AKUT'dan Ermeni soykırımı açıklaması...
AKUT, web sayfasında yayınladığı bildiride, Ermeni soykırımı
yalanlarına karşı Türk ulusunu göreve çağırdı...İşte o yazı..
"Ermeni Sorunu, Ermeni ulusunun gerçek çıkarlarından çok, dünya
kapitalistlerinin (emperyalistlerinin) ekonomik ve politik çıkarlarına
göre çözümlenmek istenmiştir."
Mustafa Kemal (1919)
Aziz ve Yüce Türk Milleti,
İçinde bulunduğumuz yıllar, tarihin çok acı bir döneminin, yakın
coğrafyamızda yer alan diğer devletler ve milletlerle birlikte 1914 –
1918 yılları arasında dokuz ayrı cephede savaşarak, bizim de yaşamak
zorunda kaldığımız 1. Dünya Savaşı çılgınlığının çeşitli dönem ve
olaylarının 90. yıldönümlerine denk gelmektedir.
Hatırlayacağınız gibi, yine AKUT'un ve diğer pek çok sivil inisiyatif
sahibi grubun ve yurtseverin öncülüğünde, 2004 yılının Aralık ayı
sonlarında, "90. Yılda Sarıkamış Şehitlerini Anma Etkinlikleri",
Türkiye'nin dört bir tarafından gelen yurttaşların desteğiyle, bugüne
dek hiç olmadığı kadar geniş bir katılım ve sahiplenme ile
gerçekleştirildi. Türk askerinin hiç bir zaman unutmadığı aziz
şehitlerimiz, 90 yıldır ilk kez sivil yurttaşların da yoğun
katılımıyla layık oldukları şekilde anıldılar.
1915 yılı, o güne dek dünyanın gördüğü en güçlü donanmayı 18 Mart
1915'te Çanakkale Boğazı'nda durduran yiğit Türk askerini ve ardından
dünyanın en kanlı savaşlarından birinin yaşandığı Gelibolu
Savaşları'nda, askeri strateji, deha ve cesaretini, dünyanın en güçlü
ordularına kabul ettiren o günün genç subayı, geleceğin devlet
kurucusu Mustafa Kemal'in ve emrindeki göğsümüzü her zaman kabartan
Türk askerinin şahlandığı yıl olarak, bir daha hiç unutulmamacasına
hafızalarımıza kazındı. 90 yıl öncesinin bu kahramanlık destanını ve
bu vatan uğruna kendini feda eden o kahramanları anmak için, bu yıl 18
Mart 2005 tarihinde, hepimiz tek bir yürek ve tek bir ses olarak
Çanakkale'de düzenlenecek etkinliklere katılmak için AKUT ailesi
olarak orada olacağız.
Benzeri şekilde bu yıl, hepimizi yakından ilgilendiren, ancak ne yazık
ki henüz tam olarak çözemediğimiz uluslararası ölçekte bir sorun
karşımıza çıkmak üzere gün sayıyor. Ermeni diasporası, Türk Milletini
dünya kamuoyunda özellikle son 30 yıldır rencide etmekte ve
aşağılamaktadır. Tarihsel gerçekleri sadece kendi menfaatleri için
saptırarak, bizleri bir soykırım uygulayıcıları olarak dünyaya
tanıtmaya çalışmakta, hatta çeşitli politik ve ekonomik baskılarla bu
yalan iddiaları için Batılı devletlerin parlamento ve bölge
meclislerinden hiçbir anlamı olmayan onaylar ve yasalar
çıkartmaktadır. Son derece fütursuzca, ama bugün için ciddiye alınarak
bütün kaynaklarımızla mücadele edilmesi gereken bir ölçekte
yalanlarını güçlendirmeye ve kendi lehlerinde bir dünya kamuoyu
yaratmaya çalışmaktadırlar. 24 Nisan 1915'i sözde Ermeni Soykırım Günü
ilan eden Ermeni diasporası, bu yıl 90. anma törenlerine
hazırlanmaktadırlar. Oysa anılan gün, 1.Dünya Savaşı sırasında, Doğu
Cephesi'nde Ruslarla savaşan Osmanlı Ordusu'nu her fırsatta arkadan
vurarak ve casusluk yaparak devlet aleyhine faaliyette bulunan ve
korumasız Müslüman köylerini basarak masum insanları katleden 2345
Ermeni komitecinin tutuklandığı gündür.
24 Nisan 2005'ten itibaren bizi, değil yapmak, aklımızdan bile
geçirmediğimiz bir soykırım iddiası ile bütün dünyaya karşı küçük
düşürme girişiminde bulunacak olan diaspora Ermenileri, iddialarını
tanıtma, kabul ettirme ve en sonunda da Türkiye Cumhuriyeti'nden
tazminat ve toprak talep etme planlarını da en güçlü şekilde karşımıza
çıkartacaklarını söylemektedirler.
İçinde bulunduğumuz şu günlerde, Türkiye'yi sıkıntıya sokan, herhangi
bir belgeye dayanmayan ve yalnızca iddia boyutunda kalan soykırım
suçlamaları karşısında daha dikkatli ve birbirimize daha bağlı olmamız
gereken bir sürece giriyoruz. Türk düşmanlığını bir geçim kaynağı
haline getiren ve varlıklarını sürdürebilmek için, her gün yeni
yalanlar ve sahte belgelerle dünya kamuoyunu yalan - yanlış
yönlendiren diaspora Ermenilerine karşı yapmamız gerekenler şunlardır:
1- 1.Dünya Savaşı yıllarında bu tür bir soykırımın yapılmadığını,
ancak Doğu Cephesi'nde savaş sırasında Rus ordusuyla birlikte Ermeni
çetelerinin Müslümanlara saldırması ve onları katletmeleri sonucu,
Osmanlı Devleti tarafından uygulanmasına karar verilen tehcir (göç
ettirme) sırasında, daha önceki Ermeni saldırılarından kurtulan,
çoğunluğu Kürt Aşiretlerinden oluşan bölge halkının intikam almak
üzere Ermenilere saldırması, göç sırasındaki bulaşıcı hastalıklar,
yiyecek sıkıntıları ve o günün koşullarının ağırlığı gibi sebepler
sonucunda, asla planlı bir soykırım uygulaması olmayan, ama savaş
koşullarının getirdiği ve tüm tarafların yaşamak zorunda kaldığı acı
olaylar olduğu her türlü platformda savunulmalıdır.
2- Birleşmiş Milletler'in 1948'de kabul ettiği ve Türkiye'nin de
1950'de kabul ederek yürürlüğe koyduğu 'Soykırım Yasası' özetle,
"hiçbir ayrılıkçı hareketi olmayan, silahlı örgütlenme ve devlete
karşı çatışmaya girmeyen masum bir ulusal, etnik ya da dini gurubun,
yalnızca o guruba ait olduğu için kısmen ya da tamamen egemen devletin
hükümetince ortadan kaldırılması" biçiminde tanımlanmıştır. Bu tanıma
en uygun örnek de, Nazi Almanyası'nın hükümet politikası olarak,
devletin örgütlü gücü ile yahudilere karşı uyguladığı planlı, organize
soykırımdır ve bütün dünyada da bu şekilde kabul edilmektedir. Doğu
Cephesi'ndeki savaş sürecinde Kürtlerle - Ermeniler arasında yaşanan
karşılıklı katliam ile soykırım kavramının birbirine karıştırılmaması
anlatılmalı, 1918'de göç ettirilen Ermenilerin eski yerlerine geri
dönmeleri için çıkarılan yasa sonucu Türkiye'ye kendi istekleriye
dönmeyen ve şimdi diaspora Ermenisi adını alan kitlenin bu tutarsız
iddiasının ardında, Mustafa Kemal'in o yıllarda dediği gibi, Doğu
Anadolu üzerinde oynanan emperyalist çıkarlar aranmalıdır.
3- 1918'de İstanbul'da kurulan Divan-ı Harp'te yargılanarak tutuklanıp
Malta'ya sürülen Ziya Gökalp başta olmak üzere çok sayıda kişi,
İngiliz Kraliyet Savcısı'nın soykırıma ilişkin bir belge bulamaması ve
olayları "karşılıklı katliam" olarak nitelemesi sonucu serbest
bırakılmışlardır. Ayrıca, İttihat ve Terakki Hükümeti'nin başlattığı
soruşturmayla, tehcir sırasında gerekli önlemleri yeterince almayan
çok sayıda idari görevli, idam cezası dahil çeşitli cezalara
çarptırılmıştır. Özetle, Ermeni olaylarına ilişkin tüm sorunlar
Cumhuriyet kurulmadan önce, uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde
sonuçlanmıştır.
4- Bu konularda çalışma yapan resmi, özel, sivil, askeri, akademik,
profesyonel veya gönüllü her gruba ve kişiye destek verilmelidir. Bu
destek için de en önemli ve olmazsa olmaz şart, öncelikle doğruları
öğrenmek ve öğretmektir.
5- Olayların üzerinden daha ancak bir insan ömrü kadar süre geçmesine
ve her türlü bilgi ve belgesi hala mevcut olmasına rağmen, özelde 1.
Dünya Savaşı sürecini yaşayan dedelerimize, genelde ise ulus olarak
bütün Türk Milletine karşı yapılan tüm bu yalan iddiaların ve haksız
suçlamaların tam tersine, gerçek insan sevgisi ve hoşgörü duygusu
üzerine kurulmuş olan Türk Kültürünün hiç haketmediği bu hakaretlerden
bir an önce kurtarılması sağlanmalıdır.
6- Son aşamada da, en az 30 yıldır hepimizi huzursuz eden, tereddüte
düşüren, diğer devletler ve milletler karşısında küçük düşüren ve
olmadık yerlere anıtlar diktirerek onurumuzu kıran bu süreci
yaşamamıza sebep olan ve destek veren bütün kişi, kurum ve
devletlerden, uluslararası hukuk kuralları doğrultusunda tazminat
talep edeceğimizi dünya kamuoyuna duyurmak olmalıdır.
7- Nitekim, Ermeni soykırım iddialarını kanıtlamak üzere Haziran
2005'te Viyana'da yapılacak toplantıya belge sunacağını açıklayan
Ermenistan, soykırım belgesi bulamadığı için toplantıya katılmaktan
vazgeçmiş bulunmaktadır. Böylece soykırım iddialarının kendi
kaynağından çürütüldüğü de tüm dünya kamuoyuna duyurulmalıdır.
8- Unutmamak gerekir ki, 2. Dünya Savaşı çılgınlığında, Nazi
Almanya'sı işgali ve baskısı altında 20 civarında Avrupa devletinde
15.000'den fazla Yahudi Toplama Kampı'nın kurulduğu ve neredeyse bütün
Avrupa'nın Yahudi öldürme veya olanlara seyirci kalma çılgınlığına
giriştiği bir süreçte bile, Türkler merhamet ve zorda olana yardım
etme duygularını yitirmemişlerdir. Öyle ki, bu soykırımdan
kurtarabildikleri kadarını kurtarmak için, o günün koşullarının bütün
elverişsizliğine rağmen, kendi canlarını bile tehlikeye atarak her
türlü zorluğa ve baskıya direnmişlerdir. Bugün bizi barbar veya
soykırım uygulayıcısı olarak suçlayanlara karşı tek yapmamız gereken
şey, bu ve daha pek çok benzeri gibi kendi geçmişlerinin insanlığa
sığmayacak kirli uygulamalarını gözler önüne sermek olmalıdır.
Tarihleri boyunca Partlar'ın, Selefküsler'in, Ruslar'ın, Persler'in,
Araplar'ın, Bizanslılar'ın ve Romalılar'ın yönetimleri altında sürekli
baskı ve din değiştirmeleri için işkenceye uğrayan Ermeniler, Selçuklu
İmparatorluğu'nun yönetiminde tarihlerinde ilk kez rahat bir yaşam
sürdürme olanağına, Fatih Sultan Mehmet zamanında 1461'de özgürce
ibadet edebilmeleri için Patrikhanelerine kavuşmuşlardır. Ermeniler,
900 yıl Türklerin yönetiminde uyum içinde yaşamış ve 20 bin Ermeni,
Osmanlı Devleti'nin çeşitli katmanlarında kamu görevi yapmışlardır.
Cumhuriyet'in kurulmasıyla, Lozan Antlaşması çerçevesinde azınlık
statüsü elde eden ve bugün için sayıları 70.000'in üstünde olan
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Ermenilerin günümüzde Türkiye sınırları
içerisinde açık durumda 33 kilise, 16 okul, 11 dernek ve 8 gazeteleri
bulunmaktadır.
Ermenistan 1991'de bağımsızlığına kavuştuğunda toplam nüfusu 3.6
milyon iken, batılı ülkelere göç nedeniyle şimdilerde ancak 1.6 milyon
nüfusa sahip bir ülkedir. Gerek 1918'de gerekse ikinci kez 1991'de
bağımsızlığına kavuştuğunda, bir devlet olarak onu ilk tanıyan ve
yardım eden Osmanlı hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olmuştur.
Bu konuda yorumunu size bırakmak üzere, Amerikalı tarih profesörü
Justin Mc. Carthy'nin "Sürgün ve Ölüm - Osmanlı Müslümanlarının Etnik
Temizliği – 1821 / 1922" kitabında geçen bir cümleyi de sizlerle
paylaşmak istiyoruz; "Eğer 15. yüzyıl Türkleri o kadar hoşgörülü
olmasaydı, 19. yüzyıl Türkleri bu kadar acı çekmezdi."
AKUT ailesi olarak, herşeyden daha çok değer verdiğimiz devletimize,
milletimize ve kültürümüze yapılan bu ağır hakaretlere karşı bu
çağrıyı yapmayı, Türkiye'nin en etkin ve güçlü sivil toplum
örgütlerinden biri olma bilinci ve sorumluluğu ile, üzerimize düşen
bir görev olarak değerlendiriyoruz.
Çağrımızın hepimize dostluk ve barış getirmesi dileğiyle,
Saygılarımızla,
AKUT
14-02-2005 11 : 47


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
That's all folks.. C'ya another time.. Who knows. 


Merak ediyorsanız buyrun...
