük dehâsını bir başka açıdan tekrar vurgulayan bir keyfiyettir. Harf devrimi, "herkeste öyle olduğu için" değil, aklın gereği olduğu için yapıldı.

    (5)Bu sistemin de Mısır'daki hiyeroglif yazısından türediği muhakkaktır. Mezopotamya'nın çivi sileberlerinde seslilerin yazıyla dile getirilmesi daha kolaydı. Asurluların getirdiği daha sonraki Sâmi dili egemenliği ile çivi sileberlerinde de seslilerin temsili azaldı. İran ve Hindistan'ın kuzeyinde geliştirilen Hint-Avrupa kökenli yazı işaretlerinde de seslilerin temsili Mısır'a ve Kenân yazı sistemlerine göre daha kolaydı. Bu bilgiler için bir alt notta verilen Faulmann'ın kitabına bkz.

    Tüm bu alfabeler ve alfabe sistemleri için bkz. Faulmann, C., 1880[1985], Das Buch der Schrift enthaltend die Schriftzeichen und Alphabete aller Zeiten und aller Völker des Erdkreises...; zweite vermehrte und verbesserte Auflage: k.-k. Hof- und Staatsdruckerei, Wien, XII+286 ss. Ayrıca bkz. Tendar, N. ve Karaorman, N. 1970,Osmanlıca Okuma Anahtarı: Bilgin Ofset, İstanbul, [III]+56 ss.; Belviranlı, A.K., 1976, Osmanlıca Rehberi: Nedve Yayınları No. 11, Dil Yayınları serisi, No. 2, Konya, 144 ss.

    Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, Bilim Ve Teknik Dergisi, 14.08.1999

  5. #5
    Mertcan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-02-2005
    Mesajlar
    14,338
    Karizma Gücü
    10
    hocam gerçekden çok değerli bir paylaşım olmuş...Ellerine ve emeğine sağlık...

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    05-06-2007
    Mesajlar
    90
    Karizma Gücü
    0
    bugün ecdadımızın dünyaya ışık tutan eserlerini okuyabiliyormusunuz?
    islam tarihide, türk tarihide dünyayı aydınlatan eserlerle dolu.
    avrupalılar bile osmanlıca öğrenip o muhteşem eserleri kendi dillerine çeviriyorlar ve üniversitelerinde kaynak kitaplar olarak kullanıyorlar,hatta ders kitabı olarak kullanılanlar dahi var,birunni,ömer hayyam,ibni sina,bunların eserlerinden ve buluşlarından ne kadar haberdarız?
    elektriği bile ilk keşfeden bir türk bilgini olduğunu dahi bilenimiz çok azdır,en önemliside,bugün 15 sene dahi okusa çocuklarımız dininin kitabı olan Kuran ı okuyamıyorlar,ayrıca masraf yapıp kurslara gönderiyoruz,sizin söylediğiniz gibi osmanlıda okuma yazma oranı düşük değildi,avrupa ülkelerinden bile yüksek durumdaydı,cuhuriyetin ilk yıllarında ne kadar kıymetli eserlerin sırf osmanıya olan kin yüzünden imha edildiğini biliyormusunuz?
    hiç savunmaya uğraşmayın,bu alfabe bizi çok gerilere götürdü,hadi diyelimki bir senede okuma yazma oranı öncekinden daha fazla oldu,olmadı ama oldu varsayalım,neyi okudular?varmıydı ufuklarını aydınlatabilecek eserler?
    şimdi bile ilmi olarak osmanlıyı yakalamış değiliz,neyi savunuyorsunuz siz,sadece harf devriminin bu ülkeye verdiği zararları yazmaya kalksak ciltler dolusu kitap olur,varın diğer devrimleri siz düşünün,içki masasından çıkan devrimler devrilmeye mahkumdur zengin dilimiz diyorsunuz,bizim dilimiz kürtçe kadar bile zengin değil,eğer zengin diye ısrar ediyorsanız zenginliğine bir örnek verirmisiniz?

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı uzman81 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    bugün ecdadımızın dünyaya ışık tutan eserlerini okuyabiliyormusunuz?
    islam tarihide, türk tarihide dünyayı aydınlatan eserlerle dolu.
    avrupalılar bile osmanlıca öğrenip o muhteşem eserleri kendi dillerine çeviriyorlar ve üniversitelerinde kaynak kitaplar olarak kullanıyorlar,hatta ders kitabı olarak kullanılanlar dahi var,birunni,ömer hayyam,ibni sina,bunların eserlerinden ve buluşlarından ne kadar haberdarız?
    elektriği bile ilk keşfeden bir türk bilgini olduğunu dahi bilenimiz çok azdır,en önemliside,bugün 15 sene dahi okusa çocuklarımız dininin kitabı olan Kuran ı okuyamıyorlar,ayrıca masraf yapıp kurslara gönderiyoruz,sizin söylediğiniz gibi osmanlıda okuma yazma oranı düşük değildi,avrupa ülkelerinden bile yüksek durumdaydı,cuhuriyetin ilk yıllarında ne kadar kıymetli eserlerin sırf osmanıya olan kin yüzünden imha edildiğini biliyormusunuz?
    hiç savunmaya uğraşmayın,bu alfabe bizi çok gerilere götürdü,hadi diyelimki bir senede okuma yazma oranı öncekinden daha fazla oldu,olmadı ama oldu varsayalım,neyi okudular?varmıydı ufuklarını aydınlatabilecek eserler?
    şimdi bile ilmi olarak osmanlıyı yakalamış değiliz,neyi savunuyorsunuz siz,sadece harf devriminin bu ülkeye verdiği zararları yazmaya kalksak ciltler dolusu kitap olur,varın diğer devrimleri siz düşünün,içki masasından çıkan devrimler devrilmeye mahkumdur zengin dilimiz diyorsunuz,bizim dilimiz kürtçe kadar bile zengin değil,eğer zengin diye ısrar ediyorsanız zenginliğine bir örnek verirmisiniz?
    Bende kerameti kendinden menkul bu zevat nereye bağlayacak diye düşünüyordum yazıyı okduukça.

    Ezikliğin mertebe mertebe ayrılmayacağı muhakkak ama ayrılısa bu son noktadır

    İnsan yavrusu zatımız dil ve abaca hakkında tespitler bulunurken Türkçe kurallarını hiçe sayarak Türk'ün ismini küçük harfle yazması ise kendisine yeni dereceler eklemekte.

    Türkçe konuşmasını öğrenip yazmasını kendisine önermekte, esen kalmasını beklememekteyim



  8. #8
    *daphne* adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2006
    Mesajlar
    1,491
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı uzman81 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    bugün ecdadımızın dünyaya ışık tutan eserlerini okuyabiliyormusunuz?
    islam tarihide, türk tarihide dünyayı aydınlatan eserlerle dolu.
    avrupalılar bile osmanlıca öğrenip o muhteşem eserleri kendi dillerine çeviriyorlar ve üniversitelerinde kaynak kitaplar olarak kullanıyorlar,hatta ders kitabı olarak kullanılanlar dahi var,birunni,ömer hayyam,ibni sina,bunların eserlerinden ve buluşlarından ne kadar haberdarız?
    elektriği bile ilk keşfeden bir türk bilgini olduğunu dahi bilenimiz çok azdır,en önemliside,bugün 15 sene dahi okusa çocuklarımız dininin kitabı olan Kuran ı okuyamıyorlar,ayrıca masraf yapıp kurslara gönderiyoruz,sizin söylediğiniz gibi osmanlıda okuma yazma oranı düşük değildi,avrupa ülkelerinden bile yüksek durumdaydı,cuhuriyetin ilk yıllarında ne kadar kıymetli eserlerin sırf osmanıya olan kin yüzünden imha edildiğini biliyormusunuz?
    hiç savunmaya uğraşmayın,bu alfabe bizi çok gerilere götürdü,hadi diyelimki bir senede okuma yazma oranı öncekinden daha fazla oldu,olmadı ama oldu varsayalım,neyi okudular?varmıydı ufuklarını aydınlatabilecek eserler?
    şimdi bile ilmi olarak osmanlıyı yakalamış değiliz,neyi savunuyorsunuz siz,sadece harf devriminin bu ülkeye verdiği zararları yazmaya kalksak ciltler dolusu kitap olur,varın diğer devrimleri siz düşünün,içki masasından çıkan devrimler devrilmeye mahkumdur zengin dilimiz diyorsunuz,bizim dilimiz kürtçe kadar bile zengin değil,eğer zengin diye ısrar ediyorsanız zenginliğine bir örnek verirmisiniz?
    Sizin bahsettiğiniz Avrupa ülkelerinden bile ileri olan Osmanlı; sadece saraylarda yaşayan ve medreslerde özel hocalardan ders alan azınlık.

    Madem bu kadar inançlısınız kimin daha müslüman olduğuna sizin haşa bir kanaatınız olamaz bilmem farkındamısınız...

  9. #9
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı uzman81 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    bugün ecdadımızın dünyaya ışık tutan eserlerini okuyabiliyormusunuz?
    islam tarihide, türk tarihide dünyayı aydınlatan eserlerle dolu.
    avrupalılar bile osmanlıca öğrenip o muhteşem eserleri kendi dillerine çeviriyorlar ve üniversitelerinde kaynak kitaplar olarak kullanıyorlar,hatta ders kitabı olarak kullanılanlar dahi var,birunni,ömer hayyam,ibni sina,bunların eserlerinden ve buluşlarından ne kadar haberdarız?
    elektriği bile ilk keşfeden bir türk bilgini olduğunu dahi bilenimiz çok azdır,en önemliside,bugün 15 sene dahi okusa çocuklarımız dininin kitabı olan Kuran ı okuyamıyorlar,ayrıca masraf yapıp kurslara gönderiyoruz,sizin söylediğiniz gibi osmanlıda okuma yazma oranı düşük değildi,avrupa ülkelerinden bile yüksek durumdaydı,cuhuriyetin ilk yıllarında ne kadar kıymetli eserlerin sırf osmanıya olan kin yüzünden imha edildiğini biliyormusunuz?
    hiç savunmaya uğraşmayın,bu alfabe bizi çok gerilere götürdü,hadi diyelimki bir senede okuma yazma oranı öncekinden daha fazla oldu,olmadı ama oldu varsayalım,neyi okudular?varmıydı ufuklarını aydınlatabilecek eserler?
    şimdi bile ilmi olarak osmanlıyı yakalamış değiliz,neyi savunuyorsunuz siz,sadece harf devriminin bu ülkeye verdiği zararları yazmaya kalksak ciltler dolusu kitap olur,varın diğer devrimleri siz düşünün,içki masasından çıkan devrimler devrilmeye mahkumdur zengin dilimiz diyorsunuz,bizim dilimiz kürtçe kadar bile zengin değil,eğer zengin diye ısrar ediyorsanız zenginliğine bir örnek verirmisiniz?
    Latin Harflerine geçişin zararlarını yazmaya kalkışsam ciltler olur diyorsun ama 2 satırı zor yazabiliyorsun. Hem de sürekli aynı şeyleri geveleyerek. Çünkü sen de bilmiyorsun aslında zararını. Sana birileri tarafından fısıldanan şeyleri burda seslendiriyorsun sadece. Senin yerine bir teyp de bu muhalafet işini yapabilir.

    Bugün geçmişteki tüm eserlerimizi okuyabiliriz az çok. Bugün Göktürk yazıtlarını bile okuyabiliyoruz. Mesela bugün neyi okuyamıyoruz onu bir açıklarsanız seviniriz. Konumuzla hiçbir ilgisi yok ama Avrupalıların kaynak kitap olarak kullandığı kitapları da araya sıkıştırırsanız sevinirim.(Türkçe yazılan eserlerden bahsediyorum tabi ki) 3 örnek vermişsin: Biruni, İbni Sina, Hayyam. Ama işin komik tarafı hiçbiri eserlerini Türkçe yazmamışlardır. Alfabe değiştirmesek bile Arapça ve Farsça öğrenmeden bu kişilerin el yazmalarını anlamamıza imkan yoktur. Ortaya atttığınız fikrin ve örneğin neresinden tutarsanız elinizde kalır. Kuru muhalefet etmek için yazmayın lütfen.

    Ayrıca ülkemizde herkes Arapça öğrenip Kur'an okuyabilir. Dilerse Kur'an Türkçeye çevrilmiştir, ondan da yararlanabilirler.

    Cumhuriyetin kuruluş zamanında Anadolu'daki okuma yazma oranını Ahmet Taner Kışlalı her 100 erkekte 10, her 1000 kadında 4 olarak belitiyor. Bu oranın nesi yüksek? Siz yüksek görüyorsanız sizin dar görüşlülüğünüzdür bu!

    Türkçe'yi de Kürtçeyle karşılaştırmışsınız. Maşallah diyelim. Bu arada Kürtlerin'de Latin Alfabesine geçişlerini hatırlatmakta yarar var.

    Başta dediğim gibi hiçbir şey bilmiyorsunuz. Büyüklerinizin, hocalarınızın kulağınıza fısıldadıklarını aynen iletiyorsunuz, bilmeden, okumadan, araştırmadan. Sonra böyle ilginç yazılarla kendinizi kötü bir duruma sokuyorsunuz. Bizi düşünmüyorsanız kendinizi düşünün ve ne olur yazmadan önce bir şey bildiğinizden emin olun.

    "İçki Masasından" çıkan devrimlere kurban olun siz. Gücünüz yetmez o devrimleri devirmeye karşı devrimci uzman81

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    05-06-2007
    Mesajlar
    90
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı bilge tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bende kerameti kendinden menkul bu zevat nereye bağlayacak diye düşünüyordum yazıyı okduukça.

    Ezikliğin mertebe mertebe ayrılmayacağı muhakkak ama ayrılısa bu son noktadır

    İnsan yavrusu zatımız dil ve abaca hakkında tespitler bulunurken Türkçe kurallarını hiçe sayarak Türk'ün ismini küçük harfle yazması ise kendisine yeni dereceler eklemekte.

    Türkçe konuşmasını öğrenip yazmasını kendisine önermekte, esen kalmasını beklememekteyim


    Türkçe öğretmenliğini bırak arkadaş,yazdığım konulara verecek cevap bulamadığını söylesen daha mantıklı bir karşılık yazmış olurdunu.
    Kaç kişi imla kurallarına uyuyor,sadece türk kelimesini değil,türklükten daha önemli olan islam kelimesinide küçük harf ile yazıyorum,bende türküm ama türklüğümü diğer ırklardan üstün bir meziyet olarak görmüyorum.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Harf devrimi...
    2005 Konuları bölümünde g__o__r__a tarafından açılmış
    Yanıt: 142
    Son Mesaj: 22.07.05, 03:12

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •