• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 17 1234567891011 ... SonSon
167 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    XLEONX adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-10-2005
    Mesajlar
    1,513
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    İslam'da Kölelik ve cariyelik

    Kölelik
    Kölelik bilindiği kadarı ile eski Mısır, Bâbil, Merzopatamya, eski Yunanistan ve Roma medeniyetlerinden itibaren binlerce yıllık geçmişi olan eski inanç, felsefe ve uygarlıklarda kökleşmiş bir kurumdur. İslam'ın gelir gelmez yüzlerce yıllık geçmişi olan ve hemen bütün toplum ve geleneklerde kökleşmiş olan köleliği kaldırması neredeyse imkansızdı. Köleliğin hemen kaldırılmasıını pratikte imkansız ya da faydasız kılan başlıca sebepler şunlardı:
    a) Kölelik, savaş esirlerinin toplu öldürülmelerini önlemesi bakımından yararlıydı.
    b) Esirlerden köle olarak yararlanma beklentisi savaşlarda gereksiz kan dökülmesini önlüyordu.
    c) Savaş sonunda karşı taraf müslüman esirleri kölelleştirdiğinden, İslamiyet'in köleliği tek yanlı olarak kaldırması düşünülemezdi.
    d) Bu kurumun hemen kaldırılması köleler için de çok ciddi ekonomik ve sosyal buhranlar doğurması muhtemeldi.


    Bütün bunlara rağmen Islam dini kölelerin durumlarını iyileştirme yönünde çok önemli yenilikler getirdi. Öncelikle İslam'ın getirdiği eşitlik ilkesine gör, hür köle ayırımı yapılmaksızın bütün insanlar bir erkek ve ile bir kadından yaratılmıştır.

    "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık....." (Hucurat, 13)

    Resulullah (s.a.v) buyuruyor:

    - Köleleriniz sizin kardeşlerinizdir. Onlara yediğiniden yedirin, giydiğinizden giydrin. ağır bir iş yüklemeyin; yüklerseniz onlara siz de yardım edin. (3)

    - Kölelerinize , kölem, câriyem demeyin; oğlum, kızım deyin. (4)

    - Sizden kimse "kölem!" "cariyem!" diye söylemesin. Hepiniz Allah'ın kölelerisiniz. (5)

    - Kim kölesini döverse onun cezası kölesini âzat etmekle yerine getirilir.

    Resulullah (s.a.v) savaş durumu dışında hür bir insanı yakalayarak köleleştirmeyi yasaklamıştır. İslam dini, savaş veya doğum yoluyla süren köleliğin hafifiletilmesini ve zamanla ortadan kaldırılmasını sağlamaya yönelik olarak da tedbirler almış ve köle âzat etmeyi en değerli ibadetlerden sayılmıştır. Bazı suçların ve hatalı davranışların günahlarından temizlenmek için köle azat edilmesi şart koşulmuştur.

    Kölelerin özgürlüğünü sağlamak üzere, devletin bütçeden bir pay ayırması öngörülmüş, savaş esirlerine -kamu yararını göz önünde bulundurarak- özgürlük verme hususunda devlet başkanına takdir yetkisi tanınmıştır.

    Köleliğin devam ettiği dönemlerde müslümanlar, Kur'an ve Sünnet'teki öğretiye uygun olarak, çoğunlukla köle ve cariyelerime birer aile üyesi olarak bakmılar, ayrıca köle satın alıp âzat ederek Allah rıasını kazanmayı ahlaki bir şuur olarak sürekli canlı tutmuşlardır. İslam tarihinin hiçbir döneminde kölelik önemli bir kazanç ve üretim aracı olarak görülmemiştir. Buna karşılık Batı'a köle ticareti yapmak ve köleleri bir üretim aracı olarak kullanmak temel bir zihniyet ve uygulama olarak sürmüştür. Batı'da köleliğin fiilen ortadan kalkması, bazı insani yaklaşımların yanında, daha çok sanayinin gelişmesi ve insan gücünün artık hem pahalı hem de verimsiz hale gelmesiyle mümkün olmuştur. İslam köleliği tamamen kaldırmayı hedeflediği, bunun için gerekli tedbirleri aldığı ve kapıyı açık bıraktığı için dünya köleliği kaldırmaya karar verdiğinde müslümanlar buna kolaylıkla katılabilmişlerdir; dinleri bu konuda onlar için bir engel değil, teşvik unsuru olmuştur.

    Kaynak:

    1) İlmihal, II, İslam ve Toplum, İsam, Türk Diyanet Vakfı, İstanbul, 1999, Sahife 326-328
    2) Islam City
    3) Buhari, İman, 22
    4) Muslim, Elfaz, 3
    5) Muslim, Elfaz, 13
    6) Müsned, II, 25,61)


    ELANUR arkadaşım benden, kuranda cariyelerin fuhuşa zorlanmasını yasaklayan ayet istemişti

    NUR 33

    33 - Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.


    32 - Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.

    (bu ayette gördüğünüz gibi köleliğin yok olması için kuran bu şekilde öğütler veriyor)

    Kur’an kölelik kurumunu kademe kademe kaldırmayı hedeflemiş ve sırf bunun için, köle azat etmeyi ibadet literatürünün içine almıştır

    işte bu ayettede bunu görebiliriz

    MÜCADELE 3

    3 - Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

    Hala bazılar islamın köleliği ve cariyeliği savunduğunu söyler
    ve bugün köle ve cariyelik bitmiştir ve bunu islamiyet başarmıştır
    Bu mesaj en son " 16.07.07 " tarihinde saat 06:32 itibariyle XLEONX tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    TCCCLive adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-05-2007
    Mesajlar
    361
    Karizma Gücü
    0
    " XLEONX " kardeşim,

    Paylaşımından dolayı teşekkür ederim. Ayrıca ben de katkıda bulunmak isterim.

    İSLAM'DA CARİYE VAR MI?

    Cariye, özellikle savaş sonucu esir düşmüş ve bir efendiye köle yapılmış kadın demek.


    Bu nedenle yazıya esir almak, köleleştirmek, cariye yapmak ile ilgili bir girişle başlayalım.


    ***

    Ölümüne girdiği zorlu bir meydan savaşı sonucu değilse esir almak bir peygambere yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, hâlbuki Allah sizin için ahireti istiyor. Allah çok güçlüdür, çok bilgedir.” (Enfal; 8/67)


    Bu ayet Bedir savaşında ele geçirilen esirlere ne yapılması gerektiği tartışması çıkınca nazil oldu.


    Rivayete göre Hz. Peygamber’in (s.a.v) yanına içlerinde kendi amcası Abbas ve amca çocuğu Akil b. Ebi Talip’in de bulunduğu yetmiş esir getirildi. Hz. Ebubekir bunların fidye alınıp serbest bırakılmasını teklif ederken, Hz. Ömer öldürülmelerini, Abdullah ibn Revaha da odunu bol bir ateşte yakılmalarını teklif etti. Hz. Peygamber bu teklifler üzerine duygulanarak Ebubekir’i İbrahim ve İsa’ya, Ömer’i Nuh ve Musa’ya benzeten bir konuşma yaptı ve fidye alınarak serbest bırakılmaları yönünde eğilim gösterdi. (Razi, İbn Kesir, Kurtubi).


    Dikkate edilirse ayette fidye almanın kınanıp, Hz. Ömer’in görüşü doğrultusunda öldürülmeleri gerektiği yolunda bir görüş belirtilmiyor. Sonuçta esirlerin öldürülmemiş olması, Allah tarafından da Hz. Ömer’in teklifi doğrultusunda öldürülmesinin istendiği yorumunu geçersiz kılmaktadır. Bilakis, tartışmaya katılan tarafların hepsi birden eleştiriliyor ve bu tartışmanın kendisi mahkûm ediliyor. Kur’an, esirlere ne yapılacağı konusunda taraf olmuyor. Ömer’in teklifi doğru Ebubekir’inki yanlış demiyor.


    Kuran’ın burada odaklandığı şeyin, kendilerinden çok şey beklediği Bedir’e çıkan bu bir avuç insanın “saf bir yürek temizliği içinde” olup olmadıkları olduğunu anlıyoruz. Yani asıl ganimet, ele geçirme, fidye, boyunlarını vurma, ateşte yakma vs. bunlar için tartışıp durmalarına içerliyor.

    Âdeta “Siz bunlar için savaşmadınız, sizin davanız esir, köle, fidye, ganimet, öldürme, yok etme vs. değil” demeye getiriyor ve demek istiyor ki: Ölümü göze alarak, yiğitçe ve mertçe giriştiği bir meydan savaşı sonucu olmadıkça bir peygambere esir almak yakışmaz. Savaşta yenilen taraf esir düşer; bu savaşın evrensel bir kuralıdır. Fakat bundan kişisel menfaat temin etmeye kalkmak, insanları köleleştirme amacı için kullanmak doğru değildir. Zafer sarhoşluğu içinde elinize esir düşen insanları öldürmeyi veya onları para karşılığı serbest bırakmayı düşünebiliyorsunuz. Hâlbuki siz saf hürriyet ve adalet savaşçısı olmalısınız. Böyle şeylere tenezzül etmemeniz gerekirdi. Size yakışan budur…


    Sonuçta, önceden fidye karşılığı bırakılanların ardından esirlerin her on kişiye okuma yazma öğretme karşılığı serbest bırakıldığını görüyoruz. Bilebildiğim kadarıyla dünya tarihinde bu bir ilktir.


    ***

    “Kur’an’ın ruhunu” bu olay vesilesi ile çok iyi kavradığı anlaşılan Hz. Ömer’in sonraki icraatlarının hep bu yönde olduğunu görüyoruz. O Hz. Ömer ki sonraki savaşlarda esir alınıp köle pazarlarında satılmak istenen insanları serbest bırakıp memleketlerine geri göndertmiştir. (bkz. “Kur’an köleliği kaldırdı mı” başlıklı makalemiz).

    Hele, Bedir’de ortaya çıkan “Kur’an’ın ruhu”nun, Hz. Ömer’den sonra Hz. Ali’de billurlaşan ifadesini şu olayda daha da net görüyoruz;


    Hz. Ömer’in hilafeti sırasında Suriye’nin fethi sebebiyle sayıları yüz bini bulan erkekli kadınlı esirler ele geçmişti. Bu kadar insana ne yapılacağı sorun olunca Hz. Ömer sahabeleri topladı ve onlara görüşlerini sordu. Yapılan tartışmalar sonucunda hepsi için “idam” kararı çıktı. Fakat bu Hz. Ömer’in içine sinmedi ve kararı kabul etmeyerek, o anda hasta olduğu için toplantıya gelemeyen Hz. Ali’ye haber gönderdi ve görüşünü sordu.

    Hz. Ali’nin verdiği cevabı lütfen dikkatle okuyun.

    “Kur’an’ın ruhu ve vicdanı” derken neyi kastettiğimi mükemmel anlatıyor.


    Ey Ömer! Bunların hepsi Bizans’ın zulmü altında inleyen sefil ve biçare insanlardır. Artık bunlar bizim halkımızdır. Bunların kolları ve cesetleri kazanıldı, şimdi de yüreklerinin kazanılmasına sıra geldi. Görüşüm şudur: Hepsini kayıtsız şartsız serbest bırak! İslam’ın sevgi, merhamet ve adaleti altında saadetle yaşasınlar. Varsınlar çoluk çocuklarına kavuşsunlar. (Filibeli Ahmet Hilmi; İslam Tarihi, shf. 287)


    Hz. Ali, Hz. Ömer’in şahsında gelecek nesillerin Müslümanlarına çok esaslı bir mesaj veriyor ve adeta şunu demeye getiriyor:

    Biz bu dini niçin kabul ettik, bu din neden var? Et kokmuş, tuz da kokarsa halimiz nice olur. Neden, niçin savaşıyoruz ey Ömer!


    Hz. Ömer bu görüşü büyük bir sevinçle kabul etti. Yüz bin esirin serbest bırakılması için derhal bölge komutanı Ebu Ebeyde b. Cerrah’a emir gönderdi.


    O devrin savaşlarında eşi ve benzeri görülmeyen bu alicenap hareket, o yüz bin esiri, İslam’ın gönüllü savaşçısı haline getirdi. Böylece İslam, fethettiği o gün için Bizans toprağı olan Suriye’den bir daha çıkmadı…


    “Fetih” açmak demek; gönüller açmak, yürekler fethetmek… İşgal ise zorla şekillendirmek... Bugün üzerine yan gelip yattığımız İslam dünyası topraklarının ne ile kazanıldığını sanıyorsunuz? Dünya Bizans’ın ve Sasani’nin zulmü altında ezilirken, İslam’ın, o günkü dünya kamuoyunda estirdiği hürriyet ve adalet rüzgarı ile değil mi?


    ***


    Şimdi…


    Giriş biraz uzun oldu ama lütfen “kadın köle” demek olan cariye konusunu bu giriş ışığında okuyun.


    “Cariye” kelimesi Arapça (CRY) kökünden geliyor. Sözlükte “olmak, geçmek, koşmak, akmak” demek. Yapmak, yürütmek, uygulamak (icra), akıcı, akan, geçerli (câri), kız çocuğu, halayık (câriyeh), su üzerinde akan, gemi (câriyetun), askerin günlük yiyeceği (cerâye), rota, alt yapı, kanal, çığır, akım yeri (mecra), akan, dolanan, elektrik akımı (cereyân) kelimeleri bu kökten…

    Şu halde cariye, akan, elden ele dolanan, parayla alınıp satılabilen köle kadın demek.


    Kur’an bir eski dünya alışkanlığı olan esir kadınların elden ele dolaşması, alınıp satılması olayına nasıl bakmaktadır?

    Evlilik yetmiyormuş gibi, bir de “cariye” adı altında bir takım kadınlara sahip olunabileceğini, hatta bunun bir sınırının da olmadığını mı söylemektedir? Dahası bunu Müslümanlara tavsiye mi etmektedir?


    ***


    Kur’an fekku ragabe (kölelik zincirlerini kırmak, parçalamak) ve tahriru regabe (kölelere özgürlük, hürriyet) diyerek köleliği kaldırma çağrısı yaptı. Aşama aşama kaldırma operasyonlarına girişerek köleliğin olmadığı bir toplum idealini Müslümanların önüne koydu. Bu çağrı o günkü dünyada muazzam bir rüzgar estirdi. Fakat köleci dünya buna direndi. (Bkz. “Kur’an köleliği kaldırdı mı” başlıklı makalemiz).


    Hayatın diğer tüm alanlarında olduğu gibi, savaşlardan da en çok zarar gören kadınlar oluyordu. O günkü dünyada savaşta yenilenin, borcunu ödeyemeyenin kendisi köle karısı veya kızı da cariye olurdu. Kadınlar alınıp satılır, elden ele dolaştırıldı. Bir cariye pazarına gidip kurbanlık hayvan seçer gibi kadının dişlerine, etine, boyuna posuna vs. bakıp satın alarak evinize götürebilirdiniz. (Tayland da hala bu uygulama devam ediyor. Zengin batılılar parayla kadın ve çocuk satın alıp evlerine/villalarına götürüyorlar).


    Her zaman mağdurun, mazlumun, ezilenin yanında olan ve hatta onların sesi ve soluğu olarak doğan Kur’an’ın böylesi bir uygulamayı onaylaması mümkün müdür?

    Kur’an’a baktığımızda kadınların çok kötü olan durumlarını düzeltmeye yönelik ayetlerin geldiğini ve bir dizi reforma giriştiğini görüyoruz. Kadınlarla ilgili bütün ayetleri bu çerçevede anlamak icab eder.


    Bu nedenle Kur’an’da “cariye” kavramı geçmez.

    Kur’an’da geçen “meleket eymanuhum” kavramını “cariyeler” olarak yorumlayanlar yanılıyorlar. Bu kavramın cariye manasına yorulması hem beyhudedir hem de Kur’an’ın ruhundan habersiz olmak manasına gelir. Şu halde bir çok meal ve tefsirde “cariye” olarak yorumlanan bu kavramı biraz deşelim bakalım ne demekmiş…



    MELEKET EYMANUKUM: Harfi harfine “Sağ ellerinizin sahip olduğu” demektir. Bu deyimle iki mananın kastedildiği anlaşılıyor; 1- Veli, şahitler vb. meşru şartları yerine getirerek nikah sahibi olmak 2- Savaş sonucu esir kadınlara sahip olmak. Yani ister hür ister esir böyle “meşru nikah sahibi olmadan” hiç kimseyle evlilik ilişkisine girilemeyeceği anlatılmak isteniyor. Çünkü “Sağ elin sahip olduğu” deyiminden maksat nikah mülkiyeti veya nikah sahibi olmaktır. Zira bu tabir henüz savaş ve esir kadın ele geçirmenin söz konusu olmadığı Mekke dönemi ayetlerinde de geçmektedir (70/30).

    Bu kavramın maksadı insanları zinadan menetmek ve yeni bir nikah bulunmaksızın veya eğer kadın memluke (esir, köle) ise nikah sahibi olmaksızın onlarla cinsi temasta bulunmaktan men etmektir. Cenabı-ı Hak bunu “sağ elin sahip olduğu” ile ifade etmiştir. Çünkü “sağ elin sahip olduğu” hem nikah ile evlenilen kadınlar hem de mülk olarak sahip olunan kadınlar hakkında söz konusudur (Razi).


    Demek ki savaşta esir alınan kadınlar, mübadele (esir değişimi) veya serbest bırakma söz konusu değilse, siyasi olarak esaret altında olurlar fakat onlarla cinsel ilişkiye girilemez. Yani “cariye” yapılamaz. Bunun için her normal kadınla yapıldığı gibi ayrıca nikah kıyılması gerekir. Buna ise “eş” denilir. İslam vicdanı her ne şekilde olursa olsun
    “nikahsız” ilişkiye cevaz vermez.


    ***

    Bu çerçevede Hz. Peygamber’in iki tane cariyesi olduğu görüşü de doğru değildir. Çünkü bunlardan ilki Reyhane, Medine’deki Yahudi Kurayza kabilesine mensup bir hanımdı. Bu kabile ile yapılan savaş sonunda esir düştü. Hz. Peygamber Reyhane’yi önce serbest bıraktı sonra da evlenme teklif etti. O da kabul edince nikah kıxxxxx evlendi. (Belazuri,1, 920).


    Mariye ise babası İranlı, annesi Yunan Mısırlı Hrıstıyan bir hanımdı. H. 7 yılda Hz. Peygamber’in İslam’a davet mektubuna bir yazı ile karşılık veren Mısır Kralı tarafından gönderilmişti. Hz. Peygamber’in Reyhane’ye yaptığını ona da yaptığı anlaşılıyor. Çünkü Kur’an içlerinde Mariye’nin de olduğu Hz. Peygamber’in hanımlarından ayırdetmeksizin “Ey peygamber eşleri” diye bahseder. Başka bir tabir kullanmaz. Mesela şu ayette adı geçen hanım Mariye idi.


    Ey peygamber! Eşlerini memnun etmek için Allah’ın serbest bıraktığı şeyi niçin kendine yasaklıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır. Allah yeminlerinizi bir çözüme bağlamayı istemektedir.” (Tahrim; 66/1-2).


    Eğer Mariye cariye olsaydı, onu kendine haram kılma (tahrim) söz konusu olmazdı. Bu nedenle bir çok müfessirin bunun bir boşama (talak, zıhar) olup olmadığını tartıştığını görüyoruz. (Razi, Kurtubi, İbn Kesir, Zemahşeri). Tahrim, talak, zıhar vs. ise nikah sorumluluğu altındaki “eşler” için geçerlidir. Buradaki eş ise Hafsa, Aişe ve Zeynep ile aynı statüde olan Mariye idi. Dahası Mariye, Hz. Peygamber’in tek erkek evladı olan İbrahim’in annesiydi. Cariye statüsünde olması bu açıdan da mümkün değildir.


    ***


    Meleket eymanuhum” kavramına dönelim…

    Genellikle “cariyeleri” diye çevrilen bu deyimin geçtiği ayetlerin meali, bu durumda, örneğin şöyle olmak icab eder;


    Kesin olan şu; müminler kurtulacak!
    Onlar namazlarında korku ve titreme içinde olanlardır.
    Onlar faydasız boş işlerlerle uğraşmayanlardır.
    Onlar karşılıksız arındırıcı harcamada bulunanlardır.
    Onlar iffetlerini koruyanlardır. Yalnızca eşleri yani meşru şekilde sahip oldukları ile birlikte olanlardır. Çünkü bu ayıplanacak bir şey değildir.
    Kim bunun ötesini ararsa, onlar da haddi aşanlardır.
    Yine onlar sözü ve emaneti namus bilenlerdir.
    Onlar namazlarını asla ihmal etmeyenlerdir.
    İşte onlardır varis olacak olanlar.
    İşte onlardır ebedi Firdevs’e varis olanlar (Mu’minun; 23/1-11)

    Ayette geçen “Ezvâcuhum ev ma meleket eymânuhum” ifadesi, “Yalnızca eşleri veya cariyeleri ile birlikte olanlardır.” değil; “Yalnızca eşleri yani meşru şekilde sahip oldukları ile birlikte olanlardır” manasına gelmektedir. Kadın erkek bütün eşleri kapsamaktadır. Çünkü 11 ayetlik yukarıdaki pasajda konu erkek ve kadın bütün müminlerin temel özelliklerinin sıralanmasıdır. Aradaki “ev” bağlacı seçenek bildiren “veya” değil; açıklama getiren “yani” anlamında kullanılıyor. Kur’an’ın kendi kendini tefsir ettiğine dikkat ediniz.

    Düşünmek veya/yani şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur” (Furkan; 25/62) ayetinde geçtiği gibi.


    Şu ayet ise, esir alınarak köle yapılan ve böylece evlilik dışı nikahsız cinsel ilişki kurulabilen kadın demek olan “cariye” uygulamasına yol olmadığının apaçık delilidir:


    Hür mümin kadınlarla (muhsanât) bir yuva kurmaya güç yetirecek durumda olmayanlarınız, savaşta esir alarak sahip olduğunuz (ma meleket eymânukum) iman etmiş kadınları düşünebilir. Allah imanınız ile ilgili her şeyi biliyor. İman edenler artık birbirinin can yoldaşıdırlar. Şu halde onları namusuyla yaşamaları şartıyla, ailelerinden izin alarak ve mehirlerini vererek nikâhlayın.” (Nisa; 4/25)


    Dikkat edin, düpedüz ailesinden izinli, mehirli, normal (meşru) evlilikten bahsediliyor. Rızası olmadan, izin alınmadan, mehir verilmeden, nikah kıymadan, sırf savaşta elime esir düştü diye kadıncağızı cariye yapmak bunu neresinde? Her şeyden önce bu Kur’an’ın ruhuna ve vicdanına ters.


    ***

    Şöyle bir soru soralım, daha iyi anlaşılsın. Bugün bir savaş olsa ve Müslümanların eline erkek ve kadınlardan oluşan yüzlerce, binlerce esir düşse, özellikle kadın olanlarına ne yapmak lazım gelir?


    Eskiden (ihya çağları) üretilen cariye fıkhına göre; ganimet olarak askerlerin mülküne birer ikişer verilip cariye yapılırlar. Ancak bu rastgele ve kuralsız bir şekilde de olmaz. Cariyenin önce hamile olduğunun anlaşılması için bir ay bekletilir. Cariyeye sadece efendisi dokunabilir. Efendisinden çocuğu olursa artık başkasına satılamaz ve efendisi ölürse azat edilir. Efendisinden başka birisiyle evlendirilirse cinsel hakları evlendiği adama geçer ve fakat mülkü efendisinde kalmaya devam eder. Hür eşlerdeki dört sınırı cariyelerde gözetilmez. Eğer efendisinden çocuğu olmazsa alınıp satılabilir. Cinsel ilişkide kullanılmaları için askerlere rasgele dağıtılamaz.

    Bunlar geçmiş çağlarda (ihya çağlarında) üretilen ve esir kadınların aşama aşama topluma kazındırılmalarını amaçlayan iyileştirilmiş kölelik hukukudur. En azından Roma veya Sasani kölelik uygulamasından daha insaflı olduğu kabul edilmelidir.


    Ancak bu uygulama kendi döneminde olumlu işlevler görmüşse de artık bir anlamı kalmamıştır. Kur’an’ın öngördüğünün bu olduğunu söylemek de mümkün değildir. Bu konuda geçmiş çağlar boyunca üretilen fıkıh, girişte değindiğimiz Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin ufkunu yakalamaktan uzaktır. Müslümanlar, tarihin ve insanlığın kendilerinden beklediğini yapmamışlar, ellerindeki Kitap’ın gerisine düşmüşlerdir. Hadi iyi niyeti elden bırakmayalım; o günkü insanlık şartlarını aşmaya güçleri yetmemiştir.


    Ancak bugün öyle değil.

    Onlardan dahi iyi bir noktadayız ve cesur olmamızı gerektirecek bir çok sebep var.

    Bugün yeniden üretilecek (inşa çağı) fıkhında bunun adı “savaş esirleri hukuku”dur. Buna göre bugün bir savaş olsa ve Müslümanların eline erkek ve kadınlardan oluşan yüzlerce esir düşse şunlar yapılır: Güvenliği sağlanmış korunaklı bir yerde bekletilirler. Ganimet olarak görülemezler. Esir alan askerlere dağıtılamaz, hiçbiri köle ve cariye yapılamaz. Evli olanların evlilikleri devam eder. Esir düştü diye ailesinden veya eşinden zorla koparılamaz, hangi dine göre kıyarsa kıymış olsun nikahı feshedilemez. Her türlü kötü muamele, angarya, işkence, tecavüz, cinsel taciz yasak olur. Misafir muamelesi görürler.

    Ya esir mübadelesi karşılığında serbest bırakılırlar.

    Ya fidye veya tazminat karşılığı salıverilirler.

    Ya örneğin, lisan belletme, teknoloji öğretme, meslek kazandırma vs. karşılığı üçer beşer serbest bırakılırlar. İçlerinden kendi istekleri ile evlenmek ve Müslüman toplumda yaşamak isteyen olursa, kendi rızasıyla, ailesinin izni alınarak (hatta çağrılarak) ve mehirleri tastamam verilerek bekarlarla telli duvaklı, davullu zurnalı baş göz edilip serbest bırakılırlar.

    Ya da zamanın Ali’si çıkar, hepsini bir meydana toplar, etkili, dokunaklı ve gayet centilmen bir hitapla; insanlığa ne getirmek istediklerini, niçin savaştıklarını, hürriyetin ve adaletin insanlık açısından önemini, İslam’ın sevgi ve merhamet dini olduğunu, kendilerini diğer din ve ideolojilerden ayıran farkın ne olduğunu, neye hizmet için var olduklarını tıpkı Hz. Ömer’e anlattığı gibi anlatır ve kayıtsız şartsız hepsi yurtlarına, yuvalarına gönderilerek serbest bırakılırlar.



    Kur’an’ın, girişte anlattığımız Bedir esirleri uygulamasında, daha sonraları da Hz. Ali’nin cevabında ifadesini bulan “ruhunu ve vicdanını” esas alan bir fıkıh çağımızda kanaatimce böyle olmak icap eder.

    Geçmişte Bizans’ın ve Sasani’nin köleci düzenlerine ve saray cariyelerine kendini kaptıranlar, ne yazık ki İslam’ın hürriyet ve adalet iklimini çoraklaştırmış, vicdanını kurutmuş, insanlıkta estirdiği o muazzam rüzgarı içten kırmış, üstelik bunun farkına bile varamamışlardır. Zihnini ve ufkunu eski (ihya) çağlarında donduran bir çoğumuz, hala farkında olmadığı için geçmişin cariye hukukunu aşamamaktadırlar. Halbuki her çağın fıkhı o çağda üretilir, o çağı yaşayanlarca üretilir.


    Yazanın giriş bölümünü tekrar okuyun; o muazzam rüzgar tekrar oradan esecek, başka yolu yok.

    KAYNAK: http://www.haber10.com/makale/7182/
    ---------------------------------------

    İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur.

    ---------------Mevlana---------------

    -------------------------------------------------------

    Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz?

    Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur.

    --------------Whoopi Goldberg----------------------

  3. #3
    XLEONX adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-10-2005
    Mesajlar
    1,513
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    hocam katkılarınız için teşekkürler

    ayrıca bu ayet gerçekten konuyu tam açıklayan bir ayet

    “Ölümüne girdiği zorlu bir meydan savaşı sonucu değilse esir almak bir peygambere yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, hâlbuki Allah sizin için ahireti istiyor. Allah çok güçlüdür, çok bilgedir.” (Enfal; 8/67)

  4. #4
    DoGaN_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-04-2007
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0
    Bayagi aciklayici ve güzel bir calisma olmus , her ikinizdende Allah razi olsun.

  5. #5
    XLEONX adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-10-2005
    Mesajlar
    1,513
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Bu konu bazı kimseler tarafından yanlış anlaşılıyo sanki islam köleliği destekliyomuş gibi gösteriliyo ama inşallah insanlar biraz olsun konuyu anlar

  6. #6
    ELaNuR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-02-2007
    Mesajlar
    1,597
    Karizma Gücü
    0
    Hmm konu icin tesekkürler Leon , yarin uyandigim zaman ilk isim bu konuya cevap yazmak olacak.

    Yönetici arkadaslardan ricam bu yazimi silmesinler , yarin icin yer ayirdim sadece , suan yazilanlari editleyip yerine konuya cevabimi yazacam.
    Derdini SöyLemeyen iyi eder , birde onun derdiyLe ugrasamam !
    Ne kadar kücük seyler icin aglardik
    Bir tutam sac, bir oyuncak araba, bir bebek
    Simdi büyüdük..
    Cok büyük olaylar bile aglatmiyor bizi, ölümler, savaslar, iflaslar
    Simdi daha mi güclüyüz? Yoksa daha mi aliskin?
    Hayati ögrenmek, alismak mi acaba?

    Keşke Hep Cocuk KaLsaydım..da, Dizimdeki Yarayı En Büyük Acı Sansaydım..

  7. #7
    XLEONX adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-10-2005
    Mesajlar
    1,513
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Elanur kardeşim

    Bence sen bu yazıyı benden islam dinini anlamak için değilde
    sanki yine islam dinine laf sokacak bir yer bulmak için istedin

    konu gayet açık ve net artık bi kulp takma istersen
    bana dedinki islam dini cariyeleri fuhuşa zorluyor

    bende sana

    NUR 33

    33 - Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir

    bu ayeti yazdım ve kuranın böyle bir amacı olmadığını gösterdim lütfen sadece islamı kötülemek amacıyla bişeyler yazma gerçekten kafana takılan bişey varsa burda bunu tartışalım ciddi bir şekilde

  8. #8
    SempatiQQ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-07-2006
    Mesajlar
    519
    Karizma Gücü
    0
    Konu için teşekkürler XleonX

    Birazdan rahmetli turan abilerinin sitelerinden bulurlar üç-beş yazı yapıştırırlar buraya. Bıktık senelerdir bunlara cevap vermekten.
    herkes bu hayata tutunmak için kendine afyon buluyor...

    futbol... sans oyunları... seks... müzik....aşk... siyaset... kurtarıcı olma...

    mal mülk sahibi olma... güç gösterisi...

    asıl önemlisi... biz inananların afyonunu hor görüyorsun ama
    acep kendi afyonunun farkındamısın

    kendi afyonunu söylede bakalım hangimiz.... daha gülünecek durumdayız....

  9. #9
    XLEONX adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-10-2005
    Mesajlar
    1,513
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı SempatiQQ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Konu için teşekkürler XleonX

    Birazdan rahmetli turan abilerinin sitelerinden bulurlar üç-beş yazı yapıştırırlar buraya. Bıktık senelerdir bunlara cevap vermekten.
    Ewet dostum bende bundan bahsediyorum
    Kendi uydurdukları şeyleri sanki bizim görüşlerimiz gibi gösteriyorlar ve islamın imajını karalıyorlar

    bana demişlerdiki "biz bunları uydurmuyoruz senin kuran ında yazıyor islamın cariyeleri fuhuşa zorladığını"

    işte kanıtladım kuranda böyle birşey olmadığını
    demekki kendi uydurdukları şeyler bunlar

  10. #10
    abdi1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2007
    Mesajlar
    3,912
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    İSLAM kelimesi S, L,M köklerinden türemiştir.Allah'â teslimiyet , Barış, huzur, selamet, esenlik ...anlamına gelir..
    Bütün Peygamberlerin Dinidir..Allahın tek dini İSLAMDIR..
    Al-i İmran Suresi(85)
    Kim İslam'dan başka bir din ararsa, ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
    Al-i İmran Suresi(19)
    Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.

    İslam Güzelikler MANZUMESİDİR..Kulların İki Cihanda Felahı,İyiliği Ve Rahatlığının Tesisisdir..
    Haramiyeti belli olanlar dışında BÜTÜN GÜZELLİKLER İSLAM'dır..
    Zamanla İcat olan Haramiyeten uzak,Her Güzelik İSLAMIN MALIDIR..
    Zulum,Kin ,Düşmanlık,Terör İnsanlığın Lanetlediği HİÇ BİR ŞEY İslamla beraber ANILAMAZ..
    Kölelik ve cariyelikte DİN'ın icadı değil.O zaman Arap Toplumunda Olağan olan Durumun Güzeleştirilmesi için o yönlü ayetler İndirilmiştir..
    Cariyelik Ve Kölelik Hz.Kuranın Yaklaşımı ile Düzene girmiş.Ve Kısa zaman içinde Ortadan Kalkmıştır..
    İSLAM FERDİN ÖZGÜRLÜĞÜDÜR..İNANCIN ÖZGÜRLÜĞÜ KULLARIN BİRİ BİRİNE OLAN HAD VE HUDUDU YAŞANABİLİR GER&#199K İSLAMIN ANA KAİDESİDİR..
    Bu gün CUMHURİYET DEMOKRASİ ve YAŞANABİLEN LAİKLİK İslamın ÖZ MALIDIR..
    İSLAM M&#220KÜN TEK SAHİBİNİN KULLARINA Barış, huzur, selamet, esenlik ..İÇİN TEK YOLU VE TEK DİNİDİR..
    Nerde Güzelik VAR ise M&#220KÜN TEK SAHİBİ ALLAH'ın KULLARINA İKRAMIDIR..RAHMANIN Bu DÜNYADAKİ TECELİSİ İLLA GÜZELLİKTİR..
    Onun için TÜM GÜZELLİKLER DİN Çirkinlikler LA DİN'dir YANİ DİN DEĞİLDİR..

    saygılar
    Benim Gibi Niçin İnanmamış Diye,O Hem Cinsimi Yermek, Benim İnancım ve Yaşantımla bağdaşmıyor, her Hangi Bir Şahsı Aşağılamak, Hakkı Kimseye Verilmemiştir!..

    Pir.H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

    ALLAH:hzALLAH

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Anglikan Kilisesi'nden kölelik özrü..
    2006 Konuları bölümünde PATAGONYALI tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 09.02.06, 05:40

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •